İmam Kâzım aleyhisselamı’n Özel Ziyareti

İmam Musa b. Cafer’in özel ziyareti şöyledir: Seyyid b. Tavus “Mezar”da diyor ki: O hazreti ziyaret etmek istediğinde önce gusül yapıp kalp huzuruyla, küçük adımlarla ve vakarla hareme doğru hareket et. Haremin kapısına ulaşıldığında durarak şöyle de:

اللّٰهُ أَكْبَرُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ، لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ، الْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَىٰ هِدايَتِهِ لِدِينِهِ، وَالتَّوْفِيقِ لِمَا دَعا إِلَيْهِ مِنْ سَبِيلِهِ . اللّٰهُمَّ إِنَّكَ أَكْرَمُ مَقْصُودٍ، وَأَكْرَمُ مَأْتِيٍّ، وَقَدْ أَتَيْتُكَ مُتَقَرِّباً إِلَيْكَ بِابْنِ بِنْتِ نَبِيِّكَ صَلَوَاتُكَ عَلَيْهِ وَعَلَىٰ آبائِهِ الطَّاهِرِينَ وَأَبْنائِهِ الطَّيِّبِينَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَلَا تُخَيِّبْ سَعْيِي، وَلَا تَقْطَعْ رَجائِي، وَاجْعَلْنِي عِنْدَكَ وَجِيهاً فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ.

“Allah-u Ekber, Allah-u Ekber, O’ndan başka ilâh yoktur. Allah-u Ekber, dinine hidayeti ve davet ettiği yola muvaffak ettiği için Allah’a hamd olsun.

Allah’ım! Sen kastedilenlerin en kerimi ve hacetler için kapısına gidilenlerin en yücesisin. Ben, peygamberinin kızının oğlunun -rahmetin onun, tertemiz babalarının ve temiz evlatlarının üzerine olsun- vasıtasıyla sana yaklaşarak dergâhına geldim.

Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle. Çabamı boşa çıkarma, ümidimi kesme, dünya ve ahirette kendi yanında beni haysiyetli ve sana yakınlaştırılmış kullardan kıl.”

Sonra sağ ayakla hareme gir ve de ki:

بِسْمِ اللّٰهِ، وَبِاللّٰهِ، وَفِي سَبِيلِ اللّٰهِ، وَعَلَىٰ مِلَّةِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ . اللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِي وَ لِوالِدَيَّ وَ لِجَمِيعِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ.

“Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Allah yolunda ve Resulullah’ın -Allah’ın rahmeti ona ve Ehl-i Beyti’ne olsun- dini üzere. Allah’ım! Beni, anamı, babamı, bütün mümin erkek ve kadınları bağışla.”

Kubbenin kapısına ulaştığında dur ve giriş için şöyle izin al:

أَأَدْخُلُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ؟ أَأَدْخُلُ يَا نَبِيَّ اللّٰهِ ؟ أَأَدْخُلُ يَا مُحَمَّدَ بنَ عَبْدِاللّٰهِ ؟ أَأَدْخُلُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ ؟ أَأَدْخُلُ يَا أَبا مُحَمَّدٍ الْحَسَنَ ؟ أَأَدْخُلُ يَا أَبا عَبْدِاللّٰهِ الْحُسَيْنَ ؟ أَأَدْخُلُ يَا أَبا مُحَمَّدٍ عَلِيَّ بْنَ الْحُسَيْنِ ؟ أَأَدْخُلُ يَا أَبا جَعْفَرٍ مُحَمَّدَ ابْنَ عَلِيٍّ ؟ أَأَدْخُلُ يَا أَبا عَبْدِاللّٰهِ جَعْفَرَ بْنَ مُحَمَّدٍ ؟ أَأَدْخُلُ يَا مَوْلايَ يَا أَبَا الْحَسَنِ مُوسَى بْنَ جَعْفَرٍ ؟ أَأَدْخُلُ يَا مَوْلايَ يَا أَبا جَعْفَرٍ ؟ أَأَدْخُلُ يا مَوْلايَ مُحَمَّدَ ابْنَ عَلِيٍّ؟

“Girebilir miyim ya Resulellah; girebilir miyim ey Allah’ın peygamberi; girebilir miyim ey Muhammed b. Abdullah; girebilir miyim ey Emirulmüminin; girebilir miyim ey Eba Muhammed Hasan; girebilir miyim ey Eba Abdullah-il Hüseyin; girebilir miyim ey Eba Muhammed Ali b. Hüseyin; girebilir miyim ey Eba Cafer Muhammed b. Ali; girebilir miyim ey Eba Abdullah Cafer b. Muhammed. Girebilir miyim ey mevlam ey Eba Hasan Musa b. Cafer; girebilir miyim ey mevlam Eba Cafer. Girebilir miyim ey mevlam Muhammed b. Ali.”

Sonra içeri gir ve dört defa “Allah-u Ekber” söyle. Sonra sırtın kıbleye gelecek şekilde türbenin karşısında dur ve şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ اللّٰهِ وَابْنَ وَلِيِّهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ وَابْنَ حُجَّتِهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا صَفِيَّ اللّٰهِ وَابْنَ صَفِيِّهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يا أَمِينَ اللّٰهِ وَابْنَ أَمِينِهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نُورَ اللّٰهِ فِي ظُلُماتِ الْأَرْضِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا إِمامَ الْهُدىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عَلَمَ الدِّينِ وَالتُّقىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خازِنَ عِلْمِ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خازِنَ عِلْمِ الْمُرْسَلِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نائِبَ الْأَوْصِياءِ السَّابِقِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَعْدِنَ الْوَحْيِ الْمُبِينِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا صاحِبَ الْعِلْمِ الْيَقِينِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عَيْبَةَ عِلْمِ الْمُرْسَلِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْإِمامُ الصَّالِحُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْإِمامُ الزَّاهِدُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْإِمامُ الْعابِدُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْإِمامُ السَّيِّدُ الرَّشِيدُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْمَقْتُولُ الشَّهِيدُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ وَابْنَ وَصِيِّهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَوْلايَ مُوسَى بْنَ جَعْفَرٍ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ؛

“Selam olsun sana ey Allah’ın velisi ve O’nun velisinin oğlu. Selam olsun sana ey Allah’ın hücceti ve hüccetinin oğlu. Selam olsun sana ey Allah’ın seçtiği ve seçtiğinin oğlu. Selam olsun sana ey Allah’ın emini ve emininin oğlu. Selam olsun sana ey yeryüzünün karanlıklarında Allah’ın nuru. Selam olsun sana ey hidayet imamı. Selam olsun sana ey din ve takva nişanesi. Selam olsun sana ey peygamberlerin ilminin mahzeni. Selam olsun sana ey elçilerin ilminin mahzeni. Selam olsun sana ey geçmiş vasilerin naibi. Selam olsun sana ey açık vahyin madeni. Selam olsun sana ey ilm-i yakinin sahibi. Selam olsun sana ey elçilerin ilminin sandığı. Selam olsun sana ey salih imam. Selam olsun sana ey zahid imam. Selam olsun sana ey abid imam. Selam olsun sana ey ümmetin büyük ve cesur imamı. Selam olsun sana ey katledilen şehid. Selam olsun sana ey Resulullah’ın ve vasisinin oğlu. Selam olsun sana ey mevlam Musa b. Cafer; Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.

أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ بَلَّغْتَ عَنِ اللّٰهِ مَا حَمَّلَكَ، وَحَفِظْتَ مَا اسْتَوْدَعَكَ، وَحَلَّلْتَ حَلالَ اللّٰهِ، وَحَرَّمْتَ حَرامَ اللّٰهِ، وَأَقَمْتَ أَحْكامَ اللّٰهِ، وَتَلَوْتَ كِتابَ اللّٰهِ، وَصَبَرْتَ عَلَى الْأَذىٰ فِي جَنْبِ اللّٰهِ، وَجاهَدْتَ فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهادِهِ حَتَّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ مَضَيْتَ عَلَىٰ مَا مَضىٰ عَلَيْهِ آباؤُكَ الطَّاهِرُونَ وَأَجْدادُكَ الطَّيِّبُونَ الْأَوْصِياءُ الْهادُونَ الْأَئِمَّةُ الْمَهْدِيُّونَ، لَمْ تُؤْثِرْ عَمىً عَلَىٰ هُدىً، وَلَمْ تَمِلْ مِنْ حَقٍّ إِلىٰ باطِلٍ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ نَصَحْتَ لِلّٰهِ وَ لِرَسُولِهِ وَلِأَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، وَأَنَّكَ أَدَّيْتَ الْأَمانَةَ، وَاجْتَنَبْتَ الْخِيانَةَ، وَأَقَمْتَ الصَّلاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكَاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَعَبَدْتَ اللّٰهَ مُخْلِصاً مُجْتَهِداً مُحْتَسِباً حَتَّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، فَجَزاكَ اللّٰهُ عَنِ الْإِسْلامِ وَأَهْلِهِ أَفْضَلَ الْجَزاءِ وَأَشْرَفَ الْجَزاءِ؛

Şahadet ederim ki sen Allah tarafından O’nun sana yüklediği şeyi ulaştırdın, sana emanet bıraktığını korudun, Allah’ın helalini helal bildin ve Allah’ın haramını haram bildin. Allah’ın hükümlerini ayakta tuttun. Allah’ın kitabını tilavet ettin. Allah için eziyetlere sabrettin. Yakin (ölüm) gelip seni buluncaya kadar Allah yolunda hakkıyla cihad ettin.

Şahadet ederim ki sen tertemiz babalarının ve hidayet üzere imamlar ve hidayet edici vasiler olan iyi dedelerinin yolundan gittin. Hiçbir zaman körlüğü (delaleti) hidayete tercih etmedin ve haktan batıla meyletmedin.

Şahadet ederim ki sen -insanlara- Allah ve Resulü ve Emirulmüminin’in yolunu nasihat ettin. Ve sen emaneti eda ettin ve ihanetten sakındın. Namazı ayakta tuttun. Zekatı verdin. Marufu emrettin ve münkerden sakındırdın. Ölüm gelip seni buluncaya kadar Allah’a ihlasla, çabayla ve Allah’ın mükafatını gözeterek ibadet ettin. Bundan dolayı Allah İslam ve -İslam- ehlinden sana en üstün ve en yüce mükâfatı versin.

أَتَيْتُكَ يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ زائِراً، عارِفاً بِحَقِّكَ مُقِرّاً بِفَضْلِكَ، مُحْتَمِلاً لِعِلْمِكَ، مُحْتَجِباً بِذِمَّتِكَ، عائِذاً بِقَبْرِكَ، لائِذاً بِضَرِيحِكَ، مُسْتَشْفِعاً بِكَ إِلَى اللّٰهِ، مُوالِياً لِأَوْلِيائِكَ، مُعادِياً لِأَعْدائِكَ، مُسْتَبْصِراً بِشَأْنِكَ وَبِالْهُدَى الَّذِي أَنْتَ عَلَيْهِ، عالِماً بِضَلالَةِ مَنْ خالَفَكَ وَبِالْعَمَى الَّذِي هُمْ عَلَيْهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي وَنَفْسِي وَأَهْلِي وَمالِي وَوَلَدِي يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ أَتَيْتُكَ مُتَقَرِّباً بِزِيارَتِكَ إِلَى اللّٰهِ تَعَالىٰ، وَمُسْتَشْفِعاً بِكَ إِلَيْهِ فَاشْفَعْ لِي عِنْدَ رَبِّكَ لِيَغْفِرَ لِي ذُنُوبِي، وَيَعْفُوَ عَنْ جُرْمِي، وَيَتَجاوَزَ عَنْ سَيِّئاتِي، وَيَمْحُوَ عَنِّي خَطِيئاتِي، وَيُدْخِلَنِي الْجَنَّةَ، وَيَتَفَضَّلَ عَلَيَّ بِما هُوَ أَهْلُهُ، وَيَغْفِرَ لِي وَلِآبائِي وَلِإِخْوانِي وَأَخَواتِي وَ لِجَمِيعِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ فِي مَشارِقِ الْأَرْضِ وَمَغَارِبِهَا بِفَضْلِهِ وَجُودِهِ وَمَنِّهِ.

Ey Resulullah’ın oğlu! Bir ziyaretçi olarak, senin hakkını bilerek, faziletini itiraf ederek, ilmini tahammül ederek, ahdinin arkasına girerek, kabrine ve türbene sığınarak, seni Allah’a vasıta kılarak, dostlarını severek ve düşmanlarına düşman olarak, makamının ve senin sahip olduğun hidayet makamının bilincinde olarak, sana muhalefet edenin dalaletini ve onların körlüğünü bilerek sana geldim.

Anam, babam, canım, çoluk-çocuğum, malım, evladım sana feda olsun ey Resulullah’ın oğlu! Senin ziyaretinle Allah Teâlâ’ya yaklaşarak ve seni O’na şefaatçi kılarak sana geldim. O halde günahlarımı bağışlaması, suçlarımı affetmesi, kusurlarımdan geçmesi, hatalarımı yok etmesi, beni cennete sokması, bana kendisinin layık olduğu şeyi ihsan etmesi; beni, babalarımı, erkek ve kız kardeşlerimi, yeryüzünün doğusundaki ve batısındaki bütün mümin erkek ve kadınları kendi fazlı, bağışı ve ihsanıyla bağışlaması için Rabbinin huzurunda bana şefaatçi ol.”

Sonra kendini kabrin üzerine atıp türbeyi öp ve yüzünün iki tarafını türbeye sürerek hacetlerini iste; sonra da türbenin baş tarafına giderek şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَوْلايَ يَا مُوسَى بْنَ جَعْفَرٍ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ، أَشْهَدُ أَنَّكَ الْإِمامُ الْهادِي وَالْوَلِيُّ الْمُرْشِدُ، وَأَنَّكَ مَعْدِنُ التَّنْزِيلِ، وَصَاحِبُ التَّأْوِيلِ، وَحَامِلُ التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ، وَالْعَالِمُ الْعَادِلُ، وَالصَّادِقُ الْعَامِلُ، يَا مَوْلايَ أَنَا أَبْرَأُ إِلَى اللّٰهِ مِنْ أَعْدائِكَ، وَأَتَقَرَّبُ إِلَى اللّٰهِ بِمُوالاتِكَ، فَصَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ آبائِكَ وَأَجْدادِكَ وَأَبْنائِكَ وَشِيعَتِكَ وَمُحِبِّيكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ.

“Selam olsun sana ey mevlam Musa b. Cafer; Allah’ın rahmet ve bereketi senin üzerine olsun. Şahadet ederim ki sen hidayet edici imamsın, yol gösterici velisin. Sen tenzilin madeni ve tevilin sahibi, Tevrat ve İncil’i taşıyansın. Adil bir alimsin, ilmiyle amel eden doğrusun.

Ey mevlam! Ben senin düşmanlarından Allah’a doğru uzaklaşıyor ve senin sevginle Allah’a yaklaşıyorum. Allah sana, senin babalarına, dedelerine, oğullarına, izleyicilerine ve seni sevenlere rahmet etsin; Allah’ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun.”

Sonra iki rekat ziyaret namazı kılarak namazda Yâsîn ve Rahman suresini veya Kur’an’dan okunması kolay olan herhangi bir sureyi oku ve sonra da hacetlerini iste.

İmam Musa Kâzım’ın (a.s) Diğer Bir Ziyareti

Şeyh Mufid, Şeyh-i Şehid ve Muhammed b. Meşhedî şöyle demişlerdir: Bağdat’ta İmam Musa Kâzım’ı (s.a) ziyaret etmek istediğin zaman önce ziyaret guslü al; sonra İmam’ın haremine doğru hareket et. -Hareme ulaşınca- kapısında durarak giriş izni istedikten sonra şu zikirleri söyleyerek hareme gir:

بِسْمِ اللّٰهِ وَبِاللّٰهِ، وَفِي سَبِيلِ اللّٰهِ، وَعَلَىٰ مِلَّةِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَالسَّلامُ عَلَىٰ أَوْلِيَاءِ اللّٰهِ.

“Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Allah yolunda ve Resulullah’ın -Allah’ın salatı onun ve Ehl-i Beytinin üzerine olsun- dini üzere. Ve selam olsun Allah’ın velilerine”

 

Sonra içeri gir. İmam Musa b. Cafer’in (a.s) kabrinin karşısına gelince dur ve şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نُورَ اللّٰهِ فِي ظُلُماتِ الْأَرْضِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا بابَ اللّٰهِ، أَشْهَدُ أَنَّكَ أَقَمْتَ الصَّلاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكَاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَتَلَوْتَ الْكِتَابَ حَقَّ تِلاوَتِهِ، وَجَاهَدْتَ فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهادِهِ، وَصَبَرْتَ عَلَى الْأَذَىٰ فِي جَنْبِهِ مُحْتَسِباً، وَعَبَدْتَهُ مُخْلِصاً حَتَّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، أَشْهَدُ أَنَّكَ أَوْلَىٰ بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِهِ، وَأَنَّكَ ابْنُ رَسُولِ اللّٰهِ حَقّاً، أَبْرَأُ إِلَى اللّٰهِ مِنْ أَعْدائِكَ، وَأَتَقَرَّبُ إِلَى اللّٰهِ بِمُوالاتِكَ، أَتَيْتُكَ يَا مَوْلايَ عارِفاً بِحَقِّكَ، مُوالِياً لِأَوْلِيائِكَ، مُعادِياً لِأَعْدائِكَ، فَاشْفَعْ لِي عِنْدَ رَبِّكَ.

“Selam olsun sana ey yeryüzünün karanlıklarında Allah’ın nuru, selam olsun sana ey Allah’ın velisi, selam olsun sana ey Allah’ın hücceti, selam olsun sana ey Allah’ın -rahmet- kapısı! Şahadet ederim ki sen namazı ikamet ettin, zekatı verdin, marufu emrettin ve münkerden sakındırdın, Allah’ı Kitabı’nı (Kur’an’ı) hakkıyla tilavet ettin, Allah yolunda hakkıyla cihad ettin, hak yolunda Allah’ın rızası ve mükafatını göz önünde bulundurarak eziyetlere sabrettin, ihlasla Allah’a ibadet ettin; nihayet ölüm gelip seni buldu. Şahadet ederim ki, sen Allah ve Resulüne evlasın (yakınsın) ve sen gerçekten Resulullah’ın oğlusun; senin düşmanlarından Allah’a doğru uzaklaşıyor ve senin dostluğunla Allah’a yaklaşıyorum. Ey mevlam! Senin hakkını bilerek, dostlarını dost edinerek ve düşmanlarına düşman olarak sana geldim. O halde Rabbi’nin yanında bana şefaat et.”

Sonra kendini kabrin üzerine atıp kabri öp, yanaklarını kabre bırak. Sonra oradan geri dönerek İmam’ın baş tarafında dur ve şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ، أَشْهَدُ أَنَّكَ صادِقٌ، أَدَّيْتَ ناصِحاً، وَقُلْتَ أَمِيناً، وَمَضَيْتَ شَهِيداً، لَمْ تُؤْثِرْ عَمىً عَلَى الْهُدىٰ، وَلَمْ تَمِلْ مِنْ حَقٍّ إِلىٰ باطِلٍ، صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ آبائِكَ وَأَبْنائِكَ الطَّاهِرِينَ.

Selam olsun sana ey Resulullah’ın oğlu! Şahadet ederim ki sen sadıksın -vazifeni- hayır sever bir şekilde eda ettin, emanetçi olarak halka söyledin ve şahadetle dünyadan göçtün. Kalp körlüğünü hidayete tercih etmedin ve haktan batıla meyletmedin. Allah’ın salatı senin, tertemiz babalarının ve evlatlarının üzerine olsun.

Sonra nurlu kabri öp ve iki rekat ziyaret namazı kıl; sonra iki rekat istediğin herhangi bir namaz kıl ve peşinden secdeye kapanarak şöyle de:

اللّٰهُمَّ إِلَيْكَ اعْتَمَدْتُ، وَ إِلَيْكَ قَصَدْتُ، وَبِفَضْلِكَ رَجَوْتُ، وَقَبْرَ إِمامِيَ الَّذِي أَوْجَبْتَ عَلَيَّ طاعَتَهُ زُرْتُ، وَبِهِ إِلَيْكَ تَوَسَّلْتُ، فَبِحَقِّهِمُ الَّذِي أَوْجَبْتَ عَلَىٰ نَفْسِكَ اغْفِرْ لِي وَ لِوالِدَيَّ وَ لِلْمُؤْمِنِينَ يَا كَرِيمُ.

Allah’ım! Sana dayandım, Seni kastettim, senin fazlını ümit ettim; itaatini bana farz kıldığın imamımın mezarını ziyaret ettim ve onun vesilesiyle sana tevessül ettim. O halde kendi üzerine farz kıldığın onların hakkı için beni, babamı, annemi ve müminleri bağışla; ey Kerim!”

Sonra yüzünün sağ tarafını mezara bırakarak şöyle de:

اللّٰهُمَّ قَدْ عَلِمْتَ حَوائِجِي فَصَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاقْضِها.

Allah’ım! Gerçekten sen benim hacetlerimi biliyorsun; o halde Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle ve benim hacetlerimi reva eyle.

Sonra da yüzünün sol tarafını mezara bırakarak şöyle de:

اللّٰهُمَّ قَدْ أَحْصَيْتَ ذُنُوبِي، فَبِحَقِّ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاغْفِرْها، وَتَصَدَّقْ عَلَيَّ بِما أَنْتَ أَهْلُهُ.

“Allah’ım! Günahlarımı saydın (sayısını biliyorsun); o halde Muhammed ve Ehl-i Beyt’inin hakkı hürmetine -Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle- günahlarımı bağışla ve kendinin layık olduğun şeyle bana merhamet et.”

Sonra secdeye dönerek yüz defa şöyle de:

«شُکْراً شُکْراً»

Sonra başını secdeden kaldırarak istediğin kişi hakkında istediğin duayı et.

Yüce Seyyid Ali b. Tavus (r.a) “Misbahu’z-Zair” adlı eserinde Musa b. Cafer’in (a.s) ziyaretlerinin birinde imamın fazilet, menkıbe, ibadet ve musibetlerinin bir bölümünü içeren bu ziyareti nakletmiştir; ziyaretçi bu ziyareti okumanın feyzinden kendisini mahrum etmesin:

اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَأَهْلِ بَيْتِهِ، وَصَلِّ عَلَىٰ مُوسَى بْنِ جَعْفَرٍ وَصِيِّ الْأَبْرارِ، وَ إِمامِ الْأَخْيارِ، وَعَيْبَةِ الْأَنْوارِ، وَوارِثِ السَّكِينَةِ وَالْوَقارِ، وَالْحِكَمِ وَالْآثارِ، الَّذِي كانَ يُحْيِي اللَّيْلَ بِالسَّهَرِ إِلَى السَّحَرِ بِمُواصَلَةِ الاسْتِغْفارِ، حَلِيفِ السَّجْدَةِ الطَّوِيلَةِ، وَالدُمُوعِ الْغَزِيرَةِ، وَالْمُناجاةِ الْكَثِيرَةِ، وَالضَّراعاتِ الْمُتَّصِلَةِ، وَمَقَرِّ النُّهىٰ وَالْعَدْلِ، وَالْخَيْرِ وَالْفَضْلِ، وَالنَّدىٰ وَالْبَذْلِ، وَمَأْلَفِ الْبَلْوىٰ وَالصَّبْرِ، وَالْمُضْطَهَدِ بِالظُّلْمِ، وَالْمَقْبُورِ بِالْجَوْرِ، وَالْمُعَذَّبِ فِي قَعْرِ السُّجُونِ وَظُلَمِ الْمَطَامِيرِ، ذِي السَّاقِ الْمَرْضُوضِ بِحَلَقِ الْقُيُودِ، وَالْجَِنازَةِ الْمُنَادىٰ عَلَيْها بِذُلِّ الاسْتِخْفافِ، وَالْوارِدِ عَلَىٰ جَدِّهِ الْمُصْطَفىٰ، وَأَبِيهِ الْمُرْتَضىٰ، وَأُمِّهِ سَيِّدَةِ النِّساءِ بِإِرْثٍ مَغْصُوبٍ، وَوَِلاءٍ مَسْلُوبٍ، وَأَمْرٍ مَغْلُوبٍ، وَدَمٍ مَطْلُوبٍ، وَسَمٍّ مَشْرُوبٍ؛ اللّٰهُمَّ وَكَمَا صَبَرَ عَلَىٰ غَلِيظِ الْمِحَنِ، وَتَجَرَّعَ غُصَصَ الْكُرَبِ، وَاسْتَسْلَمَ لِرِضاكَ، وَأَخْلَصَ الطَّاعَةَ لَكَ، وَمَحَضَ الْخُشُوعَ، وَاسْتَشْعَرَ الْخُضُوعَ، وَعادَى الْبِدْعَةَ وَأَهْلَها، وَلَمْ يَلْحَقْهُ فِي شَيْءٍ مِنْ أَوامِرِكَ وَنَواهِيكَ لَوْمَةُ لائِمٍ، صَلِّ عَلَيْهِ صَلاةً نامِيَةً مُنِيفَةً زاكِيَةً تُوجِبُ لَهُ بِها شَفاعَةَ أُمَمٍ مِنْ خَلْقِكَ، وَقُرُونٍ مِنْ بَراياكَ، وَبَلِّغْهُ عَنَّا تَحِيَّةً وَسَلاماً، وَآتِنا مِنْ لَدُنْكَ فِي مُوالاتِهِ فَضْلاً وَ إِحْساناً وَمَغْفِرَةً وَرِضْواناً، إِنَّكَ ذُو الْفَضْلِ الْعَمِيمِ، وَالتَّجاوُزِ الْعَظِيمِ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.

Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle; geceleri sabaha kadar, sürekli bağışlanma dileyen, uzun uzadıya secdeler yapan, göz yaşları döken, çokça münacat ve sürekli yakarışlarda bulunan iyilerin vasisi, seçkinlerin imamı, nurların sandığı, huzur ve vakar, hikmet ve -ilmi- eserlerin varisi, Musa b. Cafer’e salat eyle. O, akıl, adalet, hayır¸ fazilet, cömertlik ve ihsan yeriydi, bela ve sabrın ülfet kurduğu yerdi, zulümle işkence edilen, sitemle kabre (hapse) sokulan, zindanların derinlik ve karanlıklarında azaba uğratılan, ayakları zincir halkalarıyla yaralanan, -ölünce- cenazesi üzerinde küçük düşürülerek -bu rafizilerin imamıdır diye- feryat edilen ve mirası gasbedilerek, velayet makamı elinden alınarak, imamet işinde mağlup düşürülerek, kanının dökülmesi istenilerek ve kendisine zehir içirilerek dedesi Muhammed Mustafa’ya, babası Ali Murtaza’ya, annesi alemdeki kadınların efendisi Hz. Fatıma’ya varit oldu.

Allah’ım! O, şiddetli mihnetlere sabretti, belaların üzüntülerini yudumladı, sürekli senin rızana teslim olmayı diledi ve sana itaatini, huzu ve huşusunu halis kıldı, bidat ve bidatçileri düşman bildi, senin emir ve sakındırmaların hususunda hiçbir kınayanın kınaması onda etki bırakmadı; o halde ona sürekli artan, yükselen, tertemiz olan bir salatla salat eyle; öyle bir salat ki senin yaratıklarından olan ümmetler ve insan-ların efendileri için şefaat vesilesi olsun ve ona bizden tehiyyet ve selam ulaştır. Onun sevgisinde bize kendi yanından fazilet, ihsan, mağfiret ve rızvan ver; gerçekten Sen geniş fazilet ve büyük afv sahibisin; rahmetin hürmetine -duamı kabul et- ey merhametlilerin en merhametlisi!