أَشْهَدُ أَنْ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَنَّهُ سَيِّدُ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ، وَأَنَّهُ سَيِّدُ الْأَنْبِياءِ وَالْمُرْسَلِينَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَىٰ أَهْلِ بَيْتِهِ الْأَئِمَةِ الطَّيِّبِينَ.
“Şehadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur, tektir, ortağı yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisi, geçmiş ve gelecektekilerin efendisi, bütün peygamberler ve elçilerin efendisidir. Allah’ım! Ona ve Ehl-i Beyti olan pâk imamlara rahmet et.”
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خَلِيلَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا صَفِيَّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا رَحْمَةَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خِيَرَةَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نَجِيبَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خاتَِمَ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْمُرْسَلِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا قائِماً بِالْقِسْطِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا فَاتِحَ الْخَيْرِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَعْدِنَ الْوَحْيِ وَالتَّنْزِيلِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُبَلِّغاً عَنِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَ يُّهَا السِّراجُ الْمُنِيرُ؛
“Selam olsun sana ey Allah’ın resulü! Selam olsun sana ey Allah’ın halili! Selam olsun sana ey Allah’ın peygamberi! Selam olsun sana ey Allah’ın seçkini! Selam olsun sana ey Allah’ın rahmeti! Selam olsun sana ey Allah’ın seçtiği zat! Selam olsun sana ey Allah’ın habibi! Selam olsun sana ey Allah’ın en şerefli kulu! Selam olsun sana ey peygamberlerin sonuncusu! Selam olsun sana ey elçilerin efendisi! Selam olsun sana ey adaleti ayakta tutan! Selam olsun sana ey hayırların fatihi!
Selam olsun sana ey vahyin ve ayetlerin indirilme madeni! Selam olsun sana ey Allah’ın hükümlerinin tebliğcisi!
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُبَشِّرُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نَذِيرُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُنْذِرُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نُورَ اللّٰهِ الَّذِي يُسْتَضاءُ بِهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ أَهْلِ بَيْتِكَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ الْهادِينَ الْمَهْدِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ جَدِّكَ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، وَعَلَىٰ أَبِيكَ عَبْدِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَىٰ أُمِّكَ آمِنَةَ بِنْتِ وَهَبٍ، السَّلامُ عَلَىٰ عَمِّكَ حَمْزَةَ سَيِّدِ الشُّهَداءِ، السَّلامُ عَلَىٰ عَمِّكَ الْعَبَّاسِ بْنِ عَبْدِ الْمُطَّلِبِ، السَّلامُ عَلَىٰ عَمِّكَ وَكَفِيلِكَ أَبِي طَالِبٍ، السَّلامُ عَلَى ابْنِ عَمِّكَ جَعْفَرٍ الطَّيَّارِ فِي جِنَانِ الْخُلْدِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مُحَمَّدُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَحْمَدُ؛
Selam olsun sana ey aydınlık saçan meşale! Selam olsun sana ey rahmet müjdecisi! Selam olsun sana ey -insanları Allah’ın azabından- korkutan! Selam olsun sana ey – ümmeti- uyaran! Selam olsun sana ey ışığıyla aydınlanılan Allah’ın nuru!
Selam olsun sana ve hidayet eden ve hidayete eren tertemiz Ehl-i Beyt’ine. Selam olsun sana, deden Abdulmuttalib’e ve baban Abdullah’a.
Selam olsun annen Veheb kızı Amine’ye . Selam olsun şehitler efendisi amcan Hamza’ya. Selam olsun amcan Abbas b. Abdulmuttalib’e. Selam olsun amcan ve kefilin Ebutalib’e. Selam olsun ebediyet cennetinde uçan amcan oğlu Cafer’e. Selam olsun sana ey Muhammed! Selam olsun sana ey Ahmed!
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ عَلَى الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ، وَ السَّابِقَ إِلَىٰ طَاعَةِ رَبِّ الْعالَمِينَ، وَالْمُهَيْمِنَ عَلَىٰ رُسُلِهِ، وَالْخاتَِمَ لِأَنْبِيائِهِ، وَالشَّاهِدَ عَلَىٰ خَلْقِهِ، وَالشَّفِيعَ إِلَيْهِ، وَالْمَكِينَ لَدَيْهِ، وَالْمُطاعَ فِي مَلَكُوتِهِ، الْأَحْمَدَ مِنَ الْأَوْصافِ، الْمُحَمَّدَ لِسائِرِ الْأَشْرافِ، الْكَرِيمَ عِنْدَ الرَّبِّ، وَالْمُكَلَّمَ مِنْ وَرَاءِ الْحُجُبِ، الْفائِزَ بِالسِّباقِ، وَالْفائِتَ عَنِ اللِّحاقِ، تَسْلِيمَ عارِفٍ بِحَقِّكَ، مُعْتَرِفٍ بِالتَّقْصِيرِ فِي قِيامِهِ بِواجِبِكَ، غَيْرِ مُنْكِرٍ مَا انْتَهىٰ إِلَيْهِ مِنْ فَضْلِكَ، مُوْقِنٍ بِالْمَزِيداتِ مِنْ رَبِّكَ، مُؤْمِنٍ بِالْكِتابِ الْمُنْزَلِ عَلَيْكَ، مُحَلِّلٍ حَلالَكَ، مُحَرِّمٍ حَرامَكَ، أَشْهَدُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ مَعَ كُلِّ شاهِدٍ، وَأَتَحَمَّلُها عَنْ كُلِّ جاحِدٍ؛
* Selam olsun sana ey geçmiştekilerin ve gelecektekilerin hücceti, ey alemlerin Rabbine itaatte herkesten öne geçen, bütün elçilerden üstün olan, peygamberlerin sonuncusu, Allah’ın bütün varlıklara şahidi, mahlukatın Allah indindeki şefaatçisi, O’nun yanında mevki sahibi, O’nun melekut aleminde meleklerin itaat ettiği, Allah yanında en beğenilir sıfatların, en üstün şeref ve kerametin sahibi! Allah’ın nur perdeleri ardından kendisiyle konuştuğu ve herkesten ileri geçen ve hiç kimsenin ulaşamayacağı zat! Senin makam ve hakkını bilen, senin hakkını yerine getirmede kusur ettiğine itiraf eden, bütün fazilet ve üstünlüklerin nihai noktası olan faziletini inkar etmeyen, -Allah Teâlâ’nın- hakkınızdaki inayetlerini artıracağına yakin eden, sana inen kitaba iman eden, senin helal ettiğini helal bilen ve haram ettiğini de haram bilen bir kimsenin selamıyla selamlıyorum seni.
Ya Resulellah! Ben bütün şahitlerle birlikte ve her inkarcının eziyetlerine tahammül ederek
أَنَّكَ قَدْ بَلَّغْتَ رِسالاتِ رَبِّكَ، وَنَصَحْتَ لِأُمَّتِكَ، وَجاهَدْتَ فِي سَبِيلِ رَبِّكَ، وَصَدَعْتَ بِأَمْرِهِ، وَاحْتَمَلْتَ الْأَذَىٰ فِي جَنْبِهِ، وَدَعَوْتَ إِلىٰ سَبِيلِهِ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ الْجَمِيلَةِ، وَأَدَّيْتَ الْحَقَّ الَّذِي كانَ عَلَيْكَ، وَأَنَّكَ قَدْ رَؤُفْتَ بِالْمُؤْمِنِينَ، وَغَلُظْتَ عَلَى الْكافِرِينَ، وَعَبَدْتَ اللّٰهَ مُخْلِصاً حَتَّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، فَبَلَغَ اللّٰهُ بِكَ أَشْرَفَ مَحَلِّ الْمُكَرَّمِينَ، وَأَعْلىٰ مَنازِلِ الْمُقَرَّبِينَ، وَأَرْفَعَ دَرَجاتِ الْمُرْسَلِينَ حَيْثُ لَايَلْحَقُكَ لاحِقٌ، وَلَا يفُوقُكَ فائِقٌ، وَلَا يَسْبِقُكَ سابِقٌ، وَلاَ ٰيَطْمَعُ فِي إِدْراكِكَ طامِعٌ؛
şehadet ederim ki sen Rabbinin risaletlerini tebliğ ettin, ümmetine nasihatte bulundun, Rabb’inin yolunda cihad ettin, O’nun emrini gür bir sesle ilettin, Allah yolunda insanların eziyetine tahammül ettin, hikmetle, güzel ve iyi nasihatla Allah’ın yoluna davet ettin, vazifeni hakkıyla yerine getirdin; -yine şahadet ederim ki sen müminlere karşı şefkatli ve kafirlere karşı ise katı ve sert davrandın, Rabb’ine kavuşuncaya kadar ihlasla Allah’a ibadet ettin. Sonra Allah seni keramet ehlinin en yüce makamına ve mukarreblerin en üstün mevkisine ulaştırdı, peygamberlerinin en yüksek derecesine yükseltti; artık kimse
senin makamına ulaşamaz, yüce makama sahip olan hiç kimse senden daha yüce makama çıkamaz, hiç kimse senden öne geçemez, hiç kimse sana ulaşmaya tamah edemez.
الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي اسْتَنْقَذَنا بِكَ مِنَ الْهَلَكَةِ، وَهَدَانَا بِكَ مِنَ الضَّلالَةِ، وَنَوَّرَنا بِكَ مِنَ الظُّلْمَةِ، فَجَزاكَ اللّٰهُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ مِنْ مَبْعُوثٍ أَفْضَلَ مَا جَازَىٰ نَبِيّاً عَنْ أُمَّتِهِ، وَرَسُولاً عَمَّنْ أُرْسِلَ إِلَيْهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا رَسُولَ اللّٰهِ زُرْتُكَ عارِفاً بِحَقِّكَ، مُقِرّاً بِفَضْلِكَ، مُسْتَبْصِراً بِضَلالَةِ مَنْ خالَفَكَ وَخَالَفَ أَهْلَ بَيْتِكَ، عارِفاً بِالْهُدَىٰ الَّذِي أَنْتَ عَلَيْهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي وَنَفْسِي وَأَهْلِي وَمالِي وَوَلَدِي، أَنَا أُصَلِّي عَلَيْكَ كَما صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ وَ صَلَّىٰ عَلَيْكَ مَلائِكَتُهُ وَ أَنْبِياؤُهُ وَرُسُلُهُ صَلاةً مُتَتابِعَةً وافِرَةً مُتَواصِلَةً لَاانْقِطاعَ لَها وَلَا أَمَدَ وَلَا أَجَلَ، صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ أَهْلِ بَيْتِكَ الطَّيِّبِينَ الطَّاهِرِينَ كَما أَنْتُمْ أَهْلُهُ.
Senin vasıtanla bizi helaketten kurtaran, senin vasıtanla bizi sapıklıktan kurtarıp hidayet eden ve senin vasıtanla bizleri karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah’a hamdolsun. Ey Resulullah! Seni gönderen Allah, bir peygamber ve elçinin ümmetini terbiye etmesinden dolayı aldığı en mükemmel mükafatla mükafatlandırsın seni.
Anam-babam sana feda olsun ey Resulullah! Makamını bilen, üstünlüğünü ikrar eden, sana ve Ehl-i Beyt’ine muhalefet edenin sapıklıkta olduğunu bilen, sizin halkın kılavuzları olduğunuzu bilen bir kimse olarak seni ziyaret ettim. Anam, babam, ruhum, ailem, malım ve çocuklarım sana feda olsun. Allah’ın, meleklerinin, peygamberlerinin ve elçilerinin selamladıkları gibi ben de sana selam göndermekteyim; sürekli, çok, kesilmeyen, durmayan ve sınırsız bir selamla selamlıyorum. Selam olsun sana ve tertemiz Ehl-i Beyt’ine; nitekim siz bunun ehlisiniz (siz buna layıksınız).”
اللّٰهُمَّ اجْعَلْ جَوَامِعَ صَلَواتِكَ، وَنَوَامِيَ بَرَكاتِكَ، وَفَواضِلَ خَيْراتِكَ، وَشَرائِفَ تَحِيَّاتِكَ وَتَسْلِيمَاتِكَ وَكَرامَاتِكَ وَرَحَمَاتِكَ، وَصَلَوَاتِ مَلائِكَتِكَ الْمُقَرَّبِينَ، وَأَنْبِيائِكَ الْمُرْسَلِينَ، وَأَئِمَّتِكَ الْمُنْتَجَبِينَ، وَعِبادِكَ الصَّالِحِينَ، وَأَهْلِ السَّمَاواتِ وَالْأَرَضِينَ، وَمَنْ سَبَّحَ لَكَ يَا رَبَّ الْعالَمِينَ مِنَ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ وَشاهِدِكَ وَنَبِيِّكَ وَنَذِيرِكَ وَأَمِينِكَ وَمَكِينِكَ وَنَجِيِّكَ وَنَجِيبِكَ وَحَبِيبِكَ وَخَلِيلِكَ وَصَفِيِّكَ وَصَفْوَتِكَ وَخاصَّتِكَ وَخالِصَتِكَ وَرَحْمَتِكَ وَخَيْرِ خِيَرَتِكَ مِنْ خَلْقِكَ، نَبِيِّ الرَّحْمَةِ، وَخازِنِ الْمَغْفِرَةِ، وَقائِدِ الْخَيْرِ وَالْبَرَكَةِ؛
“Allah’ım! Bütün salatlarını, artan bereketlerini, hayırlarının en üstününü, selamlarının, tehiyyetlerinin, keramet ve rahmetlerinin en iyisini, yakın meleklerinin, gönderdiğin peygamberlerinin, seçkin imamlarının, salih kullarının, gök ve yeryüzündekilerin ve ey alemlerin Rabbi geçmişten gelecektekilere kadar tüm seni tesbih edenlerin selamlarını Muhammed’in üzerine kıl! O, senin kulun, peygamberin, şahidin, resulün, korkutucun, eminin, mevki sahibin, kurtarıcın, necibin, habibin, halilin, halisin, seçkinin, kendine has ve halis kıldığın, rahmetin, kulların arasından seçtiğin en üstün rahmet peygamberi, mağfiret hazinesi, hayır ve bereket kaynağı,
وَمُنْقِذِ الْعِبادِ مِنَ الْهَلَكَةِ بِإِذْنِكَ، وَداعِيهِمْ إِلَىٰ دِينِكَ، الْقَيِّمِ بِأَمْرِكَ، أَوَّلِ النَّبِيِّينَ مِيثاقاً، وَآخِرِهِمْ مَبْعَثاً، الَّذِي غَمَسْتَهُ فِي بَحْرِ الْفَضِيلَةِ، وَالْمَنْزِلَةِ الْجَلِيلَةِ، وَالدَّرَجَةِ الرَّفِيعَةِ، وَالْمَرْتَبَةِ الْخَطِيرَةِ، وَأَوْدَعْتَهُ الْأَصْلابَ الطَّاهِرَةَ، وَنَقَلْتَهُ مِنْها إِلَى الْأَرْحامِ الْمُطَهَّرَةِ لُطْفاً مِنْكَ لَهُ، وَتَحَنُّناً مِنْكَ عَلَيْهِ، إِذْ وَكَّلْتَ لِصَوْنِهِ وَ حِراسَتِهِ وَحِفْظِهِ وَحِياطَتِهِ مِنْ قُدْرَتِكَ عَيْناً عاصِمَةً حَجَبْتَ بِها عَنْهُ مَدانِسَ الْعَهْرِ وَمَعائِبَ السِّفاحِ، حَتَّىٰ رَفَعْتَ بِهِ نَواظِرَ الْعِبادِ، وَأَحْيَيْتَ بِهِ مَيْتَ الْبِلادِ بِأَنْ كَشَفْتَ عَنْ نُورِ وِلادَتِهِ ظُلَمَ الْأَسْتارِ، وَأَلْبَسْتَ حَرَمَكَ بِهِ حُلَلَ الْأَنْوارِ؛
izninle kulları helaketten kurtarıcı, emrinle onları senin değerli dinine davet edici, ahid açısından peygamberlerin birincisi ve gönderilme bakımından onların sonuncusudur; onu fazilet denizine daldırdın, azametli mevkiye ve yüce dereceye, üstün mertebeye çıkardın; ona lütufta bulunarak ve inayet ederek -nurunu- pâk sülblere bıraktın ve oradan da tertemiz rahimlere intikal ettirdin. Kendi kudretinle onu korumak, hıfzetmek, ahdi bozma kötülüğü ve zina çirkinliğinden uzak tutmak için ona bir koruyucu, bir gözetici atadın. Böylece kullara onun yüce makamını gösterdin, onunla şehirlerin ölülerini dirilttin; onun veladetinin nuruyla örtülerin karanlıklarını giderdin ve onunla haremine nur elbiseleri giydirdin.
اللّٰهُمَّ فَكَمَا خَصَصْتَهُ بِشرَفِ هٰذِهِ الْمَرْتَبَةِ الْكَرِيمَةِ، وَذُخْرِ هٰذِهِ الْمَنْقَبَةِ الْعَظِيمَةِ، صَلِّ عَلَيْهِ كَمَا وَفَىٰ بِعَهْدِكَ وَبَلَّغَ رِسَالاتِكَ وَقاتَلَ أَهْلَ الْجُحُودِ عَلَىٰ تَوْحِيدِكَ، وَقَطَعَ رَحِمَ الْكُفْرِ فِي إِعْزازِ دِينِكَ، وَلَبِسَ ثَوْبَ الْبَلْوىٰ فِي مُجاهَدَةِ أَعْدائِكَ، وَأَوْجَبْتَ لَهُ بِكُلِّ أَذىً مَسَّهُ أَوْ كَيْدٍ أَحَسَّ بِهِ مِنَ الْفِئَةِ الَّتِي حاوَلَتْ قَتْلَهُ فَضِيلَةً تَفُوقُ الْفَضائِلَ وَيَمْلِكُ بِهَا الْجَزِيلَ مِنْ نَوالِكَ، وَقَدْ أَسَرَّ الْحَسْرَةَ، وَأَخْفَى الزَّفْرَةَ، وَتَجَرَّعَ الْغُصَّةَ، وَلَمْ يَتَخَطَّ مَا مَثَّلَ لَهُ وَحْيُكَ .
* Allah’ım! Onu, bu yüce derecenin şerefine ihtisas ettiğin ve bu yüce dereceye hazine kıldığın gibi ona rahmet et. Nitekim o, senin ahdine vefa etti, risaletlerini tebliğ etti, senin tevhidini tanıtma yolunda kafirlerle savaştı, senin dinini yüceltme uğrunda kafirlerle akrabalık ilişkilerini kesti, düşmanlarınla savaşta her türlü belanın elbisesini giydi. Sen de onun çektiği her türlü eziyetlere ve onu öldürmeyi amaç edinen grupların her türlü hilelerine karşılık ona faziletlerin en üstününü verdin ve ona büyük bir bağışta bulundun. O keder, hasret ve acısını kalbinde gizliyordu ve senin vahyinin kendisine ulaştırdığı şeyden asla sapmıyordu.
اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ وَعَلَىٰ أَهْلِ بَيْتِهِ صَلاةً تَرْضاها لَهُمْ، وَبَلِّغْهُمْ مِنَّا تَحِيَّةً كَثِيرَةً وَسَلاماً، وَآتِنا مِنْ لَدُنْكَ فِي مُوَالاتِهِمْ فَضْلاً وَ إِحْساناً وَرَحْمَةً وَغُفْراناً إِنَّكَ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ.
Allah’ım! Ona ve Ehl-i Beyti’ne onlar için razı olacağın bir selamla selam et ve onlara bizden çokça selam ulaştır. Kendi katından bizlere onları sevmekte fazilet, ihsan, rahmet ve bağışlanma ver. Doğrusu sen yüce fazilet sahibisin.”
Sonra dört rekat ziyaret namazı kıl. Bu namazda istediğin sureyi okuyabilirsin. Namaz bittikten sonra Hz. Fatıma aleyha selam’ın tesbihatını söyle. Peşinden de şöyle devam et:
اللّٰهُمَّ إِنَّكَ قُلْتَ لِنَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ: ﴿وَ لَوْ أَنَّهُمْ إِذْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ جٰاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّٰهَ وَ اسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّٰهَ تَوّٰاباً رَحِيماً﴾ وَلَمْ أَحْضُرْ زَمانَ رَسُولِكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ السَّلامُ .
“Allah’ım! Sen peygamberin Muhammed’e -ona ve Ehl-i Beyti’ne selam olsun- buyurdun ki: “Onlar kendi nefislerine zulmettiklerinde sana gelip Allah’tan bağışlama dileselerdi ve Peygamber de onlar için bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri kabul eden, esirgeyen olarak bulurlardı.” Fakat ben Resulünün -ona ve Ehl-i Beyti’ne selam olsun- zamanını idrak edemedim.
اللّٰهُمَّ وَقَدْ زُرْتُهُ راغِباً تائِباً مِنْ سَيِّءِ عَمَلِي، وَمُسْتَغْفِراً لَكَ مِنْ ذُنُوبِي، وَمُقِرَّاً لَكَ بِها وَأَنْتَ أَعْلَمُ بِها مِنِّي، وَمُتَوَجِّهاً إِلَيْكَ بِنَبِيِّكَ نَبِيِّ الرَّحْمَةِ صَلَواتُكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ فَاجْعَلْنِي اللَّهُمَّ بِمُحَمَّدٍ وَأَهْلِ بَيْتِهِ عِنْدَكَ وَجِيهاً فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ، يَا مُحَمَّدُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي، يَا نَبِيَّ اللّٰهِ، يَا سَيِّدَ خَلْقِ اللّٰهِ، إِنِّي أَتَوَجَّهُ بِكَ إِلَى اللّٰهِ رَبِّكَ وَرَبِّي لِيَغْفِرَ لِي ذُنُوبِي، وَيَتَقَبَّلَ مِنِّي عَمَلِي وَيَقْضِيَ لِي حَوائِجِي؛ فَكُنْ لِي شَفِيعاً عِنْدَ رَبِّكَ وَرَبِّي، فَنِعْمَ الْمَسْؤُولُ الْمَوْلىٰ رَبِّي، وَ نِعْمَ الشَّفِيعُ أَنْتَ يَا مُحَمَّدُ عَلَيْكَ وَعَلَىٰ أَهْلِ بَيتِكَ السَّلامُ.
Allah’ım! -Şimdi- ben kötü amelimden tövbe ederek, günahlarımdan dolayı senden bağışlanma dileyerek, günahlarımı itiraf ederek Resulünü rağbetle ziyaret ettim; doğrusu sen günahlarımı benden daha iyi bilirsin. Ben rahmet peygamberi olan elçini -selamın onun ve Ehl-i Beyti’nin üzerine olsunvasıta kılarak sana yöneldim. Allah’ım! O halde Muhammed ve Ehl-i Beyti’nin yüzünün suyu hürmetine beni dünya ve ahirette kendi yanında haysiyetli, saygın ve senin katında yakın olanlardan kıl.
Ey Muhammed, ey Allah’ın resulü! Anam-babam sana feda olsun.
Ey Allah’ın peygamberi, ey Allah’ın yaratıklarının efendisi! Ben seni vasıta kılarak günahlarımı bağışlaması, amellerimi kabul etmesi ve hacetlerimi gidermesi için Rabb’in ve Rabb’im olan Allah’a yöneldim. O halde Rabb’in ve Rabb’imin yanında bana şefaatçi ol. Doğrusu Rabbim olan Mevlam, kendisine el açılan ne güzel bir mevladır. Sen ise ey Muhammed, -sana ve Ehl-i Beytin’e selam olsun- ne güzel bir şefaatçisin!
اللّٰهُمَّ وَ أَوْجِبْ لِي مِنْكَ الْمَغْفِرَةَ وَالرَّحْمَةَ وَالرِّزْقَ الْواسِعَ الطَّيِّبَ النَّافِعَ كَمَا أَوْجَبْتَ لِمَنْ أَتىٰ نَبِيَّكَ مُحَمَّداً صَلَواتُكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَهُوَ حَيٌّ فَأَقَرَّ لَهُ بِذُنُوبِهِ، وَاسْتَغْفَرَ لَهُ رَسُولُكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ السَّلامُ فَغَفَرْتَ لَهُ بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ .
Allah’ım! Bana, kendi katından mağfiret, rahmet, geniş, iyi ve faydalı rızk vermeyi gerekli kıl; aynen resulün Muhammed’in -onun ve Ehl-i Beyti’nin üzerine selam olsun- hayatı döneminde onun yanına gelerek günahlarını itiraf eden, Peygamberinin -onun ve Ehl-i Beyti’ne selam olsun- kendisi için bağışlanma dilediği ve senin de bağışladığın kimse gibi, rahmetin hürmetine ey merhametlilerin en merhametlisi!
اللّٰهُمَّ وَقَدْ أَمَّلْتُكَ وَرَجَوْتُكَ وَقُمْتُ بَيْنَ يَدَيْكَ وَرَغِبْتُ إِلَيْكَ عَمَّنْ سِواكَ وَقَدْ أَمَّلْتُ جَزِيلَ ثَوابِكَ، وَ إِنِّي لَمُقِرٌّ غَيْرُ مُنْكِرٍ، وَتائِبٌ إِلَيْكَ مِمَّا اقْتَرَفْتُ، وَعائِذٌ بِكَ فِي هٰذَا الْمَقامِ مِمَّا قَدَّمْتُ مِنَ الْأَعْمالِ الَّتِي تَقَدَّمْتَ إِلَيَّ فِيها وَنَهَيْتَنِي عَنْها وَأَوْعَدْتَ عَلَيْهَا الْعِقابَ؛
Allah’ım! Şüphesiz ben, seni arzuladım, sana ümit ettim, senin karşında durdum, senden başkalarından sana yöneldim, büyük sevabını arzuladım. Ben inkar etmiyorum, itiraf ediyorum, işlediğim amellerden sana tövbe ediyorum. Bu makamda, senin sakındırdığın ve işleyenlerini cezalandıracağını söylediğin halde yaptığım amellerden sana sığınıyorum.
وَأَعُوذُ بِكَرَمِ وَجْهِكَ أَنْ تُقِيمَنِي مَقامَ الْخِزْيِ وَالذُّلِّ يَوْمَ تُهْتَكُ فِيهِ الْأَسْتارُ، وَتَبْدُو فِيهِ الْأَسْرارُ وَالْفَضائِحُ، وَتَرْعَدُ فِيهِ الْفَرائِصُ يَوْمَ الْحَسْرَةِ وَالنَّدَامَةِ، يَوْمَ الْآفِكَةِ، يَوْمَ الْآزِفَةِ، يَوْمَ التَّغابُنِ، يَوْمَ الْفَصْلِ، يَوْمَ الْجَزاءِ، يَوْماً كانَ مِقْدارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ، يَوْمَ النَّفْخَةِ، يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ، يَوْمَ النَّشْرِ، يَوْمَ الْعَرْضِ، يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعالَمِينَ، يَوْمَ يَفِرُّ الْمَرْءُ مِنْ أَخِيهِ وَأُمِّهِ وَأَبِيهِ وَصاحِبَتِهِ وَبَنِيهِ، يَوْمَ تَشَقَّقُ الْأَرْضُ وَأَكْنافُ السَّماءِ، يَوْمَ تَأْتِي كُلُّ نَفْسٍ تُجادِلُ عَنْ نَفْسِها، يَوْمَ يُرَدُّونَ إِلَى اللّٰهِ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا، يَوْمَ لَايُغْنِي مَوْلىً عَنْ مَوْلىً شَيْئاً وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ إِلّا مَنْ رَحِمَ اللّٰهُ إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ؛
Perdelerin yırtılıp sırların ortaya çıkacağı, omuzların titreyeceği hasret ve pişmanlık gününde, iftiraların ve çirkinliklerin ortaya çıkacağı, insanların amellerinin sonucunu tanıyacağı zarar ve ayrılık günü, ceza ve mükafat günü, uzunluğu elli bin yıl olan gün, Sûr’a üfürülecek gün, dünyanın titreyeceği gün, haşır ve neşir günü, insanın yaptıklarının sunulacağı gün, insanların alemlerin Rabb’inin karşısında duracakları gün, insanın kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve evlatlarından kaçacağı gün, yer ve gökyüzünün etrafının yarılacağı gün, herkesin ancak kendisini savunacağı gün, insanların Allah’a döndürüleceği ve yaptıklarının haber verileceği gün, Allah’ın merhamet ettiği dışında hiç kimsenin, hiç kimsenin ihtiyacını gideremeyeceği ve birbirlerine yardım edemeyeceği gün senin zatı kerem ve lütfüne sığınıyorum. Şüphesiz O, güçlü ve merhametlidir.
يَوْمَ يُرَدُّونَ إِلىٰ عالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهادَةِ، يَوْمَ يُرَدُّونَ إِلَى اللّٰهِ مَوْلاهُمُ الْحَقِّ، يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْداثِ سِراعاً كَأَنَّهُمْ إِلىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ وَكَأَنَّهُمْ جَرادٌ مُنْتَشِرٌ مُهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِي إِلَى اللّٰهِ يَوْمَ الْواقِعَةِ، يَوْمَ تُرَجُّ الْأَرْضُ رَجَّاً، يَوْمَ تَكُونُ السَّماءُ كَالْمُهْلِ وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيماً، يَوْمَ الشَّاهِدِ وَالْمَشْهُودِ، يَوْمَ تَكُونُ الْمَلائِكَةُ صَفّاً صَفّاً .
* Yine insanların gaybı ve şehadeti bilen Allah’a döndürülecekleri gün, hak olan Mevlalarına döndürülecekleri gün, putlarına doğru koşarcasına aceleyle başlarını kabirlerinden çıkaracakları, çekirge gibi yayılacakları ve aceleyle Allah’a çağırana doğru gidecekleri gün, büyük olay günü, yerin şiddetli bir depreme tutulacağı gün, gökyüzünün kızarmış bakır gibi olacağı gün, dağların açılmış yün gibi olacağı gün, hiç bir dostun, dostunun halini sormayacağı gün, şahid ve meşhud günü ve meleklerin saf saf sıralara geçtiği gün -senin şefkatine sığınırım-.
اللّٰهُمَّ ارْحَمْ مَوْقِفِي فِي ذٰلِكَ الْيَوْمِ بِمَوْقِفِي فِي هٰذَا الْيَوْمِ، وَلَا تُخْزِنِي فِي ذٰلِكَ مَوْقِفِ بِما جَنَيْتُ عَلَىٰ نَفْسِي، وَاجْعَلْ يَا رَبِّ فِي ذٰلِكَ الْيَوْمِ مَعَ أَوْلِيائِكَ مُنْطَلَقِي، وَفِي زُمْرَةِ مُحَمَّدٍ وَأَهْلِ بَيْتِهِ عَلَيْهِمُ السَّلامُ مَحْشَرِي؛
Allah’ım! O günkü durumumu bugünki durumum gibi (rahat) kıl, kendi nefsime karşı işlediğim o kadar cinayet ve çirkinliklerimle o günde beni alçaltma. O günde benim gidişimi evliyalarınla birlikte kıl, beni Muhammed ve Ehl-i Beyti’nin -ona ve Ehl-i Beyti’ne selam olsun- safında haşreyle;
وَاجْعَلْ حَوْضَهُ مَوْرِدِي وَفِي الْغُرِّ الْكِرامِ مَصْدَرِي، وَأَعْطِنِي كِتَابِي بِيَمِينِي حَتَّىٰ أَفُوزَ بِحَسَناتِي، وَتُبَيِّضَ بِهِ وَجْهِي، وَتُيَسِّرَ بِهِ حِسابِي، وَتُرَجِّحَ بِهِ مِيزانِي، وَأَمْضِيَ مَعَ الْفَائِزِينَ مِنْ عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ إِلىٰ رِضْوَانِكَ وَجِنَانِكَ إِلٰهَ الْعالَمِينَ .
girişimi onun havuzu (Kevser’i) kıl; yerimi izzet yeri et; iyi amellerimle saadete ermem, yüzümün ak olması, hesabımın kolaylaşması, iyilik terazimin ağır olması, salih kullarından kurtuluşa erenlerle birlikte kendi rıdvanın ve cennetlerine sokmak için kitabımı sağ elime ver; ey alemlerin Rabb’i!
اللّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ تَفْضَحَنِي فِي ذٰلِكَ الْيَوْمِ بَيْنَ يَدَيِ الْخَلائِقِ بِجَرِيرَتِي، أَو أَنْ أَلْقَى الْخِزْيَ وَالنَّدامَةَ بِخَطِيئَتِي، أَوْ أَنْ تُظْهِرَ فِيهِ سَيِّئَاتِي عَلَىٰ حَسَناتِي، أَوْ أَنْ تُنَوِّهَ بَيْنَ الْخَلائِقِ بِاسْمِي، يَا كَرِيمُ يَا كَرِيمُ، الْعَفْوَ الْعَفْوَ، السَّتْرَ السَّتْرَ؛
Allah’ım! O günde beni suçumdan dolayı insanların karşısında rezil etmenden veya hatalarımdan dolayı alçalma ve pişmanlığa düşürmeden veya günahlarımı iyi amellerime galip etmenden veya insanlar arasında ismimi kötüye çıkarmandan sana sığınırım; ey kerim, ey kerim, affet, affet, günahlarımı ört, günahlarımı ört.
اللّٰهُمَّ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ أَنْ يَكُونَ فِي ذٰلِكَ الْيَوْمِ فِي مَواقِفِ الْأَشْرارِ مَوْقِفِي، أَوْ فِي مَقامِ الْأَشْقِياءِ مَقامِي، وَ إِذا مَيَّزْتَ بَيْنَ خَلْقِكَ فَسُقْتَ كُلّاً بِأَعْمالِهِمْ زُمَراً إِلىٰ مَنازِلِهِمْ فَسُقْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبادِكَ الصَّالِحِينَ، وَفِي زُمْرَةِ أَوْلِيائِكَ الْمُتَّقِينَ إِلىٰ جَنَّاتِكَ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ.
Allah’ım! O günde kötülerin yerinde olmaktan veya mutsuzların yerinde bulunmaktan sana sığınırım.
İnsanları birbirlerinden ayırdığında herkesi amellerinden dolayı kendi menziline sürdüğünde, rahmetin hürmetine beni salih kulların ve takvalı evliyanın safında cennetlerine sür, ey alemlerin Rabb’i!”
Sonra Peygamber’le vedalaşarak şöyle de:
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَ يُّهَا الْبَشِيرُ النَّذِيرُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَ يُّهَا السِّراجُ الْمُنِيرُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَ يُّهَا السَّفِيرُ بَيْنَ اللّٰهِ وَبَيْنَ خَلْقِهِ، أَشْهَدُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ أَ نَّكَ كُنْتَ نُوراً فِي الْأَصْلابِ الشّامِخَةِ، وَالْأَرْحامِ الْمُطَهَّرَةِ، لَمْ تُنَجِّسْكَ الْجاهِلِيَّةُ بِأَ نْجاسِها، وَلَمْ تُلْبِسْكَ مِنْ مُدْلَهِمَّاتِ ثِيابِها، وَأَشْهَدُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ أَ نِّي مُؤْمِنٌ بِكَ وَبِالْأَئِمَّةِ مِنْ أَهْلِ بَيْتِكَ، مُوقِنٌ بِجَمِيعِ مَا أَ تَيْتَ بِهِ، راضٍ مُؤْمِنٌ، وَأَشْهَدُ أَنَّ الْأَئِمَّةَ مِنْ أَهْلِ بَيْتِكَ أَعْلامُ الْهُدَىٰ، وَالْعُرْوَةُ الْوُثْقَىٰ، وَالْحُجَّةُ عَلَىٰ أَهْلِ الدُّنْيا؛
“Selam olsun sana ey Resulullah! Selam olsun sana ey müjdeleyici ve korkutucu! Selam olsun sana ey parlak meşale! Selam olsun sana ey Allah Teâlâ’yla kulları arasındaki sefir! Ey Allah’ın resulü! Şehadet ederim ki sen yüce sülblerde ve tertemiz rahimlerde bir nurdun. Cahiliye bütün kötülüklerine rağmen seni kötüleyemedi. Cahiliye dönemi karanlık giysisini sana giydiremedi. Ya Resulullah! Şahadet ederim ki ben sana, Ehl-i Beyt’inden olan imamlara iman ettim, getirdiğin her şeye yakin ettim, bunların hepsine razı olup iman ettim. Şehadet ederim ki senin Ehl-i Beyt’inden olan imamlar hidayet nişaneleri, Allah’ın sağlam ipleri ve dünya ehline hüccetleridirler.
اللّٰهُمَّ لَاتَجْعَلْهُ آخِرَ الْعَهْدِ مِنْ زِيارَةِ نَبِيِّكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ السَّلامُ وَ إِنْ تَوَفَّيْتَنِي فَإِنِّي أَشْهَدُ فِي مَماتِي عَلَىٰ مَا أَشْهَدُ عَلَيْهِ فِي حَيَاتِي أَنَّكَ أَنْتَ اللّٰهُ لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ وَحْدَكَ لَاشَرِيكَ لَكَ، وَأَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ، وَأَنَّ الْأَئِمَّةَ مِنْ أَهْلِ بَيْتِهِ أَوْلِياؤُكَ وَأَنْصارُكَ وَحُجَجُكَ عَلَىٰ خَلْقِكَ، وَخُلَفاؤُكَ فِي عِبادِكَ، وَأَعْلامُكَ فِي بِلادِكَ، وَخُزَّانُ عِلْمِكَ، وَحَفَظَةُ سِرِّكَ، وَتَراجِمَةُ وَحْيِكَ .
Allah’ım! Bunu, benim, peygamberini -ona ve Ehl-i Beyti’ne selam olsun- son ziyaretim etme. Eğer beni öldürecek olursan doğrusu ben hayatımda şehadet ettiğim şeye ölümümde de şehadet ederim ki; sen Allah’sın, senden başka ilâh yoktur; teksin, ortağın yoktur; Muhammed senin kulun ve elçindir ve onun Ehl-i Beyti’nden olan imamlar senin evliyan, yardımcıların, kullarına hüccetlerin, kulların arasında halifelerin, şehirlerinde nişanelerin, ilminin hazineleri, sırrının koruyucuları ve vahyinin mütercimleridirler.
اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَبَلِّغْ رُوحَ نَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ فِي ساعَتِي هٰذِهِ وَفِي كُلِّ ساعَةٍ تَحِيَّةً مِنِّي وَسَلاماً، وَالسَّلامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ لَاجَعَلَهُ اللّٰهُ آخِرَ تَسْلِيمِي عَلَيْكَ.
Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salat ve selam gönder. Bu saatte ve bütün saatlerde peygamberin Muhammed ve Ehl-i Beyti’nin ruhuna benden tahiyyet ve selam gönder. Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun ey Resulullah! Allah bunu sana son selamım etmesin.”