بِسْمِ اللّٰهِ، وَبِاللّٰهِ، وَعَلَىٰ مِلَّةِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَلَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ، مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَىٰ أَبِينا آدَمَ وَأُمِّنا حَوَّاءَ، السَّلامُ عَلَىٰ هابِيلَ الْمَقْتُولِ ظُلْماً وَعُدْواناً عَلَىٰ مَواهِبِ اللّٰهِ وَرِضْوانِهِ، السَّلامُ عَلَىٰ شَيْثٍَ صَفْوَةِ اللّٰهِ الْمُخْتارِ الْأَمِينِ وَعَلَى الصَِّفْوَةِ الصَّادِقِينَ مِنْ ذُرِّيَّتِهِ الطَّيِّبِينَ أَوَّلِهِمْ وَآخِرِهِمْ، السَّلامُ عَلَىٰ إِبْراهِيمَ وَ إِسْماعِيلَ وَ إِسْحاقَ وَيَعْقُوبَ وَعَلَىٰ ذُرِّيَّتِهِمُ الْمُخْتارِينَ، السَّلامُ عَلَىٰ مُوسىٰ كَلِيمِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَىٰ عِيسىٰ رُوحِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَىٰ مُحَمَّدِ بْنِ عَبْدِ اللّٰهِ خاتَِمِ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَىٰ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ وَذُرِّيَّتِهِ الطَّيِّبِينَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ، السَّلامُ عَلَيْكُمْ فِي الْأَوَّلِينَ، السَّلامُ عَلَيْكُمْ فِي الْآخِرينِ، السَّلامُ عَلىٰ فاطِمَةَ الزَّهْراءِ، السَّلامُ عَلَى الْأَئِمَّةِ الْهادِينَ شُهَداءِ اللّٰهِ عَلَىٰ خَلْقِهِ، السَّلامُ عَلَى الرَّقِيبِ الشَّاهِدِ عَلَى الْأُمَمِ لِلّٰهِ رَبِّ الْعالَمِينَ.
“Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Resulullah’ın -Allah’ın rahmeti onun ve Ehl-i Beyti’nin üzerine olsun- dini üzere. Allah’tan başka ilâh yoktur. Muhammed Allah’ın elçisidir. Selam olsun babamız Adem’e ve annemiz Havva’ya. Selam olsun Allah’ın bağışları ve hoşnutluğu üzere zulümle ve düşmanlıkla öldürülen Habil’e. Selam olsun Allah’ın seçtiği, halis ve emin kulu Şeys’e ve ilklerinden sonuncularına kadar tertemiz insanların soyundan seçkin doğru konuşanlara. Selam olsun İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a ve onların seçkin soylarına. Selam olsun Musa Kelimullaha, İsa Ruhullah’a ve peygamberlerin sonuncusu Muahmmed b. Abdullah’a. Selam olsun Emirulmüminin Ali’ye ve onun tertemiz soyuna; Allah’ın rahmet ve bereketleri onların üzerine olsun. Selam olsun size ilklerde; selam olsun size sonuncularda; selam olsun Fatıma-ı Zehra’ya; selam olsun Allah’ın kulları üzerine şahitleri olan hidayet imamlarına; selam olsun alemdekilerin Rabb’i Allah için ümmetin üzerindeki şahit ve gözeticiye (Hz. Ali’ye).”
Sonra bu sütunun yanında dört rekat namaz kıl; birinci rekatta Fatiha suresinden sonra Kadir suresini ve ikinci rekatta ise Fatiha suresinden sonra İhlas suresini oku. Üçüncü ve dördüncü rekatları da aynı şekilde kıl. Namazdan sonra Hz. Fatıma aleyhaselamın tesbih zikrini yerine getirdikten sonra şöyle de:
اللّٰهُمَّ إِنْ كُنْتُ قَدْ عَصَيْتُكَ فَإِنِّي قَدْ أَطَعْتُكَ فِي الْإِيمانِ مِنِّي بِكَ مَنّاً مِنْكَ عَلَيَّ لَامَنّاً مِنِّي عَلَيْكَ ، وَأَطَعْتُكَ فِي أَحَبِّ الْأَشْيَاءِ لَكَ لَمْ أَتَّخِذْ لَكَ وَلَداً، وَلَمْ أَدْعُ لَكَ شَرِيكاً، وَقَدْ عَصَيْتُكَ فِي أَشْياءَ كَثِيرَةٍ عَلَىٰ غَيْرِ وَجْهِ الْمُكابَرَةِ لَكَ وَلَا الْخُرُوجِ عَنْ عُبُودِيَّتِكَ، وَلَا الْجُحُودِ لِرُبُوبِيَّتِكَ، وَلَكِنِ اتَّبَعْتُ هَوايَ وَأَزَلَّنِي الشَّيْطانُ بَعْدَ الْحُجَّةِ عَلَيَّ وَالْبَيانِ، فَإِنْ تُعَذِّبْنِي فَبِذُنُوبِي غَيْرَ ظالِمٍ لِي، وَ إِنْ تَعْفُ عَنِّي وَتَرْحَمْنِي فَبِجُودِكَ وَكَرَمِكَ يَا كَرِيمُ . اللّٰهُمَّ إِنَّ ذُنُوبِي لَمْ يَبْقَ لَها إِلّا رَجاءُ عَفْوِكَ وَقَدْ قَدَّمْتُ آلَةَ الْحِرْمانِ، فَأَنَا أَسْأَلُكَ اللَّهُمَّ مَا لَا أَسْتَوْجِبُهُ، وَأَطْلُبُ مِنْكَ مَا لَاأَسْتَحِقُّهُ . اللّٰهُمَّ إِنْ تُعَذِّبْنِي فَبِذُنُوبِي وَلَمْ تَظْلِمْنِي شَيْئاً، وَ إِنْ تَغْفِرْ لِي فَخَيْرُ راحِمٍ أَنْتَ يَا سَيِّدِي؛ اللّٰهُمَّ أَنْتَ أَنْتَ وَأَنَا أَنَا، أَنْتَ الْعَوَّادُ بِالْمَغْفِرَةِ، وَأَنَا الْعَوَّادُ بِالذُّنُوبِ، وَأَنْتَ الْمُتَفَضِّلُ بِالْحِلْمِ، وَأَنَا الْعَوَّادُ بِالْجَهْلِ . اللّٰهُمَّ فَإِنِّي أَسْأَلُكَ يَا كَنْزَ الضُّعَفاءِ، يَا عَظِيمَ الرَّجاءِ، يَا مُنْقِذَ الْغَرْقىٰ، يَا مُنْجِيَ الْهَلْكىٰ، يَا مُمِيتَ الْأَحْياءِ، يَا مُحْيِيَ الْمَوْتىٰ، أَنْتَ اللّٰهُ لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ، أَنْتَ الَّذِي سَجَدَ لَكَ شُعاعُ الشَّمْسِ، وَدَوِيُّ الْماءِ، وَحَفِيفُ الشَّجَرِ، وَنُورُ الْقَمَرِ، وَظُلْمَةُ اللَّيْلِ، وَضَوْءُ النَّهارِ، وَخَفَقانُ الطَّيْرِ، فَأَسْأَلُكَ اللَّهُمَّ يَا عَظِيمُ بِحَقِّكَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ الصَّادِقِينَ، وَبِحَقِّ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ الصَّادِقِينَ عَلَيْكَ، وَبِحَقِّكَ عَلَىٰ عَلِيٍّ، وَبِحَقِّ عَلِيٍّ عَلَيْكَ، وَبِحَقِّكَ عَلَىٰ فاطِمَةَ، وَبِحَقِّ فاطِمَةَ عَلَيْكَ؛ وَبِحَقِّكَ عَلَى الْحَسَنِ، وَبِحَقِّ الْحَسَنِ عَلَيْكَ، وَبِحَقِّكَ عَلَىٰ الْحُسَيْنِ، وَبِحَقِّ الْحُسَيْنِ عَلَيْكَ، فَإِنَّ حُقُوقَهُمْ عَلَيْكَ مِنْ أَفْضَلِ إِنْعامِكَ عَلَيْهِمْ، وَبِالشَّأْنِ الَّذِي لَكَ عِنْدَهُمْ، وَبِالشَّأْنِ الَّذِي لَهُمْ عِنْدَكَ، صَلِّ عَلَيْهِمْ يَا رَبِّ صَلاةً دائِمَةً مُنْتَهىٰ رِضاكَ، وَاغْفِرْ لِي بِهِمُ الذُّنُوبَ الَّتِي بَيْنِي وَبَيْنَكَ، وَأَرْضِ عَنِّي خَلْقَكَ، وَأَتْمِمْ عَلَيَّ نِعْمَتَكَ كَما أَتْمَمْتَها عَلىٰ آبائِي مِنْ قَبْلُ، وَلَا تَجْعَلْ لِأَحَدٍ مِنَ الْمَخْلُوقِينَ عَلَيَّ فِيهَا امْتِناناً، وَامْنُنْ عَلَيَّ كَما مَنَنْتَ عَلىٰ آبائِي مِنْ قَبْلُ يَا كهيعص . اللّٰهُمَّ كَمَا صَلَّيْتَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ فَاسْتَجِبْ لِي دُعَائِي فِيما سَأَلتُ، يَا كَرِيمُ يَا كَرِيمُ يَا كَرِيمُ.
“Allah’ım! Eğer ben günah işlediysem de, benim sana minnetim olmayan, aksine senin bana minnetin olan imanımda ben sana itaat ettim ve yine senin yanında her şeyden daha sevimli olan şeyde (tevhid inancında) sana itaat ettim; sana bir evlat tutmadım ve sana bir ortak koşmadım, sana karşı günah işlediğim birçok şeyde sana karşı üstünlük taslamayı, senin kulluğundan çıkmayı ve senin Rububiyetini inkâr etmeyi amaçlamadım; Senin bana hüccet ve beyanından sonra ben -günah işlemede- hevesime uydum ve Şeytan benim ayağımı kaydırdı. Dolayısıyla, eğer günahım nedeniyle bana azap edecek olursan bana zulmetmiş olmazsın ve eğer beni affeder ve bana merhamet edersen, bu da senin ve kereminden kaynaklanır; ey kerim.
Allah’ım! Günahlarımdan dolayı senin affını ümit etmemden başka bir şey kalmadı. Ben -kıyametim için- mahrumiyetimi gerektirecek şeyleri gönderdim. Allah’ım! O halde ben hakketmediğim şeyi senden istiyorum, müstahak olmadığım şeyi senden talep ediyorum.
Allah’ım! Eğer bana azap edecek olursan, bu benim günahlarımdan dolayıdır ve sen bana zulmetmiş olmazsın ve eğer beni bağışlayacak olursan, ey mevlam, bu da senin en üstün merhamet edici olduğun içindir.
Allah’ım! Sen sensin ve ben de benim; sen sürekli bağışlamaktasın; ben ise sürekli günah işlemekteyim. Sen sabırla lütfedersin; ben ise sürekli cahillik yaparım.
Allah’ım! Ben senden diliyorum, ey güçsüzlerin hazinesi, ey en büyük ümit, ey boğulanı kurtaran, ey helak olanı kurtaran, ey dirileri öldüren ve ölüleri dirilten! Sen Allah’sın; senden başka ilâh yoktur; güneşin ışını, suyun şırıltısı, ağaçların hışırtısı, ayın ışığı, gecenin karanlığı, gündüzün aydınlığı ve kuşların kanat çırpması sana secde eder.
Allah’ım! Ey yüce; senin, Muhammed’in ve onun doğru konuşan Ehl-i Beyti’nin üzerindeki hakkın hürmetine, Muhammed’in ve onun doğru konuşan Ehl-i Beyti’nin senin üzerindeki hakları hürmetine, senin Ali üzerindeki hakkın hürmetine ve Ali’nin senin üzerindeki hakkı hürmetine, senin Fatıma üzerindeki hakkın hürmetine ve Fatıma’nın senin üzerindeki hakkı hürmetine, senin Hasan üzerindeki hakkın hürmetine ve Hasan’ın senin üzerindeki hakkı hürmetine, senin Hüseyin üzerindeki hakkın hürmetine ve Hüseyin’in senin üzerindeki hakkı hürmetine; doğrusu onların senin üzerindeki hakları, senin onlara en büyük nimetlerindendir . -Allah’ım!- senin onların yanındaki makamın hürmetine ve onların senin yanındaki makamları hürmetine senden istiyorum: Ey Rabb’im! Onlara, senin rızanın müntehası olan bir rahmetle rahmet eyle ve bunun peşinden benim, seninle aramda olan günahları bağışla; kullarını benden razı eyle; nimetlerini, daha önce babalarıma tamamladığın gibi bana da tamamla ve bu nimetlerden dolayı yaratıklarından hiç birinden benim üzerime minnet bırakma, daha önce babalarıma minnet bıraktığın gibi bana da minnet bırak; ey Kâf Hâ Yâ Ayn Sâd! Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet ettiğin gibi istediğim şeylerde duamı kabul et; ey Kerim, ey Kerim, ey Kerim!”
Sonra secdeye kapanarak şöyle de:
يَا مَنْ يَقْدِرُ عَلَىٰ حَوائِجِ السَّائِلِينَ، وَيَعْلَمُ مَا فِي ضَمِيرِ الصَّامِتِينَ، يَا مَنْ لَايَحْتاجُ إِلَى التَّفْسِيرِ، يَا مَنْ يَعْلَمُ خائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ، يَا مَنْ أَنْزَلَ الْعَذابَ عَلَىٰ قَوْمِ يُونُسَ وَهُوَ يُرِيدُ أَنْ يُعَذِّبَهُمْ فَدَعَوْهُ وَتَضَرَّعُوا إِلَيْهِ فَكَشَفَ عَنْهُمُ الْعَذابَ وَمَتَّعَهُمْ إِلىٰ حِينٍ، قَدْ تَرىٰ مَكانِي، وَتَسْمَعُ دُعائِي، وَتَعْلَمُ سِرِّي وَعَلانِيَتِي وَحالِي صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاكْفِنِي مَا أَهَمَّنِي مِنْ أَمْرِ دِينِي وَ دُنْيايَ وَ آخِرَتِي.
“Ey isteyenlerin hacetlerini gidermeye gücü yeten ve susanların kalbinden geçenleri bilen; ey tefsir ve yoruma ihtiyacı olmayan; ey gözlerin ihanetini ve göğüslerde gizli olanı bilen; ey Yunus’un kavmine azap indiren; Yunus, kavmine azap indirmesini istemesine rağmen kavminin dua edip yalvarmasından dolayı azabı onlardan kaldıran ve onları istediği kadar yaşamdan yararlandıran! Sen benim yerimi görüyor, duamı işitiyor, sırrımı, açığımı ve durumumu biliyorsun; Muhammed ve âl-i Muhammed’e rahmet eyle; dinim, dünyam ve ahiretim konusunda bütün önemli işlerimde bana yet.”
Sonra yetmiş defa “Ya seyyidi” de. Daha sonra da başını secdeden kaldırarak şöyle de:
يَا رَبِّ أَسْأَلُكَ بَرَكَةَ هٰذَا الْمَوْضِعِ وَبَرَكَةَ أَهْلِهِ، وَأَسْأَلُكَ أَنْ تَرْزُقَنِي مِنْ رِزْقِكَ رِزْقاً حَلالاً طَيِّباً تَسُوقُهُ إِلَيَّ بِحَوْلِكَ وَقُوَّتِكَ وَأَنَا خَائِضٌ فِي عافِيَةٍ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.
“Ey Rabb’im! Ben, senden, bu yerin bereketini, bu yerin ehlinin bereketini istiyorum. Beni, güç ve kuvvetinle göndereceğin helal ve tertemiz rızkınla rızıklandır ki afiyet içerisinde olayım; -duamı kabul et- ey merhametlilerin en merhametlisi!”
“Mezar-ı Kadim” kitabında bu makamın duasında “Ya Kerim, ya Kerim, ya Kerim”den sonra ve secdeye kapanmadan önce kitabımızın birinci bölümünde geçen ve Sahife-i Seccadiye’nin dualarından olan şu dua zikretilmiştir:
«اللّٰهُمَّ یَا مَنْ تُحَلُّ بِهِ عُقَدُ الْمَکارِهِ»
“Allah’ım! Ey onun vasıtasıyla sıkıntıların düğümleri çözülen…”
Daha sonra şöyle söyle demiştir:
اللّٰهُمَّ إِنَّكَ تَعْلَمُ وَلَا أَعْلَمُ، وَتَقْدِرُ وَلَا أَقْدِرُ، وَأَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ، صَلِّ اللَّهُمَّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي، وَتَجاوَزْ عَنِّي، وَتَصَدَّقْ عَلَيَّ مَا أَنْتَ أَهْلُهُ، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.
“Allah’ım! Sen -her şeyi- biliyorsun, ben ise bilmiyorum; sen gücü yetensin, ben ise gücü yetmeyen; sen gayıpları bilensin. Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle. beni bağışla, bana merhamet et, benim -günahlarımdan- geç, senin layık olduğun şeyi bana bağışta bulun; ey merhametlilerin en merhametlisi.”
Sonra secdeye kapanarak şu duayı oku:
«یَا مَنْ یَقْدِرُ عَلَىٰ حَوائِجِ السَّائِلِینَ…»
“Ey isteyenlerin hacetlerine gücü yeten…”
Yedinci sütunun fazileti hakkında birçok hadis vardır. Şeyh Kuleyni, muteber bir senetle, Emirulmüminin Ali aleyhisselam’ın bu sütuna, sütunlar arasından bir keçi geçebilecek kadar yaklaşarak ona doğru namaz kıldığını rivayet etmiştir.
Başka bir muteber rivayette ise şöyle geçer:
“Her gece gökten altmış bin melek inerek yedinci sütunun yanında namaz kılarlar. Ertesi gece meleklerden bu sayıda başka bir grup gelirler ve hiç biri geri dönmez; kıyamete kadar böyle devam eder.”
İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan nakledilen muteber bir hadiste, yedinci sütunun Hz. İbrahim aleyhisselamın makamı olduğu vurgulanmıştır.
Yine Şeyh Kuleynî “Kâfi” kitabında sahih bir senetle Ebu İsmail Serrac’dan şöyle rivayet etmiştir: Muaviye b. Veheb elimden tutarak yedinci sütunu bana gösterip dedi ki: Ebu Hamza Somali benim elimden tutarak şöyle dedi: Esbağ b. Nebate benim elimden tutarak yedinci sütunu bana gösterip şöyle dedi: Bu sütun Emirulmüminin Ali’nin (a.s) makamıdır; Hazret bu sütunun yanında ve İmam Hasan (a.s) da beşinci sütunun yanında namaz kılardı. Emirulmüminin Ali (a.s) olmayınca onun yerinde İmam Hasan (a.s) namaz kılardı. Oraya “Kinde Kapısı”ndan girilir. Kısacası bu sütunun fazileti hakkında çok sayıda rivayetler vardır ve biz ise özetle geçmek istiyoruz.