اللّٰهُمَّ بِحَقِّ هٰذِهِ التُّرْبَةِ، وَبِحَقِّ مَنْ حَلَّ بِها وَثَوىٰ فِيها، وَبِحَقِّ جَدِّهِ وَأَبِيهِ وَأُمِّهِ وَأَخِيهِ وَالْأَئِمَّةِ مِنْ وُلْدِهِ، وَبِحَقِّ الْمَلائِكَةِ الْحافِّينَ بِهِ إِلّا جَعَلْتَها شِفاءً مِنْ كُلِّ داءٍ، وَبُرْءاً مِنْ كُلِّ مَرَضٍ، وَنَجاةً مِنْ كُلِّ آفَةٍ، وَحِرْزاً مِمَّا أَخافُ وَأَحْذَرُ.
“Allah’ım! Bu türbetin hakkı için, bu toprağa girerek orada kalan zatın hakkı hürmetine ve onun dedesi, babası, annesi, kardeşi ve onun soyundan olan imamların hakkı hürmetine ve onu kuşatan meleklerin hakkı hürmetine bu türbeti bütün dertlere deva, bütün hastalıklara şifa, bütün afetlerden kurtuluş, korktuğum ve çekindiğim şeylerden korunma kıl.”
Sonra o türbeti kullan.
Rivayet edilmiştir ki, İmam Hüseyin aleyhisselamın türbetini – namazda alnı bırakmak amacıyla- mühür yapmak için ona “Kadir Suresi”ni oku.
Başka bir rivayette şöyle geçer: İmam Hüseyin aleyhisselamın türbetini yediğiniz veya başkasına yedirdiğiniz zaman ona şu duayı okuyun:
بِسْمِ اللّٰهِ وَبِاللّٰهِ. اللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ رِزْقاً واسِعاً، وَعِلْماً نَافِعاً، وَشِفاءً مِنْ كُلِّ داءٍ، إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ.
“Allah’ın adıyla ve Allah’ın yardımıyla. Allah’ım! Bunu, geniş bir rızık, faydalı bir bilim ve bütün hastalıklara şifa kıl. Doğrusu sen her şeye kadirsin.”
İmam Hüseyin aleyhisselamın mezarının türbetinin birçok faydası vardır. Bu cümleden: Onu mezarda cenazenin yanına bırakmak, cenazenin kefenini onunla yazmak ve ona secde etmek müstehaptır; secdede alnı İmam Hüseyin aleyhisselamın türbetine bırakmanın yedi perdeyi yırttığı, yani namazın kabul olmasına ve göğe yükselmesine neden olduğu rivayet edilmiştir; yine, İmam Hüseyin aleyhisselamın türbetinden tesbih yaparak onunla Allah’ı zikretmek ve onu elinde bulundurmak çok faziletlidir. Yine, İmam Hüseyin aleyhisselamın türbetinin özelliklerinden biri de insanın elinde sahibi zikir söylemeden zikir söylemesidir; demek ki bu tesbih, Allah Teala’nın buyurduğu gibi “O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; ama siz onların
tesbihlerini anlamazsınız” bütün şeylerdeki diğer tesbihlerden farklıdır.
Rumlu arif bu anlamda şöyle demiştir:
Gayptan açılırsa gözün, gör bak neler olur
Alemdeki zerreler seninle sırdaş olur
Toprağın konuşması, suyun ve çamurun
Kalp gözü olanlara hüveyda olur
Batın aleminde bütün zerreler
Gece-gündüz seninle konuşkan olur
Duyuyoruz, görüyoruz ve yanındayız onun
Namahremlere karşı dilimiz suskun olur
Cansız cisimlerden yönelin canı olanlara
Varlık alemin eczasının bülbülü olun
Cansız cisimlerin tesbihi ifşa olur
Gelince o, tevillerin vesvesesi yok olur.
Kısacası; bu rivayetteki tesbih, İmam Hüseyin’in -ruhumuz ona feda olsun- mezarının türbetinin özelliklerindendir.
6- İmam Rıza’dan (a.s) şöle rivayet edilmiştir: “Kim İmam Hüseyin’in (a.s) tesbihini çevirerek “Subhanellah, vel’hamdulillah, ve lailaheillellah, vellahu ekber” derse, çevirdiği her tesbih tanesi karşısında Allah Teala onun için altı bin hasene yazar, onun altı bin günahını siler, onu altın bin derece yükseltir, onun hakkında altı bin şefaat yazar.”
Yine İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: “Kim İmam Hüseyin’in (a.s) türbetinden yapılan taşları (pişirilmiş tesbih tanelerini) çevirir de bir defa istiğfar yaparsa onun hakkında yetmiş istiğfar yazılır. Tesbihi elinde tutar da tesbih zikri söylemezse, tesbihin her tanesi karşısında onun için yetmiş derece yazılır.”
7- Muteber bir hadiste şöyle rivayet edilmiştir: İmam Cafer Sadık (a.s) Irak’a gelince bir grup onun huzuruna gelerek, “İmam Hüseyin’in (a.s) türbetinin her derdin şifası olduğunu biliyoruz; acaba onun türbeti bütün korkulardan güvende olmaya da neden oluyor mu?” diye sordular. Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu: “Evet; kim her korkudan onu korumasını isterse, İmam Hüseyin’in (a.s) türbetinden yapılan tesbihi eline alarak şu duayı üç defa okusun:
أَصْبَحْتُ اللّٰهُمَّ مُعْتَصِماً بِذِمامِكَ وَجِوَارِكَ الْمَنِيعِ الَّذِي لَايُطاوَلُ وَلَا يُحاوَلُ مِنْ شَرِّ كُلِّ غَاشِمٍ وَطَارِقٍ مِنْ سائِرِ مَنْ خَلَقْتَ وَمَا خَلَقْتَ مِنْ خَلْقِكَ الصَّامِتِ وَالنَّاطِقِ فِي جُنَّةٍ مِنْ كُلِّ مَخُوفٍ بِلِباسٍ سابِغَةٍ حَصِينَةٍ وَهِيَ وِلاءُ أَهْلِ بَيْتِ نَبِيِّكَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ مُحْتَجِزاً مِنْ كُلِّ قاصِدٍ لِي إِلَىٰ أَذِيَّةٍ بِجِدارٍ حَصِينٍ الْإِخْلاصِ فِي الاِعْتِرافِ بِحَقِّهِمْ، وَالتَّمَسُّكِ بِحَبْلِهِمْ جَمِيعاً، مُوقِناً أَنَّ الْحَقَّ لَهُمْ وَمَعَهُمْ وَمِنْهُمْ وَفِيهِمْ وَبِهِمْ، أُوَالِي مَنْ والَوْا، وَأُعَادِي مَنْ عادَوْا، وَأُجانِبُ مَنْ جانَبُوا، فَصَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ، وَأَعِذْنِي اللّٰهُمَّ بِهِمْ مِنْ شَرِّ كُلِّ مَا أَتَّقِيهِ، يَا عَظِيمُ حَجَزْتُ الْأَعادِيَ عنِّي بِبَدِيعِ السَّماوَاتِ وَالْأَرْضِ، إِنَّا جَعَلْنا مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدّاً وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدّاً فَأَغْشَيْناهُمْ فَهُمْ لَايُبْصِرُونَ.
“Allah’ım! Her zalimin, geceleyin saldıranın, konuşmayan, konuşan ve korkunç olan diğer yarattıklarının şerrinden Senin erişilmez ve güçlü aht ve amanına sarılarak, Senin Peygamberin Muhammed’in -Allah’ın salatı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- Ehl-i Beyt’inin velayet ve sevgisinden ibaret olan kalkanının ve sağlam zırıhının altına giriyorum.
Eziyet kastı olan herkesten, hakkın onların (Ehl-i Beyt), onlarla birlikte, onlardan, onlarda, onların vasıtasıyla olduğuna yakin ettiğim halde onların sevdiklerini severek, düşman olduklarına düşman olarak ve onların uzak durduklarından uzak durarak Peygamber’inin Ehl-i Beyt’inin -Allah’ın selamı onların üzerine olsun- hakkını itiraf etme ve tümünün ipine sarılma hususunda sağlam ihlas kalesine sığınıyorum. O halde Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle ve beni korktuğum her şeyin şerrinden kendi sığınağına al. Ey Yüce Allah! Ben gökleri ve yeri yaratanın vasıtasıyla düşmanlarımı kendimden engelledim. -Sen buyurmuşsun ki:- Biz onların önlerinden bir sed ve arkalarından bir sed çektik de onları kapattık; artık görmezler.”
Sonra tesbihi öperek gözlerine sürüp şöyle desin:
اللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِحَقِّ هٰذِهِ التُّرْبَةِ الْمُبَارَكَةِ، وَبِحَقِّ صَاحِبِها، وَبِحَقِّ جَدِّهِ، وَبِحَقِّ أَبِيهِ، وَبِحَقِّ أُمِّهِ، وَبِحَقِّ أَخِيهِ، وَبِحَقِّ وُلْدِهِ الطَّاهِرِينَ، اجْعَلْها شِفاءً مِنْ كُلِّ دَاءٍ، وَأَمَاناً مِنْ كُلِّ خَوْفٍ، وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ سُوءٍ.
“Allah’ım! Bu mübarek türbetin hürmetine, bunun sahibinin hakkı için, onun dedesinin, babasının, annesinin, kardeşinin ve tertemiz evlatlarının hakkı için bunu her dertlere deva, her korkudan güven ve her kötülükten koruma kıl.”
Sonra tesbihi alnına bıraksın. Sabahleyin böyle yapacak olursa akşama kadar ve akşamleyin yapacak olursa sabaha kadar Allah’ın güveninde olur.
Diğer bir rivayette ise şöyle geçmektedir: “Kim bir padişahtan veya başka birinden korkarsa, evden çıktığı zaman böyle yapacak olursa, onun için, onların şerrinden bir pusula (korunma vesilesi) olur.”
Ulema arasında meşhur olan görüşe göre, çamur ve toprak yemek câiz değildir. Ancak İmam Hüseyin aleyhisselamın türbeti lezzet almak kastı olmaksızın şifa için bir nohut kadar ve ihtiyat gereğince mercimek kadar yenilebilir. Şifa için İmam Hüseyin aleyhisselamın türbeti yenirken, türbeti ağza bırakmak ve sonra bir yudum su içerek şöyle demek daha iyidir:
اللَّهُمَّ اجْعَلْهُ رِزْقاً وَاسِعاً، وَعِلْماً نَافِعاً، وَشِفَاءً مِنْ كُلِّ دَاءٍ وسُقْمٍ.
“Allah’ım! Bunu geniş rızık, yararlı ilim, bütün dert ve hastalıklardan şifa kıl.”
Allame Meclisî der ki: İmam Hüseyin aleyhisselamın mührünü, tesbihini ve türbetini satın almamak ve satmamak, aksine hediye etmek ve bağışlamak ihtiyata daha uygundur ve bunun için ilk başta şart koşmaksızın birbirlerini razı etmeleri daha iyidir. Nitekim muteber bir hadiste İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: “Kim İmam Hüseyin’in (a.s) kabrinin toprağını satarsa onun etini satmış ve almış gibi olur.”
Şeyhimiz büyük muhaddis sıkatu’l-İslam Nurî (r.a) “Daru’s-Selam” adlı eserinde şöyle nakletmiştir: Birgün kardeşlerimden biri rahmetli annemin huzuruna gittiğinde annem kardeşimin İmam Hüseyin’in (a.s) türbetini cüppesinin alt cebine bıraktığını görünce, “Bu mukaddes türbete karşı edepsizliktir; çünkü bu durumda türben bazen bacağın altında kalıp kırılabilir” diyerek onu azarladı. Kardeşim, “Buyurduğun gibidir; şimdiye kadar iki türbet kırdım. Fakat bundan böyle türbeti cüppemin alt cebine koymayacağıma söz veriyorum” dedi. Bu olaydan birkaç gün geçtikten sonra babam Allame bu olaydan haberi olmadığı halde rüya aleminde mevlamız Eba Abdullah Hüseyin aleyhisselamın onun ziyaretine teşrif ettiğini, evimizin kütüphanesinde oturarak ona karşı çok şefkatli davranarak, “Çağır oğullarını gelsinler de onlara ikramda bulunayım” dediğini görmüş. Babam benimle birlikte beş tane olan oğullarını çağırmış. Biz gelerek kapının yanında İmam’ın (a.s) karşısında durmuşuz. İmam’ın (a.s) yanında bir takım elbise ve diğer şeyler varmış. Bizleri teker teker çağırmış ve yanındaki şeylerden her birimize bir şey vermiş. Sıra o kardeşime – Allah ona selametlik versin- gelince İmam (a.s), ona öfkeyle bakarak rahmetli babama dönüp, “Bu oğlun benim kabrimin türbetlerinden ikisini bacağının altında kırmıştır” buyurmuş ve ona karışı diğer kardeşlerim gibi davranmayarak yanındakilerden ona doğru bir şey atmış; hatırladığım kadarıyla ona taraklık vermişti. Babam Allame uykudan uyanarak gördüğü rüyayı rahmetli anneme anlatınca annem olup bitenleri ona aktardı. Babam bu rüyanın doğruluğuna hayret etti.