İmam Hüseyin (a.s) Ziyaretçilerinin Yolda Ve İmam’ın Hareminde Dikkat Etmeleri Gereken Adap

1- İmam Cafer Sadık’ın (a.s) Safvan’a öğrettiği üzere, evden dışarı çıkmadan önce üç gün oruç tutmak ve üçüncü günde gusül almak; buna ileride yedinci ziyarette değinceğiz.

Şeyh Muhammed b. Meşhedî, Kurban ve Ramazan bayramları ziyaretlerinin mukaddimesinde şöyle demiştir: İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret etmek istediğin zaman üç gün oruç tut; üçüncü gün gusledip çoluk-çocuğunu toplayarak şöyle de:

اللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْتَوْدِعُكَ الْيَوْمَ نَفْسِي وَأَهْلِي وَمالِي وَوَُلَْدِي وَكُلَّ مَنْ كانَ مِنِّي بِسَبِيلٍ، الشَّاهِدَ مِنْهُمْ وَالْغائِبَ . اللّٰهُمَّ احْفَظْنا بِحِفْظِكَ بِحِفْظِ الْإِيمَانِ وَاحْفَظْ عَلَيْنا . اللّٰهُمَّ اجْعَلْنا فِي حِرْزِكَ وَلَا تَسْلُبْنا نِعْمَتَكَ وَلَا تُغَيِّرْ مَا بِنا مِنْ نِعْمَةٍ وَعافِيَةٍ، وَزِدْنا مِنْ فَضْلِكَ إِنَّا إِلَيْكَ راغِبُونَ.

 

 

“Allah’ım! Ben bugün kendimi, ailemi, malımı, evlatlarımı ve ister hazır olsun ister gayıp benimle herhangi bir şekilde bağlantısı olanları sana emanet ediyorum; Allah’ım! Kendi korumanla, iman korumasıyla bizi koru; bize koruyucu ol. Allah’ım! Bizi kendi muhafazana al; nimetini bizden alma, sahip olduğumuz nimet ve afiyeti değiştirme; kendi lütfünden bize artır; şüphesiz biz sana rağbet edenleriz.”

Sonra huşu halinde evinden dışarı çık ve çokça şöyle de:

«لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَ اللّٰهُ أَکْبَرُ وَ الْحَمْدُ لِلّٰهِ»

(Allah’tan başka ilah yoktur; Allah vasfedilmeyecek kadar yücedir; hamd Allah’a mahsustur.)

Allah’a hamd edip Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine (Allah’ın salat ve selamı onların üzerine olsun) salat gönder, sonra yavaşça ve vakarla hareket et. Bir rivayette şöyle geçer: “Allah Teala, İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretçisinin terinden, her bir ter karşısında kıyamet gününe kadar Allah’ı tesbih eden ve onun ile İmam Hüseyin’in ziyaretçileri için bağışlanma dileyen yetmiş bin melek yaratır.”

2- İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan şöyle nakledilir: “İmam Hüseyin aleyhisselamın ziyaretine gidince o hazreti üzüntülü, kederli, saçları dağınık, toza bulanmış, aç ve susuz bir halde ziyaret et; çünkü İmam Hüseyin aleyhisselam bu şekilde şehid olmuştur. Ziyarette kendi hacetlerini iste ve geri dön; orayı vatan edinme.”

3- İmam Hüseyin aleyhisselamı ziyarete giderken, kebap ve helva gibi lezzetli şeylerle yol hazırlığı yapma; ziyaret yolculuğunda ekmek, süt ve yoğurt gibi şeylerden yararlan. İmam Sadık aleyhisselamdan şöyle rivayet edilmiştir: “Bir grubun, yanlarında kuzu kızartması ve helva götürerek İmam Hüseyin aleyhisselamı ziyarete gittiğini duydum; oysa kendi babalarının ve arkadaşlarının ziyaretlerine gidecek olsalar bunları götürmezler.”

Diğer muteber bir hadiste ise İmam’ın (a.s) Mufazzal b. Ömer’e şöyle buyurduğu geçer: “İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret etmeniz ziyaret etmemenizden ve yine ziyaret etmemeniz ziyaret etmenizden daha iyidir.” Mufazzal, “Belimi kırdınız” diye arzedince İmam (a.s) şöyle cevap verdi: “Vallahi kendi babalarınızın mezarlarını ziyaret etmeye gittiğinizde gamlı ve üzüntülü gidiyorsunuz; fakat İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretine gittiğinizde yanınızda sofralar götürüyorsunuz; halbuki İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretine giderken saçınız, başınız dağınık ve üzeriniz toz toprak içerisinde olmalıdır.”

Zenginlerin ve tacirlerin, İmam Hüseyin aleyhisselamın ziyaretine giderken bu konuya dikkat etmeleri daha uygun olur. Kerbela’ya giderken yol üzerindeki şehirlerde arkadaşları onları misafir ettiklerinde, onların evlerinden çıkarken onlara yolda yemeleri için kavrulmuş tavuk ve diğer lezzetli yemekler verdiklerinde kabul etmemeleri ve “Biz Kerbela yolcusuyuz ve bizim böyle lezzetli yemekler yememiz uygun olmaz” demeleri gerekir.

Şeyh Kuleynî şöyle rivayet etmiştir: İmam Hüseyin’in (a.s) şahadetinden sonra İmam’ın Kelb kabilesinden olan eşi ona matem merasimi tutarak ağladı; diğer kadınlar ve hizmetçiler de gözleri kuruyuncaya kadar ağladılar ve artık gözlerinde yaş kalmadı. Sonra İmam Hüseyin’e (a.s) ağlarken güç kazanması ve direnç bulması için bir yerden o muhterem kadına bir hediye (kuş eti) gönderdiler. Bu muhterem kadın onu görünce, “Bu nedir?” diye sordu. Bunun üzerine, “İmam Hüseyin’e (a.s) matem tutarken güç kazanmanız için bunu falanca gönderdi size” dediler. Fakat o kadın, “Biz düğünde değiliz; bunu ne yapalım” dedi ve onu dışarı götürmelerini istedi.

4- Alçak gönüllü, mütevazı, huzu ve huşu içerisinde olmak ve zelil bir kul gibi yürümek.

O halde İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretine giderken buhar gücüyle hareket eden bu yeni süratli taşıtlara binenler kibirlenip böbürlenmemek, zorluk ve sıkıntılara katlanarak Kerbela’ya gitmekte olan diğer ziyaretçilere ve Allah kullarına karşı büyüklük tasarlamamaları ve onları tahkir etmemek için çok dikkatli olmalıdırlar. Ulema Ashab-ı Kehf’in hakkında şöyle diyorlar: Onlar Dokyanus’un özel adamları ve vezirleri konumunda idiler; Allah Teala onlara rahmetini esirgeyince Allah’a tapmayı ve işlerini ıslah etmeyi dilediler. Kendilerini ıslah etmek için insanlardan uzaklaşıp bir mağaraya sığınarak Allah’a ibadet etmeyi uygun gördüler. Bu amaçla atlarına binip şehirden dışarı çıktılar. Üç mil uzaklaşınca onlardan biri olan Temlîha dedi ki: “Kardeşlerim! Dünya saltanatı gitti ve ahiret miskinliği geldi; atlarınızdan inin ve Allah katına ayaklarınızla yürüyün artık. Şayet Rabbiniz size merhamet eder de işlerinizi açıverir.” Böylece hepsi atlarından yere indiler ve o dönemde o yüce kişiler yaya olarak yedi fersah yol yürüdüler; nihayet ayakları yaralanıp kanamaya başladı.

O halde, İmam Hüseyin aleyhisselamın ziyaretçileri bu konuya dikkat etmeli ve bilmelidirler ki, insan bu yolda Allah için ne kadar mütevazı olursa, bu hareketi, makamının yükselmesine sebep olur. Dolayısıyla, İmam Hüseyin aleyhisselamı ziyaret etmenin adabında İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan şöyle nakledilmiştir: “Kim İmam Hüseyin aleyhisselamın ziyaretine yaya giderse, Allah Teala her adımı karşılığında ona bin iyilik yazar, onun bin günahı bağışlanır ve cennette onu bin derece yükseltir. Fırat kıyısına ulaşınca guslet, ayaklarındaki ayakkabı vs.’yi çıkar, ayakkabılarını eline al ve zelil köleler gibi yürü.”

5- Yol üzerinde, yalın ayak, yorulmuş ve yolda kalmış bir ziyaretçi görürseniz, sizden yardım isterse ona yardım edin ve onu menzile ulaştırın. Sakın ona ilgisiz davranmayın.

Şeyh Kuleynî muteber senetle Ebu Harun’dan şöyle rivayet etmiştir: İmam Sadık’ın (a.s) huzurunda olduğum bir sırada İmam, yanında olan insanlara şöyle buyurdu: “Ne oldu size, neden bizi hafife alıyorsunuz?” Bunun üzerine onların arasından Horasan halkından bir kişi ayağa kalkarak, “Sizi veya sizinle ilgili bir şeyi hafife almaktan Allah’a sığınırız. İmam (a.s), “Evet”, buyurdu; “Sen de beni hafife alan ve bizi alçaltanlardan birisin.” Adam, “Ben sizi alçaltmaktan Allah’a sığınırım” dedi. İmam (a.s) bunun üzerine, “Eyvahlar olsun sana; Cuhfe’ye yakın bir yerde olduğumuz sırada falancanın sana, beni bir mil kadar merkebine bindir; vallahi yoruldum dediğini duymadın mı? Vallahi sen başını kaldırıp ona bakmadın ve onu küçümsedin. Kim bir mümini küçümserse bizi küçümsemiş olur ve Allah’ın hürmetini zayi etmiş olur.”

Biz ziyaret adabının dokuzuncu şıkkında Ali b. Yaktin’in rivayetiyle buraya uygun olan bir söz naklettik; onda iyi bir öğüt var; isteyenler oraya müracaat etsinler. Burada kaydettiğim bu edep İmam Hüeyin’in (a.s) ziyaretçilerine mahsus değildir; fakat bu durum İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaretine giderken çok fazla vuku bulduğu için biz burada zikrettik.

6- Güvenilir bir kişi olan Muhammed b. Müslim’den şöyle nakledilir: İmam Muhammed Bâkır aleyhisselama, “Babanız Hüseyin b. Ali aleyhisselamın ziyaretine gittiğimizde hacca gitmiş gibi olmuyor muyuz? diye sorduğumda, İmam aleyhisselam, “Evet” buyurdu. Bunun üzerine, “O halde, hacıların yapması gereken şeyleri bizim de yapmamız gerekmiyor mu?” diye sordum. İmam Bâkır aleyhisselam şöyle buyurdu: “Arkadaşlarına iyi arkadaşlık yap, hayır sözler dışında az konuş, Allah’ı çok an, temiz elbiseler giy, hareme girmeden önce guslet, huzu ve huşu içerisinde olmaya çalış ve çok namaz kıl; Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salavat gönder ve sana yakışmayan şeylerden kendini sakındır; gözerlini haram ve şüpheli şeylerden sakındır; maddi durumu iyi olmayan kardeşlerine bağışta bulun. Birinin harçlığı bittiğini görürsen onun elinden tut ve kendi harçlığını onunla eşit olarak bölüş; takiyye yap, çünkü dininin kıvamı ondadır. Allah’ın sakındırdığı şeylerden sakın. Kavga etmeyi, çok yemin etmeyi, yemin etmeye sebep olacak tartışmayı terk et. Eğer böyle yapacak olursan, sana Hac ve Umre sevabı verilir, malını harcamakla ve ailenden uzaklaşmakla sevabını kendisinden istediğin kimse (Allah) tarafından günahların bağışlanır, Allah’ın rahmet ve hoşnutluğunu kazanırsın.”

7- Ebu Hamza Sumali’nin, İmam Hüseyin aleyhisselamı ziyaret etmek konusunda İmam Sadık aleyhisselamdan naklettiği rivayette şöyle geçer: “Neyneva’ya ulaşınca yükünü orada bırak ve orada olduğun sürece yağ sürünme, gözlerine sürme sürme ve orada olduğun sürece et yeme.”

8- Fırat suyuyla gusletmek. Bu amelin fazileti hakkında birçok rivayet vardır. İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan bir hadiste, “Kim Fırat suyuyla guslederek İmam Hüseyin aleyhisselamın mezarını ziyaret ederse, büyük günahlar işlemiş olsa bile anadan doğduğu gün gibi günahlardan temizlenir.”

Yine şöyle rivayet edilmiştir: İmam Cafer Sadık’a (a.s), “Biz bazen İmam Hüseyin’in (a.s) kabrini ziyaret ediyoruz; ama havanın soğuk olması veya başka nedenlerle gusül yapmamız çok zor oluyor” diye arzettiklerinde İmam şöyle buyurdu: “Kim Fırat suyunda guslettikten sonra ziyaret ederse onun hakkında sayılmayacak kadar fazilet yazılır.”

Beşir Duhhan kanalıyla ise İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: “Hüseyin b. Ali’nin (a.s) mezarını ziyaret etmek isteyen bir kimse Fırat’ta abdest alıp guslederse, ayağını kaldırıp yere bıraktığı her defasında Allah Teala onun için Hac ve umre sevabı yazar.”

Bazı rivayetlerde ise şöyle geçmektedir: “Fırat’tan, İmam Hüse-yin’in (a.s) kabrinin karşısındaki yerden gusül al.” Ve diğer bazı rivayetlerden anlaşıldığı üzere, Fırat’a ulaştığı zaman yüz defa “Allahu Ekber”, yüz defa, “La ilahe illellah” ve yüz defa da Resulullah ve Ehl-i Beyt’ine salavat göndermek iyidir.

9- Hareme girmek istediğinde doğu tarafındaki kapıdan içeri gir; nitekim İmam Cafer Sadık (a.s) Yusuf Kinasî’ye böyle buyurmuştur.

10- İbn-i Kuluveyh’in rivayetinde şöyle geçer: İmam Cafer Sadık aleyhisselam Mufazzal b. Ömer’e şöyle buyurdu: “Ey Mufazzal! İmam Hüseyin aleyhisselamın mezarına ulaşınca giriş kapısında dur ve şunları söyle ve bil ki söylediğin her kelime karşısında Allah Teala’dan sana bir sevap nasip olacaktır:”

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ آدَمَ صَفْوَةِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ نُوحٍ نَبِيِّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ إِبْراهِيمَ خَلِيلِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُوسىٰ كَلِيمِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عِيسَىٰ رُوحِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَارِثَ مُحَمَّدٍ حَبِيبِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَارِثَ عَلِيٍّ وَصِيِّ رَسُولِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ الْحَسَنِ الرَّضِيِّ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَارِثَ فاطِمَةَ بِنْتِ رَسُولِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الشَّهِيدُ الصِّدِّيقُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْوَصِيُّ الْبارُّ التَّقِيُّ، السَّلامُ عَلَى الْأَرْواحِ الَّتِي حَلَّتْ بِفِنائِكَ وَأَناخَتْ بِرَحْلِكَ، السَّلامُ عَلَىٰ مَلائِكَةِ اللّٰهِ الْمُحْدِقِينَ بِكَ، أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ أَقَمْتَ الصَّلاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَعَبَدْتَ اللّٰهَ مُخْلِصاً حَتَّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، السَّلامُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ.

“Selam olsun sana ey Allah’ın seçkin kulu Adem’in varisi. Selam olsun sana ey Allah’ın Peygamberi Nuh’un varisi. Selam olsun sana ey İbrahim Halilullah’ın varisi. Selam olsun sana ey Musa Kelimullah’ın varisi. Selam olsun sana ey İsa Ruhullah’ın varisi. Selam olsun sana ey Muhammed Habibullah’ın varisi. Selam olsun sana ey Resulullah’ın vasisi Ali’nin varisi. Selam olsun sana ey rıza makamına sahip olan Hasan’ın varisi. Selam olsun sana ey Resulullah’ın kızı Fatıma’nın varisi. Selam olsun sana ey doğru konuşan şehid. Selam olsun sana ey iyiliksever ve takvalı vasi. Selam olsun senin kapının eşiğine yerleşen ve yüklerini senin kapında indiren ruhlara. Selam olsun seni kuşatan meleklere. Şahadet ederim ki, sen namazı ayakta tuttun, zekat verdin, iyiliği emrettin, kötülükten sakındırdın ve ölünceye dek Allah’a ihlasla ibadet ettin. Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.”

Sonra mezara doğru hareket et; bu halde attığın her adıma karşılık Allah yolunda kendi kanında çırpınan kimsenin sevabını alırsın; mezara ulaşınca elini mezara sürerek şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ فِي أَرْضِهِ وَسَمائِهِ.

“Selam olsun sana ey Allah’ın yerinde ve göğündeki hücceti.”

Sonra git namaz kıl. O hazretin yanında kıldığın bir rekat namaz, bin defa Hac ve Umre yapmış, bin köle azad etmiş ve Allah için mürsel peygamberle birlikte bin defa cihad etmiş olan birisinin sevabı gibidir.

11- Ebu Said-i Medainî’den şöyle rivayet edilmiştir: İmam Cafer Sadık’ın (a.s) huzuruna gidip, “İmam Hüseyin’in (a.s) mezarını ziyarete gideyim mi?” diye sordum. İmam (a.s), “Evet”, buyurdu, “İyilik yapanların en iyisi, temizlerin en temizi ve iyilerin en iyisi olan Resulullah’ın (s.a.a) evladı Hüseyin’in (a.s) mezarını ziyaret et. İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaret edince baş tarafında bin defa Emirulmüminin Ali’nin (a.s) tesbih zikrini söyle. Ayak tarafında bin defa Hz. Fatıma’nın (s.a) tesbih zikrini söyle. Sonra onun yanında iki rekat namaz kıl ve bu namazda Yâsîn ve er-Rahman Surelerini oku. Böyle yapacak olursan çok büyük bir sevap elde edersin.” Ben, “Ali (a.s) ve Fatıma’nın (s.a) tesbih zikirlerini bana öğretir misiniz?” diyince İmam (a.s), “Evet, ey Ebu Said” buyurdu, “Ali’nin (a.s) tesbih zikri şöyledir:

سُبْحانَ الَّذِي لَاتَنْفَدُ خَزَائِنُهُ ! سُبْحانَ الَّذِي لَاتَبِيدُ مَعَالِمُهُ ! سُبْحَانَ الَّذِي لَا يَفْنىٰ مَا عِنْدَهُ ! سُبْحَانَ الَّذِي لَايُشْرِكُ أَحَداً فِي حُكْمِهِ ! سُبْحانَ الَّذِي لَا اضْمِحْلالَ لِفَخْرِهِ ! سُبْحانَ الَّذِي لَاانْقِطاعَ لِمُدَّتِهِ ! سُبْحانَ الَّذِي لَاإِلٰهَ غَيْرُهُ.

“Münezzehtir hazineleri bitmek-tükenmek bilmeyen, münezzehtir -ilim, kudret ve hikmet- nişaneleri yok olmayan, münezzehtir yanındakiler fani olmayan, münezzehtir hükmünde kimse kendisiyle ortak olmayan, münezzehtir iftiharı yok olmayan, münezzehtir süresi kesilmeyen, münezzehtir kendisinden başka ilâh olmayan -Allah-.”

 

Hz. Zehra’nın (s.a) tesbih zikri ise şöyledir:

 

سُبْحانَ ذِي الْجَلالِ الْبَاذِخِ الْعَظِيمِ ! سُبْحَانَ ذِي الْعِزِّ الشَّامِخِ الْمُنِيفِ ! سُبْحانَ ذِي الْمُلْكِ الْفَاخِرِ الْقَدِيمِ ! سُبْحَانَ ذِي الْبَهْجَةِ وَالْجَمَالِ ! سُبْحانَ مَنْ تَرَدَّىٰ بِالنُّورِ وَالْوَقارِ ! سُبْحانَ مَنْ يَرىٰ أَثَرَ النَّمْلِ فِي الصَّفَا وَوَقْعَ الطَّيْرِ فِي الْهَوَاءِ.

“Münezzehtir yücelik ve ululuk sahibi, münezzehtir yüce izzet sahibi, münezzehtir ezeli ve ulu saltanat sahibi, münezzehtir sürur ve güzellik sahibi, münezzehtir nur ve vakar elbisesini giyinen, münezzehtir kayanın üzerinde karıncanın ayak izini gören ve kuşun gökte kanat sesini duyan -Allah-.”

12- Farz ve sünnet namazını İmam Hüseyin aleyhisselamın mezarının yanında kıl; çünkü o hazretin yanında kılınan namaz kabul olur. Seyyid b. Tavus der ki: “Haremde, bir farz ve sünneti kazaya bırakmamaya gayret göster; o hazretin yanında kılınan farz namazın Hacca ve sünnet namazın ise Umreye eşit olduğu rivayet edilmiştir.”

Mufazzal’ın yukarıda naklettiği rivayette Haremde namaz kılmanın ne kadar fazla sevabı olduğu geçmişti. İmam Sadık’tan (a.s) nakledilen muteber bir rivayette ise şöyle geçmektedir: “Kim Hazreti ziyaret eder de yanında iki rekat veya dört rekat namaz kılacak olursa onun için Hac ve Umre sevabı yazılır.”

Rivayetlerden anlaşıldığı kadarıyla ziyaret namazı ve diğer namazların Hazretin mezarının arkasında veya baş tarafında kılmak iyidir ve eğer baş tarafta kılacak olursa mezarla bir hizada olmaması için biraz daha geride kılmalıdır.

Ebu Hamza Sumalî’nin İmam Cafer Sadık’tan (a.s) naklettiği rivayetinde ise şöyle geçmektedir: Hazretin baş tarafında iki rekat namaz kılıp birinci rekatta Fatiha Suresiyle Yâsîn Suresini ve ikinci rekatta ise Fatiha Suresi ile er-Rahman Suresini oku. İstersen kabrin arkasında namaz kıl, ama baş tarafında namaz kılmak daha iyidir. Bu namazdan sonra istediğin kadar ve istediğin namazı kıl. Fakat bu iki rekat ziyaret namazını ziyaret edilen her kişinin (Masum İmamların) kabrinin yanında kılmak gerekiyor.

İbn Kuluveyh İmam Muhammed Muhammed Bâkır’ın (a.s) bir kişiye şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Ey falanca! Neden bir hacetin olduğu zaman İmam Hüseyin’in (Allah’ın selamı onun üzerine olsun) mezarının yanına giderek onun yanında dört rekat namaz kıldıktan sonra hacetini istemiyorsun. İmam Hüseyin’in (a.s) yanında kılınan farz bir namaz Hacca ve nafile namaz ise Umreye eşittir.”

13- İmam Hüseyin aleyhisselamın mübarek hareminde yapılması gereken en önemli amel duadır; çünkü o yüce kubbenin altında duanın kabul olması, Allah Teala’nın, şahadet karşısında o hazrete lütfettiği şeylerden biridir. Dolayısıyla, ziyaretçi bunu ganimet bilerek dua edip yakarmada, tövbe etmede ve Allah’tan hacetlerini istemede kusur etmemelidir.

İmam Hüseyin aleyhisselamın ziyaretlerinde yüce mefhumlar içeren birçok dualar zikredilmiştir; bu alanda en iyisi, en güzel duaları içeren Sahife-i Seccadiye’de yer alan dualardan okuyabildiği kadarıyla dua okumaktır. Biz bu bölümün sonunda Camia ziyaretinden sonra bütün haremlerde okunan bir dua nakledeceğiz. Burasını boş bırakmamak için ziyaret dualarının birinde nakledilen bir duayı naklediyoruz. O dua şöyledir: Haremde elleri gökyüzüne doğru kaldırarak şöyle de:

اللّٰهُمَّ قَدْ تَرىٰ مَكَانِي، وَتَسْمَعُ كَلامِي، وَتَرىٰ مَقَامِي وَتَضَرُّعِي وَمَلاذِي بِقَبْرِ حُجَّتِكَ وَابْنِ نَبِيِّكَ، وَقَدْ عَلِمْتَ يَا سَيِّدِي حَوَائِجِي وَلَا يَخْفىٰ عَلَيْكَ حالِي، وَقَدْ تَوَجَّهْتُ إِلَيْكَ بِابْنِ رَسُولِكَ وَحُجَّتِكَ وَأَمِينِكَ، وَقَدْ أَتَيْتُكَ مُتَقَرِّباً بِهِ إِلَيْكَ وَ إِلىٰ رَسُولِكَ فَاجْعَلْنِي بِهِ عِنْدَكَ وَجِيهاً فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ، وَأَعْطِنِي بِزِيارَتِي أَمَلِي، وَهَبْ لِي مُنَايَ، وَتَفَضَّلْ عَلَيَّ بِشَهْوَتِي وَرَغْبَتِي، وَقْضِ لِي حَوائِجِي، وَلَا تَرُدَّنِي خائِباً، وَلَا تَقْطَعْ رَجائِي، وَلَا تُخَيِّبْ دُعائِي، وَعَرِّفْنِي الْإِجابَةَ فِي جَمِيعِ مَا دَعَوْتُكَ مِنْ أَمْرِ الدِّينِ وَالدُّنْيا وَالْآخِرَةِ، وَاجْعَلْنِي مِنْ عِبادِكَ الَّذِينَ صَرَفْتَ عَنْهُمُ الْبَلايا وَالْأَمْراضَ وَالْفِتَنَ وَالْأَعْراضَ مِنَ الَّذِينَ تُحْيِيهِمْ فِي عافِيَةٍ، وَتُمِيتُهمْ فِي عافِيَةٍ، وَتُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ فِي عافِيَةٍ، وَتُجِيرُهُمْ مِنَ النَّارِ فِي عافِيَةٍ، وَوَفِّقْ لِي بِمَنٍّ مِنْكَ صَلاحَ مَا أُؤَمِّلُ فِي نَفْسِي وَأَهْلِي وَوَُلَْدِي وَ إِخْوانِي وَمالِي وَجَمِيعِ مَا أَنْعَمْتَ بِهِ عَلَيَّ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.

“Allah’ım! Sen benim mekanımı görüyor, sözümü duyuyor, konumumu, yakarışımı, hüccetinin ve Resulünün oğlunun kabrine sığınışımı görüyorsun.

Efendim! Sen benim hacetlerimi biliyorsun, halim sana gizli değildir. Ben senin Resulünün oğlunu, hüccetini ve eminini vasıta kılarak sana yöneldim. Onun vesilesiyle sana ve Resulüne yaklaşmak için sana geldim. O halde onun vesilesiyle dünya ve ahrette beni kendi yanında haysiyetli ve mukarreblerden kıl. Ziyaretim sebebiyle bana arzuladığım şeyi ver ve bana temennilerimi bağışta bulun. Eğilim gösterip rağbet ettiğim şeylerde bana lütufta bulun ve hacetlerimi reva et. Beni ümitsiz geri çevirme, ümidimi kesme, duamı reddetme, din, dünya ve ahiret hakkındaki bütün dualarımın kabul oluşunu bana bildir; beni kendilerinden belaları, hastalıkları, fitneleri ve zararları giderdiğin kimselerden kıl, afiyet içerisinde yaşattığın, afiyet içerisinde öldürdüğün, afiyetle cennete soktuğun, afiyet içerisinde cehennem ateşinden kendi sığınağına aldığın kimselerden kıl. Kendi lütfünle beni kendim, ailem, çocuklarım, kardeşlerim, malım ve bana bahşettiğin her nimette arzuladığım şeye layık olmaya muvaffak kıl; ey merhametlilerin en merhametlisi.”

14- İmam Hüseyin aleyhisselamın mübarek hareminde yapılması gereken diğer bir amel de ona salavat getirmektir. Bu konuda şöyle rivayet edilmiştir: “İmam’ın mezarının arkasında ve omzunun yanında durarak Resulullah’a (s.a.a) ve İmam Hüseyin’e (a.s) salavat gönder.”

Seyyid b. Tavus “Misbahu’z-Zairin” adlı kitabında ziyaretlerin birinde İmam Hüseyin (a.s) için şu şekilde bir salavat nakletmiştir:

اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَصَلِّ عَلَى الْحُسَيْنِ الْمَظْلُومِ الشَّهِيدِ قَتِيلِ الْعَبَرَاتِ، وَأَسِيرِ الْكُرُبَاتِ، صَلاةً نَامِيَةً زَاكِيَةً مُبارَكَةً يَصْعَدُ أَوَّلُها وَلَا يَنْفَدُ آخِرُها أَفْضَلَ مَا صَلَّيْتَ عَلَىٰ أَحَدٍ مِنْ أَوْلادِ الْأَنْبِياءِ وَالْمُرْسَلِينَ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ .اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى الْإِمامِ الشَّهِيدِ الْمَقْتُولِ الْمَظْلُومِ الْمَخْذُولِ، وَالسَّيِّدِ الْقائِدِ، وَالْعابِدِ الزَّاهِدِ، الْوَصِيِّ الْخَلِيفَةِ الْإِمامِ الصِّدِّيقِ الطُّهْرِ الطَّاهِرِ الطَّيِّبِ الْمُبَارَكِ، وَالرَّضِيِّ الْمَرْضِيِّ، وَالتَّقِيِّ الْهادِي الْمَهْدِيِّ الزَّاهِدِ الذَّائِدِ الْمُجَاهِدِ الْعالِمِ، إِمامِ الْهُدَىٰ ، سِبْطِ الرَّسُولِ وَقُرَّةِ عَيْنِ الْبَتُولِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ،

“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle; mazlum, şehid, göz yaşlarının maktulü, üzüntülerin esiri Hüseyin’e; sürekli artan, tertemiz, bereketli, ilki yükselen ve sonu kesilmeyen, peygamberlerin ve elçilerin evlatlarından birine ettiğin en üstün salatla salat et; ey alemlerin Rabbi!

Allah’ım! Şehid olan, öldürülen, mazlum ve yardım edilmeyen imama, önder olan efendiye, abid, zahit, vasi, halife, imam, doğru konuşan, tertemiz, pâk, tahir, mübarek, beğenilmiş, rıza gösterilmiş, takvalı, hidayet edici, hidayet olmuş, zahit, Allah’ın dinini savunan, mücahit, alim, hidayet imamı, Resulün torunu, Betul’ün (Hz. Zehra’nın -s.a-) gözünün nuruna salat eyle; Allah’ın salatı ona ve Ehl-i Beytinin üzerine olsun.

Allah’ım! Sana itaat eden, sana karşı günah işlemekten insanları sakındıran, senin rızan doğrultusunda son derece çaba harcayan, sana iman etmeye yüz tutan, sana muhalefet etme konusunda hiçbir mazereti kabul etmeyen, gizlide ve açıkta insanları sana davet eden ve sana yönlendiren, senin huzurunda kıyam ederek zulüm ve haksızlığı doğrulukla yok eden, sünneti Allah’ın Kitabıyla ihya eden, sıkıntı ve eleme uğrayarak senin rızan doğrultusunda yaşayan, senin ve dostlarının itaati yolunda sıkıntı içerisinde ömrünü geçiren ve halktan ayrılarak canını sana teslim eden, ne gece ve ne de gündüz sana itaatsizlik etmeyen; senin yolunda münafıklar ve kafirlerle cihad yapan efendim ve mevlama salat eyle.

اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ سَيِّدِي وَمَوْلايَ كَما عَمِلَ بِطاعَتِكَ، وَنَهَىٰ عَنْ مَعْصِيَتِكَ، وَبالَغَ فِي رِضْوانِكَ، وَأَقْبَلَ عَلَىٰ إِيمانِكَ غَيْرَ قابِلٍ فِيكَ عُذْراً سِرّاً وَعَلانِيَةً يَدْعُو الْعِبادَ إِلَيْكَ، وَيَدُلُّهُمْ عَلَيْكَ، وَقامَ بَيْنَ يَدَيْكَ يَهْدِمُ الْجَوْرَ بِالصَّوابِ، وَيُحْيِي السُّنَّةَ بِالْكِتابِ، فَعاشَ فِي رِضْوانِكَ مَكْدُوداً، وَمَضىٰ عَلَىٰ طاعَتِكَ وَفِي أَوْلِيائِكَ مَكْدُوحاً، وَقَضىٰ إِلَيْكَ مَفْقُوداً، لَمْ يَعْصِكَ فِي لَيْلٍ وَلَانَهارٍ، بَلْ جاهَدَ فِيكَ الْمُنافِقِينَ وَالْكُفَّارَ؛اللّٰهُمَّ فَاجْزِهِ خَيْرَ جَزاءِ الصَّادِقِينَ الْأَبْرارِ، وَضاعِفْ عَلَيْهِمُ الْعَذابَ وَ لِقاتِلِيهِ الْعِقابَ، فَقَدْ قاتَلَ كَرِيماً، وَقُتِلَ مَظْلُوماً، وَمَضىٰ مَرْحُوماً، يَقُولُ: أَنَا ابْنُ رَسُولِ اللّٰهِ مُحَمَّدٍ وَابْنُ مَنْ زَكّىٰ وَعَبَدَ، فَقَتَلُوهُ بِالْعَمْدِ الْمُعْتَمَدِ، قَتَلُوهُ عَلَى الْإِيمَانِ، وَأَطَاعُوا فِي قَتْلِهِ الشَّيْطَانَ، وَلَمْ يُراقِبُوا فِيهِ الرَّحْمَانَ .

Allah’ım! Onu sadıkların ve iyi kullarının en iyi mükafatıyla mükafatlandır, onun düşmanlarına azabını ve onun katillerine cezalandırmanı artır. Gerçekten o yücelikle savaştı, mazlum olarak öldürüldü ve rahmetle dünyadan göçtü; o, -katillerine-; ben Allah Resulü Muhammed’in oğluyum, kendisini arındıran ve Allah’a kulluk eden kişinin oğluyum diyordu. Buna rağmen kasıtlı ve bilinçli olarak onu öldürdüler, onu iman üzere (sana iman etmiş olduğu halde) öldürdüler ve onu öldürme konusunda şeytana itaat ettiler ve Allah’ı göz önünde bulundurmadılar.

Allah’ım! Efendim ve mevlama salat eyle; ismini yücelteceğin, işini açığa çıkaracağın, zaferinde tacil edeceğin bir salat eyle. Kıyamet günü onu en üstün fazilete mahsus kıl. İlliyyinin en yüce makamında onun şerefini artır. Onu ikram edilenlerin en üstün şerefine ulaştır. Onu, rahmetinin şerefinden mukarreblerin şerefinde en üstün mevkie yücelt. Onu vesile (şefaatçi olma) ve yüce menzilet, üstünlük, fazilet ve büyük keramet makamına ulaştır.

Allah’ım! Onu bizden yana, halktan taraf bir imamı mükafatlandırdığın en üstün şeyle mükafatlandır, efendim ve mevlama anıldığı ve anılmadığında (her zaman) salat eyle. Ey efendim ve ey mevlam! Beni kendi partin ve kendi grubuna al. Benim ve senin Rabbinden benim için bahşiş dile. Gerçekten senin Allah katında yüce bir makam, mevki ve yerin var; isteyecek olursan sana verilir, şefaat edersen şefaatin kabul edilir. Kul ve kölen hakkında Allah’ı gözet. Kötü amelim, çirkin fiilim ve büyük günahımdan dolayı zorluk ve korku durumlarında beni kendi başıma bırakma. Sen benim, senin ve benim Rabbim olan Allah’a arzum, ümidim, güvencem, dayanağım ve vesilemsin. Allah’a tevessül eden hiçbir kimse, hakkı Allah yanında siz Ehl-i Beyt’ten daha büyük, saygınlığını gözetmek sizden daha farz ve makamı sizden daha yüce olan bir vesileyle Allah’a tevessül etmemiştir. Allah günahlarımdan dolayı beni sizden uzak tutmasın; beni sizin ile birlikte sizin ve sizin dostlarınız için hazırlamış olduğu Adn cennetinde bir araya getirsin. Gerçekten O (Allah) en iyi bağışlayan ve merhametlilerin en merhametlisidir.

Allah’ım! Benden efendim ve mevlama çok miktarda tahiyyet ve selam ulaştır ve ondan da bize selam döndür. Gerçekten sen cömert ve kerem sahibisin. Selam söylendiği ve söylenmediğinde (herhalukârda) ona salat gönder. -Duamı kabul et- ey alemlerin Rabbi.

اللّٰهُمَّ فَصَلِّ عَلَىٰ سَيِّدِي وَمَوْلايَ صَلاةً تَرْفَعُ بِهَا ذِكْرَهُ، وَتُظْهِرُ بِهَا أَمْرَهُ، وَتُعَجِّلُ بِهَا نَصْرَهُ، وَاخْصُصْهُ بِأَ فْضَلِ قِسَمِ الْفَضائِلِ يَوْمَ الْقِيامَةِ، وَزِدْهُ شَرَفاً فِي أَعْلَىٰ عِلِّيِّينَ، وَبَلِّغْهُ أَعْلَىٰ شَرَفِ الْمُكَرَّمِينَ، وَارْفَعْهُ مِنْ شَرَفِ رَحْمَتِكَ فِي شَرَفِ الْمُقَرَّبِينَ فِي الرَّفِيعِ الْأَعْلَىٰ، وَبَلِّغْهُ الْوَسِيلَةَ، وَالْمَنْزِلَةَ الْجَلِيلَةَ، وَالْفَضْلَ وَالْفَضِيلَةَ، وَالْكَرامَةَ الْجَزِيلَةَ؛ اللّٰهُمَّ فَاجْزِهِ عَنَّا أَفْضَلَ مَا جازَيْتَ إِماماً عَنْ رَعِيَّتِهِ وَصَلِّ عَلَىٰ سَيِّدِي وَمَوْلايَ كُلَّما ذُكِرَ وَكُلَّما لَمْ يُذْكَرْ،يَا سَيِّدِي وَمَوْلايَ أَدْخِلْنِي فِي حِزْبِكَ وَزُمْرَتِكَ، وَ اسْتَوْهِبْنِي مِنْ رَبِّكَ وَرَبِّي فَإِنَّ لَكَ عِنْدَ اللّٰهِ جاهاً وَقَدْراً وَمَنْزِلَةً رَفِيعَةً، إِنْ سَأَلْتَ أُعْطِيتَ، وَ إِنْ شَفَعْتَ شُفِّعْتَ، اللّٰهَ اللّٰهَ فِي عَبْدِكَ وَمَوْلاكَ لَاتُخَلِّنِي عِنْدَ الشَّدَائِدِ وَالْأَهْوَالِ لِسُوءِ عَمَلِي، وَقَبِيحِ فِعْلِي، وَعَظِيمِ جُرْمِي، فَإِنَّكَ أَمَلِي وَرَجَائِي وَثِقَتِي وَمُعْتَمَدِي وَوَسِيلَتِي إِلَى اللّٰهِ رَبِّي وَرَبِّكَ

 

 

لَمْ يَتَوَسَّلِ الْمُتَوَسِّلُونَ إِلَى اللّٰهِ بِوَسِيلَةٍ هِيَ أَعْظَمُ حَقّاً، وَلَا أَوْجَبُ حُرْمَةً، وَلَا أَجَلُّ قَدْراً عِنْدَهُ مِنْكُمْ أَهْلَ الْبَيْتِ لَاخَلَّفَنِيَ اللّٰهُ عَنْكُمْ بِذُنوُبِي، وَجَمَعَنِي وَ إِيَّاكُمْ فِي جَنَّةِ عَدْنٍ الَّتِي أَعَدَّها لَكُمْ وَلِأَوْلِيائِكُمْ إِنَّهُ خَيْرُ الْغافِرِينَ وَأَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ . اللّٰهُمَّ أَبْلِغْ سَيِّدِي وَمَوْلايَ تَحِيَّةً كَثِيرَةً وَسَلاماً وَارْدُدْ عَلَيْنا مِنْهُ السَّلامَ إِنَّكَ جَوادٌ كَرِيمٌ، وَصَلِّ عَلَيْهِ كُلَّما ذُكِرَ السَّلامُ وَكُلَّما لَمْ يُذْكَرْ يَا رَبَّ الْعالَمِينَ.

Biz o ziyareti Aşura günün amellerinde naklettik. Ve yine Ehl-i Beyt İmamlarına (Allah’ın selamı onların üzerine olsun) salat bölümünün sonunda da nakledeceğiz. Onda İmam Hüseyin (a.s) hakkında kısa bir ziyaret de bulunmaktır; onu da okumayı terk etmeyin.

15- Bu haremin amellerinden birisi de mazlumun zalime bedduasıdır; yani zalimin zulmünden sıkıntıda kalan birinin İmam Hüseyin aleyhisselamın hareminde aşağıdaki duayı okumasıdır. Şeyhu’t-Taife, “Misbahu’l-Muteheccid” kitabında Cuma gününün amelleri bölümünde şöyle diyor: İmam Hüseyin aleyhisselamın mezarının yanı başında mazlumun duasını okumak sünnettir; bu dua şöyledir:

اللّٰهُمَّ إِنِّي أَعْتَزُّ بِدِينِكَ، وَأكْرُمُ بِهِدايَتِكَ، وَفُلانٌ يُذِلُّنِي بِشَرِّهِ، وَيُهِينُنِي بِأَذِيَّتِهِ، وَيُعِيبُنِي بِوَِلاءِ أَوْلِيَائِكَ، وَيَبْهَتُنِي بِدَعْواهُ، وَقَدْ جِئْتُ إِلىٰ مَوْضِعِ الدُّعَاءِ وَضَمَانِكَ الْإِجَابَةَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَأَعْدِنِي عَلَيْهِ، السَّاعَةَ السَّاعَةَ.

“Allah’ım! Ben senin dininle aziz oldum, senin hidayetinle saygın oldum; falanca ise kötülüğüyle beni zelil etmekte, eziyetiyle beni tahrik etmekte, senin velilerini sevmemden dolayı beni ayıplamakta, kendi davasıyla beni dehşete düşürmekte. Ben şimdi dua yerine ve senin duayı kabul etmeyi tazmin ettiğin yere geldim. Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle ve bana ona karşı yarımda bulun; şimdi, hemen.”

Sonra kendini mezarın üzerine atarak şöyle de:

مَوْلايَ إِمامِي مَظْلُومٌ اسْتَعْدىٰ عَلَىٰ ظَالِمِهِ، النَّصْرَ النَّصْرَ.

“Ey mevlam, ey imamım! Zulme uğramış birisi, kendisine zulmedenin aleyhine yardım dilemekte, yardım et.”

 

Nefesin kesilinceye kadar “en-nasr, en-nasr” (yardım et) cümlesini tekrarla.
16- İmam Hüseyin’in (a.s) hareminde yapılacak amellerden biri de İbn Fehed’in “Uddetu’d-Dâi” kitabında İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan naklettiği duadır. İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Teala’dan bir haceti olan İmam Hüseyin aleyhisselamın kabrinin baş tarafında durarak şöyle desin:”

يَا أَبا عَبْدِ اللّٰهِ، أَشْهَدُ أَنَّكَ تَشْهَدُ مَقَامِي، وَتَسْمَعُ كَلامِي، وَأَنَّكَ حَيٌّ عِنْدَ رَبِّكَ تُرْزَقُ، فَاسْأَلْ رَبَّكَ وَرَبِّي فِي قَضَاءِ حَوَائِجِي.

“Ey Eba Abdullah! Şahadet ederim ki sen benim makamımı görüyor ve sözümü işitiyorsun; sen dirisin ve Rabb’inin katında rızıklanmaktasın. O halde, senin ve benim Rabb’im -olan Allah’tan hacetlerimin reva olmasını iste.”

İnsan bu şekilde dua edecek olursa hacetleri reva olur inşaallah.

17- Bu haremdeki diğer bir amel ise İmam Hüseyin aleyhisselamın mübarek başının tarafında durup er-Rahman ve Tebareke Sureleriyle iki rekat namaz kılmaktır. Seyyid İbn Tavus şöyle rivayet eder: “Kim bu namazı kılacak olursa Allah Teala onun için Resulullah (s.a.a) ile birlikte yapmış olduğu yirmi beş kabul olmuş hac sevabı yazar.”

18- İmam Hüseyin aleyhisselamın mübarek hareminin amellerinin biri de orada hayır talebinde bulunmaktır. Allame Meclisi, rivayeti Himyeri’nin “Kurbu’l-Esnad” kitabında kaydedilen hayır dileği konusunda şöyle buyuruyor: Sahih bir senetle İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan şöyle naklediliyor: “Kim İmam Hüseyin aleyhissela-mın mezarının baş tarafında durarak, “Elhamdulillah, La ilahe illellah, Subhanellah” söyleyip Allah Teala’yı ululayarak O’na hakkıyla hamd eder ve sonra bir şey hakkında alemlerin Rabb’i Allah’tan yüz defa hayır diler, Allah Teala o işte onun için hayırlı olan şeyi ona verir.”

Başka bir rivayete göre ise şu şekilde hayır dilemelidir: “Estahirullahe bi-rahmetihi hiyereten fi afiyetin=Allah’tan, kendi rahmeti hakkına afiyet içinde bir hayır diliyorum.”

19- Şeyh Ebu’l Kasım Cafer b. Kuluveyh-i Kummi, İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan şöyle rivayet ediyor:

“Eba Abdullah Hüseyin aleyhisselamı ziyaret edince hayır dışında bir şey konuşmamaya özen gösterin. Çünkü gece-gündüz koruyucu melekler haremdeki meleklerin yanına gidip onlarla görüşürler. Haremdeki melekler sürekli şiddetli ağlamalarından dolayı onlara cevap vermezler. Ancak öğle vakti ve şafak atınca susarlar. Bu nedenle koruyucu melekler onlarla konuşmak için öğle olmasını ve şafağın atmasını beklerler. Bu iki vakitte onlarla konuşurlar ve onlar gökyüzündeki şeylerden sorarlar. Fakat bu iki vakit arasında haremdeki melekler konuşmazlar; sürekli dua edip gözyaşı dökerler.”

Yine İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan şöyle rivayet edilmiştir: “Allah Teala, İmam Hüseyin aleyhisselamın mezarına dört bin melek göndermiştir; bu melekler musibete uğrayanlar gibi dağınık saçlı ve toz toprağa bulanmış bir halde şafağın atmasından öğleye kadar İmam Hüseyin aleyhisselama ağlarlar. Öğle olunca o dört bin melek göğe çıkar ve onların yerine dört bin melek yere inerek şafak atıncaya kadar ağlarlar.”

Bu içerikte birçok hadis vardır. Bu rivayetlerden anlaşılıyor ki, İmam Hüseyin aleyhisselamın hareminde o hazrete ağlamak iyi amellerden birsidir; şiilerin beytul ahzanı olan İmam Hüseyin aleyhisselamın hareminde o hazrete ağlamak ve mersiye okumak bu haremin amellerinden biri sayılmalıdır.

Safvan’ın İmam Cafer Sadık’tan (a.s) rivayet ettiği hadisten anlaşılıyor ki, melekler Allah katında ağlayıp Emirulmüminin Ali’nin (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) katillerine lanet eder, cinler onlara ağıt yakar, İmam Hüseyin’in (a.s) mezarının etrafındaki melekler şiddetle ağlayıp ona gözyaşı dökerler. Öyle ki, insan onları duyacak olursa rahat bir şekilde yemek yiyemez, bir şey içemez ve uyuyamaz.

Abdullah b. Hammad-i Basrî İmam Cafer Sadık’ın kendisine şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Şaban ayının on beşinde Kufe’den ve diğer bölgelerden bir grup kadın ve erkeklerin Hüseyin aleyhisselamın kabrinin yanına gelerek ona ağıt yaktıklarını, bazılarının Kur’an okuduklarını, bazılarının Kerbela kıssasını, onun nasıl şehit olduğunu ve diğer musibetleri anlattıklarını, bir grubun ağıt yaktıklarını ve bir grubun mersiye okuduklarını haber verdiler.” Ben, “Evet; öyledir fedanız olayım; ben bu buyurduklarınızın bir bölümüne tanık oldum.” dedim. Bunun üzerine İmam aleyhisselam şöyle buyurdu: “İnsanların arasından bir grubunu yanımıza gelip bizleri methetmelerine, bizim için mersiye okumalarına ve düşmanlarımızı ise, ister kendi akrabalarından olsun ister diğerlerinden, kınamalarına, tehdit etmelerine ve işlerini çirkin saymalarına neden olan kılan Allah’a hamd olsun.”

Bu hadisin baş tarafında ise şöyle geçmektedir: “Onun ziyaretine giden ona ağlar; onun ziyaretine gitmeyen onun musibetine üzülür, kederlenir; onu hatırlayan acır; onun ayak tarafındaki oğlunun mezarına bakan, (yanıp yakılır; zira) yanında bir akrabası ve dostu olmadığı halde çölde düşmüş, hakkı gasbedilmiş, kafirler ve dinden dönen mürtetlerden bir grubu toplanarak onu öldürdüler, defnetmeden çölde bıraktılar, köpeklerin içtiği Fırat suyunu ona yasakladılar, Resulullah’ın (s.a.a) hakkını, onun ve Ehl-i Beyti’nin hakkındaki vasiyetini zayi ettiler.”

Yine İbn Kuluveyh, Haris-i A’ver’den Emirulmüminin Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Anam-babam Kufe’nin arkasında şehid olan Hüseyin’e feda olsun. Vallahi her çeşit çöl hayvanlarının boyunlarını onun kabrine uzatıp akşamdan sabaha kadar ona ağladıklarını görür gibiyim. Bu durumda siz gitmemekle zulmetmekten sakının.”

Bu konuda çok sayıda rivayet vardır.

20- Seyyid b. Tabus diyor ki: İnsan, İmam Hüseyin aleyhisselamın ziyaretinden sonra dışarı çıkmak istediğinde kendisini mezarın parmaklıklarına yapıştırarak onu öpmesi ve şöyle demesi müstehaptır:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَوْلايَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا صَِفْوَةَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خَالِصَةَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا قَتِيلَ الظَّماءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا غَرِيبَ الْغُرَباءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ سَلامَ مُوَدِّعٍ لَاسَئِمٍ وَلَا قَالٍ، فَإِنْ أَمْضِ فَلا عَنْ مَلالَةٍ، وَ إِنْ أُقِمْ فَلا عَنْ سُوءِ ظَنٍّ بِما وَعَدَ اللّٰهُ الصَّابِرِينَ، لَاجَعَلَهُ اللّٰهُ آخِرَ الْعَهْدِ مِنِّي لِزِيارَتِكَ، وَرَزَقَنِيَ اللّٰهُ الْعَوْدَ إِلىٰ مَشْهَدِكَ، وَالْمَقامَ بِفِنائِكَ، وَالْقِيامَ فِي حَرَمِكَ، وَ إِيَّاهُ أَسْأَلُ أَنْ يُسْعِدَنِي بِكُمْ، وَيَجْعَلَنِي مَعَكُمْ فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ.

“Selam olsun sana ey mevlam; selam olsun sana ey Allah’ın hücceti¸ selam olsun sana ey Allah’ın seçtiği, selam olsun sana ey Allah’ın halis kulu; selam olsun sana ey susuzluk maktulü; selam olsun sana ey gariplerin garibi; selam olsun sana, yorulmadan ve sıkılmadan vedalaşan birinin selamıyla; dolayısıyla, gidiyorsam usandığımdan değil, kalırsam da Allah’ın sabredenlere vaadettiği şeye kötü zannımdan değildir. Allah, bunu, senin ziyaretin hususunda benim son ahdim etmesin; Allah, senin ziyaretine dönmekle, kapında yer almakla ve hareminde durmakla beni rızıklandırsın. Allah’tan, sizin vasıtanızla beni kurtuluşa erdirmesini, dünya ve ahirette beni sizinle birlikte kılmasını diliyorum.