اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ، وَ اقْضِ حَاجَتِي يَا اللَّهُ، يَا مَنْ لا يَخِيبُ سَائِلُهُ، وَ لا يَنْفَدُ نَائِلُهُ، يَا قَاضِيَ الْحَاجَاتِ، يَا مُجِيبَ الدَّعَوَاتِ، يَا رَبَّ الْأَرَضِينَ وَ السَّمَاوَاتِ، يَا كَاشِفَ الْكُرُبَاتِ، يَا وَاسِعَ الْعَطِيَّاتِ، يَا دَافِعَ النَّقِمَاتِ، يَا مُبَدِّلَ السَّيِّئَاتِ حَسَنَاتٍ، عُدْ عَلَيَّ بِطَوْلِكَ وَ فَضْلِكَ وَ إِحْسَانِكَ، وَ اسْتَجِبْ دُعَائِي فِيمَا سَأَلْتُكَ وَ طَلَبْتُ مِنْكَ، بِحَقِّ نَبِيِّكَ وَ وَصِيِّكَ وَ أَوْلِيَائِكَ الصَّالِحِينَ.
“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle; hacetimi reva eyle; ya Allah, ey kendisinden -bir şey- isteyeni hiçbir zaman nasipsiz bırakmayan ve bağışı tükenmeyen; ey hacetleri reva eden; ey dualara icabet eden; ey yerlerin ve göklerin Rabb’i; ey sıkıntıları gideren; ey bağışları geniş olan; ey azapları defeden; ey günahları iyiliklere dönüştüren! Bağışın, fazlın ve ihsanınla bana lütufta bulun; senden istediğim ve talep ettiğim şeyde duamı kabul eyle; peygamberin, vasin ve salih velilerinin hakkı hürmetine -duamı kabul buyur-.”
Bu Makamda Başka Bir Namaz:
Bu namaz iki rekattır. Namazdan sonra tesbih zikrini yapıp peşinden şöyle de:
اللَّهُمَّ إِنِّي حَلَلْتُ بِسَاحَتِكَ، لِعِلْمِي بِوَحْدَانِيَّتِكَ وَ صَمَدَانِيَّتِكَ، وَ أَنَّهُ لا قَادِرَ عَلَى قَضَاءِ حَاجَتِي غَيْرُكَ، وَ قَدْ عَلِمْتُ يَا رَبِّ، أَنَّهُ كُلَّمَا شَاهَدْتُ نِعْمَتَكَ عَلَيَّ، اشْتَدَّتْ فَاقَتِي إِلَيْكَ، وَ قَدْ طَرَقَنِي يَا رَبِّ مِنْ مُهِمِّ أَمْرِي مَا قَدْ عَرَفْتَهُ، لِأَنَّكَ عَالِمٌ غَيْرُ مُعَلَّمٍ، وَ أَسْأَلُكَ بِالاسْمِ الَّذِي وَضَعْتَهُ عَلَى السَّمَاوَاتِ فَانْشَقَّتْ، وَ عَلَى الْأَرَضِينَ فَانْبَسَطَتْ، وَ عَلَى النُّجُومِ فَانْتَشَرَتْ، وَ عَلَى الْجِبَالِ فَاسْتَقَرَّتْ، وَ أَسْأَلُكَ بِالاسْمِ الَّذِي جَعَلْتَهُ عِنْدَ مُحَمَّدٍ وَ عِنْدَ عَلِيٍّ، وَ عِنْدَ الْحَسَنِ وَ عِنْدَ الْحُسَيْنِ، وَ عِنْدَ الْأَئِمَّةِ كُلِّهِمْ، صَلَوَاتُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ، أَنْ تُصَلِّيَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ، وَ أَنْ تَقْضِيَ لِي يَا رَبِّ حَاجَتِي، وَ تُيَسِّرَ عَسِيرَهَا، وَ تَكْفِيَنِي مُهِمَّهَا، وَ تَفْتَحَ لِي قُفْلَهَا، فَإِنْ فَعَلْتَ ذَلِكَ فَلَكَ الْحَمْدُ، وَ إِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَلَكَ الْحَمْدُ، غَيْرَ جَائِرٍ فِي حُكْمِكَ، وَ لا حَائِفٍ فِي عَدْلِكَ.
“Allah’ım! Ben senin dergahına girdim; senin birliğini, ihtiyaçsızlığını ve senden başka hiç kimsenin benim hacetimi reva etmeye kadir olmadığını biliyorum. Ey Rabbim! Bildim ki, senin bana ver-diğin nimetleri gördükçe sana olan ihtiyacım daha da şiddetlenmektedir. Ey Rabbim! Önemli bir şey kapımı çalmıştır; sen de onu biliyorsun; çünkü sen öğrenmeden bilensin. Senden ismin hürmetine istiyorum; o ismin ki göklere bıraktığında gök yarıldı, yerlere bıraktığında yer yayıldı, yıldızlara bıraktığında yıldızlar yayılıp dağıldı, dağlara bıraktığında dağ istikrar buldu; Muhammed’in yanına, Ali’nin yanına, Hasan’ın yanına, Hüseyn’in yanına, bütün Ehl-i Beyt imamları -Allah’ın salatı onların hepsinin üzerine olsun- yanına bıraktığın o ismin hürmetine senden diliyorum: Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle ve ey Rabbim; benim hacetimi reva eyle, zor olan hacetimi kolaylaştır, zor hacetlerimde bana yet, onların anahtarını -yüzüme- aç. Öyleyse bunu yapacak olursan sana hamdolsun, yapmayacak olursan -yine- sana hamdolsun; çünkü sen hükmünde zulmeden ve adaletinde zalim değilsin.”
Sonra yüzünün sağ tarafını yere bırakarak şöyle de:
اللَّهُمَّ إِنَّ يُونُسَ بْنَ مَتَّى عَبْدَكَ وَ نَبِيَّكَ، دَعَاكَ فِي بَطْنِ الْحُوتِ، فَاسْتَجَبْتَ لَهُ وَ أَنَا أَدْعُوكَ فَاسْتَجِبْ لِي، بِحَقِّ مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ .
“Allah’ım! Yunus b. Metta senin kulun ve peygamberindir. Balığın karnında sana dua etti de sen onun duasını kabul ettin. Ben de sana dua ediyorum, o halde Muhammed ve Ehl-i Beyt’inin hakkı hürmetine benim de duamı kabul et.”
Sonra istediğin duayı et ve hacetlerini iste. Peşinden yüzünün sol tarafını yere bırak ve şöyle de:
اللَّهُمَّ إِنَّكَ أَمَرْتَ بِالدُّعَاءِ، وَ تَكَفَّلْتَ بِالْإِجَابَةِ، وَ أَنَا أَدْعُوكَ كَمَا أَمَرْتَنِي، فَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ، وَ اسْتَجِبْ لِي كَمَا وَعَدْتَنِي يَا كَرِيمُ.
“Allah’ım! Sen dua etmeyi emrettin ve onu kabul edeceğini üstlendin. Emrettiğin gibi ben de sana dua ediyorum. O halde Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle, vaat ettiğin gibi duamı kabul eyle ey Kerim!”
Sonra alnını yere bırakarak şöyle de:
يَا مُعِزَّ كُلِّ ذَلِيلٍ، وَ يَا مُذِلَّ كُلِّ عَزِيزٍ، تَعْلَمُ كُرْبَتِي، فَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ وَ فَرِّجْ عَنِّي يَا كَرِيمُ.
“Ey her zelile izzet veren, ey her azizi (gururluyu) zelil eden! Sen benim üzüntümü biliyorsun. O halde Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle ve benim üzüntümü gider ey Kerim.”
Bu Makamda Hacet İçin Kılınan Namaz Dört rekat namaz kılıp peşinden Hz. Zehra aleyhaselamın tesbih zikrini söyledikten sonra şöyle de:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ يَا مَنْ لا تَرَاهُ الْعُيُونُ، وَ لا تُحِيطُ بِهِ الظُّنُونُ، وَ لا يَصِفُهُ الْوَاصِفُونَ، وَ لا تُغَيِّرُهُ الْحَوَادِثُ، وَ لا تُفْنِيهِ الدُّهُورُ، تَعْلَمُ مَثَاقِيلَ الْجِبَالِ، وَ مَكَايِيلَ الْبِحَارِ وَ وَرَقَ الْأَشْجَارِ، وَ رَمْلَ الْقِفَارِ، وَ مَا أَضَاءَتْ بِهِ الشَّمْسُ وَ الْقَمَرُ، وَ أَظْلَمَ عَلَيْهِ اللَّيْلُ، وَ وَضَحَ عَلَيْهِ النَّهَارُ، وَ لا تُوَارِي مِنْكَ سَمَاءٌ سَمَاءً، وَ لا أَرْضٌ أَرْضاً، وَ لا جَبَلٌ مَا فِي أَصْلِهِ، وَ لا بَحْرٌ مَا فِي قَعْرِهِ، أَسْأَلُكَ أَنْ تُصَلِّيَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ، وَ أَنْ تَجْعَلَ خَيْرَ أَمْرِي آخِرَهُ، وَ خَيْرَ أَعْمَالِي خَوَاتِيمَهَا، وَ خَيْرَ أَيَّامِي يَوْمَ أَلْقَاكَ، إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْ ءٍ قَدِيرٌ؛
“Allah’ım! Ey gözler kendisini görmeyen, düşünceler kendisini kuşatmayan, vasfedenlerin vasıflandıramadığı, olayların değiştiremediği, zamanın fani edemediği; dağların ağırlığını, denizlerin hacmini, ağaçların yapraklarını, çöllerin kumlarını, güneşin ve ayın aydınlattığı, gecenin karanlığının ve gündüzün aydınlığının kapsadığı her şeyi bilen; ne bir gök başka bir göğü, ne bir yer başka bir yeri, ne bir dağ kökünde olanı, ne bir deniz derinliklerinde olanı senden gizleyebilir; -Allah’ım!- senden istiyorum ki: Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle; işimin en hayırlısını onun nihayeti, amellerimin en üstününü onların sonları, günlerimin en güzelini seni mülakat ettiğim gün eyle; senin her şeye gücün yeter.
اللَّهُمَّ مَنْ أَرَادَنِي بِسُوءٍ فَأَرِدْهُ، وَ مَنْ كَادَنِي فَكِدْهُ، وَ مَنْ بَغَانِي بِهَلَكَةٍ فَأَهْلِكْهُ، وَ اكْفِنِي مَا أَهَمَّنِي مِمَّنْ دَخَلَ هَمُّهُ عَلَيَّ؛ اللَّهُمَّ أَدْخِلْنِي فِي دِرْعِكَ الْحَصِينَةِ، وَ اسْتُرْنِي بِسِتْرِكَ الْوَاقِي؛ يَا مَنْ يَكْفِي مِنْ كُلِّ شَيْ ءٍ وَ لا يَكْفِي مِنْهُ شَيْءٌ، اكْفِنِي مَا أَهَمَّنِي مِنْ أَمْرِ الدُّنْيَا وَ الْآخِرَةِ، وَ صَدِّقْ قَوْلِي وَ فِعْلِي؛ يَا شَفِيقُ يَا رَفِيقُ، فَرِّجْ عَنِّي الْمَضِيقَ، وَ لا تُحَمِّلْنِي مَا لا أُطِيقُ؛ اللَّهُمَّ احْرُسْنِي بِعَيْنِكَ الَّتِي لا تَنَامُ، وَ ارْحَمْنِي بِقُدْرَتِكَ عَلَيَّ؛ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، يَا عَلِيُّ يَا عَظِيمُ، أَنْتَ عَالِمٌ بِحَاجَتِي وَ عَلَى قَضَائِهَا قَدِيرٌ، وَ هِيَ لَدَيْكَ يَسِيرٌ، وَ أَنَا إِلَيْكَ فَقِيرٌ، فَمُنَّ بِهَا عَلَيَّ يَا كَرِيمُ؛ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْ ءٍ قَدِيرٌ .
Allah’ım! Kim benim için bir kötülük dilerse sen de ona dile, kim bana bir hile yapmak isterse sen de ona hile yap, kim zulümle beni helak etmek isterse sen de onu helak eyle; üzüntüsü kalbime inen kimseden dolayı önemli işlerimde bana yet.
Allah’ım! Beni kendinin sağlam zırhına sok, beni (çirkinliklerimi) koruyucu örtünle ört. Ey her şeyden kifayet eden ve hiçbir şey kendisinden kifayet etmeyen! Dünya ve ahiret işleri konusunda bana kifayet et; sözümü ve fiilimi doğrula; ey şefkatli, ey refik! Benden sıkıntıyı gider ve bana güç yetiremeyeceğim şeyi yükleme.
Allah’ım! Hiçbir zaman uyumayan gözünle beni koru ve üzerimdeki gücünle bana merhamet et; ey merhametlilerin en merhametlisi; ey yüce, ey azim! Sen benim hacetimi biliyorsun, onu reva etmeye kadirsin ve onu gidermek sana kolaydır; ben ise sana muhtacım; o halde, hacetimi reva ederek bana minnet bırak; ey Kerim! Senin her şeye gücün yeter.”
Sora secdeye giderek şöyle de:
إِلَهِي قَدْ عَلِمْتَ حَوَائِجِي، فَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِ مُحَمَّدٍ وَ اقْضِهَا، وَ قَدْ أَحْصَيْتَ ذُنُوبِي، فَصَلِّ عَلَى مُحَمَّدٍ وَ آلِهِ وَ اغْفِرْهَا، يَا كَرِيمُ .
“İlahî! Sen benim hacetlerimi bildin; o halde, Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle ve hacetlerimi gider. Sen benim günahlarımı saydın;
o halde, Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle ve benim günahlarımı bağışla; ey Kerim!”
Sonra yüzünün sağ tarafını yere bırakarak şöyle de:
إِنْ كُنْتُ بِئْسَ الْعَبْدُ، فَأَنْتَ نِعْمَ الرَّبُّ، افْعَلْ بِي مَا أَنْتَ أَهْلُهُ، وَ لا تَفْعَلْ بِي مَا أَنَا أَهْلُهُ؛ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.
“Eğer ben kötü bir kul isem, doğrusu sen iyi bir Rab’sin. Benim hak-kımda senin lâyık olduğun şeyi yap ve hakkımda benim lâyık olduğum şeyi yapma; ey merhametlilerin en merhametlisi!”
Sonra yüzünün sol tarafını yere bırakarak şöyle de:
اللَّهُمَّ إِنْ عَظُمَ الذَّنْبُ مِنْ عَبْدِكَ فَلْيَحْسُنِ الْعَفْوُ مِنْ عِنْدِكَ؛ يَا كَرِيمُ.
“Allah’ım! Eğer kulunun günahı büyükse olursa, senin af ve bağışın da güzel olmalıdır; ey Kerim!”
Sonra alnını yere bırakarak şöyle de:
ارْحَمْ مَنْ أَسَاءَ وَ اقْتَرَفَ، وَ اسْتَكَانَ وَ اعْتَرَفَ.
“Kötü bir iş yapan, günaha dalan, -sonra- tazarru eden, -günah ve kötülüğüne- itiraf eden kimseye merhamet ey.”
“Ve’ğ-firha ya Kerim!” cümlesine kadar bu dua, “Mezar-ı Kadim”de, Sehle Mescidi’nde, İmam Zeynülabidin aleyhisselamın makamının amellerinde nakledilen duadır.