بِسْمِ اللّٰهِ وَبِاللّٰهِ، اللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ نُوراً وَطَهُوراً وَحِرْزاً وَشِفاءً مِنْ كُلِّ داءٍ وَسُقْمٍ وآفَةٍ وَعاهَةٍ، اللّٰهُمَّ طَهِّرْ بِهِ قَلْبِي، وَاشْرَحْ بِهِ صَدْرِي، وَسَهِّلْ لِي بِهِ أَمْرِي.
“Allah’ın adıyla ve Allah’ın yardımıyla. Allah’ım! Bunu nur, temizlik, korunma, her derdin, hastalığın, afetin ve belanın şifası kıl. Allah’ım! Bununla kalbimi temizle ve göğsüme genişlik ver ve bununla işimi kolaylaştır.”
Gusülden sonra iki temiz elbise giy ve Meşrea’nın dışında iki rekat namaz kıl. Meşrea, hakkında, Allah Teala’nın, “Arzda birbirlerine komşu kıt’alar (toprak parçaları), üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır; bunların hepsi bir su ile sulanır ama ürün(lerin)de bunları, birbirinden üstün yapıyoruz.” (Ra’d, 4) buyurduğu yerdir. Namazdan sonra hareme doğru küçük adımlarla yavaş ve vakarla hareket et; bu yolda attığın her adıma karşılık Hac ve Umre sevabı verilir. Ağlar gözlerle ve huşu içinde “Allah-u Ekber, la ilahe illellah” zikrini sürekli tekrarla. Allah’a hamdet, Resulullah’a ve özellikle İmam Hüseyin aleyhisselama rahmet gönder ve İmam’ın katillerine çok lanet et, ilk olarak Ehl-i Beyt’e zulüm ve cevrin temelini atanlardan uzak olduğunu ilan et. Haremin kapısına ulaştığın vakit şöyle de:
اللّٰهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ كَثِيراً، وَسُبْحانَ اللّٰهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً، الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي هَدَانا لِهٰذا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا أَنْ هَدَانَا اللّٰهُ، لَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنا بِالْحَقِّ.
Allah vasıflandırılmayacak kadar yücedir, çok yücedir. Hamd olsun Allah’a; çokça. Sabah ve akşam Allah’ı tenzih ederim. Hamd olsun
bizi buna hidayet eden Allah’a; eğer Allah bizi hidayet etmesiydi kesinlikle hidayet olmazdık. Doğrusu Rabb’imizin elçileri hak üzere gelmişlerdir.”
Sonra şöyle de:
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا رَسُولَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نَبِيَّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خاتَِمَ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْمُرْسَلِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حَبِيبَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَمِيرَ الْمُؤمِنِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا سَيِّدَ الْوَصِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا قَائِدَ الْغُرِّ الْمُحَجَّلِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ فاطِمَةَ سَيِّدَةِ نِساءِ الْعالَمِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ وَعَلَى الْأَئِمَّةِ مِنْ وُلَْدِكَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَصِيَّ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ الشَّهِيدُ، السَّلامُ عَلَيْكُمْ يَا مَلائِكَةَ اللّٰهِ الْمُقِيمِينَ فِي هٰذَا الْمَقامِ الشَّرِيفِ، السَّلامُ عَلَيْكُمْ يَا مَلائِكَةَ رَبِّي الْمُحْدِقِينَ بِقَبْرِ الْحُسَيْنِ عليه السلام، السَّلامُ عَلَيْكُمْ مِنِّي أَبَداً مَا بَقِيتُ وَ بَقِيَ اللَّيْلُ وَالنَّهارُ.
“Selam olsun sana ey Resulullah. Selam olsun sana ey Allah’ın peygamberi. Selam olsun sana ey peygamberlerin sonuncusu. Selam olsun sana ey elçilerin efendisi. Selam olsun sana ey Allah’ın habibi. Selam olsun sana ey Emirulmüminin. Selam olsun sana ey vasilerin efendisi. Selam olsun sana ey yüzü akların öncüsü. Selam olsun sana ey alemlerdeki kadınların efendisi Fatıma’nın oğlu. Selam olsun sana ve senin soyundan olan imamlara. Selam olsun sana ey Emirulmüminin’in vasisi. Selam olsun sana ey şehit olan sıddık. Selam olsun size ey bu mübarek yerdeki melekler. Selam olsun size ey Hüseyn aleyhisselamın mezarının etrafını saran Rabb’imin melekleri. Ben dünyada kaldıkça, gece ve gündüzün kaldığı sürece benden size ebediyen selam olsun.”
Daha sonra şöyle de:
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَبا عَبْدِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، عَبْدُكَ وَابْنُ عَبْدِكَ، وَابْنُ أَمَتِكَ، الْمُقِرُّ بِالرِّقِّ، وَالتَّارِكُ لِلْخِلافِ عَلَيْكُمْ، وَالْمُوالِي لِوَلِيِّكُمْ، وَالْمُعَادِي لِعَدُوِّكُمْ، قَصَدَ حَرَمَكَ، وَاسْتَجارَ بِمَشْهَدِكَ، وَتَقَرَّبَ إِلَيْكَ بِقَصْدِكَ، أَأَدْخُلُ يَا رَسُولَ اللّٰهِ ؟ أَأَدْخُلُ يَا نَبِيَّ اللّٰهِ ؟ أَأَدْخُلُ يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ ؟ أَأَدْخُلُ يَا سَيِّدَ الْوَصِيِّينَ ؟ أَأَدْخُلُ يَا فاطِمَةُ سَيِّدَةَ نِساءِ الْعَالَمِينَ ؟ أَأَدْخُلُ يَا مَوْلايَ يَا أَبا عَبْدِ اللّٰهِ ؟ أَأَدْخُلُ يَا مَوْلايَ يَابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ؟
“Selam olsun sana ey Eba Abdullah. Selam olsun sana ey Resulullah’ın oğlu. Selam olsun sana ey Emirulmüminin’in oğlu! Köleliğini itiraf eden ve size muhalefeti terk eden, sizin dostunuza dost ve düşmanınıza düşman olan kölen, kölenin oğlu, cariyenin oğlu senin haremini amaçlamış, türbene sığınmış, seni amaçlayarak sana yaklaşmıştır.
Girebilir miyim ey Resulullah?! Girebilir miyim ey Allah’ın peygamberi?! Girebilir miyim ey Emirulmüminin?! Girebilir miyim ey vasilerin efendisi?! Girebilir miyim ey alemlerdeki kadınların efendisi Fatıma?! Girebilir miyim ey mevlam, ey Eba Abdullah.?! Girebilir miyim ey mevlam, ey Resulullah’ın oğlu?!”
Kalbinin huşu içerisinde ve gözlerinin ağlar olması iznin verildiğini gösterir. O halde içeri girerek şöyle de:
الْحَمْدُ لِلّٰهِ الْواحِدِ الْأَحَدِ الْفَرْدِ الصَّمَدِ الَّذِي هَدانِي لِوِلايَتِكَ، وَخَصَّنِي بِزِيارَتِكَ، وَسَهَّلَ لِي قَصْدَكَ.
“Hamd, beni senin velayetine hidayet eden, beni senin ziyaretine has kılan ve sana yönelmeyi bana kolaylaştıran bir, tek, yalnız, ihtiyaçsız Allah’a mahsustur.”
Sonra kubbenin altına giderek baş tarafta mezarın hizasında durarak “Varis Ziyareti”ni oku.
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَارِثَ آدَمَ صَفْوَةِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ نُوحٍ نَبِيِّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ إِبْراهِيمَ خَلِيلِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُوسىٰ كَلِيمِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عِيسىٰ رُوحِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُحَمَّدٍ حَبِيبِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ عَلَيْهِ السَّلاٰمُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ مُحَمَّدٍ الْمُصْطَفىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ عَلِيٍّ الْمُرْتَضىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ فاطِمَةَ الزَّهْراءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ خَدِيجَةَ الْكُبْرىٰ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ثارَ اللّٰهِ وَابْنَ ثارِهِ وَالْوِتْرَ الْمَوْتُورَ، أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ أَقَمْتَ الصَّلاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكَاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَأَطَعْتَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُ حَتَّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، فَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً قَتَلَتْكَ، وَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً ظَلَمَتْكَ وَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً سَمِعَتْ بِذٰلِكَ فَرَضِيَتْ بِهِ؛
Selam olsun sana ey Allah’ın seçkin kulu Adem’in varisi. Selam olsun sana ey Allah’ın Peygamberi Nuh’un varisi. Selam olsun sana ey İbrahim Halilullah’ın varisi. Selam olsun sana ey Musa Kelimullah’ın varisi. Selam olsun sana ey İsa Ruhullah’ın varisi. Selam olsun sana ey Muhammed Habibullah’ın varisi. Selam olsun sana ey Emirulmüminin Veliyyullah’ın varisi. Selam olsun sana ey Muhammed Mustafa’nın torunu. Selam olsun sana ey Ali Murtaza’nın oğlu. Selam olsun sana ey Fatıma-ı Zehra’nın oğlu. Selam olsun sana ey Hatice-i Kubra’nın torunu. Selam olsun sana ey Allah’a intisab edilen şehid; ey Allah’a intisab edilen şehidin oğlu ve ey intikamı alınmayan şehid.
Şahadet ederim ki, sen namazı ayakta tuttun, zekat verdin, iyiliği emrettin, kötülükten sakındırdın ve ölünceye dek Allah’a ve Resulüne itaat ettin. O halde Allah lanet etsin seni öldüren ümmete. Allah lanet etsin sana zulmeden ümmete. Allah lanet etsin bütün bunları duyup da razı olan ümmete.
Ey mevlam, ey Ebâ Abdullah! Şahadet ederim ki sen yüce sülb-lerde ve pak rahimlerde bulunan bir nurdun. Cahiliyet devri, tüm kirlilik-leriyle seni kirletemedi ve cahiliyetin koyu karanlıkları cahiliyet elbiselerinden giydiremedi sana.
يَا مَوْلايَ يَا أَبا عَبْدِ اللّٰهِ، أَشْهَدُ أَنَّكَ كُنْتَ نُوراً فِي الْأَصْلابِ الشَّامِخَةِ وَالْأَرْحامِ الْمُطَهَّرَةِ، لَمْ تُنَجِّسْكَ الْجَاهِلِيَّةُ بِأَنْجَاسِها، وَلَمْ تُلْبِسْكَ مِنْ مُدْلَهِمَّاتِ ثِيَابِها ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ مِنْ دَعائِمِ الدِّينِ، وَأَرْكانِ الْمُؤْمِنِينَ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ الْإِمامُ الْبَرُّ التَّقِيُّ الرَّضِيُّ الزَّكِيُّ الْهادِي الْمَهْدِيُّ، وَأَشْهَدُ أَنَّ الْأَئِمَّةَ مِنْ وَُلَْدِكَ كَلِمَةُ التَّقْوىٰ، وَأَعْلامُ الْهُدىٰ، وَالْعُرْوَةُ الْوُثْقىٰ، وَالْحُجَّةُ عَلَىٰ أَهْلِ الدُّنْيا، وَأُشْهِدُ اللّٰهَ وَمَلائِكَتَهُ وَأَنْبِياءَهُ وَرُسُلَهُ أَنِّي بِكُمْ مُؤْمِنٌ وَبِإِيَابِكُمْ مُوقِنٌ، بِشَرايِعِ دِينِي، وَخَواتِيمِ عَمَلِي، وَقَلْبِي لِقَلْبِكُمْ سِلْمٌ، وَأَمْرِي لِأَمْرِكُمْ مُتَّبِعٌ، صَلَواتُ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ، وَعَلَىٰ أَرْواحِكُمْ، وَعَلَىٰ أَجْسادِكُمْ، وَعَلَىٰ أَجْسامِكُمْ، وَعَلَىٰ شاهِدِكُمْ، وَعَلَىٰ غائِبكُمْ، وَعَلَىٰ ظاهِرِكُمْ وَعَلَىٰ باطِنِكُمْ.
Şahadet ederim ki, sen dinin direklerinden ve iman ehlinin rükünlerindensin. Şahadet ederim ki, sen iyi, takvalı, beğenilmiş, pak, hidayete erişmiş ve halkı doğru yola hidayet eden bir imamsın. Şahadet ederim ki, senin evlatlarından imam olanların hepsi takva nişaneleri, hidayet bayrakları, sağlam kulp ve dünya ehline Allah’ın hüccetidirler. Allah’ı, meleklerini, peygamberlerini ve elçilerini şahid tutuyorum ki, ben size inanıyorum; döneceğinize (ric’at edeceğinize), amelimin sonuçlarına ve dinimin ahkamına yakinim vardır. Kalbim kalbinize bağlıdır. Amelim amelinize tabidir. Allah’ın rahmeti sizin üzerinize, sizin ruhlarınıza, cesetlerinize, cisimlerinize, aşikâr ve gizlinize, zahir ve batınınıza olsun.
Sonra kendini kabrin üzerine atarak kabri öp ve peşinden şöyle de:
بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا أَبا عَبْدِ اللّٰهِ، لَقَدْ عَظُمَتِ الرَّزِيَّةُ، وَجَلَّتِ الْمُصِيبَةُ بِكَ عَلَيْنا وَعَلَىٰ جَمِيعِ أَهْلِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ، فَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً أَسْرَجَتْ وَ أَلْجَمَتْ وَتَهَيَّأَتْ لِقِتالِكَ، يْا مَوْلايَ يَا أَبا عَبْدِ اللّٰهِ، قَصَدْتُ حَرَمَكَ، وَأَتَيْتُ إِلىٰ مَشْهَدِكَ، أَسْأَلُ اللّٰهَ بِالشَّأْنِ الَّذِي لَكَ عِنْدَهُ، وَبِالْمَحَلِّ الَّذِي لَكَ لَدَيْهِ أَنْ يُصَلِّيَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَأَنْ يَجْعَلَنِي مَعَكُمْ فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ.
Anam-babam sana feda olsun ey Resulullah’ın torunu. Anam-babam sana feda olsun ey Eba Abdullah! Gerçekten matemin büyüktür. Senin musibetin bize, bütün göklerdekilere ve yerlerdekilere büyüktür. Allah atlarını eyerleyip, yularlayan ve seninle savaşmaya hazırlanan gruba lanet etsin.
Ey mevlam, ey Eba Abdullah! Senin haremini amaçladım ve senin türbene geldim. Allah’tan senin onun yanındaki makamının ve onun indindeki mevkiinin hakkı için Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet etmesini ve beni dünya ve ahirette sizinle birlikte etmesini niyaz ediyorum.”
Sonra yerinden kalkarak mezarın baş tarafında iki rekat ziyaret namazı kıl ve namazdan sonra şöyle de:
اللّٰهُمَّ إِنِّي صَلَّيْتُ وَرَكَعْتُ وَسَجَدْتُ لَكَ وَحْدَكَ لَاشَرِيكَ لَكَ، لِأَنَّ الصَّلاةَ وَالرُّكُوعَ وَالسُّجُودَ لَاتَكُونُ إِلّا لَكَ، لِأَنَّكَ أَنْتَ اللّٰهُ لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَأَبْلِغْهُمْ عَنِّي أَفْضَلَ السَّلامِ وَالتَّحِيَّةِ، وَارْدُدْ عَلَيَّ مِنْهُمُ السَّلامَ . اللّٰهُمَّ وَهَاتَانِ الرَّكْعَتانِ هَدِيَّةٌ مِنِّي إِلىٰ مَوْلايَ الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ عَلَيْهِمَا السَّلامُ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَعَلَيْهِ وَتَقَبَّلْ مِنِّي وَأْجُرْنِي عَلَىٰ ذٰلِكَ بِأَ فْضَلِ أَمَلِي وَرَجائِي فِيكَ وَفِي وَلِيِّكَ يَا وَلِيَّ الْمُؤْمِنِينَ.
Allah’ım! Ben, tek ve ortağın olmayan sana namaz kıldım, rüku ve secde yaptım; çünkü namaz, rüku ve secde senden başkasına olmaz; çünkü sen Allah’sın ve senden başka ma’bud yoktur.
Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle, onlara benden en üstün selam ve selametlik ulaştır ve bana da onlardan selamın cevabını çevir.
Allah’ım! Bu iki rekat -namaz- benim mevlam Hüseyin b. Ali’ye -Allah’ın selamı onların üzerine olsun- hediyemdir.
Allah’ım! Muhammed ve Hüseyn’e rahmet eyle, bu ameli benden kabul eyle ve bunun karşılığında sen ve seni dost edinen hakkında olan en üstün arzum ve ümidimce bana mükafat ver; ey müminlerin velisi.