Öfkeyi Kontrol Etmenin Yolları: 5 Etkili Yöntem

13.09.2026 12:47
Paylaş
A+
A-

Giriş

Bir insanın bazen sinir kontrolünü kaybetmesi sonucunda çılgınca bir eyleme giriştiğini; kendisi, ailesi ve başkaları için acı bir kader hazırlayarak geride şaşkınlık ve üzüntü bıraktığını çok kez duymuş ve görmüşüzdür.

Gerçekten insanda bu tür hâllerin ortaya çıkmasına hangi etken yol açar? Bu durum nasıl kontrol edilebilir ve tahammül eşiği yükseltilerek sonuçlarından nasıl korunulabilir? Bu yazıda ele alacağımız sorular bunlardır.

Gazap Adındaki Nimet

Hiç kuşkusuz Allah’ın insana verdiği bütün nimetler hikmete dayalı ve çok sayıda faydaya sahiptir; onların yokluğu, bazı nimetlerin kaybedilmesi anlamına gelir. Gazabiye kuvvesi de bu kuralın dışında değildir ve şeheviye kuvvesi gibi Hakîm Allah’ın insana bahşettiği büyük nimetlerdendir; bazı güzel sıfat ve davranışların kaynağıdır.

İmam Humeynî (Allah’ın rahmeti üzerine olsun), bu değerli nimetin hikmetini açıklarken şöyle yazar:

«Bil ki gazabiye kuvvesi, dünya ve ahiretin onun vasıtasıyla imar edildiği büyük ilahî nimetlerden biridir. Kişinin, insan türünün ve aile düzeninin devamı onunla korunur; erdemli toplumun kurulmasında ve toplum düzeninde çok büyük bir payı vardır. Bu değerli kuvve hayvanda bulunmasaydı, tabiatın elverişsiz durumlarına karşı kendini savunamaz ve yok olup giderdi. İnsanda bulunmasaydı, bunlara ek olarak birçok kemal ve ilerlemeden de mahrum kalırdı. Hatta bu kuvvede tefrit ve eksiklik, itidal hâline kıyasla kötü ahlâk ve karakter kusurlarından sayılır; korku, güçsüzlük, gevşeklik, tembellik, tamah, sabırsızlık, gerekli yerlerde kararsızlık, rahatına düşkünlük, uyuşukluk, boyun eğme, zulme razı olma, kişinin kendisinin veya ailesinin karşılaştığı rezillik ve çirkinliklere razı olma, gayretsizlik ve himmetsizlik gibi pek çok fesat ve sayısız kusur doğurur. Emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münkerin yürütülmesi, hadlerin, ta‘zîrlerin ve diğer dinî ve aklî siyasetlerin uygulanması ancak değerli gazabiye kuvvesinin gölgesinde mümkündür.

… Din düşmanlarıyla cihat, insanlık ailesinin düzenini koruma, canı, malı, namusu ve diğer ilahî değerleri savunma ve insanın düşmanlarının en büyüğü olan nefisle cihat, ancak bu değerli kuvve sayesinde gerçekleşir. Toplumu ve kişiyi saldırı ve tecavüzlerden korumak, sınırları muhafaza etmek, eziyet ve zararları uzaklaştırmak bu kuvvenin bayrağı altında gerçekleştirilir.»[1]

Sözcük Bilgisi

Öfke (haşm): “Haşm” sözlükte gazap, gayz, kahır, hışım, kızgınlık[2] ve hoşnutluğun karşıtı[3] anlamlarında kullanılmıştır.

Gazap: “Gazap” kelimesi sözlükte öfkelenmek, kızgınlık, hoşnutluğun karşıtı, şiddetli öfke ve sarı öfke anlamlarında kullanılmıştır.[4]

Sinirlilik: Öfkeye işaret eden kelimelerden biri “sinirlilik”tir. Bu, öfke ve gazabın görünümüdür; ruhsal bakımdan rahatsız olan ve bu rahatsızlık ile öfke sonucunda iradî güçlerinin dengesini ve kendine hâkimiyetini kaybeden kimsenin durumuna denir.[5]

Gayz: Öfke ve gazabın eş anlamlarından biri “gayz”dır. Sözlükte öfke, öfkenin en şiddetli hâli veya keskinliği anlamına gelir[6]; terim olarak ise insanın hoş olmayan durumlarla karşılaşmasının ardından yaşadığı olağanüstü ruhsal alevlenme ve heyecan hâlidir.[7]

Not: Gayz ve gazap birbirine yakın anlamlara sahiptir; ancak aralarında küçük bir fark vardır. “Gayz”, hoş olmayan durumların art arda görülmesi sonucunda intikam için mizacın coşması demektir. Bu nedenle “Yüce Allah gazap eder” denir; fakat “Yüce Allah gayz eder” denmez.[8]

Öfkenin Terim Anlamı

İmam Humeynî (Allah’ın rahmeti üzerine olsun), gazabın terim anlamı hakkında şöyle buyurur:

«Gazap, intikam almak amacıyla kalbin kanında kaynama ve coşmaya yol açan nefsanî bir hareket ve hâldir. Bu hareket şiddetlendiğinde gazap ateşini alevlendirir; damarlar ve beyin, aklın sapmasına, idrak ve düşünceden geri kalmasına yol açan karanlık ve çalkantılı bir dumanla dolar. Bu hâlde öğüt ve nasihat sahibine yarar sağlamaz; aksine gazap ateşinin alevini daha da artırır. Hikmet sahipleri şöyle demişlerdir: “İnsanın bu hâldeki durumu, içinde çok büyük bir ateş yakılmış, alev ve dumanla dolmuş, hava ile dumanın içeride hapsolduğu, içinden uğultular ve şiddetli seslerin yükseldiği, ateş alevlerinin birbirine dolandığı bir mağaraya benzer… Bu hâlde onu tedavi etmek çok güçleşir ve söndürmek mümkün olmaz; çünkü tedavi amacıyla içine atılan her şeyi parlayan ve yükselen alevler yiyip yutar ve… ateşin maddesini artırır.” Bundan dolayı insan, gazap ateşinin harlandığı sırada doğru yol ve hidayete karşı kör, öğüt ve nasihate karşı sağır olur; hatta bu hâlde nasihat onun öfkesini artırır.»[9]

Merhum Molla Ahmed Nerakî öfke (gazap) hakkında şöyle der: «Öfke, hayvanî ruhun içeriden dışarıya doğru hareket etmesine yol açan nefsanî bir hâldir; böylece kişi karşı tarafa üstün gelir ve ondan intikam alır. Bu hâl şiddetli olduğunda bedende çok fazla sıcaklık oluşturur; insanın rengi kızarıp kararır, damarları kanla dolar ve aklın nuru söner. Gazap, zararı uzaklaştırmak içindir veya gerçekleşmiş bir olay sebebiyledir ve onun hareketi intikama yöneliktir. Gazabın amacı intikamsa insanın rengi kızarır; intikam mümkün değilse ve kişi bundan ümidini kesmişse kan içe yönelir ve bu nedenle rengi sararır. Gazap ettiği kişinin kendisinden intikam alıp alamayacağını bilmiyorsa rengi bazen kırmızı, bazen sarı olur.»3

Ayetullah Misbah Yezdî de şöyle buyurur: «Öfke, az ya da çok hepimizde bulunan nefsanî bir hâldir. İnsan genellikle birinin kendisine, malına, haysiyet ve itibarına saldırıp tecavüz etmek istediğini hissettiğinde doğal olarak içinde bir hâl belirir; bunun sonucunda damarlarındaki kan akışı hızlanır, enerjisini yoğunlaştırır ve bir saldırı gerçekleşirse ona karşı koymaya veya saldırgandan kısas almaya hazırlanır. Bu, Allah’ın insanı başkalarının saldırısı karşısında savunmaya veya kısasa hazır hâle getirmek için ona yerleştirdiği doğal bir durumdur.»[10]

Psikolojide Öfkenin Tanımı

Psikoloji açısından öfke bir duygu türüdür; saldırgan davranış ise öfkeyi ifade etme yollarından biridir. Aralarındaki fark, öfkenin bir duygu; saldırganlığın ise bazen insanlarda öfke duygusunun etkisiyle görülen bir davranış olmasıdır.[11] Daha açık bir ifadeyle, saldırganlık ile öfke arasındaki ilişki bakımından üç durum düşünülebilir:

1- Kişi bazen saldırganlık göstermeden öfke hissedebilir. Örneğin hastalık veya sınavda başarısızlık nedeniyle öfkelenebilir; fakat kimseye zarar vermez.

2- Bazen öfke saldırganlığa yol açar. Böyle bir durumda, yani saldırganlık öfkeyle ilişkilendirildiğinde buna duygusal saldırganlık denir.[12]

3- Kişi bazen öfke hissetmediği hâlde amacına ulaşmak için saldırgan davranışlar gösterebilir. Örneğin spor müsabakasını veya siyasî mücadeleyi kazanmak için öfke hissetmeksizin başkasına zarar vermeye çalışabilir.[13]

Bazıları da öfkeyi fizyolojik uyarılma, bilişsel çatışma ve düşmanca düşüncelerin eşlik ettiği duygusal ve zihinsel bir hâl olarak kabul eder.

Elbette “öfke” konusunda filozoflar ve psikologlar tarafından başka tanımlar da yapılmıştır. Bunların hemen hemen tamamı, öfkenin ortaya çıkmasındaki temel etkenleri insanların önüne çıkan tehditler, başarısızlıklar ve engeller olarak görmüş; öfkenin amacını daha çok savunma, savaş ve tahrip şeklinde açıklamıştır.[14]

Kur’an’da Gazap

Kur’an-ı Kerim, müminlerin belirgin özelliklerinden biri hakkında şöyle buyurur: «وَ إِذا ما غَضِبُوا هُمْ یغْفِرُون: Müminler öfkelendiklerinde (öfkelerini yutarak) affederler.» (Şûrâ/37)

Başka bazı ayetlerde Yüce Allah müminlere öfkelerini kontrol etmelerini öğütlemiş, Allah’ın hüküm ve kazası karşısında sabır ve tahammülü onların belirgin özelliklerinden biri sayarak şöyle buyurmuştur: «وَ الَّذِینَ یجَْتَنِبُونَ کبَئرَِ الْاثمْ وَ الْفَوَاحِشَ وَ إِذَا مَا غَضِبُواْ هُمْ یغْفِرُون – Onlar, büyük günahlardan ve çirkin işlerden uzak dururlar ve (insanlara) öfkelendiklerinde görmezden gelme ve bağışlama yolunu seçerler.» (Şûrâ/37)

Başka bir ayette Allah, insanı karar vermede acelecilikten ve düşünmeden öfkelenmekten sakındırmış; çabuk öfkelenmesinin kendisine ceza ve pişmanlık getirdiği bir peygamberin kıssasını anlatmıştır: «وَ ذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغاضِباً فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَیهِ فَنادی فِی الظُّلُماتِ أَنْ لا إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ سُبْحانَک إِنِّی کنْتُ مِنَ الظَّالِمینَ – Zünnûn’u [Yunus’u] da (hatırla); hani kavminin arasından öfkeli olarak gitmiş ve bizim kendisini sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. (Fakat balığın karnına düşünce) o kat kat karanlıklar içinde seslendi: (Allah’ım!) Senden başka ilah yoktur! Sen münezzehsin! Gerçekten ben zalimlerden oldum.» (Enbiyâ/87)

İbrahim (aleyhisselâm) hakkında şöyle buyurur:

«إِنَّ إِبْراهیمَ لَأَوَّاهٌ حَلیمٌ – Şüphesiz İbrahim çok şefkatli ve yumuşak huyluydu.» (Tevbe/114) Ayrıca şöyle buyurur: «إِنَّ إِبْراهیمَ لَحَلیمٌ أَوَّاهٌ مُنیب – İbrahim yumuşak huylu, içli ve (Allah’a) yönelen bir adamdı.» (Hûd/75) Bu iki ifade biçimi, bu iki sıfatın birbiriyle ilişkisini ve yakınlığını gösterir. Ayetler, Hz. İbrahim’in (aleyhisselâm) amcası Âzer gibi suçlular karşısında bile öfkeyi yutmanın, hilim, sabır ve şefkatin büyük ilahî peygamberlerin seçkin sıfatlarından olduğunu ve onların takipçilerinin de bu sıfatlarla nitelenmesi gerektiğini göstermektedir.

Bu konuda başka ayetler de vardır; ancak kısa tutmak amacıyla onlara değinilmemiştir.[15]

Rivayetlerde Gazap

Rivayetlerde öfke ve gazap konusu çok geniştir. Mahiyetinin, sonuçlarının ve çözüm yollarının açıklanması; öfke ve gazabın ruh hâli, akıl ve düşünce üzerindeki olumsuz etkileri vb. rivayetlerde ele alınan konulardandır. Bunlardan bazılarına dört genel başlık altında kısaca değineceğiz.

A: Öfke ve Gazabın Mahiyeti

Müminlerin Emiri Ali (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «الْغَضَبُ نَارٌ مُوقَدَةٌ مَنْ کظَمَهُ أَطْفَأَهَا وَ مَنْ أَطْلَقَهُ کانَ أَوَّلَ مُحْتَرِقٍ بِهَا – Gazap tutuşturulmuş bir ateştir. Kim öfkesini yutarsa o ateşi söndürür; kim de gazabı serbest bırakırsa onun alevlerinde yanan ilk kişi kendisi olur.»[16]

Yine şöyle buyurmuştur: «إِیاک وَ الْغَضَبَ فَإِنَّهُ طَیرَةٌ مِنَ الشَّیطَان – Gazaptan uzak dur; çünkü öfke şeytanın hafifliklerindendir.»[17]

Yine buyurdu: «اَحْذَرِ الْغَضَبَ فَإِنَّهُ جُنْدٌ عَظِیمٌ مِنْ جُنُودِ إِبْلِیس –

Öfkeden sakın; çünkü o, İblis’in büyük ordularından biridir.»[18]

Ve buyurdu: «الْحِدَّةُ ضَرْبٌ مِنَ الْجُنُونِ، لِأَنَّ صَاحِبَهَا ینْدَمُ، فَإِنْ لَمْ ینْدَمْ فَجُنُونُهُ مُسْتَحْکم – Gazap (sert huyluluk) bir tür deliliktir; çünkü sahibi pişman olur. Pişman olmazsa deliliği kesinleşmiştir.»[19]

İmam Bâkır (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «إِنَ هذَا الْغَضَبَ جَمْرَةٌ مِنَ الشَّیطَانِ، تُوقَدُ فِی قَلْبِ ابْنِ آدَم – Gerçekten bu gazap [sizin varlığınızda bulunan], şeytandan bir kıvılcımdır ve Âdemoğlunun kalbinde tutuşturulur.»[20]

İmam Sâdık’tan (aleyhisselâm) şöyle nakledilmiştir: «اَلْغَضَبُ مِفْتاحُ کُلِّ شَرٍّ –

Öfke ve gazap bütün kötülüklerin anahtarıdır.»[21]

Ayrıca şöyle buyurdu: «لَیسَ لِإِبْلِیسَ جُنْدٌ أَشَدَّ مِنَ النِّسَاءِ وَ الْغَضَب –

Şeytan için (fasit) kadınlardan ve gazaptan daha güçlü bir ordu yoktur.»[22]

B: Öfkenin Sonuçları

Yüce Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) nakledilen bir hadiste şöyle okuruz:

«اَلْغَضَبُ یفْسِدُ الاْیمانَ کَما یفْسِدُ الصَّبْرُ اَلْعَسَلَ – Gazap, sabır denilen (acı oluşuyla darbımesel olmuş çok acı ilaç) balı bozduğu gibi imanı bozar.»[23]

Ali (aleyhisselâm) şöyle buyurur: «عُقُوبَةُ الْغَضُوبِ وَ الْحَقُودِ وَ الْحَسُودِ تَبْدَءُ بِاَنْفُسِهِمْ –

Öfkeli, kinci ve kıskanç kişilerin cezası herkesten önce kendilerini yakalar.»[24]

Müminlerin Emiri Ali’den (aleyhisselâm) nakledilen başka bir hadiste şöyle okuruz: «اِیاکَ وَ الْغَضَبَ فَاَوَّلُهُ جُنُونٌ وَ آخِرُهُ نَدَمٌ – Gazaptan sakın; çünkü başlangıcı delilik, sonu pişmanlıktır.»[25]

Yine buyurdu: «الْغَضَبُ یفْسِدُ الْأَلْبَابَ وَ یبَعِّدُ مِنَ الصَّوَاب –

Gazap insanın aklını bozar ve onu doğru davranıştan uzaklaştırır.»[26]

Ve buyurdu: «بِئسَ القَرینُ الغَضَبُ، یبدِی المَعائبَ ویدنِی الشَّرَّ وَیباعِدُ الخَیرَ –

Gazap ne kötü bir yoldaştır; gizli kusurları açığa çıkarır, şer ve kötülüğü yaklaştırır, hayır ve iyiliği uzaklaştırır.»[27]

İmam Sâdık (aleyhisselâm) şöyle buyurur: Babam şöyle buyururdu: «أَی شَی ءٍ أَشَدُّ مِنَ الْغَضَبِ إِنَ الرَّجُلَ لَیغْضَبُ فَیقْتُلُ النَّفْسَ الَّتِی حَرَّمَ اللَّهُ[28] وَ یقْذِفُ الْمُحْصَنَة – Gazap ve sert huyluluktan daha ağır ne vardır? Bir adam öfkelenir, öfke hâlinde bir insanı öldürür ve haram olan cinayeti işler yahut sertliği yüzünden iffetli kadınlara kazifte bulunur ve onları zina ile suçlar.»[29]

Ayrıca buyurdu: «إِنَ الرَّجُلَ لَیغْضَبُ حَتَّی مَا یرْضَی أَبَداً وَ یدْخُلُ بِذَلِک النَّار –

İnsan gerçekten öfkelenir ve gazap sırasında işi, hiçbir zaman hiçbir şeyden razı olmayacağı bir noktaya varır; böylece kendisini cehenneme atar.»[30]

Yine buyurdu: «الغضبُ مُمحِقَةٌ لِقَلبِ الحکیم مَن لَم یملِک غَضَبَهُ لَم یملِک عَقلَهُ –

Öfke, bilgenin kalbindeki nuru yok eder. Kendi öfkesine sahip olmayan, aklına da asla sahip olamaz.»[31]

C: Öfke Kontrolünün Kazanımları

Müminlerin Emiri Ali (aleyhisselâm) şöyle buyurdu:

«اَعْدَی عَدُوٍّ لِلْمَرْءِ غَضَبُهُ وَ شَهْوَتُهُ، فَمَنْ مَلَکَهُما عَلَتْ دَرَجَتَهُ وَ بَلَغَ غایتَهُ –

İnsanın en amansız düşmanı gazabı ve nefsanî arzusudur. Kim bu ikisini dizginleyebilirse derecesi yükselir ve kemalin son mertebesine ulaşır.»[32]

İmam Muhammed Bâkır (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «مَن کَفَّ غَضَبَهُ سَتَر اللهُ عَورَتَهُ –

Kim gazabını tutarsa Allah onun ayıbını örter.»[33]

İmam Bâkır (aleyhisselâm):

«مَنْ کظَمَ غَیظاً وَ هُوَ یقْدِرُ عَلَی إِمْضَائِهِ؛ حَشَا اللَّهُ قَلْبَهُ أَمْناً وَ إِیمَاناً یوْمَ الْقِیامَة –

Öfkesini uygulama gücüne sahip olduğu hâlde onu yutan kişinin kalbini Allah kıyamet günü güven ve imanla doldurur.»[34]

İmam Sâdık (aleyhisselâm): «مَنْ کفَ غَضَبَهُ عَنِ النَّاسِ، کفَ اللَّهُ عَنْهُ عَذَابَ یوْمِ الْقِیامَة –

Kim insanlardan öfkesini geri tutarsa Yüce Allah da kıyamet günü azabını ondan geri tutar.»[35]

İmam Sâdık (aleyhisselâm) şöyle buyurdu:

«مَا مِنْ عَبْدٍ کظَمَ غَیظاً إِلَّا زَادَهُ اللَّهُ عَزَّ وَ جَلَّ عِزّاً فِی الدُّنْیا وَ الْآخِرَة –

Öfkesini yutan hiçbir kul yoktur ki Yüce Allah ona dünyada ve ahirette izzet vermesin.»[36]

Ve şöyle buyurur: «مَنْ کظَمَ غَیظاً – وَ لَوْ شَاءَ أَنْ یمْضِیهُ أَمْضَاهُ – مَلَأَ اللَّهُ قَلْبَهُ یوْمَ الْقِیامَةِ رِضَاهُ – İntikam almaya gücü olduğu hâlde öfkesini yutan kişinin kalbini Yüce Allah kıyamet günü kendi rızasıyla doldurur.»[37]

D: Öfke Sırasında Ruhsal Gereklilikler

Kur’an-ı Kerim’in bağışlama ve hoşgörü konusundaki güçlü tavsiyesine ek olarak —şöyle buyurur: «وَ الْکاظِمینَ الْغَیظَ وَ الْعافینَ عَنِ النَّاس – Onlar öfkelerini yutar ve insanların hatalarını bağışlarlar.» (Âl-i İmrân/134)— rivayetler de insanın öfke, gazap ve ruhsal-psikolojik coşkunlukla karşılaştığı sırada yapması gerekenleri ele almıştır. Bunlardan birkaçına değineceğiz.

Resûl-i Ekrem’e (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem), kulların en iyilerinin kimler olduğu soruldu. Hazret cevapta şöyle buyurdu: «الَّذِینَ.. .إِذَا غَضِبُوا غَفَرُوا – Onlar ki… öfkelendiklerinde bağışlarlar.»[38]

İmam Bâkır (aleyhisselâm), Müminlerin Emiri’nden (aleyhisselâm) onun şöyle buyurduğunu nakletmiştir: «شِیعَتُنَا الْمُتَبَاذِلُونَ فِی وَلَایتِنَا… الَّذِینَ إِنْ غَضِبُوا لَمْ یظْلِمُوا – Bizim Şiîlerimiz, velayetimiz yolunda birbirlerine yardım edenlerdir… ve onlar öfkelendiklerinde zulmetmeyen kimselerdir.»[39]

Müminlerin Emiri Ali (aleyhisselâm), takva sahiplerinin nitelikleri hakkında da şöyle buyurur: «وَ إِنْ غَضِبَ لَمْ ینْزَق – Takvalı kişi öfkelendiğinde hafifliğe kapılmaz.»[40]

İmam Bâkır (aleyhisselâm) şöyle buyurmuştur: «إِنَّمَا الْمُؤْمِنُ الَّذِی إِذَا رَضِی لَمْ یدْخِلْهُ رِضَاهُ فِی إِثْمٍ وَ لَا بَاطِلٍ وَ إِذَا سَخِطَ لَمْ یخْرِجْهُ سَخَطُهُ مِنْ قَوْلِ الْحَق – Mümin, razı olduğunda rızası kendisini günaha ve batıla sokmayan; öfkelendiğinde de öfkesi onu hak sözü söylemekten çıkarmayan kişidir.»[41]

Ayrıca şöyle buyurdu: «لَا قُوَّةَ کرَدِّ الْغَضَب – Gazabı bastırmaktan daha üstün bir güç yoktur.»[42]

Müminlerin Emiri Ali (aleyhisselâm) de bu konuda şöyle buyurmuştur:

«أَقْدَرُ النَّاسِ عَلَی الصَّوَابِ مَنْ لَمْ یغْضَب – Doğruyu teşhis etmede insanların en güçlüsü, öfkelenmeyen kimsedir.»[43]

O, gazap ile akıl arasındaki olumsuz ilişkiyi anlatan başka bir veciz ifadede şöyle buyurmuştur:

«عِنْدَ غَلَبَةِ الْغَیظِ وَ الْغَضَبِ یخْتَبَرُ حِلْمُ الْحُلَمَاء – Gayz ve gazabın galip geldiği sırada akıllıların hilmi sınanır.»[44]

Gazabın Ortaya Çıkış Nedenleri

Gazap ve öfke çeşitli etken ve güdülerden kaynaklanır. Bu etkenleri tanımak, sert huyluluk ve gazabı kontrol etmenin en önemli yollarından biridir. Bu etkenlerden bazıları şunlardır:

1- Aceleci Yargılar:

İnsana rahatsız edici bir haber ulaştığında hemen hüküm verirse öfke ateşi kalbinde alevlenir; bazen çirkin ve tehlikeli işler yapar. Oysa araştırıp sabrettikten sonra çoğu zaman haberin aslının yanlış veya en azından eksik olduğunu görür; araştırmış olsaydı asla öfkelenmeyecekti.

Müminlerin Emiri Ali’den (aleyhisselâm) nakledilen bir hadiste şöyle okuruz: «مِنْ طَبَائِعِ الْجُهَّالِ التَّسَرُّعُ إِلَی الْغَضَبِ فِی کلِ حَال – Cahillerin tabiatındandır ki her durumda öfke ve gazaba koşarlar (çünkü aceleci yargılara kapılırlar).»[45]

2- Tahammülsüzlük:

Büyük ruha ve geniş düşünceye sahip kişiler acı olayları kendi içlerinde taşır ve tahammül ederler; tahammülü az olan kişiler ise en küçük bir olumsuzlukta öfkelenir, bazen yere göğe söverler. Yukarıdaki hadis belki bu özelliğe de işaret etmektedir.

3- Kibir ve Kendini Üstün Görme:

Kibirli kişiler beklentileri yüksek olan kimselerdir. Her zaman başkalarının kendi sınırlarına saygı göstermesini, kendilerine öncelik ve özel ayrıcalıklar tanımasını isterler. İnsanlardan bu tepkileri görmediklerinde hızla sinirlenip öfkelenir; her türlü eleştiri ve öğüt karşısında sertlik gösterirler. Kötü konuşma, küfür, bağırma ve başkalarını önemsememe yoluyla kendilerini sakinleştirmeye ve aşağılıklarını örtmeye çalışırlar.

İmam Sâdık (aleyhisselâm) şöyle buyurdu:

«قَالَ الْحَوَارِیونَ لِعِیسَی ابْنِ مَرْیمَ یا مُعَلِّمَ الْخَیرِ أَعْلِمْنَا أَی الْأَشْیاءِ أَشَدُّ فَقَالَ أَشَدُّ الْأَشْیاءِ غَضَبُ اللَّهِ عَزَّ وَ جَلَّ قَالُوا فَبِمَ یتَّقَی غَضَبُ اللَّهِ قَالَ بِأَنْ لَا تَغْضَبُوا قَالُوا وَ مَا بَدْءُ الْغَضَبِ قَالَ الْکبْرُ وَ التَّجَبُّرُ وَ مَحْقَرَةُ النَّاس – Havariler, Meryem oğlu İsa’ya (aleyhisselâm) şöyle dediler:

Ey iyiliklerin öğreticisi! Bize her şeyden daha tehlikeli olanın ne olduğunu söyle.

Buyurdu: Allah’ın gazabıdır.

Dediler: Allah’ın gazabından nasıl güvende olabiliriz?

Buyurdu: Gazap etmeyin.

Sordular: Gazabın kaynağı nedir?

Buyurdu: Kibir, kendini büyük görme ve insanları küçümseme.»[46]

4- Haset ve Kin:

Haset, kişinin başkasındaki nimet ve kemalin yok olmasını arzuladığı bir hâldir. Haset, kendisi kalbî hastalıklardan biri olmasının yanı sıra insanda gazap dâhil birçok reziletin ortaya çıkmasına yol açar. Hasetçiler kinin temel maddelerini kalplerinde saklarlar; küçük bir kıvılcım yaklaşınca alevlenen bir barut deposu gibidirler ve öfke ateşi bütün varlıklarından dışarı vurur. Müminlerin Emiri Ali’den (aleyhisselâm) nakledilen hadislerde şöyle buyurduğunu okuruz:

«شِدَّةُ الْحِقْدِ مِنْ شِدَّةِ الْحَسَدِ – Kinin şiddeti hasedin şiddetindendir (yani ondan doğar).»[47]

«اَلْحِقْدُ مَثَارُ الْغَضَبِ – Kin, öfkenin sebebidir.»[48]

5- Hırs ve Dünyaperestlik:

Dünya aşkı ve tutkusuyla dolmuş, hırs ve tamahın ruhlarında yuva kurduğu kişiler kendi çıkarlarına yönelik en küçük engeli bile kaldıramaz; çabucak öfkelenirler. Toplumsal hayat art arda gelen engellerden yoksun olmadığı için bu tür kişilerin çoğu zaman öfkeli ve sinirli oldukları söylenebilir. Öfkelerini ona buna boşaltamazlarsa, bu öfke içlerini bir kurt gibi kemirir.[49]

6- Dünya Sevgisi ve Nefis Sevgisi:

Nefis sevgisi; makam, mevki, mal vb. sevgisini kapsar. Bu hususlara çok önem veren insan, çoğu zaman onları elde etmek için başkalarına gazap edip öfkelenir.

İmam Humeynî (Allah’ın rahmeti üzerine olsun), gazabın etkenleri hakkında şöyle buyurur:

«Bunlardan biri —belki de hepsinden önemlisi ve “hastalıkların anası” diye adlandırılması gereken— dünya sevgisidir. Nefsanî hastalıkların çoğu veya tamamı ondan doğar; nitekim şerefli rivayetlerde de “her hatanın başı” olarak tanıtılmıştır. Mal ve makam sevgisi, güç ve iradeyi yayma sevgisi, yiyecek, eş, giysi ve benzerlerine sevgi dünya ve nefis sevgisinin kollarından olduğu için, gazabı harekete geçiren bütün sebepleri ona döndürmek gerekir. İnsan bu işlere bağlandığında ve bunların sevgi halkasını boynuna geçirdiğinde, bunlardan herhangi biriyle ilgili en küçük bir engel ortaya çıksa onu uzaklaştırmak için kalbinin kanı kaynar ve gazap kuvvesi harekete geçer.»[50]

7- Cehalet

O ayrıca şöyle buyurur: «Gazabı harekete geçiren başka bir sebep, insanın gazabı ve ondan doğan —en büyük çirkinlik, kusur ve reziletlerden olan— fesatları cehalet ve bilgisizlik yüzünden kemal sanması ve güzelliklerden saymasıdır. Nitekim bazı cahiller bunları mertlik, cesaret, yiğitlik ve büyüklük kabul eder; “biz şöyle yaptık, böyle yaptık” diye kendilerini överler. Müminlerin en büyük ve güzel sıfatlarından olan cesareti, bu helak edici reziletle karıştırmışlardır.»[51]

Hatırlatma: Cehalet ile Cesaret Arasındaki Fark

«Bilinmelidir ki cesaret bundan başkadır; sebepleri, ilkeleri, etkileri ve özellikleri de bu reziletten başkadır. Cesaretin kaynağı nefsin gücü ve huzuru, itidal, iman ve dünyanın süslerine, iniş çıkışlarına az önem vermektir. Gazap ise nefsin zayıflığı ve sarsıntısından, imanın gevşekliğinden, ruh mizacının dengesizliğinden, dünya sevgisinden ve ona önem vermekten, nefsanî hazların kaybedilmesi korkusundan doğar. Bu nedenle bu rezilet kadınlarda erkeklerden, hastalarda sağlıklılardan, çocuklarda yetişkinlerden ve yaşlılarda gençlerden daha fazladır. Cesaret ise bunun tersidir. Ahlâkî reziletlere sahip kişiler, fazilet sahibi kimselerden daha çabuk öfkelenir. Nitekim malına ve varlığına dokunulduğunda cimrinin başkasına göre daha çabuk ve daha şiddetli öfkelendiğini görürüz.»[52]

Diğer Etkenler: «Gazap için kendini beğenme, övünme, kibir, münakaşa, inatçılık, şaka ve benzeri başka sebepler de sayılmıştır… Belki bunların çoğu veya tamamı, zikrettiğimiz iki ilkeye ve konuya (nefis sevgisi ve cehalet) doğrudan ya da dolaylı olarak döner.»[53]

Öfkenin Türleri ve Dereceleri

1) Tefrit: Gazap kuvvesinde tefrit, kişinin bu kuvveden tamamen yoksun olması veya gazabının zorunlu ve gerekli yerlerde bile ortaya çıkmayacak kadar zayıf olmasıdır. Bu durum beğenilmeyen ve kınanan bir hâldir; “hamiyetsizlik” diye ifade edilir. Sonuçlarından bazıları haram karşısında gayretsizlik, aşağılık ve zillete katlanma, zayıflık ve kırılma, münkerlerin işlenmesi karşısında susmaktır.

2) İfrat: Gazapta ifrat, gazap kuvvesinin sahibine akıl ve şeriatın denetiminden çıkacak ölçüde hâkim olmasıdır. Bu durumda basiret insandan alınır, düşünme gücünü kaybeder, nefsinin kontrolü elinden çıkar; ibretleri görmeye kör, öğütleri işitmeye sağır olur. Bu hâlin dış belirtileri arasında rengin değişmesi, uzuvların titremesi, davranışların düzen ve tertipten çıkması, hareket ve sözlerde huzursuzluk, dilin küfür, hakaret ve yakışıksız sözlere açılması, kavga ve başkalarına saldırma bulunur.

3) İtidal: Gazabın aslını insanın varlığından söküp atmak imkânsızdır ve biz de bununla yükümlü değiliz. Yükümlü olduğumuz ve mümkün olan şey, onun saldırı ve gücünü kırmak; içte şiddetlenmeyecek ve belirtileri yüzde görünmeyecek şekilde zayıflatmaktır. Böylece uygun mertebesinde, yani akıl ve şeriatın işareti altında kalır; gazabın gerekli olduğu yerde ortaya çıkar, hilmin gerekli olduğu yerde insan yumuşak huylu olabilir ve gazap insanı irade hâlinden çıkarmaz.

Bunun ötesinde hiçbir yükümlülüğümüz yoktur. Allah’ın razı olduğu şey, gazabın insanın denetiminde olmasıdır. Bu nedenle Yüce Allah şöyle buyurur: «وَ الْکاظِمینَ الْغَیظَ – Ve onlar öfkelerini yutarlar.» (Âl-i İmrân/134) Oysa gazabın hiç bulunmaması övülen bir şey olsaydı “والفاقدین الغیظ”, yani “hiç gazabı bulunmayanlar” buyurması gerekirdi.»[54]

Kutsal Öfke

Müminlerin Emiri’nden (aleyhisselâm) nakledilen Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) sîretinde, Hazret’in dünya işleri için asla öfkelenmediği; fakat hak için öfkelendiğinde hiç kimseyi tanımadığı ve hakkı destekleyinceye kadar Peygamber’in öfkesinin dinmediği bildirilmiştir.[55]

Allâme Tabâtabâî (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) bu konuda şöyle buyurur: «Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) öfkelendiğinde —elbette Allah’tan başkası için gazap etmezdi— hiçbir şey Hazret’in öfkesine karşı koyamazdı.»[56]

Aynı yöntem diğer Masumların (aleyhimüsselâm) hayatında da vardı. Bu, ilahî hakların ve insanların haklarının çiğnenmesiyle günah ve masiyetin yaygınlaşması karşısında kayıtsız ve ilgisiz kalınmaması gerektiğini herkese hatırlatır.

Öfkeyi Kontrol Etme Yöntemleri

Temel yöntemlerden biri, önceki bölümde değinilen etkenleri ortadan kaldırmaktır.

Bunun yanında dinî öğretilere, ahlâk büyüklerinin ve arınmış âlimlerin sözlerine kısaca bakmak, insanın önüne güzel ve üzerinde düşünülmeye değer pratik yöntemler koyar. Bunların birçoğu psikolojik görüşler ve uygulamalı deneyimlerle de uyumludur.

Birinci Adım: Mümince Yönetim

A) İman ve Takvayı Artırmak

Öfke ve gazap ateşinin alevlenmesi, yersiz parlamalar, sert tepkiler ve akıl ile şeriatın kırmızı çizgilerinin aşılması kesinlikle insanın imanındaki ve takva derecesindeki zayıflıktan kaynaklanır. Bu nedenle her şeyden önce ahlâkî reziletlerin ve köklerinin düzeltilmesine, takva birikiminin artırılmasına girişilmelidir. Çünkü takva, insanı hem dış tehdit etkenlerinden korur hem de nefsinin ve ruhunun yönetimini akıl ile şeriata verir ve iç tehditleri dizginler. İmam Ali (aleyhisselâm) şöyle buyurdu:

«مَنْ خَافَ اللَّهَ لَمْ یشْفِ غَیظَهُ – Allah’tan korkan kimse öfkelendiğinde intikam almaz.»[57]

İmam Humeynî de gazaba ilkeli ve köklü biçimde yaklaşmanın gereğine işaret ederek olaydan önce tedavi üzerinde durmuş ve şöyle buyurmuştur: «Dünya sevgisini kökünden sökmek ve nefis putuyla mücadele etmek seyrüsülûkün şartıdır. İnsan bu cihatta ne ölçüde başarılı olursa marifet ve amel hakikatlerine ulaşmada ve Hakk’a yakınlık menzillerini katetmede o ölçüde başarılı olur. Gazabiye kuvvesini dengelemek ve onu ilahî orduların saflarında tutmak bu kazanımlardan biridir; insan-ı sâlik ister marifetullaha ulaşmanın peşinde, ister içini arındırma makamında, ister ahiret evini ve ameller cennetini imar etmenin ardında olsun.»[58]

Hâce Nasîrüddin Tûsî’nin hayatında şöyle aktarılmıştır: Bir kişi Hâce’nin huzuruna gelerek başkasının yazdığı bir metni ona sundu. Metinde Hâce’ye çok sayıda sövgü ve hakaret edilmiş, mektubun yazarı ona “kelb b. kelb” demişti. Hâce onun hakaretlerine yumuşak bir dille şöyle cevap verdi: «Bana köpek demesi doğru değildir. Çünkü köpek dört ayaklı, havlayan, derisi tüyle kaplı ve uzun tırnaklı bir hayvandır. Bu özellikler bende yoktur; boyum diktir, bedenim tüyle [kaplı değildir], tırnaklarım geniştir, konuşur ve gülerim. Bende bulunan ayırıcı nitelik ve özellikler köpeğinkilerden farklıdır; bende bulunanlar, mektubun sahibinin hakkımda söyledikleriyle çelişmektedir.»[59]

B) Zikir Söylemek ve Allah’a Sığınmak

İslâmî rivayetlerde, nefsin vesvesesi, şeytan ve şeytan sıfatlı dostlar dâhil olmak üzere öfkeyi tetikleyen etkenlerin gafleti gidermek, dikkatli olmak ve zikir söylemekle dizginlenmesi tavsiye edilmiştir.

«لا اله الا اللّه», «اعوذ باللّه من الشیطان الرجیم», «اعوذ بک من وسوسة النفس» gibi zikirler; Nâs ve Felak sûrelerini okumak, iki rekât namaz kılmak ve Allah’a sığınmak bunlardandır.[60] Ayrıca «لا حول و لا قوة الا بالله» zikri de vardır.[61]

Rûhu’l-Beyân tefsirinde şöyle anlatılmıştır: «خُذِ الْعَفْوَ وَ أْمُرْ بِالْعُرْفِ وَ أَعْرِضْ عَنِ الجْاهِلِین – (Her hâlükârda) onlarla hoşgörüyle geçin, mazeretlerini kabul et, iyiliklere davet et ve cahillerden yüz çevir (onlarla çekişme).» (A‘râf/199) ayeti nazil olup cahillere karşı sabretmeyi emrettiğinde Peygamber-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) şöyle arz etti: «کیفَ یا رَبِّ وَ الْغَضبُ – Ey Rabbim, nasıl tahammül edebilirim? (Öfke ve gazap ortaya çıktığı hâlde?)» Ardından gelen ayet nazil oldu ve Hazret’e şeytanî tahrikler karşısında Allah’a sığınmasını emretti.[62]

«وَ إِمَّا ینزَغَنَّک مِنَ الشَّیطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ إِنَّهُ سَمِیعٌ عَلِیم – Şayet şeytandan sana bir vesvese gelirse Allah’a sığın; kuşkusuz O işiten ve bilendir.» (A‘râf/200)

İkinci Adım: Davranışsal Tepkiler

A) Durumu Değiştirmek

Öfkenin alevli anlarının tehlikelerinden korunmanın temel yollarından biri durumu değiştirmek ve yeni bir ortam oluşturmaktır. Böylece insan en azından birkaç an düşünme fırsatı bulur ve aceleci tepkiden kaçınır.

Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) şöyle buyurur:

«Sizden biri öfkelenirse ayaktaysa otursun; oturuyorsa uzansın.»[63]

İmam Bâkır (aleyhisselâm) da şöyle buyurmuştur: «وَ إِنَ أَحَدَکمْ إِذَا غَضِبَ احْمَرَّتْ عَینَاهُ وَ انْتَفَخَتْ أَوْدَاجُهُ وَ دَخَلَ الشَّیطَانُ فِیهِ فَإِذَا خَافَ أَحَدُکمْ ذَلِک مِنْ نَفْسِهِ فَلْیلْزَمِ الْأَرْضَ فَإِنَّ رِجْزَ الشَّیطَانِ لَیذْهَبُ عَنْهُ عِنْدَ ذَلِک – Sizden biri gazap ettiğinde gözleri kızarır, boyun damarları şişer ve şeytan onun varlığına nüfuz eder. Sizden biri kendisinde bu hâlin ortaya çıkmasından korkarsa yere otursun; çünkü o anda şeytanın pisliği ondan gider.»[64]

B) Duygusal Yaklaşım

İmam Sâdık’tan (aleyhisselâm) nakledildiğine göre Hazret şöyle buyurdu:

«فَأَیمَا رَجُلٍ غَضِبَ وَ هُوَ قَائِمٌ فَلْیجْلِسْ فَإِنَّهُ سَیذْهَبُ عَنْهُ رِجْسُ الشَّیطَانِ وَ إِنْ کانَ جَالِساً فَلْیقُمْ وَ أَیمَا رَجُلٍ غَضِبَ عَلَی ذِی رَحِمٍ فَلْیقُمْ إِلَیهِ وَ لْیدْنُ مِنْهُ وَ لْیمَسَّهُ فَإِنَّ الرَّحِمَ إِذَا مَسَّتِ الرَّحِمَ سَکنَت – Kim ayaktayken gazap ederse otursun; şeytanın pisliği kısa sürede ondan uzaklaşır. Oturuyorsa ayağa kalksın. Kim akrabalarından birine öfkelenirse ayağa kalkıp ona yaklaşsın ve ona dokunsun (onu okşasın); akrabalar okşandığında sakinleşirler.»[65]

C) Öfke Ateşini Suyla Söndürmek

Halk arasında sinirlilik ve öfke sırasında öfkeli kişiye soğuk su içmesinin önerilmesi yaygındır. İlginçtir ki bu davranışın da rivayetlerde kökü vardır. Yüce Peygamber (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) şöyle buyurdu: «إِذَا غَضِبَ أَحَدُکمْ فَلْیتَوَضَّأْ وَ لْیغْتَسِلْ فَإِنَّ الْغَضَبَ مِنَ النَّارِ – Sizden biri öfkelendiğinde abdest alsın veya gusletsin; çünkü gazap ateştendir.»

«أَنَّ الْغَضَبَ مِنَ الشَّیطَانِ وَ أَنَّ الشَّیطَانَ خُلِقَ مِنَ النَّارِ وَ إِنَّمَا یطْفِئُ النَّارَ الْمَاءُ فَإِذَا غَضِبَ أَحَدُکمْ فَلْیتَوَضَّأْ – Öfke şeytandandır, şeytan ateşten yaratılmıştır ve ateşi ancak su söndürür. O hâlde sizden biri öfkelendiğinde abdest alsın.»[66]

Üçüncü Adım: Sonuçlara Dikkat Etmek

Gerçekten yersiz öfke ve sert huyluluğun acı sonuçlarından ve korkunç etkilerinden habersiz olan veya bunları gözleriyle görmemiş kim vardır?! Dostlardan ayrılık, akrabalık bağlarının zayıflaması ve kopması, cinayet ve hapis… Müminlerin Emiri (aleyhisselâm) ne güzel buyurmuştur:

«مَنْ أَطْلَقَ غَضَبَهُ تَعَجَّلَ حَتْفُه – Kim öfkesinin dizginini salıverirse ölümü hızlanır.»[67] Ve şöyle buyurdu: «ضَبْطُ النَّفْسِ عِنْدَ حَادِثِ الْغَضَبِ یؤْمِنُ مَوَاقِعَ الْعَطَب –

Öfkenin ortaya çıktığı sırada kendine hâkim olmak, kişiyi helak uçurumundan kurtarır.»[68]

İmam Humeynî (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) de şöyle buyurur: «Gazabı kaynayan kişi, bu sırada kendisi için vazgeçme hâli oluşturmalı ve eğer onda bir bilinç ve ayırt etme kalmışsa işin kötü sonucuna dikkat etmelidir. Hâlini değiştirerek kalbin kaynamasının artmasına ve bu helak edici ateşin alevinin yükselmesine izin vermemelidir.»[69]

Öfke ve gazabın bedensel sonuçlarına dikkat etmek de onun tedavisinde etkilidir. Baş dönmesi, baş ağrısı, gerginlik ve uzuvların seğirmesi, kekemelik, kan hastalıkları, felç, bedenin savunma gücünün azalması, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve iştahsızlık gibi birçok bedensel hastalığın kaynağının aşırı öfke ve gazap olduğunu bilmek gerekir. Bilim insanlarına göre öfke sırasında sempatik sinir sistemi ve böbreküstü bezleriyle ilgili çeşitli biyokimyasal ve fizyolojik değişiklikler görülür. Bu değişiklikler bedeni krizlere hazırlar.[70]

Rivayetlerde de gazap kötülüklerin anahtarı olarak zikredilmiştir. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) şöyle buyurdu: «İnsan gazap ettiğinde bütün kötülükler varlığını kuşatır.»[71]

Hz. Ali (aleyhisselâm) de şöyle buyurmuştur: «اَلْغَضَبُ شَرٌّ اِنْ أطْلَقْتَهُ دَمَّرَ – Öfke bir şerdir; onu serbest bırakırsan helak eder.»[72]

Dördüncü Adım: Öfke Kontrolünün Olumlu Etkilerine Dikkat Etmek

Diğer yöntemlerden biri de öfke yönetiminin ve insanın kendini kontrol etme gücünü kaybetmemesinin çok sayıdaki olumlu etkisine ve kazanımına dikkat etmektir. Bunlardan bazıları, kazanımlarla ilgili rivayetler bölümünde aktarıldı.

Öfke kontrolünün en önemli etkilerinden biri Allah’ın affını kazanmaktır. Kur’an şöyle buyurur:

«وَ لْیعْفُوا وَ لْیصْفَحُوا أَ لا تُحِبُّونَ أَنْ یغْفِرَ اللَّهُ لَکمْ – Affetsinler ve görmezden gelsinler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz?» (Nûr/22)

İmam Seccâd (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «مَا مِنْ جُرْعَةٍ أَحَبَّ إِلَی اللَّهِ عَزَّ وَ جَلَّ مِنْ جُرْعَتَینِ جُرْعَةِ غَیظٍ رَدَّهَا مُؤْمِنٌ بِحِلْمٍ وَ جُرْعَةُ مُصِیبَةٍ رَدَّهَا مُؤْمِنٌ بِصَبْر – Allah katında en sevimli şeylerden ikisi iki yudumdur: Hilimle içilen öfke yudumu ve sabırla içilen musibet yudumu.»[73]

Müminlerin Emiri (aleyhisselâm), bir adamın Kanber’e hakaret ettiğini ve Kanber’in karşılık vermek istediğini öğrendi. İmam onu çağırıp şöyle buyurdu: «Sakin ol ey Kanber! Sana hakaret edene hakaret etme. Böyle yaparak Allah’ı kendinden razı eder, şeytanı öfkelendirir ve bağışlamanla düşmanını cezalandırırsın. Tohumu toprakta yaran ve insanı yaratan Allah’a yemin olsun ki hiçbir mümin Allah’ı hilimle razı ettiği kadar başka bir şeyle razı edemez; şeytanı susma ve sükûtla öfkelendirdiği kadar başka bir şeyle öfkelendiremez; cahili sükûtla cezalandırdığı kadar başka bir şeyle cezalandıramaz.»[74]

Beşinci Adım: Sükût

Bazen sükût, insana saygısızlık eden kişiye verilebilecek en sağlam cevaptır. İmam Ali (aleyhisselâm) şöyle buyurdu: «رُبَّ کَلامٍ جَوابُهُ السُّکُوتُ – Nice söz vardır ki cevabı sükûttur.»[75]

Yine buyurdu: «رُبَّ سُکوتٍ اَبلَغ مِن کَلام – Nice sükût vardır ki sözden daha etkilidir.»[76]

Bu yöntem öfke ve gazap konusunda da son derece etkili olacaktır ve pek çok taşkınlık ile ani ve yersiz alevlenme için iyi bir tedavi sayılabilir.

Aynı Hazret şöyle buyurdu: «داوُوا الغَضَبَ باِلصَّمتِ – Öfkeyi sükûtla tedavi edin.»[77]

Münâcât

1) İmam Seccâd (aleyhisselâm), Sahîfe-i Seccâdiye’nin sekizinci duasının başında şöyle arz eder:

«اللَّهُمَّ إِنی أَعُوذُ بِک مِنْ هَیجَانِ الْحِرْصِ، وَ سَوْرَةِ الْغَضَبِ، وَ غَلَبَةِ الْحَسَدِ…

Allah’ım! Hırsın coşmasından, gazabın şiddetinden ve hasedin galip gelmesinden sana sığınırım…»

2) İmam Sâdık (aleyhisselâm), öfke sırasında şu duayı okuyun diye buyurdu:

اَللَّهُمَّ أَذْهِبْ عَنِّی غَیظَ قَلْبِی وَ اغْفِرْ لِی ذَنْبِی وَ أَجِرْنِی مِنْ مَضَلَّاتِ الْفِتَنِ أَسْأَلُک بِرِضَاک وَ أَعُوذُ بِک مِنْ سَخَطِک أَسْأَلُک جَنَّتَک وَ أَعُوذُ بِک مِنْ نَارِک أَسْأَلُک الْخَیرَ کلَّهُ وَ أَعُوذُ بِک مِنَ الشَّرِّ کلِّهِ اللَّهُمَّ ثَبِّتْنِی عَلَی الْهُدَی وَ الصَّوَابِ وَ اجْعَلْنِی رَاضِیاً مَرْضِیاً غَیرَ ضَالٍّ وَ لَا مُضِل

Allah’ım! Kalbimin öfkesini gider ve günahımı bağışla; beni saptırıcı fitnelerden koru. Senden rızanı diler, gazabından sana sığınırım. Cennetini ister, cehenneminden sana sığınırım. Bütün hayırları senden ister, bütün şerlerden sana sığınırım. Allah’ım! Beni hidayet ve doğruluk üzere sabit kıl; beni senden razı ve senin de razı olduğun biri yap; ne sapmış ne de saptıran olayım. [78]

3) Ayrıca öfke sırasında Nebiyy-i Ekrem’e (sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem) salavat getirilmesini ve şöyle denilmesini buyurdu:

اللَّهُمَّ اغْفِرْ ذَنْبِی وَ أَذْهِبْ غَیظَ قَلْبِی وَ أَجِرْنِی مِنَ الشَّیطَانِ الرَّجِیمِ وَ لَا حَوْلَ وَ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ الْعَلِی الْعَظِیم

Allah’ım! Günahımı bağışla, öfkemi gider ve beni kovulmuş şeytandan koru. Yüce ve Büyük Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet yoktur.[79]

Dipnotlar:

[1] Şerh-i Çihil Hadis, s. 134-135.

[2] Lügatnâme-i Dihhudâ.

[3] Lisânü’l-Arab.

[4] Lügatnâme-i Dihhudâ ve Ferheng-i Muîn.

[5] A.g.e.

[6] Ferheng-i Câmi-i Novîn, “galîz” maddesi.

[7] Tefsîr-i Nemûne, c. 3, s. 97.

[8] el-Mîzân, c. 4, s. 28.

[9] Şerh-i Çihil Hadis, s. 134; Şerh-i Hadîs-i Cünûd-i Akl ve Cehl, s. 238-239.

[10] Bk. http://mesbahyazdi.org, Ayetullah Misbah’ın Ahlâk Dersleri, kırk beşinci oturum, 1387-1388.

[11] Rebâb Hâmidî, Öfke Kontrolü, s. 14.

[12] Bk. Robert E. Franken, Güdülenme ve Duygu; çev.: Hasan Şems İsfendâbâd, Gulamrızâ Mahmûdî, Sûzen İmâmîpûr, s. 403.

[13] A.g.e., s. 362.

[14] Bk. İslâm ve Psikoloji Araştırmaları Dergisi, 1388 sonbahar-kış, sayı 5 (s. 43-64), “İslâmî Öğretiler ve Modern Psikoloji Temelinde Öfke Yönetimi” makalesi.

[15] Daha fazla bilgi için bk. Âl-i İmrân/134, A‘râf/150, 152 ve 154; Enfâl/16; Nahl/106; Tâhâ/81 ve 86; Şûrâ/16; Fetih/6; Mücâdele/14; Mümtehine/13; Nûr/9 vb.

[16] Müstedrekü’l-Vesâil, c. 12, s. 11.

[17] Nehcü’l-Belâga, mektup 76.

[18] A.g.e., mektup 69.

[19] A.g.e., hikmet 255.

[20] el-Kâfî (İslâmiyye baskısı), c. 2, s. 304.

[21] el-Kâfî, c. 2, s. 303.

[22] Tuhafü’l-Ukûl, s. 363.

[23] el-Kâfî, c. 2, s. 302.

[24] Uyûnü’l-Hikem ve’l-Mevâiz, s. 342.

[25] A.g.e., s. 96.

[26] Müstedrek, c. 12, s. 11.

[27] A.g.e., s. 13.

[28] Rivayetin bu bölümü En‘âm sûresinin 151. ayetine işaret eder.

[29] el-Kâfî (İslâmiyye baskısı), c. 2, s. 303.

[30] el-Kâfî, c. 2, s. 305.

[31] el-Kâfî, c. 2, s. 305.

[32] Mîzânü’l-Hikme, c. 3, s. 1847.

[33] el-Kâfî, c. 2, s. 303.

[34] el-Kâfî, c. 2, s. 110; Vesâilü’ş-Şîa, c. 12, s. 177.

[35] A.g.e., s. 305.

[36] el-Kâfî, c. 2, s. 110.

[37] A.g.e.

[38] Sıfâtü’ş-Şîa, Şeyh Sadûk, s. 45.

[39] el-Kâfî, c. 2, s. 237.

[40] A.g.e., s. 227. Bu ifade Nehcü’l-Belâga’daki Müttakiler Hutbesi’nde aynı ibareyle geçmemektedir.

[41] A.g.e., s. 234.

[42] Tuhafü’l-Ukûl, s. 283.

[43] Gurerü’l-Hikem, s. 196, no. 221.

[44] Uyûnü’l-Hikem ve’l-Mevâiz, s. 338.

[45] Gurerü’l-Hikem, s. 677, no. 6875.

[46] Şeyh Sadûk, el-Hisâl, c. 1, s. 6.

[47] Uyûnü’l-Hikem ve’l-Mevâiz (Leysî), s. 298, no. 5315.

[48] Tasnîf-i Gurerü’l-Hikem, s. 299, no. 6776.

[49] Daha fazla bilgi için bk. Kur’an’da Ahlâk, Ayetullah Mekârim Şîrâzî, c. 3, hilim ve gazap bahsi; ayrıca Mi‘râcü’s-Saâde, Molla Ahmed Nerakî, s. 198.

[50] Şerh-i Cünûd-i Akl ve Cehl, s. 253.

[51] Şerh-i Çihil Hadis, s. 142.

[52] A.g.e.

[53] Şerh-i Çihil Hadis, s. 143.

[54] Bk. Mi‘râcü’s-Saâde, Molla Ahmed Nerakî, s. 197; Câmiü’s-Saâdât, Muhammed Mehdî Nerakî, c. 1, s. 289; Seyyid Abdullah Şübber’in Ahlâk’ı; Şerh-i Cünûd-i Akl ve Cehl (İmam Humeynî, Allah’ın rahmeti üzerine olsun), s. 241-254 vb.

[55] Mi‘râcü’s-Saâde, s. 226.

[56] Sünenü’n-Nebî, Allâme Muhammed Hüseyin Tabâtabâî, Kum, Salât Yayınları, 1385 h., s. 76.

[57] Uyûnü’l-Hikem ve’l-Mevâiz, s. 443; Kenzü’l-Ummâl, c. 16, s. 264.

[58] Şerh-i Cünûd-i Akl ve Cehl, s. 241-254.

[59] Bîdârgerân-ı Ekâlîm-i Kıble, Muhammed Rızâ Hakîmî, s. 218; Fevâidü’r-Razaviyye, s. 609.

[60] İslâmî İlimler ve Beşerî Bilimlerde Araştırma Konuları Ders Notu, Hasan İrfân, s. 801; daha önce geçen “İslâmî Öğretiler ve Modern Psikoloji Temelinde Öfke Yönetimi” makalesinden naklen, s. 54.

[61] Câmiü’l-Ehâdîs, c. 13, s. 472; Ayetullah Mekârim Şîrâzî’nin Kur’an’da Ahlâk adlı eserinden naklen, s. 294.

[62] Kur’an’da Ahlâk, Ayetullah Mekârim Şîrâzî, c. 3, s. 385.

[63] el-Mahaccetü’l-Beyzâ, Feyz Kâşânî, c. 5, s. 307.

[64] el-Kâfî, c. 2, s. 305.

[65] Vesâilü’ş-Şîa, c. 15, s. 363.

[66] Bihârü’l-Envâr, c. 70, s. 272 (her iki rivayet).

[67] Müstedrekü’l-Vesâil, c. 12, s. 13.

[68] Mîzânü’l-Hikme, c. 3, s. 2266.

[69] Şerh-i Cünûd-i Akl ve Cehl, s. 251.

[70] Felsefî, Ahlâk, c. 2, s. 312; Sosyal Psikoloji, c. 1, s. 91’den naklen.

[71] Mîzânü’l-Hikme, s. 234.

[72] Müstedrek, c. 12, s. 11.

[73] A.g.e., s. 424.

[74] Bihârü’l-Envâr, c. 71, s. 424.

[75] Gurerü’l-Hikem, h. 5303.

[76] Uyûnü’l-Hikem ve’l-Mevâiz, s. 267.

[77] A.g.e., s. 250.

[78] Mekârimü’l-Ahlâk, s. 350.

[79] Mekârimü’l-Ahlâk, s. 350.

Yazar: Ahavî, Rızâ

Paylaş