Şarâb-ı Tahûr Nedir? Kur’an’da Cennet İçecekleri

19.09.2026 15:28
Paylaş
A+
A-

“Şarâb” içecek, “tahûr” ise hem temiz hem de temizleyici olan şey anlamına gelir. Çeşitli ayetlerden, cennette farklı nitelik ve özelliklere sahip, hoş ve temiz türlü içeceklerin bulunduğu anlaşılmaktadır. “Şarâb-ı tahûr”dan ne kastedildiği konusunda birkaç görüş vardır.

Bazıları bunun, cennet nimetlerinden olan yemeklerden sonra içilen ve vücuttaki bütün atıkları temizleyen bir içecek olduğunu söylemişlerdir. Bunun ardından cennet ehlinin bedenlerinden yalnızca hoş kokulu ve güzel bir ter şeklinde bir şey dışarı çıkar.

Bazıları ise bundan maksadın, manevi yolculuk ve ruhani seyr ü sülûk için elde edilen ruhsal ve manevi nasipler olduğunu söylemişlerdir.

Ayrıntılı Cevap

“Şarâb”, içecek anlamındadır[1] ve Kur’ân-ı Kerim’de de bu anlamda kullanılmıştır:

“Onlar için birçok meyve ve içecek vardır.”[2]

Ve:

“Gökten, içeceğiniz suyu indirdi.”[3]

“Tahûr” ise hem kendisi temiz olan şey[4] hem de temizleyici olan şey anlamına gelir.[5]

“Gökten temizleyici bir su indirdik.”[6]

Şarâb-ı Tahûr

Çeşitli ayetlerden, cennette farklı nitelik ve özelliklere sahip, hoş ve temiz içeceklerin bulunduğu anlaşılmaktadır.[7]

Cennet nehirlerinde akan sıvılar, hem mahiyet ve öz bakımından dünya sıvılarından farklıdır hem de nitelik bakımından farklıdır. Çünkü dünyadaki nehirlerde sudan başka bir şey akmaz ve bu sular bir müddet sonra kokuşabilir. Ancak cennet nehirlerinin sıvıları, Kur’an ayetlerinden anlaşıldığı üzere, bu iki bakımdan özel bir üstünlüğe sahiptir.

Kur’ân-ı Kerim, cennetteki dört nehirde akan dört içeceğe işaret etmektedir:[8] Susuzluğu gidermek için su nehri; beslenmek için süt nehri; lezzet ve güç için bal nehri; neşe ve canlılık için de şarap nehri.

Bu içecekler öyle yaratılmışlardır ki zamanın geçmesi hiçbir zaman onların bozulmasına ve değişmesine sebep olmaz.[9]

Başka ayetlerde “Rahîk-i Mahtûm” veya “Tesnîm”den[10], kâfurla karıştırılmış bir içecekten[11] ya da zencefille karıştırılmış bir içecekten[12] söz edilmektedir.

Kur’an’ın bir ayetinde ise “شراباً طهورا” ifadesi kullanılmıştır:

«و سقاهُم ربّهم شراباً طهوراً».[13]

“Rableri onlara tertemiz bir içecek içirir.”

Bu içeceğin sâkîsi de Yüce ve Mübarek Allah’tır.

Müfessirlerin Görüşleri

Müfessirlerin hayat bahşeden özel cennet içeceği hakkındaki görüşleri üç teori çerçevesinde toplanabilir:

Birinci Görüş

Şarâb-ı tahûrdan maksat, cennet ehlinin cennet yemeklerinden sonra içtiği ve bedenlerindeki bütün iç atıkları temizleyen bir içecektir. Bunun ardından bedenlerinin derisinden yalnızca hoş kokulu ve güzel bir ter şeklinde bir şey dışarı çıkar.[14]

Bu yorum, cennet nimetleri ve yiyeceklerine yönelik bir tür maddi yorumdur; ancak bunların niteliği ve özellikleri daha üstün, lezzetleri ise daha fazladır.

Nitekim rivayetler[15] ve Kur’ân-ı Kerim’in bazı ayetleri cennet içeceklerini en güzel ifadelerle; güzel sâkîlerle, güzel yüzlü, endamlı ve gözlerini sakınan kimselerle birlikte tasvir etmektedir. Onlar, cennet ehlinin etrafında saf içki dolu bir kadehle dolaşırlar. Bu içecek son derece beyazdır ve içenlere özel bir lezzet verir. Onda ne aklı bozan bir özellik vardır ne de onu içenler kötü sarhoşluk ve bitkinliğe düşerler.[16]

İkinci Görüş

Bundan maksat, manevi yolculuk ve ruhani seyr ü sülûk için ruhsal ve manevi nasiplerdir.

Bazı tefsirlerde bu “şarâb-ı tahûr”un ruhani temizleyici yönlerine işaret edilmiş ve onun, Allah’tan gafletin kirlerini ve insanın O’na yönelmesini engelleyen perdeleri ortadan kaldırdığı belirtilmiştir.[17]

Nitekim İmam Sâdık’tan (a.s.) şöyle nakledilmiştir:

Mümin şarâb-ı tahûrdan içtiğinde, Allah’ın dışındaki her şeyden yüz çevirir ve Allah’a yönelir.[18]

Bazıları şöyle demiştir: “Şarâb-ı tahûr”, ebrârın kalplerini ve gönüllerini kötü ahlaktan, habis sıfatlardan, bozuk hayallerden, keder ve üzüntülerden, kirlerden ve pisliklerden temizler.[19]

İmam Bâkır’dan (a.s.) nakledilen bir rivayette şöyle denilmektedir: [Müminler] o içecekten bir yudum içtiklerinde Allah onun vasıtasıyla kalplerini hasetten temizler.[20]

Üçüncü Görüş

Bazıları şöyle düşünmektedir: Saf tevhidde bütünüyle gark olmak ve Allah’ın dışındaki her şeyden tam anlamıyla kopmak, tam bir taharet olduğundan, bununla uyumlu olmayan her şey taharet melekesinden yoksundur. Böyle bir sâkînin [elsizlik] elinden içilen böyle bir şarap, insanı Allah’ın dışındaki her şeyden temizler.

Nitekim bu mana, Ehl-i Beyt’in (a.s.) seçkin öğretilerinden olan kapsamlı ve genel bir ilke olarak aktarılmıştır.[21]

İmam Sâdık’tan (a.s.) şöyle nakledilmiştir:

Bu içecek onların bedenlerini ve ruhlarını, Allah’ın pak ve eşsiz zatı dışında her şeyden arındırıp temizler. Çünkü yalnızca Allah’ın pak zatı, O’nun zikri ve adı insanı temizliklere ve uygun olmayan şeylere bulaşmaktan alıkoyar.[22]

Bazı müfessirler ise bu iki görüşü birleştirerek şöyle söylemişlerdir:[23]

İnsan, koyu renkli toprak ile Allah’ın ruhunun güzel bir bileşimi olduğundan, maddi rızıkların yanı sıra ona ruhsal ve manevi nasipler de verilmiştir… İnsanlar kendi seyr ü sülûklarında farklı oldukları için cennetteki nasipleri de farklıdır.

Bazıları ebrâr gibi, batıldan korunmanın misk kokulu mührüyle mühürlenmiş ve her türlü kirden uzak tutulmuş olan “Rahîk-i Mahtûm” adlı hoş içecekten içirilirler.

Mukarrabların nasibi ise “Tesnîm Pınarı’nın içeceği”dir ki tamamen saf ve katışıksızdır.

Resûl-i Ekrem’den (s.a.a.) nakledilen bir hadiste şöyle buyurulmuştur:

“Tesnîm, cennetteki en değerli içecektir. Muhammed (s.a.a.) ve Âl-i Muhammed ondan içerler; Ashâb-ı Yemîn ve cennet ehlinin geri kalanı ise onun karıştırılmış hâlinden içerler.”[24]

Onun sâkîsi, Allah’ın mukaddes zatıdır:

«و سقاهم ربّهم شراباً طهوراً».[25]

Onun kadehi ise Allah’ı tanıma ve O’na duyulan sevginin değerli hakikatidir:

«إنَّ الأبرار لفى نعیم… یُسقون من رحیق مختوم…».[26]

Söylenenlerden şu sonuç elde edilmektedir: Bu dünyada insanların farklı kemal derecelerinde bulunmaları gibi, cennette de farklı dereceleri vardır ve cennetten elde edecekleri nasip de ruhsal kapasiteleri ve güçleriyle orantılıdır.

Bu sebeple Kur’an’da onlardan farklı ifadelerle söz edilmektedir. Bir gruba “Ashâb-ı Yemîn”, bir gruba “Ebrâr”, diğer bir gruba ise Hakk’ın dergâhının “Mukarrabları” denilmektedir.

Onlar da makamlarına uygun olarak cennetten nasiplenirler.

Kesin olan şudur ki cennet nimetleri lezzet, sevinç ve hayat bahşedicilikle doludur; ancak dünyada tasavvur edildiği şekilde değildir.

Dipnotlar

  [1]. Kureşî, Seyyid Ali Ekber, Kâmûs-i Kur’ân, c. 4, s. 12, Tahran, Dârü’l-Kütübi’l-İslâmiyye, 6. baskı, 1371 hş.
  [2]. Sâd, 51.
  [3]. Nahl, 10.
  [4]. Kâmûs-i Kur’ân, c. 4, s. 242.
  [5]. Râgıb İsfahânî, Hüseyin b. Muhammed, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’ân, tahkik: Dâvûdî, Safvân Adnân, s. 526, Dımaşk, Beyrut, Dârü’l-Kalem, ed-Dârü’ş-Şâmiyye, 1. baskı, 1412 h.k.
  [6]. Furkân, 48.
  [7]. Görünüşe göre cennet içeceklerinin temizleyiciliği, dünyada söz konusu olduğu şekliyle değildir. Çünkü cennette necaset ve pisliğe yer yoktur; orada söz konusu olan, kemal ve gelişmenin dereceleridir.
  [8]. Muhammed, 15.
  [9]. Mekârim Şîrâzî, Nâsır, Peyâm-ı Kur’ân, Konulu Tefsir, Kur’an’da Meâd, c. 6, s. 244, Tahran, Dârü’l-Kütübi’l-İslâmiyye, 5. baskı, 1377 hş.
  [10]. Mutaffifîn, 27-28.
  [11]. İnsan, 5-6.
  [12]. İnsan, 17-18.
  [13]. İnsan, 21.
  [14]. Tabersî, Fazl b. Hasan, Mecma‘u’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân, mukaddime: Belâğî, Muhammed Cevâd, c. 10, s. 623, Tahran, Nâsır Hüsrev, 3. baskı, 1372 hş.
  [15]. Abdullah b. Sinân’ın İmam Sâdık’tan (a.s.) naklettiği rivayet için bkz.: Nûrü’s-Sekaleyn, c. 5, s. 32-33, hadis 30.
  [16]. Sâffât, 45 ve 47; Zuhruf, 7.
  [17]. Tabâtabâî, Muhammed Hüseyin, Tefsîrü’l-Mîzân, çev. Mûsevî Hemedânî, c. 20, s. 361, Allâme Tabâtabâî İlmî-Fikrî Vakfı, 1363 hş.
  [18]. Kâşânî, Mollâ Fethullah, Menhecü’s-Sâdikîn, c. 10, s. 110; Mecma‘u’l-Beyân, c. 10, s. 623.
  [19]. Tayyib, Seyyid Abdülhüseyin, Etyebü’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân, c. 13, s. 327, Tahran, İslâm, 2. baskı, 1378 hş.
  [20]. Kureşî, Seyyid Ali Ekber, Tefsîr-i Ahsenü’l-Hadîs, c. 11, s. 480, Tahran, Bünyâd-ı Bi‘set, Tahran, 3. baskı, 1377 hş.
  [21]. Cevâdî Âmulî, Abdullah, Kur’an’ın Kur’an’la Konulu Tefsiri, c. 5, s. 298 ve 302.
  [22]. Tefsîr-i Mecma‘u’l-Beyân, c. 10, s. 623.
  [23]. Cevâdî Âmulî, Abdullah, Tefsîr-i Tesnîm, c. 1, s. 27, Kum, İsrâ, 1. baskı, 1378 hş.
  [24]. Meclisî, Muhammed Bâkır, Bihârü’l-Envâr, c. 8, s. 150, Beyrut, Dârü İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 2. baskı, 1403 h.k.
  [25]. İnsan, 21.
  [26]. Mutaffifîn, 27-28.

Paylaş