Zilhicce Ayı – On Sekizinci Gece ve On Sekizinci Gün – Gadir-i Hum bayramı

On Sekizinci Gece:
Gadir-i Hum bayramının gecesi olup çok mübarek bir gecedir. Seyyid İbn Tavus “İkbal” adlı kitabında bu gece için özel bir şekilde bir selamla kılınan on iki rekatlık namaz ve dua nakletmiştir.

On Sekizinci Gün:
Gadir-i Hum bayramı, Allah’ın en büyük bayramı ve Resulullah’ın Ehl-i Beyt’inin (a.s) bayram günü olup bayramların en büyüğüdür. Allah Teala’nın gönderdiği bütün peygamberler bugünü bayram etmiş, bugünün saygınlığını korumuştur. Bu bayramın adı gökyüzünde “Vaat edilen Ahd Günü” ve yerde ise “Misak Alma Günü ve Meşhur Toplanma Günü”dür.

İmam Cafer-i Sadık’tan (a.s), “Acaba Müslümanların Cuma, Kur-ban ve Ramazan bayramı dışında bir bayramı var mıdır?” diye sorduk-larında “Evet” buyurdu, “Hepsinden daha saygın olan bir bayramı var Müslümanların.” Ravi, “Hangi bayramdır?” diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: “O gün Resulullah’ın (s.a.a) Emirulmüminin Ali’-yi (a.s) kendisine halife tayin ettiği gündür. O günde Resulullah, “Ben kimin mevlasıysam Ali de onun mevlası ve imamıdır” buyurdu. O gün Zilhicce ayının on sekizinci günüdür.” Ravi, “Bugünde ne yapılması gerekir?” diye sorunca İmam (a.s) şöyle buyurdu: “O günde oruç tutup ibadet etmeniz, Muhammed ve Ehl-i Beyt’ini (a.s) anıp onlara salavat göndermeniz gerekir. Resulullah (s.a.a) Emirulmüminin Ali’ye (a.s) bugünü bayram etmesini vasiyet etti. Nitekim her peygamber kendi vasisine bugünü bayram olarak kutlamasını vasiyet ediyordu.”

İbn Ebi Nasr-i Bezentî’nin İmam Rıza’dan (a.s) naklettiği rivayette şöyle geçer: “Ey Ebi Nasr’ın oğlu! Nerede olrusan Gadir-i Hum bayramında Hz. Emirulmüminin Ali’nin (a.s) tertemiz türbesinin yanında olmaya çalış. Gerçekten Allah Teala bugünde her mümin erkek ve kadının altmış yıllık günahını bağışlar; bugünde, Ramazan ayı, Kadir gecesi ve Ramazan bayramı gecesinde cehennem ateşinden kurtardıklarının iki katını cehennem ateşinden kurtarır. Bugünde mümin kardeşlerine verdiğin bir dirhem diğer zamanlarda verdiğin bin dirheme eşittir. Bugünde mümin kardeşlerine ihsanda bulun, mümin erkek ve kadınları sevindir. Allah’a andolsun eğer insanlar bugünün faziletini bilecek olsalar, melekler her gün on defa onlarla musafaha ederler.” Kısacası bu mübarek günü yüceltmek gerekir; bugünün amelleri şunlardan ibarettir:

1- Oruç tutmak. Bugünde oruç tutmak altmış yıllık günahların kefaretidir. Bir rivayete göre de bugünde oruç tutmak dünyanın ömrünün orucuna, yüz hac ve yüz umreye bedeldir.
2- Gusül yapmak.
3- Hz. Ali’yi (a.s) ziyaret etmek. İnsan her nerede olursa kendisini Emirulmüminin Ali’nin (a.s) mezarına ulaştırması yakışır. Bugünde Emirulmüminin Ali (a.s) için üç özel ziyaret nakledilmiştir. Onlardan biri “Eminullah Ziyareti” diye meşhur olup uzaktan ve yakından oku-nan ziyaretnamedir; bu ziyaretname, aynı zamanda mutlak camia ziya-retlerinden biridir; biz bu ziyaretnameye Ziyaretler Bölümünde deği-neceğiz inşallah.
4- Seyyid İbn Tavus’un “İkbal” adlı kitabında Resulullah’tan (s.a.a) rivayet ettiği sığınma duasını okumak.
5- İki rekat namaz kılmak, namazdan sonra secdeye vararak yüz defa Allah’a şükretmek ve sonra başını secdeden kaldırıp şu duayı okumak:

اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِأَنَّ لَكَ الْحَمْدَ وَحْدَكَ لَاشَرِيكَ لَكَ، وَأَنَّكَ واحِدٌ أَحَدٌ صَمَدٌ لَمْ تَلِدْ وَلَمْ تُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَكَ كُفُواً أَحَدٌ، وَأَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ صَلَواتُكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ، يَا مَنْ هُوَ كُلَّ يَوْمٍ فِى شَأْنٍ كَما كانَ مِنْ شَأْنِكَ أَنْ تَفَضَّلْتَ عَلَىَّ بِأَنْ جَعَلْتَنِى مِنْ أَهْلِ إِجابَتِكَ وَأَهْلِ دِينِكَ وَأَهْلِ دَعْوَتِكَ، وَوَفَّقْتَنِى لِذٰلِكَ فِى مُبْتَدَءِ خَلْقِى تَفَضُّلاً مِنْكَ وَكَرَماً وَجُوداً، ثُمَّ أَرْدَفْتَ الْفَضْلَ فَضْلاً، وَالْجُودَ جُوداً، وَالْكَرَمَ كَرَمَاً، رَأْفَةً مِنْكَ وَرَحْمَةً إِلىٰ أَنْ جَدَّدْتَ ذٰلِكَ الْعَهْدَ لِى تَجْدِيداً بَعْدَ تَجْدِيدِكَ خَلْقِى، وَكُنْتُ نَسْياً مَنْسِيّاً ناسِياً ساهِياً غافِلاً، فَأَتْمَمْتَ نِعْمَتَكَ بِأَنْ ذَكَّرْتَنِى ذٰلِكَ وَمَنَنْتَ بِهِ عَلَىَّ وَهَدَيْتَنِى لَهُ، فَلْيَكُنْ مِنْ شَأْنِكَ يَا إِلٰهِى وَسَيِّدِى وَمَوْلاىَ أَنْ تُتِمَّ لِى ذٰلِكَ وَلَا تَسْلُبْنِيهِ حَتَّىٰ تَتَوَفَّانِى عَلَىٰ ذٰلِكَ وَأَنْتَ عَنِّى راضٍ، فَإِنَّكَ أَحَقُّ الْمُنْعِمِينَ أَنْ تُتِمَّ نِعْمَتَكَ عَلَىَّ؛

“Allah’ım! Ben senden diliyorum; (şu şahadetle ki,) Sana hamdolsun, sen teksin, ortağın yoktur, sen birsin, teksin, hiçbir şeye ihtiyacın
yoktur, doğmadın ve doğrulmadın ve senin hiçbir benzerin yoktur.
Muhammed senin kulun ve elçindir -rahmetin onun ve Ehl-i Beyt’inin
üzerine olsun-, ey her gün bir işte ve şanda olan, nitekim bana lütufta
bulunmak da senin şanındandır, şöyle ki beni kendinin icabet ehlinden,
dininin ehlinden, davetinin ehlinden kıldın; kendi lütuf, kerem ve bağışınla
yaratılışımın başından beni buna muvaffak ettin, sonra rafet ve
rahmetinle lütfüne başka bir lütuf, keremine başka bir kerem ve bağışına başka bir bağış ekledin ve nihayet yaratılışımı yeniledikten sonra bana
bu ahdi yeniledin, oysa ben tamamen onu unutmuştum, yanılmıştım ve –
nimetlerinden- gaflet etmiştim. Sonra sen nimetini bana tamamladın;
şöyle ki bunu bana hatırlattın, bununla bana lütufta bulundun ve beni ona
hidayet ettin; o halde ey ilâhi, ey seyyidim ve mevlam! -Gelecekte debunu bana tamamlaman ve bununla (iman nimetiyle) beni öldürünceye
dek bunu benden almaman ve böylece benden razı olman da senin
şanındandır; doğrusu sen nimetini tamamlamak hususunda nimet verenlerden daha lâyıksın.
* Allah’ım! Senin lütfünle çağıranı duyduk, itaat ettik ve olumlu cevap
verdik. O halde Rabb’imiz, bağışlamandan dolayı sana hamdolsun; dönüşümüz sanadır; tek ve ortağı olmayan Allah’a ve elçisi Muhammed’e –
Allah’ın rahmeti ona ve Ehl-i Beyt’ine olsun- iman ettik, onu (peygamberliğini) doğruladık, Allah’a çağırmakta ona icabet ettik, bizim mevlamız
ve tüm müminlerin mevlası Emirulmüminin Ali b. Ebutalib’i sevmekte
Resulullah’ı izledik; o Allah’ın kulu, Resulullah’ın kardeşi, en büyük sıddık, Allah’ın yaratılmışlara hüccetidir; onunla peygamberini, hak ve
apaçık dinini teyit etti; o Allah’ın dininin nişanesi, ilminin mahzeni, Allah’ın
gaybının sandığı, Allah’ın sırrının yeri, Allah’ın kulları üzerindeki emini ve
kulları arasındaki tanığıdır.

 

Allah’ım! Rabb’imiz, biz, Rabb’inize inanın diye imana çağıran bir
davetçi işittik, hemen inandık. Rabb’imiz, bizim günahlarımızı bağışla,
kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle beraber al. Rabb’imiz bize, elçilerine
vadettiğini ver, kıyamet günü bizi rezil, perişan etme. Zira sen verdiğin
sözden caymazsın. Ey Rabb’imiz, biz senin lütuf ve ihsanınla sana çağırana (peygamberine) icabet ettik, peygamberini izledik ve onu doğruladık
ve müminlerin mevlasını da doğruladık, tağut ve putu reddettik.
O halde iman ve velayetimizi koru ve bizi imamlarımızla haşreyle;
doğrusu biz onlara inanıyor, yakin ediyoruz, onların emrine teslimiz;
onların gizlilerine ve açıklarına, tanıklarına ve gayıplarına, dirilerine ve
ölülerine inandık ve onların imamlığına, önderliğine ve rehberliğine razı
olduk; diğer kullar olmaksızın Allah’la aramızda onların vasıta olması
bize yeter; onların yerine başkasını istemiyor, onlardan başkasını vasıta
ve sırdaş kılmıyoruz; onlara düşmanlık edip savaş açan ilkler ve sonlar
arasındaki insanlar ve cinlerden uzaklaşıp Allah’a yöneliyorum; put, tağut
(onların düşmanları), dört putu, onları izleyenleri, onlara uyanları, geçmişten kıyamete kadar insan ve cinlerden onları sevenleri reddediyorum.

 

Allah’ım! Senin tanık tutuyoruz ki biz, Muhammed ve Ehl-i Beyt’inin
-Allah’ın rahmeti onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- dinine girdik,
sözümüz onların söyledikleri, dinimiz onların dinidir; onların söylediklerini
söyledik, onların boyun eğdiğine boyun eğdik, onların inkar ettiğini inkar
ettik, onların sevdiğini sevdik, düşman olduklarına düşman olduk, onların
lanet ettiklerine lanet ettik, onların uzak olduklarından uzak olduk, onların
merhamet ettiklerine merhamet ettik, biz -onlara- iman ettik, -emirlerineteslim olduk, -rızalarına- razı olduk ve mevlalarımıza -Allah’ın selamı
onların üzerine olsun- uyduk.
Allah’ım! O halde bunu (imanımızı) tamamla ve bunu bizden alma, bu
imanı bizde istikrarlı ve sabit kıl, geçici kılma; bizi yaşattığın sürece
bununla (bu imanla) yaşat, öldürdüğünde de bununla öldür. Muhammed’in Ehl-i Beyt’i bizim imamlarımızdırlar; biz onlara uyuyoruz, onları
seviyoruz, Allah’ın düşmanı olan onların düşmanlarına da düşmanız. O
halde dünya ve ahirette bizi kendine mukarreb olanlardan ve onlarla birlikte kıl. Gerçekten biz buna razıyız, ey merhametlilerin en merhametlisi.”

اللّٰهُمَّ سَمِعْنا وَأَطَعْنا وَأَجَبْنا داعِيَكَ بِمَنِّكَ، فَلَكَ الْحَمْدُ غُفْرانَكَ رَبَّنا وَ إِلَيْكَ الْمَصِيرُ، آمَنّا بِاللّٰهِ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ، وَبِرَسُو لِهِ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَصَدَّقْنا وَأَجَبْنا داعِىَ اللّٰهِ وَاتَّبَعْنا الرَّسُولَ فِى مُوالاةِ مَوْلانا وَمَوْلَى الْمُؤْمِنِينَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طالِبٍ عَبْدِاللّهِ، وَأَخِى رَسُولِهِ، وَالصِّدِّيقِ الْأَكْبَرِ، وَالْحُجَّةِ عَلَىٰ بَرِيَّتِهِ، الْمُؤَيِّدِ بِهِ نَبِيَّهُ وَدِينَهُ الْحَقَّ الْمُبِينَ، عَلَماً لِدِينِ اللّٰهِ، وَخازِناً لِعِلْمِهِ، وَعَيْبَةَ غَيْبِ اللّٰهِ، وَمَوْضِعَ سِرِّ اللّٰهِ، وَأَمِينَ اللّٰهِ عَلَىٰ خَلْقِهِ، وَشاهِدَهُ فِى بَرِيَّتِهِ . اللّٰهُمَّ ﴿رَبَّنا إِنَّنا سَمِعْنا مُنادِياً يُنادِى لِلْإِيْمانِ أَنْ آمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنا فَاغْفِرْ لَنا ذُنُوبَنا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئاتِنا وَتَوَفَّنا مَعَ الْأَبْرارِ، رَبَّنا وَآتِنا مَا وَعَدْتَنا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنا يَوْمَ الْقِيامَةِ إِنَّكَ لَاتُخْلِفُ الْمِيعادَ﴾

فَإِنَّا يَا رَبَّنا بِمَنِّكَ وَلُطْفِكَ أَجَبْنا داعِيَكَ، وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ وَصَدَّقْناهُ، وَصَدَّقْنا مَوْلَى الْمُؤْمِنِينَ، وَكَفَرْنا بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ، فَوَلِّنا مَا تَوَلَّيْنا، وَاحْشُرْنا مَعَ أَئِمَّتِنا فَإِنَّا بِهِمْ مُؤْمِنُونَ مُوقِنُونَ، وَلَهُمْ مُسَلِّمُونَ، آمَنَّا بِسِرِّهِمْ وَعَلانِيَتِهِمْ وَشاهِدِهِمْ وَغائِبِهِمْ، وَحَيِّهِمْ وَمَيِّتِهِمْ، وَرَضِينا بِهِمْ أَئِمَّةً وَقادَةً وَسادَةً، وَحَسْبُنا بِهِمْ بَيْنَنا وَبَيْنَ اللّٰهِ دُونَ خَلْقِهِ لَا نَبْتَغِى بِهِمْ بَدَلاً، وَلَا نَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِمْ وَلِيجَةً، وَبَرِئْنا إِلَى اللّٰهِ مِنْ كُلِّ مَنْ نَصَبَ لَهُمْ حَرْباً مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ مِنَ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ، وَكَفَرْنا بِالْجِبْتِ وَالطَّاغُوتِ وَالْأَوْثانِ الْأَرْبَعَةِ وَأَشْياعِهِمْ وَأَتْباعِهِمْ وَكُلِّ مَنْ والاهُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ مِنْ أَوَّلِ الدَّهْرِ إِلىٰ آخِرِهِ؛

اللّٰهُمَّ إِنَّا نُشْهِدُكَ أَنَّا نَدِينُ بِما دانَ بِهِ مُحَمَّدٌ وَآلُ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَعَلَيْهِمْ، وَقَوْلُنا مَا قالُوا، وَدِينُنا مَا دانُوا بِهِ، مَا قالُوا بِهِ قُلْنا، وَمَا دانُوا بِهِ دِنَّا، وَمَا أَنْكَرُوا أَنْكَرْنا، وَمَنْ والَوْا والَيْنا، وَمَنْ عادَوْا عادَيْنا، وَمَنْ لَعَنُوا لَعَنَّا، وَمَنْ تَبَرَّأُوا مِنْهُ تَبَرَّأْنا مِنْهُ، وَمَنْ تَرَحَّمُوا عَلَيْهِ تَرَحَّمْنا عَلَيْهِ، آمَنَّا وَسَلَّمْنا وَرَضِينا وَاتَّبَعْنا مَوالِيَنا صَلَواتُ اللّٰهِ عَلَيْهِمْ . اللّٰهُمَّ فَتَمِّمْ لَنا ذٰلِكَ وَلَا تَسْلُبْناهُ وَاجْعَلْهُ مُسْتَقِرّاً ثابِتاً عِنْدَنا، وَلَا تَجْعَلْهُ مُسْتَعاراً، وَأَحْيِنا مَا أَحْيَيْتَنا عَلَيْهِ، وَأَمِتْنا إِذا أَمَتَّنا عَلَيْهِ، آلُ مُحَمَّدٍ أَئِمَّتُنا فَبِهِمْ نَأْتَمُّ وَ إِيَّاهُمْ نُوالِى، وَعَدُوَّهُمْ عَدُوَّ اللّٰهِ نُعادِى، فَاجْعَلْنا مَعَهُمْ فِى الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ، فَإِنَّا بِذٰلِكَ راضُونَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.

 

Sonra yine secdeye giderek yüz defa “elhamdulillah”, yüz defa da “şükren lillah” söylenir. Bir rivayette şöyle geçer: “Kim böyle yapacak
olursa, Gadir-i Hum gününde Hz. Resulullah’ın (s.a.a) huzurunda yer
alan ve Emirulmüminin Ali’ye (a.s) imam olarak biat eden kimsenin
sevabını alır.” Bu namazı öğleye yakın kılmak daha faziletlidir; çünkü
Resulullah (s.a.a) Gadir-i Hum’da Hz. Ali’yi bu saatte (a.s) insanlara
imam ve halife olarak atamıştır. Bu namazın birinci rekatında Fatiha
suresinden sonra Kadir suresini ve ikinci rekatında ise İhlas suresi
okunur.
6- Gusledip öğleye yarım saat kala iki rekat namaz kılmak; her
rekatta bir defa Fatiha suresi ve on defa İhlas suresi, on defa Ayete’lKürsi ve on defa da Kadir suresi okunur; bu amel yüz bin hac, yüz bin
umreye eşit olup, Allah Teala’nın insanın dünya ve ahiret hacetlerini
rahat bir şekilde reva etmesine, ona afiyet vermesine neden olur.
“İkbal” kitabında bu namazın keyfiyetinde Kadir suresi Ayete’lKürsü’den önce zikredilmiş, Allame Meclisî “Zadu’l-Mead” adlı kitabında “İkbal”a uyarak Kadir suresini öne geçirmiştir; nitekim bu hakir
kul da diğer kitaplarında böyle yapmıştır. Fakat şimdi araştırınca
Ayete’l-Kürsi’nin Kadir suresinden daha fazla öne geçirildiğini gördüm. “İkbal” kitabında Seyyid İbn Tavus veya onun üzerinden nüsha
çıkaranların bu namazın hem Fatihasının sayısında ve hem de Kadir
Suresini Ayete’l-Kürsiye öne geçirmede hata etmiş olmaları veya
bunun o namazdan farklı ve ayrı bir amel olması uzak bir ihtimaldir.
Yine de doğrusunu Allah bilir. Bu namazdan sonra şu duayı sonuna
kadar okumak. «رَبَّنا إنَّنا سَمِعْنا مُنادِیاً…»

7- Nudbe duasını okumak.
8- Seyydi İbn Tavus’un Şeyh Mufid’den rivayet ettiği şu duayı
okumak:

اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ نَبِيِّكَ وَعَلِيٍّ وَلِيِّكَ، وَالشَّأْنِ وَالْقَدْرِ الَّذِى خَصَصْتَهُما بِهِ دُونَ خَلْقِكَ أَنْ تُصَلِّىَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَعَلِيٍّ وَأَنْ تَبْدَأَ بِهِما فِى كُلِّ خَيْرٍ عاجِلٍ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ الْأَئِمَّةِ الْقادَةِ، وَالدُّعاةِ السَّادَةِ، وَالنُّجُومِ الزَّاهِرَةِ، وَالْأَعْلامِ الْباهِرَةِ، وَساسَةِ الْعِبادِ، وَأَرْكانِ الْبِلادِ، وَالنَّاقَةِ الْمُرْسَلَةِ، وَالسَّفِينَةِ النَّاجِيَةِ الْجارِيَةِ فِى اللُّجَجِ الْغامِرَةِ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ خُزَّانِ عِلْمِكَ، وَأَرْكانِ تَوْحِيدِكَ، وَدَعائِمِ دِينِكَ، وَمَعادِنِ كَرامَتِكَ، وَصَفْوَتِكَ مِنْ بَرِيَّتِكَ، وَخِيَرَتِكَ مِنْ خَلْقِكَ، الْأَتْقِياءِ الْأَنْقِياءِ النُّجَباءِ الْأَبْرارِ، وَالْبابِ الْمُبْتَلىٰ بِهِ النَّاسُ، مَنْ أَتاهُ نَجا وَمَنْ أَباهُ هَوىٰ؛ اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ أَهْلِ الذِّكْرِ الَّذِينَ أَمَرْتَ بِمَسْأَلَتِهِمْ وَذَوِى الْقُرْبَى الَّذِينَ أَمَرْتَ بِمَوَدَّتِهِمْ وَفَرَضْتَ حَقَّهُمْ، وَجَعَلْتَ الْجَنَّةَ مَعادَ مَنِ اقْتَصَّ آثارَهُمْ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ كَما أَمَرُوا بِطاعَتِكَ، وَنَهَوْا عَنْ مَعْصِيَتِكَ، وَدَلُّوا عِبادَكَ عَلَىٰ وَحْدانِيَّتِكَ . اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ نَبِيِّكَ وَنَجِيبِكَ، وَصَفْوَتِكَ وَأَمِينِكَ، وَرَسُولِكَ إِلىٰ خَلْقِكَ، وَبِحَقِّ أَمِيرِالْمُؤْمِنِينَ، وَيَعْسُوبِ الدِّينِ، وَقائِدِ الْغُرِّ الْمُحَجَّلِينَ ، الْوَصِيِّ الْوَفِيِّ، وَالصِّدِّيقِ الْأَكْبَرِ، وَالْفارُوقِ بَيْنَ الْحَقِّ وَالْباطِلِ، وَالشَّاهِدِ لَكَ، وَالدَّالِّ عَلَيْكَ، وَالصَّادِعِ بِأَمْرِكَ، وَالْمُجاهِدِ فِى سَبِيلِكَ، لَمْ تَأْخُذْهُ فِيكَ لَوْمَةُ لائِمٍ، أَنْ تُصَلِّىَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ؛ وَأَنْ تَجْعَلَنِى فِى هٰذَا الْيَوْمِ الَّذِى عَقَدْتَ فِيهِ لِوَلِيِّكَ الْعَهْدَ فِى أَعْناقِ خَلْقِكَ، وَأَكْمَلْتَ لَهُمُ الدِّينَ مِنَ الْعارِفِينَ بِحُرْمَتِهِ وَالْمُقِرِّينَ بِفَضْلِهِ، مِنْ عُتَقائِكَ وَطُلَقائِكَ مِنَ النَّارِ، وَلَا تُشْمِتْ بِى حاسِدِى النِّعَمِ . اللّٰهُمَّ فَكَما جَعَلْتَهُ عِيدَكَ الْأَكْبَرَ وَسَمَّيْتَهُ فِى السَّماءِ يَوْمَ الْعَهْدِ الْمَعْهُودِ، وَفِى الْأَرْضِ يَوْمَ الْمِيثاقِ الْمَأْخُوذِ وَالْجَمْعِ الْمَسْؤُولِ، صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَأَقْرِرْ بِهِ عُيُونَنا، وَاجْمَعْ بِهِ شَمْلَنا ، وَلَا تُضِلَّنا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنا، وَاجْعَلْنَا لِأَ نْعُمِكَ مِنَ الشَّاكِرِينَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ؛ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى عَرَّفَنا فَضْلَ هٰذَا الْيَوْمِ وَبَصَّرَنا حُرْمَتَهُ، وَكَرَّمَنا بِهِ، وَشَرَّفَنا بِمَعْرِفَتِهِ، وَهَدانا بِنُورِهِ . يَا رَسُولَ اللّٰهِ، يَا أَمِيرَالْمُؤْمِنِينَ، عَلَيْكُما وَعَلَىٰ عِتْرَتِكُما وَعَلَىٰ مُحِبِّيكُما مِنِّى أَفْضَلُ السَّلامِ مَا بَقِىَ اللَّيْلُ وَالنَّهارُ، وَبِكُما أَتَوَجَّهُ إِلَى اللّٰهِ رَبِّى وَرَبِّكُما فِى نَجاحِ طَلِبتِى، وَقَضاءِ حَوائِجِى، وَتَيْسِيرِ أُمُورِى . اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ أَنْ تُصَلِّىَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَأَنْ تَلْعَنَ مَنْ جَحَدَ حَقَّ هٰذَا الْيَوْمِ وَأَنْكَرَ حُرْمَتَهُ فَصَدَّ عَنْ سَبِيلِكَ لِإِطْفاءِ نُورِكَ، فَأَبَى اللّٰهُ إِلّا أَنْ يُتِمَّ نُورَهُ . اللّٰهُمَّ فَرِّجْ عَنْ أَهْلِ بَيْتِ مُحَمَّدٍ نَبِيِّكَ وَاكْشِفْ عَنْهُمْ وَبِهِمْ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ الْكُرُباتِ . اللّٰهُمَّ امْلَاَ الْأَرْضَ بِهِمْ عَدْلاً كَما مُلِئَتْ ظُلْماً وَجَوْراً، وَأَنْجِزْ لَهُمْ مَا وَعَدْتَهُمْ إِنَّكَ لَاتُخْلِفُ الْمِيعادَ.

“Allah’ım! Peygamberin Muhammed ve velin Ali’nin ve diğer
kullarına değil, sadece bu ikisine has kıldığın makam ve mevkinin hakkı
için Muhammed ve Ali’ye rahmet eyle ve bütün hayırları onlara vermekle
başla.
Allah’ım! Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle; onlar ki imamlar, önderler, davet edenler, dinin önde gelenleri, parlak yıldızlar, açık
nişaneler, kulların eğiticileri, şehirlerin (tevhid şehrinin) direkleri, gönderilmiş azad kişiler, engin denizde hareket eden kurtuluş gemisidirler.
Allah’ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed’e rahmet eyle; onlar ki senin ilminin mahzenleri, tevhidinin rükünleri, dininin direkleri, kerametlerinin madenleri, kulların arasından kas ve halis kıldıkların ve yaratıkların
arasından seçtiklerin, takvalılar, temizler, saygınlar, iyilerdirler; onlar
halkın müptela olanlarının kapısıdırlar, kim o kapıya giderse kurtulur ve
kim de sakınırsa helak olur.
Allah’ım! Muhammed ve Âl-i Muhammed’e rahmet eyle; onlar ki kendilerinden sorulmalarına emrettiğin zikir ehlidirler, sevilmelerine emrettiğin, haklarını gözetmeyi farz kıldığın, cenneti onları izleyenlere yurt
kıldığın Resulullah’ın yakınlarıdırlar.
Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle; -insanlara- sana
itaat etmeyi emrettikleri, sana karşı günah işlemekten nehyettikleri ve
kullarını vahdaniyyetine hidayet ettikleri gibi.

 

Allah’ım! Senin peygamberin, seçtiğin, halis kıldığın, eminin, kullarına elçin olan Muhammed’in ve dinin önderi, iyiler silsilesinin rehberi, –
peygamberin- sadık vasisi, en büyük sıddık, hakla batılı ayıran, senin
tanığın, -kullarını- sana hidayet eden, senin emrini açıklayan, senin yolunda cihad eden ve senin yolunda kınayanın kınamasından korkmayan
Emirulmüminin (Ali’nin) hakkı hürmetine senden niyaz ediyorum: Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle, Emirulmüminin velayetini kullarının
boynunda bıraktığın ve dini kendilerine tamamladığın bugünde beni onun
saygınlığını tanıyanlardan ve faziletini ikrar edenlerden eyle, beni –
cehennem- ateşinden serbest bıraktıklarından ve kurtardıklarından eyle
ve -bana vermiş olduğun- nimetlerini kıskananları bana güldürme.
Allah’ım! Bugünü en büyük bayramın kıldığın, göklerde ahid ve yerde ise söz alınan gün ve sorgu günü diye adlandırdığın gibi Muhammed
ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle, onunla gözümüzü aydınlat, onunla
dağınıklığımızı bir araya topla, bizi hidayet ettikten sonra saptırma, bizi
senin nimetlerine şükredenlerden kıl, ey merhametlilerin en merhametlisi;
hamd bugünün faziletini bize tanıtan, saygınlığına bilinçlendiren, bugünle
bize ikramda bulunan, bugünü tanımakla bizi şereflendiren ve bugünün
nuruna bizi hidayet eden Allah’a mahsustur.
Ya Resulullah, ya Emirelmüminin! Size, sizin evlatlarınıza, sizi
sevenlere gece ve gündüz kaldığı müddetçe benden en üstün selam
olsun; sizi vasıta kılarak isteklerimin verilmesi, hacetlerimin reva olması
ve işlerimin kolaylaşması için benim ve sizin Rabb’iniz olan Allah’a yöneliyorum.

 

Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt’inin hakkı hürmetine senden
diliyorum: Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine salat eyle ve inat yüzünden
bugünün (Gadir-i Hum’un) hakkını inkar edenlere ve hürmetini
gözetmeyip böylece senin nurunu söndürmek için dininin yolunu
insanlara kapatanlara lanet et; Allah da -vahiy ve hüccetinin- nurunu
tamamlamak dışında bir şey yapmaktan sakınır.
Allah’ım! Muhammed’in Ehl-i Beyt’i için bir kurtuluş ve çıkış yolu kıl,
oların sıkıntı ve üzüntüsünü gider ve onların vesilesiyle müminlerin üzüntü ve kederlerini de gider.
Allah’ım! Zulüm ve sitemle dolmuş olan yeryüzünü onların vesilesiyle
adaletle doldur; onlara vaat ettiğin şeyi (ilâhi kurtuluş ve saltanatı) gerçekleştir; gerçekten sen vaadına aykırı davranmazsın.”

 

 

Mümkün olursa Seyyid İbn Tavus’un “İkbal” adlı kitabında rivayet ettiği geniş duayı oku.
9- Mümin kardeşlerin birbirlerini görünce yekdiğerini şu şekilde
tebrik etmeleri:

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي جَعَلَنا مِنَ الْمُتَمَسِّكينَ بِوِلايَةِ أَمِيرِالْمُؤْمِنِينَ وَالْأَئِمَّةِ عَلَيْهِمُ السَّلامُ.

“Bizi Emirulmüminin ve Ehl-i Beyt İmamlarının velayetine
sarılanlar-dan eden Allah’a hamd olsun.”

 

Ve yine şöyle demek:

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي أَكْرَمَنا بِهٰذَا الْيَوْمِ وَجَعَلَنا مِنَ الْمُوفِينَ بِعَهْدِهِ إِلَيْنا وَمِيثاقِهِ الَّذِي واثَقَنا بِهِ مِنْ وِلايَةِ وُلاةِ أَمْرِهِ وَالْقُوَّامِ بِقِسْطِهِ، وَلَمْ يَجْعَلْنا مِنَ الْجاحِدِينَ وَالْمُكَذِّبِينَ بِيَوْمِ الدِّينِ.

“Bugünle bize ikramda bulunan, bizi, bize bıraktığı ahdine vefa
edenlerden ve adaleti ayakta tutacak olan emir sahiplerinin velayeti konusunda bizden aldığı ahde sadık kalanlardan kılan ve bizi kıyamet
gününü inkâr eden ve yalanlayanlardan kılmayan Allah’a hamd olsun.”

 

10- Yüz defa şöyle demek:

الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي جَعَلَ كَمالَ دِينِهِ وَتَمامَ نِعْمَتِهِ بِوِلايَةِ أَمِيرِالْمُؤْمِنِينَ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طالِبٍ عَلَيْهِ السَّلامُ.

“Dininin kemalini ve nimetinin tamamlanmasını Emirulmüminin
Ali b. Ebitalib’in (a.s) velayeti kılan Allah’a hamdolsun.”

 

Bu mübarek günde güzel elbiseler giymek, süslenmek, güzel koku
kullanmak, şâd olmak, Hz. Emirulmüminin Ali’nin (a.s) Şiilerini şad
etmek, onların kusurlarını affetmek, ihtiyaçlarını gidermek, sıla-i
rahim, aile bireylerine geniş tutmak, müminleri yedirmek, oruçlulara
iftarlık vermek, müminlerin arasını bulmak, onları ziyaret etmek, yüzlerine karşı tebessüm etmek, onlara hediye göndermek, büyük velayet
nimetinden dolayı Allah’ın şükrünü yerine getirmek, çok salavat göndermek, çok fazla ibadet ve itaat etmek; bunların her birinin çok
büyük bir fazileti vardır. Bugünde kişinin mümin kardeşine verdiği bir
dirmeh diğer günlerde verilen yüz bin dirmehe bedeldir. Bugünde bir
mümine yemek vermek, bütün peygamberler ve sıdıklara yemek vermek gibidir. Hz. Emirulmüminin Ali’nin (a.s) Gadir-i Hum günündeki
hutbesinde şöyle geçer: “Kim akşamleyin iftar vaktinde oruçlu bir
mümine iftarlık verirse, on fiama iftarlık vermiş gibi olur.” Biri
kalkarak, “Ey Emirelmüminin! Fiam nedir?” diye sorunca buyurdu ki:
“Yüz bin peygamber, sıdık, şehittir; o halde bir grup mümin erkek ve
kadınlara kefalet eden kimse ne kadar çok fazilet elde eder; ben Allah
Teala huzurunda böyle birinin küfr ve fakirliğe düşmekten güvende
olması için onun kefiliyim…”
Kısacası bu mübarek günün fazileti anlatılmayacak kadar fazladır;
bugün Şiilerin amellerinin kabul olma, üzüntü ve kederlerinin
giderilme günüdür. Bugünde Hz. Musa (a.s) sihirbazlara galip gelmiş,
Allah Teala ateşi Hz. İbrahim’e (a.s) soğuk ve esenlik kılmış, Hz.
Musa (a.s) Yuşa’ b. Nun’u kendine vasi etmiş, Hz. İsa (a.s) Şem’unu’sSefa’yı kendisine vasi tayin etmiş, Hz. Süleyman (a.s) emri altındakileri Asif b. Berhiya’nın hilafetine şahid tutmuş, Resulullah (s.a.a)
ashabı arasında kardeşlik oluşturmuştur; dolayısıyla bugünde müminler aralarında kardeşlik akdi okumak yakışık bir iştir. Kardeşlik akdi
şeyhimizin “Müstedreku’l-Vesail” kitabında “Zadu’l-Firdevs” kitabından naklettiğine göre şöyle okunur: Kardeşlik akdi okumak için insan
sağ elini kardeşinin sağ elini tutup şöyle der:

 

واخَيْتُكَ فِي اللّٰهِ، وَصافَيْتُكَ فِي اللّٰهِ، وَصافَحْتُكَ فِي اللّٰهِ، وَعاهَدْتُ اللّٰهَ وَمَلائِكَتَهُ وَكُتُبَهُ وَرُسُلَهُ وَأَنْبِياءَهُ وَالْأَئِمَّةَ الْمَعْصُومِينَ عَلَيْهِمُ السَّلامُ عَلَىٰ أَنَّي إِنْ كُنْتُ مِنْ أَهْلِ الْجَنَّةِ وَالشَّفاعَةِ وَأُذِنَ لِي بِأَنْ أَدْخُلَ الْجَنَّةَ لَاأَدْخُلُها إِلّا وَأَنْتَ مَعِي.

“Allah yolunda seni kardeş ettim, Allah yolunda seninle halis dost
oldum ve Allah yolunda senin elini tuttum ve Allah, melekleri, kitapları,
elçileri, peygamberleri ve masum İmamlarla -Allah’ın selamı onların
üzerine olsun- ahdettim ki, eğer ben cennet ehli ve şefaat ehli olursam ve
de cennete girmeme izin verilirse, sen de benimle birlikte olmadıkça
cennete girmeyeceğim.”

Diğeri de karşılığında der ki:

قَبِلْتُ

“Kabul ettim.”
Ve sonra şöyle devam eder:

أَسْقَطْتُ عَنْكَ جَمِيعَ حُقُوقِ الْأُخُوَّةِ مَا خَلَا الشَّفاعَةَ وَالدُّعاءَ وَالزِّيارَةَ.

“Şefaat, dua ve ziyaret dışında senin üzerinden bütün kardeşlik
haklarını düşürdüm.”

 

Muhaddis Feyz de “Hulasatu’l-Ezkar” adlı eserinde kardeşlik
akdini buna yakın bir şekilde zikrettikten sonra şöyle demiştir: Sonra
karşı taraf kendisi veya müvekkili için kabul ettiğini belirten bir sözcükle kabul eder ve taraflar dua ve ziyaret dışında birbirleri üzerindeki
bütün kardeşlik haklarını düşürürler.