Ramazan Ve Kurban Bayramlarında İmam Hüseyin Aleyhisselamın Ziyareti

İmam Cafer Sadık aleyhisselamdan muteber bir senetle şöyle rivayet edilir: “Kim Ramazan bayramı gecesi veya Kurban bayramı gecesi ya da Şaban ayının on beşinci gecesinde İmam Hüseyin aleyhisselamı ziyaret edecek olursa geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır.”

Muteber bir rivayetle İmam Musa b. Cafer aleyhisselamdan da şöyle rivayet edilir: “Kim şu üç gecede İmam Hüseyin aleyhisselamı ziyaret ederse geçmiş ve gelecek günahları bağışlanır: Şaban ayının on beşinci gecesi, Ramazan ayının yirmi üçüncü gecesi ve Ramazan bayramı gecesi.”

İmam Cafer Sadık’tan (a.s) ise şöyle rivayet edilmiştir: “Kim bir yılda Şaban ayının on beşinci gecesinde, Ramazan bayramı gecesinde ve Arefe gecesinde İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaret ederse Allah Teala onun için kabul olmuş bin hac ve bin umre sevabı yazar ve onun dünya ve ahretle ilgili bin hacetini reva eder.”

İmam Muhammed Bâkır’dan (a.s) da şöyle rivayet edilmiştir: “Kim Arefe gecesinde Kerbela’da olursa ve orada kalıp bayram gününde İmam’ı ziyaret ettikten sonra geridönerse, Allah Teala onu o yılın şerrinden korur.”

Ulema bu iki bayramda İmam Hüseyin aleyhisselam için iki ziyaret nakletmişlerdir. Biri daha önce zikrettiğimiz Kadir geceleri ziyaretidir. Diğeri ise aşağıdaki ziyarettir ve ulemanın sözlerinden anlaşılıyor ki önceki ziyaret bayramların gündüzleri ve aşağıdaki ziyaret ise bayramların geceleri içindir. Buyurmuşlardır ki, bu iki gecede İmam Hüseyin aleyhisselamı ziyaret etmek istersen mukaddes kubbenin kapısında durarak mezara doğru bak ve giriş için izin almak maksadıyla de ki:

يا مَوْلايَ يَا أَبا عَبْدِاللّٰهِ، يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ عَبْدُكَ وَابْنُ أَمَتِكَ الذَّلِيلُ بَيْنَ يَدَيْكَ، وَالْمُصَغَّرُ فِي عُلوِّ قَدْرِكَ، وَالْمُعْتَرِفُ بِحَقِّكَ جاءَكَ مُسْتَجِيراً بِكَ قاصِداً إِلىٰ حَرَمِكَ، مُتَوَجِّهاً إِلىٰ مَقامِكَ، مُتَوَسِّلاً إِلَى اللّٰهِ تَعالىٰ بِكَ، أَأَدْخُلُ يَا مَوْلايَ ؟ أَأَدْخُلُ يا وَلِيَّ اللّٰهِ؟ أَأَدْخُلُ يَا مَلائِكَةَ اللّٰهِ الْمُحْدِقِينَ بِهٰذَا الْحَرَمِ، الْمُقِيمِينَ فِي هٰذَا الْمَشْهَدِ؟

“Ey mevlam, ey Eba Abdullah, ey Resulullah’ın oğlu! Senin karşında zelil olan, senin yüce makamın karşısında küçük olan ve senin hakkına itiraf eden bu kölen ve cariyenin oğlu sana sığınarak, haremini -ziyaret etmeyi- kastederek, senin makamının farkında olarak, seni Allah’a vasıta kılarak sana gelmiştir.

Girebilir miyim ey mevlam; girebilir miyim ey Allah’ın velisi; girebilir miyim ey bu haremin etrafında toplanan ve bu şahadet yerinde ikamet eden Allah’ın melekleri!”

Sonra eğer kalbin yumuşar da gözlerin ağlarsa sağ ayağınla içeri gir ve de ki:

بِسْمِ اللّٰهِ، وَبِاللّٰهِ، وَفِي سَبِيلِ اللّٰهِ، وَعَلَىٰ مِلَّةِ رَسُولِ اللّٰهِ . اللّٰهُمَّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلاً مُبارَكاً وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ.

“Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Allah’ın yolunda ve Resulullah’ın dini üzere. Allah’ım! Beni mübarek bir menzile indir; doğrusu sen en iyi indirensin.”

Sonra şöyle devam et:

اللّٰهُ أَكْبَرُ كَبِيراً، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ كَثِيراً، وَسُبْحانَ اللّٰهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ الْفَرْدِ الصَّمَدِ، الْمَاجِدِ الْأَحَدِ، الْمُتَفَضِّلِ الْمَنَّانِ، الْمُتَطَوِّلِ الْحَنَّانِ، الَّذِي مِنْ تَطَوُّلِهِ سَهَّلَ لِي زِيارَةَ مَوْلايَ بِإِحْسانِهِ، وَلَمْ يَجْعَلْنِي عَنْ زِيارَتِهِ مَمْنُوعاً، وَلَا عَنْ ذِمَّتِهِ مَدْفُوعاً، بَلْ تَطَوَّلَ وَمَنَحَ.

“Allah idrak edilmeyecek kadar büyüktür. Çokça hamd Allah’a mahsustur; gece ve gündüz Allah’ı tenzih ederim. Hamd, tek, ihtiyaçsız, yüce, yegane, fazilet, nimet, bağış sahibi olan Allah’a hastır; kendi ihsanıyla mevlamı ziyaret etmeyi bana kolaylaştırması, beni onun ziyaretinden mahrum etmemesi, beni onun zimmetinden uzaklaştırmayıp lütuf ve bağışta bulunması O’nun ihsanındandır.”

Sonra içeri gir; haremin ortasına ulaştığında mezarın hizasında dur; huzu ve huşu içinde ağlayarak şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ آدَمَ صَِفْوَةِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ نُوحٍ أَمِينِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ إِبْراهِيمَ خَلِيلِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُوسىٰ كَلِيمِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عِيسىٰ رُوحِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ حَبِيبِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عَلِيٍّ حُجَّةِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْوَصِيُّ الْبَرُّ التَّقِيُّ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ثارَ اللّٰهِ وَابْنَ ثارِهِ وَالْوِتْرَ الْمَوْتُورَ، أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ أَقَمْتَ الصَّلاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَجاهَدْتَ فِي اللّٰهِ حَقَّ جِهادِهِ حَتَّى اسْتُبِيحَ حَرَمُكَ، وَقُتِلْتَ مَظْلُوماً.

“Selam olsun sana ey Allah’ın seçkin kulu Adem’in varisi; selam olsun sana ey Allah’ın emini Nuh’un varisi; selam olsun sana ey İbrahim Halilullah’ın varisi; selam olsun sana ey Musa Kelimullah’ın varisi; selam olsun sana ey İsa Ruhullah’ın varisi; selam olsun sana ey Muhammed Habibullah’ın -Allah’ın rahmeti onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- varisi; selam olsun sana ey Allah’ın hücceti Ali’nin varisi; selam olsun sana ey iyi ve takvalı vasi; selam olsun sana ey intikamını Allah’ın alacağı ve intikamı alınacağın oğlu ve yakınlarından öldürülmüş olanların intikamı alınmamış olan mazlum. Şahadet ederim ki, sen namazı ayakta tuttun, zekat verdin, iyiliği emrettin, kötülükten sakındırdın ve Allah yolunda hakkıyla cihad ettin; nihayet saygınlığın helal bilinerek mazlum olarak öldürüldün.”

Sonra mübarek başın yanında dur; huşu içinde ve ağlayarak de ki:

سَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَبا عَبْدِاللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ سَيِّدِ الْوَصِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ فاطِمَةَ الزَّهْراءِ سَيِّدَةِ نِساءِ الْعالَمِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا بَطَلَ الْمُسْلِمِينَ، يَا مَوْلايَ أَشْهَدُ أَنَّكَ كُنْتَ نُوراً فِي الْأَصْلابِ الشَّامِخَةِ وَالْأَرْحامِ الْمُطَهَّرَةِ، لَمْ تُنَجِّسْكَ الْجاهِلِيَّةُ بِأَنْجَاسِها، وَلَمْ تُلْبِسْكَ مِنْ مُدْلَهِمَّاتِ ثِيابِها، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ مِنْ دَعائِمِ الدِّينِ، وَأَرْكانِ الْمُسْلِمِينَ، وَمَعْقِلِ الْمُؤْمِنِينَ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ الْإِمامُ الْبَرُّ التَّقِيُّ الرَّضِيُّ الزَّكِيُّ الْهادِي الْمَهْدِيُّ، وَأَشْهَدُ أَنَّ الْأَئِمَّةَ مِنْ وُلْدِكَ كَلِمَةُ التَّقْوىٰ، وَأَعْلامُ الْهُدىٰ، وَالْعُرْوَةُ الْوُثْقىٰ، وَالْحُجَّةُ عَلَىٰ أَهْلِ الدُّنْيا.

“Selam olsun sana ey Eba Abdullah; selam olsun sana ey Resulullah’ın oğlu; selam olsun sana ey alemdeki kadınların efendisi Fatıma-ı Zehra’nın oğlu; selam olsun sana ey Müslümanların yiğidi.

Ey mevlam! Şahadet ederim ki sen yüce sülblerde ve pak rahimlerde bulunan bir nurdun. Cahiliyet, tüm kirlilikleriyle seni kirletemedi ve koyu karanlık elbiselerinden sana giydiremedi. Şahadet ederim ki, sen dinin direklerinden, Müslümanların rükünlerinden ve müminlerin kalelerindensin. Şahadet ederim ki, sen iyi, takvalı, beğenilmiş, pâk, hidayete erişmiş ve halkı doğru yola hidayet eden bir imamsın. Şahadet ederim ki, senin evlatlarından olan imamların hepsi takva kelimesi, hidayet nişaneleri, sağlam kulp ve dünya ehline Allah’ın hüccetidirler.”

Sonra kendini mezara yapıştırarak şöyle de:

﴿إِنَّا لِلّٰهِ وَ إِنَّا إِلَيْهِ راجِعُونَ﴾، يَا مَوْلايَ، أَنَا مُوالٍ لِوَلِيِّكُمْ، وَمُعادٍ لِعَدُوِّكُمْ، وَأَنَا بِكُمْ مُؤْمِنٌ، وَبِإِيابِكُمْ مُوقِنٌ، بِشَرايِعِ دِينِي، وَخَواتِيمِ عَمَلِي، وَقَلْبِي لِقَلْبِكُمْ سِلْمٌ، وَأَمْرِي لِأَمْرِكُمْ مُتَّبِعٌ، يَا مَوْلايَ، أَتَيْتُكَ خائِفاً فَآمِنِّي، وَأَتَيْتُكَ مُسْتَجِيراً فَأَجِرْنِي، وَأَتَيْتُكَ فَقِيراً فَأَغْنِنِي، سَيِّدِي وَمَوْلايَ أَنْتَ مَوْلايَ حُجَّةُ اللّٰهِ عَلَى الخَلْقِ أَجْمَعِينَ، آمَنْتُ بِسِرِّكُمْ وَعَلانِيَتِكُمْ، وَبِظاهِرِكُمْ وَباطِنِكُمْ، وَأَوَّلِكُمْ وَآخِرِكُمْ، وَأَشْهَدُ أَنَّكَ التَّالِي لِكِتابِ اللّٰهِ وَأَمِينُ اللّٰهِ الدَّاعِي إِلَى اللّٰهِ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ، لَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً ظَلَمَتْكَ، وَأُمَّةً قَتَلَتْكَ، وَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً سَمِعَتْ بِذٰلِكَ فَرَضِيَتْ بِهِ.

“İnna lillah ve inna ileyhi raciûn (Biz Allah’tanız ve biz O’na dönücüleriz). Ey mevlam! Ben sizin dostunuzla dostum, düşmanınızla düşmanım. Ben sizin hak üzere olduğunuza inanıyorum; -kıyametten önce dünyaya- döneceğinize, amelimin sonuçlarına ve dinimin ahkamına yakinim vardır. Kalbim kalbinize bağlıdır; amelim amelinize tabidir.

Ey mevlam! Korkarak sana geldim, o halde, bana aman ver; sığınarak sana geldim, o halde, bana sığınak ver; muhtaç olarak sana geldim, o halde, beni gani et. Ey mevlam, ey efendim! Sen benim mevlamsın; Allah’ın bütün yaratıklarına hüccetisin. Ben sizin gizlinize ve aşikarınıza, zahirinize ve batınınıza, birincinize ve sonuncunuza inandım. Şahadet ederim ki sen Allah’ın kitabını takip eden, Allah’ın emini, hikmet ve güzel öğütle Allah’a davet edensin. Allah size zulmeden ve sizi öldüren ümmete lanet etsin; Allah, bunu duyup da razı olan ümmete lanet etsin.”

Sonra o hazretin baş tarafında iki rekat namaz kıl ve namazdan sonra şöyle de:

اللّٰهُمَّ إِنِّي لَكَ صَلَّيْتُ، وَلَكَ رَكَعْتُ، وَلَكَ سَجَدْتُ، وَحْدَكَ لَاشَرِيكَ لَكَ فَإِنَّهُ لا تَجُوزُ الصَّلاةُ وَالرُّكُوعُ وَالسُّجُودُ إِلّا لَكَ لِأَنَّكَ أَنْتَ اللّٰهُ الَّذِي لَا إِلٰهَ إِلّا أَنْتَ، اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَأَبْلِغْهُمْ عَنِّي أَفْضَلَ السَّلامِ وَالتَّحِيَّةِ، وَارْدُدْ عَلَيَّ مِنْهُمُ السَّلامَ . اللّٰهُمَّ وَهاتانِ الرَّكْعَتانِ هَدِيَّةٌ مِنِّي إِلىٰ سَيِّدِي الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ عَلَيْهِمَا السَّلاٰمُ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَعَلَيْهِ وَتَقَبَّلْهُما مِنِّي وَاجْزِنِي عَلَيْهِما أَفْضَلَ أَمَلِي وَرَجائِي فِيكَ وَفِي وَلِيِّكَ، يَا وَلِيَّ الْمُؤْمِنِينَ.

“Allah’ım! Ben tek ve ortağı olmayan senin için namaz kıldım, senin için rüku yaptım, senin için secde yaptım. Doğrusu namaz, rüku ve secde senden başkasına câiz değildir; çünkü sen kendisinden başka ilâh olma-yan Allah’sın.

Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle ve onlara benden en üstün selam ve tehiyyet ulaştır ve bana da onların selamını ulaştır.

Allah’ım! Bu iki rekat namaz benden mevlam Hüseyin b. Ali aleyhimesselama hediyedir.

Allah’ım! Muhammed ve Hüseyn’e rahmet eyle ve bu iki rekat namazı benden kabul buyur ve beni bu namazlar karşısında senden ve velinden arzu ve ümit ettiğimden daha üstün bir mükafatla mükafatlandır; ey müminlerin velisi!”

Sonra kendini mezara yapıştır ve mezarı öperek şöyle de:

السَّلامُ عَلَى الْحُسَيْنِ بْنِ عَلِيٍّ الْمَظْلُومِ الشَّهِيدِ، قَتِيلِ الْعَبَراتِ، وَأَسِيرِ الْكُرُباتِ. اللّٰهُمَّ إِنِّى أَشْهَدُ أَنَّهُ وَ لِيُّكَ وَابْنُ وَلِيِّكَ وَصَفِيُّكَ الثَّائِرُ بِحَقِّكَ، أَكْرَمْتَهُ بِكَرامَتِكَ، وَخَتَمْتَ لَهُ بِالشَّهادَةِ، وَجَعَلْتَهُ سَيِّداً مِنَ السَّادَةِ، وَقائِداً مِنَ الْقادَةِ، وَأَكْرَمْتَهُ بِطِيبِ الْوِلادَةِ، وَأَعْطَيْتَهُ مَوارِيثَ الْأَنْبِياءِ، وَجَعَلْتَهُ حُجَّةً عَلَىٰ خَلْقِكَ مِنَ الْأَوْصِياءِ، فَأَعْذَرَ فِي الدُّعاءِ، وَمَنَحَ النَّصِيحَةَ، وَبَذَلَ مُهْجَتَهُ فِيكَ حَتَّى اسْتَنْقَذَ عِبادَكَ مِنَ الْجَهالَةِ، وَحَيْرَةِ الضَّلالَةِ، وَقَدْ تَوازَرَ عَلَيْهِ مَنْ غَرَّتْهُ الدُّنْيا، وَباعَ حَظَّهُ مِنَ الْآخِرَةِ بِالْأَدْنىٰ، وَتَرَدَّىٰ فِي هَواهُ، وَأَسْخَطَكَ وَ أَسْخَطَ نَبِيَّكَ، وَأَطاعَ مِنْ عِبادِكَ أُولِي الشِّقاقِ وَالنِّفاقِ، وَحَمَلَةَ الْأَوْزارِ، الْمُسْتَوْجِبِينَ النَّارَ، فَجاهَدَهُمْ فِيكَ صابِراً مُحْتَسِباً، مُقْبِلاً غَيْرَ مُدْبِرٍ، لَا تَأْخُذُهُ فِي اللّٰهِ لَوْمَةُ لائِمٍ حَتَّىٰ سُفِكَ فِي طاعَتِكَ دَمُهُ وَاسْتُبِيحَ حَرِيمُهُ . اللّٰهُمَّ الْعَنْهُمْ لَعْناً وَبِيلاً، وَعَذِّبْهُمْ عَذاباً أَلِيماً.

“Selam olsun gözyaşlarının maktulü, sıkıntıların esiri olan mazlum şehid Hüseyin b. Ali’ye.

Allah’ım! Ben şahadet ederim ki o senin velin, senin velinin oğlu, senin hakkın için kıyam eden seçkin kulundur; sen kerametinle ona keramette bulundun, hayatını şahadetle sona erdirdin, onu büyüklerden bir büyük ve önderlerden bir önder kıldın. Güzel doğumuyla ona ikramda bulundun; ona peygamberlerin mirasını verdin ve peygamberin vasilerinden onu yaratıklarına bir hüccet kıldın. O da duada (insanları Allah’adavet etmede) oldukça gayret etti, onların hayrını isteyerek nasihat etti ve senin yolunda yüreğinin kanını bağışladı; nihayet senin kullarını cehalet ve dalalet şaşkınlığından kurtardı; dünyanın aldattığı bir grup, ona karşı birleşip ahiret paylarını -dünyanın- değersiz ve alçak metasına sattı, heveslerinde helak oldu, seni gazaplandırdı, senin peygamberini gazaplandırdı ve kullarından şekavet ve nifak sahiplerine itaat etti, cehennem ateşini hakkettikleri ağır günah yüklendi. O hazret de onlarla senin yolunda sabırla, senin rızanı göz önünde bulundurarak, onların üzerine yürüyerek, onlara sırt çevirmeden cihad etti; Allah yolunda hiçbir kınayanın kınaması onu alı koyamadı; nihayet sana itaat yolunda kanı döküldü ve saygınlığı helal bilindi. Allah’ım! Onların hepsine şiddetli bir lanetle lanet et ve acılı bir azapla azaplandır.”

Sonra İmam Hüseyin aleyhisselamın ayak tarafında yer alan Ali b. Hüseyin’e doğru dönerek şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ خاتَمِ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ فاطِمَةَ سَيِّدَةِ نِساءِ الْعالَمِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ أَمِيرِالْمُؤْمِنِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْمَظْلُومُ الشَّهِيدُ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي عِشْتَ سَعِيداً، وَقُتِلْتَ مَظْلُوماً شَهِيداً.

“Selam olsun sana ey Allah’ın velisi; selam olsun sana ey Resulullah’ın oğlu; selam olsun sana ey peygamberlerin sonuncusunun oğlu; selam olsun sana ey alemdeki kadınların efendisi Fatıma’nın oğlu; selam olsun sana ey Emirulmüminin’in oğlu; selam olsun sana ey mazlum şehid; babam, anam sana feda olsun. Sen saadetli olarak yaşadın, mazlum ve şehid olarak öldürüldün.”

Sonra şehidlerin mezarlarına dönerek şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكُمْ أَيُّهَا الذَّابُّونَ عَنْ تَوْحِيدِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكُمْ بِما صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ، بِأَبِي أَنْتُمْ وَأُمِّي، فُزْتُمْ فَوْزاً عَظِيماً.

“Selam olsun size ey Allah’ın tevhidini savunanlar; selam olsun size sabretmenizden dolayı; ne güzeldir ahiret yurdu! Babam, anam size feda olsun; siz çok büyük bir saadete erdiniz.”

Sonra Abbas b. Ali aleyhisselamın mezarına doğru giderek, mezarın yanında dur ve şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْعَبْدُ الصَّالِحُ وَالصِّدِّيقُ الْمُواسِي، أَشْهَدُ أَنَّكَ آمَنْتَ بِاللّٰهِ، وَنَصَرْتَ ابْنَ رَسُولِ اللّٰهِ، وَدَعَوْتَ إِلَىٰ سَبِيلِ اللّٰهِ، وَواسَيْتَ بِنَفْسِكَ، فَعَلَيْكَ مِنَ اللّٰهِ أَفْضَلُ التَّحِيَّةِ وَالسَّلامِ.

Selam olsun sana ey -Hüseyin’e- yardım eden, doğru konuşan salih kul. Şahadet ederim ki sen Allah’a iman ettin, Resulullah’ın oğluna yardım ettin, -insanları- Allah’ın yoluna davet ettin ve canınla -Hüseyn’eyardım ettin. O halde, Allah’tan sana en üstün tahiyyet ve selam olsun.”

Sonra kendini mezara yapıştırarak şöyle de:

بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا ناصِرَ دِينِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ناصِرَ الْحُسَيْنِ الصِّدِّيقِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ناصِرَ الْحُسَيْنِ الشَّهِيدِ، عَلَيْكَ مِنِّي السَّلامُ مَا بَقِيتُ وَبَقِيَ اللَّيْلُ وَالنَّهارُ.

“Babam, anam sana feda olsun ey Allah’ın dininin yardımcısı, se-lam olsun sana ey doğru konuşan Hüseyin’in yardımcısı; selam olsun sana şehid olan Hüseyin’in yardımcısı; ben, gece ve gündüz kaldıkça benden sana selam olsun.”

Sonra İmam’ın baş tarafında iki rekat namaz kıl ve İmam Hüseyin aleyhisselamın baş tarafında söylediklerini söyle; yani şu duayı oku:

«اللّٰهُمَّ إِنِّی صَلَّیْتُ الی آخره»

Sonra İmam Hüseyin aleyhisselamın mezarına doğru dön ve uyumak için kalmayacak kadar orada kal. O hazretle vedalaşmak istediğinde baş tarafında durarak ağlar bir halde şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَوْلايَ سَلامَ مُوَدِّعٍ لَا قالٍ وَ لَا سَئِمٍ، فَإِنْ أَنْصَرِفْ فَلَا عَنْ مَلالَةٍ، وَ إِنْ أُقِمْ فَلا عَنْ سُوءِ ظَنٍّ بِمَا وَعَدَ اللّٰهُ الصَّابِرِينَ، يَا مَوْلايَ، لَا جَعَلَهُ اللّٰهُ آخِرَ الْعَهْدِ مِنِّي لِزِيارَتِكَ، وَرَزَقَنِي الْعَوْدَ إِلَيْكَ، وَالْمَُقَامَ فِي حَرَمِكَ، وَالْكَوْنَ فِي مَشْهَدِكَ، آمِينَ رَبَّ الْعالَمِينَ.

“Selam olsun sana ey mevlam, yorgun ve bıkkın birinin selamı değil, vedalaşan birinin selamı olsun sana. Huzurundan ayrılıyorsam yorgunluktan değildir ve eğer kalırsam Allah’ın sabredenlere vaadettiği şeye kötü zannımdan değildir.

Ey mevlam! Allah bunu benim için seni son ziyaretim etmesin; tekrar sana dönmekle, hareminde ikamet etmekle ve şahadet yerinde kalmakla beni rızıklandırsın; -duamı- kabul et ey alemlerin Rabb’i!”

Sonra mezarın etrafındaki parmaklıkları öp ve bedenini parmaklıklara sür; bu amel insanın aman ve korunmada olmasını sağlar. Sonra arkanı mezara dönmeden, yüzün mezara doğru olduğu bir vaziyette (arka arkaya) dışarı çık ve de ki:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا بابَ الْمَقامِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا شَرِيكَ الْقُرْآنِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ الْخِصامِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا سَفِينَةَ النَّجاةِ، السَّلامُ عَلَيْكُمْ يَا مَلائِكَةَ رَبِّي الْمُقِيمِينَ فِي هٰذَا الْحَرَمِ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَبَداً مَا بَقِيتُ وَبَقِيَ اللَّيْلُ وَالنَّهارُ .

“Selam olsun sana ey -manevi- makam-lara ulaşma- kapısı; selam olsun sana ey Kur’ân’ın ortağı, selam olsun sana ey düşmanlara karşı hüccet olan; selam olsun sana ey kurtuluş gemisi; selam olsun size ey bu haremde ikamet eden Rabb’imin melekleri; ben, gece ve gündüz kal-dığı müddetçe sürekli sana selam olsun.”

Sonra şöyle devam et:

إِنَّا لِلّٰهِ وَ إِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ.

“Biz Allah’tanız ve O’na dönücüleriz. Ulu ve yüce Allah’tan başka hiçbir güç ve kuvvet sahibi yoktur.”

Sonra dışarı çık.

Seyyid b. Tavus ve Muhammed b. Meşhedi diyorlar ki: Böyle yapacak olursan Allah Teala’yı arşta ziyaret etmiş gibi olursun.