Ramazan Bayramı Namazının Hutbeleri

Bayram namazını kıldıran imam, bayram namazından sonra hutbe okur; Merhum Şeyh Saduk’un “Men La Yehzuruhu’l-Fakih” kitabında Emirü’l-Müminin Hz. Ali’nin (a.s) Fıtır (Ramazan) Bayramında okuduğu bir hutbe şöyledir:

﴿الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي خَلَقَ السَّماواتِ وَالْأَرْضَ، وَجَعَلَ الظُّلُماتِ وَالنُّورَ، ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ﴾، لَانُشْرِكُ بِاللّٰهِ شَيْئاً وَلَا نَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ وَلِيّاً، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّماواتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْآخِرَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ، ﴿يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْها وَمَا يَنْزِلُ مِنَ السَّماءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيها وَهُوَ الرَّحِيمُ الْغَفُورُ﴾، كَذَلِكَ اللّٰهُ لَاإِلٰهَ إِلّا هُوَ إِلَيْهِ الْمَصِيرُ،

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Yine de kâfirler, Rablerine (başkalarını) denk tutarak (ortak koşuyorlar). Biz hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmaz, O’ndan başkasını veli edinmeyiz. Hamd, göklerde ve yerde bulunan (her şey) kendisine ait olan Allah’a mahsustur. Ahirette hamd O’na mahsustur; O, hikmet sahibidir ve (her şeyden) haberdardır. Yerin içine gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve göğe çıkanı bilir. O esirgeyendir, bağışlayandır. İşte böyledir Allah; O’ndan başka ilâh yoktur; dönüş O’nadır. Hamd, göğü, izni olmadıkça yere düşmekten koruyan Allah’a mahsustur. Çünkü Allah insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

Allah’ım! Rahmetinle bize acı ve bizi de mağfiretinin kapsamına al. Muhakkak sen, yüce ve büyüksün. Hamd, rahmetinden ümidin kesilmediği, nimetinden kimsenin meyus olmadığı ve (tekvinî) ibadet (ve itaatinden) kimsenin geri duramadığı Allah’a mahsustur. O’nun (tekvinî emri olan) “Ol” kelimesiyle yedi gök ayakta durdu; yeryüzü beşiği istikrar buldu; sarsılmaz dağlar (yeryüzüne) yerleşti; aşılayıcı rüzgârlar esti durdu; gökyüzünde bulutlar yürüdü ve (belirlenen) sınırları içerisinde denizler oluştu. O, (bütün) bunların ilâhıdır; öyle Kahir (galip gelen) bir (Rabdir) ki (dünyadaki) bütün güç ve kuvvet sahipleri, O’nun önünde zelil olur; karşısında kibirli insanlar küçülür ve bütün âlemler gönüllü olarak veya zorla (tekvinî emirleri) karşısında teslim olurlar. O’na, kendisinin kendisine (hamd) ettiği ve lâyık olduğu şekilde hamd ederiz; O’ndan yardım, mağfiret ve hidayet dileriz.

Şehadet ederiz ki, Allah’tan başka ilâh yoktur; tektir ve ortağı yoktur. Nefislerin gizlediği, denizlerin sakladığı, karanlığın örttüğü her şeyi bilir; göze görünmeyen hiçbir şey O’na saklı değildir. Bir ağaçtan düşen bir yaprağı ve karanlıktaki bir taneyi (dahi) O, mutlaka bilir. O’ndan başka bir ilâh yoktur. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. Yine O, amel edenlerin yaptıklarını, hangi yola gittiklerini ve hangi dönüşe (akıbete) döndüklerini bilir. Allah’tan hidayet diliyor ve şehadet ediyoruz ki, Muhammed O’nun kulu, peygamberi, yaratıklarına gönderdiği elçisi ve vahyine emin kıldığı kimsedir. Kuşkusuz o, Rabbinin risaletlerini tebliğ edip O’ndan sapanlarla ve O’na ortak koşanlarla cihat etti; eceli gelip çatıncaya kadar Allah’a ibadetten geri durmadı. Allah, ona ve Ehlibeyt’ine rahmet etsin.

وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي يُمْسِكُ السَّماءَ أَنْ تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلّا بِإِذْنِهِ إِنَّ اللّٰهَ بِالنَّاسِ لَرَؤُوفٌ رَحِيمٌ؛ اللّٰهُمَّ ارْحَمْنا بِرَحْمَتِكَ، وَاعْمُمْنا بِمَغْفِرَتِكَ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي لَامَقْنُوطٌ مِنْ رَحْمَتِهِ، وَلَا مَخْلُوٌّ مِنْ نِعْمَتِهِ وَلَا مُؤْيَسٌ مِنْ رَوْحِهِ، وَلَا مُسْتَنْكِفٌ عَنْ عِبادَتِهِ، بِكَلِمَتِهِ قامَتِ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ، وَاسْتَقَرَّتِ الْأَرْضُ الْمِهادُ، وَثَبَتَتِ الْجِبالُ الرَّواسِي، وَجَرَتِ الرِّياحُ اللَّواقِحُ ، وَسارَ فِي جَوِّ السَّماءِ السَّحابُ، وَقامَتْ عَلَىٰ حُدُودِهَا الْبِحارُ، وَهُوَ إِلٰهٌ لَها وَقاهِرٌ يَذِلُّ لَهُ الْمُتَعَزِّزُونَ، وَيَتَضاءَلُ لَهُ الْمُتَكَبِّرُونَ، وَيَدِينُ لَهُ طَوْعاً وَكَرْهاً الْعالَمُونَ،

(Ey Allah’ın kulları!) Size Allah’tan sakınmayı tavsiye ediyorum; O’nun nimeti eksilmez, rahmeti bitmez; kulların O’na ihtiyacı son bulmaz ve ameller, O’nun nimetlerinin karşılığı olamaz. O, takvaya teşvik, dünyada zahit olmaya (ona bel bağlamamaya) davet etmiş ve günahlardan sakındırmıştır. Beka izzetine sahip olan, yaratıklarını ise ölüm ve fena ile zelil eden O’dur. (Evet) ölüm, mahlukatın sonu, âlemlerin yolu ve yaşayanların alnına bağlanan (yazı)dır. Ölümden kaçanlar, O’nu aciz bırakamazlar; ölüm gelip çattığında, heva ve heves ehli esir olur; bütün lezzetler yıkılır; bütün nimetler kaybolur gider ve bütün sevinç ve neşeler son bulur.

Dünya, Allah’ın onun için fena ve ehli için göç yazdığı (takdir buyurduğu) bir evdir. Ancak (insanların) çoğu onda bekayı ister ve onun binasına önem verir. Dünya pek tatlı ve yemyeşildir; ama arayan onu çabuk kaybeder; bakanın kalbini aldatır; zengin olan, zayıf olanı mağdur eder, ezer/bitkin hâle getirir. Ancak korkan, (kalbi Allah) korkusuyla dolan kimse ondan nefret eder. Şu hâlde; Allah size acısın. Bu dünyadan yanınıza alacağınız en iyi şeylerle (ibadet ve itaatlerle) göçün. Onun azından çoğunu aramayın; ancak (hayatınızın zaruri ihtiyaçlarına) yetecek kadar dileyin. Dünyanın azına razı olun; (refah ve bolluktan şımaran) azgınların elinde olan dünya metasına gözünüzü dikmeyin. Dünyayı küçümseyin, hor görün; orayı kendinize vatan edinmeyin; bırakın nefsiniz dünya hakkından zarara uğrasın. Sakın (aşırı) refah, (boş) meşguliyet ve eğlencelere dalmayın. Zira bunlar gaflet, gurur ve aldanmaya sebep olur.

نَحْمَدُهُ كَمَا حَمِدَ نَفْسَهُ وَكَما هُوَ أَهْلُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنَسْتَغْفِرُهُ وَنَسْتَهْدِيهِ وَنَشْهَدُ أَنْ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ، يَعْلَمُ مَا تُخْفِي النُّفُوسُ، وَمَا تُجِنُّ الْبِحارُ، وَمَا تَوارىٰ مِنْهُ ظُلْمَةٌ، وَلَا تَغِيبُ عَنْهُ غائِبَةٌ، وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ مِنْ شَجَرَةٍ وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلْمَةٍ إِلّا يَعْلَمُها لَاإِلٰهَ إِلّا هُوَ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يابِسٍ إِلّا فِي كِتابٍ مُبِينٍ؛ وَيَعْلَمُ مَا يَعْمَلُ الْعامِلُونَ وَأَيَّ مَجْرَىً يَجْرُونَ، وَ إِلَىٰ أَيِّ مُنْقَلَبٍ يَنْقَلِبُونَ، وَنَسْتَهْدِي اللّٰهَ بِالْهُدَىٰ،

Haberiniz olsun! Dünya artık (dostlarını) tanımaz oldu; yüzünü çevirdi, yükünü bağlayıp gitmekte olduğunu, veda etmek istediğini duyurdu. Haberiniz olsun! Ahiret göç (bineğine binmiş, gelmek) için hazırlanmış; yüzünü (bize) dönerek gelmek üzere olduğunu ilan etmiştir. Kuşkusuz bugün idman, yarın ise yarış günüdür; (yarışı kazananların) ödülü cennet, (kaybedenlerin ise) sonu (cehennem) ateşidir.

Uyanın! Yok mu ecel gelmeden tövbe eden; çetin günü, yoksulluk günü gelmeden nefsini (kurtarmak) için çalışan?! Allah cümlemizi o günden korkan ve mükâfatını ümit edenlerden kılsın. Bilin ki bugün, Allah’ın size bayram kıldığı ve sizi ona lâyık gördüğü bir gündür; o hâlde, siz Allah’ı anın ki O da sizi ansın; O’na dua edin ki duanızı kabul etsin. (Bugüne ait olan) Fitre zekâtınızı verin; zira bu Peygamberinizin sünneti ve Rabbiniz tarafından gerekli kılınan bir farzdır. Bunu (zekâtı) herkes, kendisi ve kadın-erkek, küçük-büyük, hür veya köle bütün ailesi için kişi başına bir sa’ (yaklaşık üç kilo) buğday, hurma veya arpa olmak üzere (fakire) vermelidir. Namaz kılmak, zekât vermek, Beytullah’ın haccını yapmak, ramazan ayının orucunu tutmak, marufu emretmek ve münkerden nehyetmek, kadınlara ve kefaletiniz altında olan kimselere iyilikte bulunmak gibi üzerinize farz kıldığı ve emrettiği şeylerde O’na itaat edin ve (iffetli, mümin) kadınlara (zina) iftirasında bulunmak, zina etmek, şarap içmek, ölçü ve tartıyı eksik yapmak; yalan yere şahitlik yapmak ve cihad meydanından kaçmak gibi nehyettiği şeylerden sakının.

Allah, bizi ve sizi takva ile (günahlardan, yanlışlardan) korusun; âhi-reti bizim için dünyadan daha hayırlı kılsın. En iyi söz ve muttakiler için en güzel öğüt, izzet ve hikmet sahibi Allah’ın kitabıdır. Kovulmuş Şeytan-‘dan Allah’a sığınırım.

“Rahman ve Rahim Allah’ım adıyla. De ki: Allah birdir. Allah sameddir -noksansız ve ihtiyaçsızdır; her şey O’na muhtaçtır-. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi olamamıştır.”

وَنَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَنَبِيُّهُ وَرَسُولُهُ إِلَىٰ خَلْقِهِ، وَأَمِينُهُ عَلَىٰ وَحْيِهِ، وَأَنَّهُ قَدْ بَلَّغَ رِسالاتِ رَبِّهِ وَجاهَدَ فِي اللّٰهِ الْحائِدِينَ عَنْهُ الْعادِلِينَ بِهِ، وَعَبَدَ اللّٰهَ حَتَّىٰ أَتاهُ الْيَقِينُ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَسَلَّمَ ، أُوصِيكُمْ بِتَقْوَى اللّٰهِ الَّذِي لَاتَبْرَحُ مِنْهُ نِعْمَةٌ، وَلَا تَنْفَدُ مِنْهُ رَحْمَةٌ، وَلَا يَسْتَغْنِي الْعِبادُ عَنْهُ، وَلَا يَجْزِي أَنْعُمَهُ الْأَعْمالُ، الَّذِي رَغَّبَ فِي التَّقْوَىٰ، وَزَهَّدَ فِي الدُّنْيا، وَحَذَّرَ الْمَعاصِيَ، وَتَعَزَّزَ بِالْبَقاءِ، وَذَلَّلَ خَلْقَهُ بِالْمَوْتِ وَالْفَناءِ، وَالْمَوْتُ غايَةُ الْمَخْلُوقِينَ وَسَبِيلُ الْعالَمِينَ، وَمَعْقُودٌ بِنَواصِي الْباقِينَ؛

لَايُعْجِزُهُ إِباقُ الْهارِبِينَ، وَعِنْدَ حُلُولِهِ يَأْسِرُ أَهْلَ الْهَوَىٰ، يَهْدِمُ كُلَّ لَذَّةٍ، وَيُزِيلُ كُلَّ نِعْمَةٍ، وَيَقْطَعُ كُلَّ بَهْجَةٍ، وَالدُّنْيا دارٌ كَتَبَ اللّٰهُ لَهَا الْفَناءَ، وَلِأَهْلِها مِنْهَا الْجَلاءَ، فَأَكْثَرُهُمْ يَنْوِي بَقاءَها، وَيُعَظِّمُ بَناءَها، وَهِيَ حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ قَدْ عُجِّلَتْ لِلطَّالِبِ وَالْتَبَسَتْ بِقَلْبِ النَّاظِرِ، وَتُضْنِي ذو الثَّرْوَةِ الضَّعِيفَ وَيَجْتَوِيهَا الْخائِفُ الْوَجِلُ،

فَارْتَحِلُوا مِنْها يَرْحَمُكُمُ اللّٰهُ بِأَحْسَنِ مَا بِحَضْرَتِكُمْ، وَلَا تَطْلُبُوا مِنْها أَكْثَرَ مِنَ الْقَلِيلِ، وَلَا تَسْأَلُوا مِنْها فَوْقَ الْكَفافِ، وَارْضَوْا مِنْها بِالْيَسِيرِ، وَلَا تَمُدُّنَّ أَعْيُنَكُمْ مِنْها إِلىٰ مَا مُتِّعَ الْمُتْرَفُونَ بِهِ، وَاسْتَهِينُوا بِها وَلَا تُوَطِّنُوها، وَأَضِرُّوا بِأَنْفُسِكُمْ فِيها، وَ إِيَّاكُمْ وَالتَّنَعُّمَ وَالتَّلَهِّيَ وَالْفاكِهاتِ؛ فَإِنَّ فِي ذٰلِكَ غَفْلَةً وَاغْتِراراً،

أَلا إِنَّ الدُّنْيا قَدْ تَنَكَّرَتْ وَأَدْبَرَتْ وَاحْلَوْلَتْ وَآذَنَتْ بِوَداعٍ، أَلا وَ إِنَّ الْآخِرَةَ قَدْ رَحَلَتْ فَأَقْبَلَتْ وَأَشْرَفَتْ وَآذَنَتْ بِاطِّلاعٍ، أَلا وَ إِنَّ الْمِضْمارَ الْيَوْمَ وَالسِّباقَ غَداً، أَلا وَ إِنَّ السُّبْقَةَ الْجَنَّةُ وَالْغايَةَ النَّارُ، أَلا أَفَلا تائِبٌ مِنْ خَطِيئَتِهِ قَبْلَ يَوْمِ مَنِيَّتِهِ، أَلا عامِلٌ لِنَفْسِهِ قَبْلَ يَوْمِ بُؤْسِهِ وَفَقْرِهِ، جَعَلَنَا اللّٰهُ وَ إِيَّاكُمْ مِمَّنْ يَخافُهُ وَيَرْجُو ثَوابَهُ،

أَلا إِنَّ هٰذَا الْيَوْمَ يَوْمٌ جَعَلَهُ اللّٰهُ لَكُمْ عِيداً، وَجَعَلَكُمْ لَهُ أَهْلاً، فَاذْكُرُوا اللّٰهَ يَذْكُرْكُمْ، وَادْعُوهُ يَسْتَجِبْ لَكُمْ، وَأَدُّوا فِطْرَتَكُمْ فَإِنَّها سُنَّةُ نَبِيِّكُمْ، وَفَرِيضَةٌ واجِبَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ، فَلْيُؤَدِّها كُلُّ امْرِىً مِنْكُمْ عَنْ نَفْسِهِ وَعَنْ عِيالِهِ كُلِّهِمْ، ذَكَرِهِمْ وَأُنْثاهُمْ، وَصَغِيرِهِمْ وَكَبِيرِهِمْ وَحُرِّهِمْ وَمَمْلُوكِهِمْ؛ عَنْ كُلِّ إِنْسانٍ مِنْهُمْ صاعاً مِنْ بُرٍّ، أَوْ صاعاً مِنْ تَمْرٍ، أَوْ صاعاً مِنْ شَعِيرٍ،

وَأَطِيعُوا اللّٰهَ فِيما فَرَضَ عَلَيْكُمْ وَأَمَرَكُمْ بِهِ مِنْ إِقامِ الصَّلاةِ، وَإِيتآءِ الزَّكَاةِ، وَحِجِّ الْبَيْتِ، وَصَوْمِ شَهْرِ رَمَضانَ، وَالْأَمْرِ بِالْمَعْرُوفِ، وَالنَّهْيِ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَالْإِحْسانِ إِلىٰ نِسائِكُمْ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمانُكُمْ، وَأَطِيعُوا اللّٰهَ فِيما نَهاكُمْ عَنْهُ مِنْ قَذْفِ الْمُحْصَنَةِ، وَ إِتْيانِ الْفاحِشَةِ، وَشُرْبِ الْخَمْرِ، وَبَخْسِ الْمِكْيالِ، وَنَقْصِ الْمِيزانِ، وَشَهادَةِ الزُّورِ، وَالْفِرارِ مِنَ الزَّحْفِ،

عَصَمَنَا اللّٰهُ وَ إِيَّاكُمْ بِالتَّقْوىٰ وَجَعَلَ الْآخِرَةَ خَيْراً لَنا وَلَكُمْ مِنَ الْأُولَىٰ، إِنَّ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ وَأَبْلَغَ مَوْعِظَةِ الْمُتَّقِينَ كِتابُ اللّٰهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ، أَعُوذُ بِاللّٰهِ مِنَ الشَّيْطانِ الرَّجِيمِ ﴿بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ قُلْ هُوَ اللّٰهُ أَحَدٌ اللّٰهُ الصَّمَدُ لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ﴾.

 

 

 

Cemaat imamı, birinci hutbeyi böylece bitirdikten sonra birazcık
oturur; sonra kalkıp ikinci hutbeyi okur. İkinci hutbe için de yine
Emirü’l-Müminin Hz. Ali’nin (a.s) cuma namazının ikinci hutbesinde
okuduğu şu hutbe münasiptir:

الْحَمْدُلِلّٰهِ نَحْمَدُهُ وَنَسْتَعِينُهُ وَنُؤْمِنُ بِهِ وَنَتَوَكَّلُ عَلَيْهِ، وَنَشْهَدُ أَنْ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ، وَأَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ صَلَواتُ اللّٰهِ وَسَلامُهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَمَغْفِرَتُهُ وَرِضْوانُهُ .

Bütün hamdlar Allah’a mahsustur. Biz O’na hamd eder, O’ndan
yar-dım diler, O’na inanır ve O’na tevekkül ederiz. Şehadet ederiz ki
Allah’tan başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah’ın
rahmet ve selâmı, mağfiret ve rızası O’nun ve Ehlibeyt’inin üzerine olsun.
Allah’ım! Kulun, resulün ve peygamberin Muhammed’e derecesini yüceltip faziletini aşikâr edeceğin, durmadan büyüyen ve artan bir rahmet
eyle. İbrahim ve İbrahim’in soyundan gelenlere rahmet edip bereket verdiğin ve merhamet ettiğin gibi, Muhammed ve Ehlibeyt’ine rahmet eyle;
Muhammed ve Ehlibeyt’ine bereket ver. Kuşkusuz sen övgüye lâyıksın,
yücesin.
Allah’ım! (İnsanları) senin yolundan alıkoyan, ayetlerini inkâr eden ve
resüllerini yalanlayan Ehl-i Kitab’ın kâfirlerini azaplandır.
Allah’ım! Onların sözlerini birbiriyle zıtlaştır; kalplerine korku düşür;
suçlular topluluğundan geri çevirmediğin azap, ceza ve korkunu onların
üzerine indir.
Allah’ım! Yeryüzünün doğusunda ve batısında bulunan Müslümanların ordularına, askerî birliklerine ve sınır bekçilerine yardım eyle. Muhakkak senin her şeye gücün yeter.
Allah’ım! Mümin erkekleri ve kadınları, Müslüman erkekleri ve kadınları bağışla; (âhiret yolculuğunda) onların azıklarını takva kıl; iman ve hikmeti onların kalbine yerleştir; onları verdiğin nimetlere şükretmeye ve
seninle yaptıkları ahitleşmeye sadık kalmaya teşvik et; ey hak olan ilâh
ve ey yaratıkların yaratıcısı!

اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ وَنَبِيِّكَ صَلاةً نامِيَةً زاكِيَةً تَرْفَعُ بِها دَرَجَتَهُ، وَتُبَيِّنُ بِها فَضْلَهُ، وَصَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَبارِكْ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ كَما صَلَّيْتَ وَبارَكْتَ وَتَرَحَّمْتَ عَلَىٰ إِبْراهِيمَ وَآلِ إِبْراهِيمَ إِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ؛ اللّٰهُمَّ عَذِّبْ كَفَرَةَ أَهْلِ الْكِتابِ الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِكَ، وَيَجْحَدُونَ آياتِكَ، وَيُكَذِّبُونَ رُسُلَكَ . اللّٰهُمَّ خالِفْ بَيْنَ كَلِمَتِهِمْ، وَأَلْقِ الرُّعْبَ فِي قُلُوبِهِمْ، وَأَنْزِلْ عَلَيْهِمْ رِجْزَكَ وَنَقِْمَتَكَ وَبَأْسَكَ الَّذِي لَاتَرُدُّهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ . اللّٰهُمَّ انْصُرْ جُيُوشَ الْمُسْلِمِينَ وَسَرَاياهُمْ وَمُرابِطِيهِمْ فِي مَشارِقِ الْأَرْضِ وَمَغارِبِها إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ .

Allah’ım! Ölen mümin erkeklerle, mümin kadınları, Müslüman erkeklerle Müslüman kadınları veya sonradan onlara katılacak olan müminlerin
hepsini bağışla. Kuşkusuz sen, izzet ve hikmet sahibisin. “Muhakkak Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin işleri,
fenalık ve azgınlığı da yasaklar; O, düşünüp tutasınız diye size öğüt
verir.” (Nahl, 90) Allah’ı anın ki, O da sizi ansın; şüphesiz O, kendisini
zikredeni (ananı) anandır. Allah’tan, rahmet ve O’nun fazlından isteyin;
çünkü O’na dua eden hiç kimse (icabetten) mahrum olmaz. “Ey Rabbimiz; bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver; bizi ateşin
azabından koru.” (Bakara, 201)

اللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ وَالْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِماتِ . اللّٰهُمَّ اجْعَلِ التَّقْوىٰ زادَهُمْ، وَالْإِيمانَ وَالْحِكْمَةَ فِي قُلُوبِهِمْ، وَأَوْزِعْهُمْ أَنْ يَشْكُرُوا نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ وَأَنْ يُوفُوا بِعَهْدِكَ الَّذِي عاهَدْتَهُمْ عَلَيْهِ، إِلٰهَ الْحَقِّ وَخالِقَ الْخَلْقِ؛ اللّٰهُمَّ اغْفِرْ لِمَنْ تُوُفِّيَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِناتِ وَالْمُسْلِمِينَ وَالْمُسْلِماتِ وَ لِمَنْ هُوَ لاحِقٌ بِهِمْ مِنْ بَعْدِهِمْ مِنْهُمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ، ﴿إِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحسانِ وَإِيتاءِ ذِي الْقُرْبىٰ، وَيَنْهىٰ عَنِ الْفَحْشاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ﴾، اذْكُرُوا اللّٰهَ يَذْكُرْكُمْ فَإِنَّهُ ذاكِرٌ لِمَنْ ذَكَرَهُ، وَاسْأَلُوا اللّٰهَ مِنْ رَحْمَتِهِ وَفَضْلِهِ فَإِنَّهُ لَايَخِيبُ عَلَيْهِ داعٍ دَعاهُ، ﴿رَبَّنا آتِنا فِي الدُّنْيا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنا عَذابَ النَّارِ﴾.