يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ، يَا مُجِيبَ دَعْوَةِ الْمُضْطَرِّينَ، يَا كاشِفَ كُرَبِ الْمَكْرُوبِينَ، يَا غِياثَ الْمُسْتَغِيثِينَ، يَا صَرِيخَ الْمُسْتَصْرِخِينَ، وَيَا مَنْ هُوَ أَقْرَبُ إِلَيَّ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ، وَيَا مَنْ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ، وَيَا مَنْ هُوَ بِالْمَنْظَرِ الْأَعْلَىٰ، وَبِالْأُفُقِ الْمُبِينِ، وَيَا مَنْ هُوَ الرَّحْمانُ الرَّحِيمُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوىٰ، وَيَا مَنْ يَعْلَمُ خَائِنَةَ الْأَعْيُنِ وَمَا تُخْفِي الصُّدُورُ، وَيَا مَنْ لا يَخْفىٰ عَلَيْهِ خافِيَةٌ، يَا مَنْ لَاتَشْتَبِهُ عَلَيْهِ الْأَصْواتُ، وَيَا مَنْ لَاتُغَلِّطُهُ الْحاجاتُ، وَيَا مَنْ لَا يُبْرِمُهُ إِلْحَاحُ الْمُلِحِّينَ، يَا مُدْرِكَ كُلِّ فَوْتٍ، وَيَا جامِعَ كُلِّ شَمْلٍ، وَ يَا بارِئَ النُّفُوسِ بَعْدَ الْمَوْتِ، يَا مَنْ هُوَ كُلَّ يَوْمٍ فِي شَأْنٍ، يَا قاضِيَ الْحاجاتِ، يَا مُنَفِّسَ الْكُرُباتِ، يَا مُعْطِيَ السُّؤُلاتِ، يَا وَلِيَّ الرَّغَباتِ؛ يَا كافِيَ الْمُهِمَّاتِ، يَا مَنْ يَكْفِي مِنْ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا يَكْفِي مِنْهُ شَيْءٌ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ،
“Ya Allah, ya Allah, ya Allah, ey zor durumda olanın duasını kabul eden, ey üzüntüde olanın üzüntüsünü gideren, ey imdat isteyenlerin imdadına koşan, ey feryada çağıranın feryadına yetişen, ey bana şah damarımdan daha yakın olan, ey insanla kalbi arasında engel oluşturan, ey en yüce görünümde ve apaçık ufukta olan, ey Rahman ve Rahim olan ve arşa musallat olan, ey gözlerin ihanetini ve kalplerin gizlediğini bilen, ey hiçbir gizli şey kendisine gizli olmayan, ey sesler kendisine karışık gelmeyen, ey ihtiyaçlar kendisini yanlışlığa düşürmeyen, ey ısrar edenlerin ısrarı kendisini usandırmayan, ey elden çıkan her şeyi idrak eden, ey bütün dağınıkları toplayan, ey ölümden sonra canları yaratan, ey her gün yeni bir işte olan, ey hacetleri reva eden, ey gam ve üzüntüleri gideren, ey istekleri veren, ey rağbetlerin velisi, ey önemli işlere yeten, ey her şeyden kifayet eden, göklerde ve yerde hiçbir şey kendisinden kifayet etmeyen! Peygamberlerin sonuncusu Muhammed’in, Emirulmüminin Ali’nin hakkı hürmetine, peygamberinin kızı Fatıma’nın, Hasan ve Hüseyin’in hakkı için; ben bu halde onların vasıtasıyla sana yöneldim, sana onları aracı ve şefaatçi kıldım; onların hakkı hürmetine senden istiyorum; sana ve onların senin yanındaki mevkilerine, onların senin katındaki kadirlerine, onları alemdekilerden üstün kıldığı şeye, senin alemdekiler arasında sadece onlara has kıldığın onların yanındaki ismine ve o isim vasıtasıyla onların alemdekilere üstünlüğünü açıklamanla onların faziletini alemdekilerden üstün kıldığın ismine yemin ediyorum ve yemine veriyorum (bunların hakkı için) Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle; üzüntümü, gamımı, sıkıntımı gider; önemli işlerimde bana yet; borcumu öde, fakirlikten ve yoksulluktan beni kurtar; senin yaratıklarından istemekten beni gâni et.
أَسْأَلُكَ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ خَاتِمِ النَّبِيِّينَ، وَعَلِيٍّ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، وَبِحَقِّ فاطِمَةَ بِنْتِ نَبِيِّكَ، وَبِحَقِّ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ، فَإِنِّي بِهِمْ أَتَوَجَّهُ إِلَيْكَ فِي مَقامِي هٰذَا، وَبِهِمْ أَتَوَسَّلُ، وَبِهِمْ أَتَشَفَّعُ إِلَيْكَ، وَبِحَقِّهِمْ أَسْأَلُكَ وَأُقْسِمُ وَأَعْزِمُ عَلَيْكَ، وَبِالشَّأْنِ الَّذِي لَهُمْ عِنْدَكَ وَبِالْقَدْرِ الَّذِي لَهُمْ عِنْدَكَ، وَبِالَّذِي فَضَّلْتَهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ، وَبِاسْمِكَ الَّذِي جَعَلْتَهُ عِنْدَهُمْ، وَبِهِ خَصَصْتَهُمْ دُونَ الْعَالَمِينَ، وَبِهِ أَبَنْتَهُمْ وَأَبَنْتَ فَضْلَهُمْ مِنْ فَضْلِ الْعَالَمِينَ حَتَّىٰ فاقَ فَضْلُهُمْ فَضْلَ الْعَالَمِينَ جَمِيعاً، أَسْأَلُكَ أَنْ تُصَلِّيَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَأَنْ تَكْشِفَ عَنِّي غَمِّي وَهَمِّي وَكَرْبِي، وَتَكْفِيَنِي الْمُهِمَّ مِنْ أُمُورِي، وَتَقْضِيَ عَنِّي دَيْنِي، وَتُجِيرَنِي مِنَ الْفَقْرِ، وَتُجِيرَنِي مِنَ الْفاقَةِ، وَتُغْنِيَنِي عَنِ الْمَسْأَلَةِ إِلَى الْمَخْلُوقِينَ؛ وَتَكْفِيَنِي هَمَّ مَنْ أَخافُ هَمَّهُ، وَعُسْرَ مَنْ أَخافُ عُسْرَهُ، وَحُزُونَةَ مَنْ أَخافُ حُزُونَتَهُ، وَشَرَّ مَنْ أَخافُ شَرَّهُ، وَمَكْرَ مَنْ أَخافُ مَكْرَهُ، وَبَغْيَ مَنْ أَخافُ بَغْيَهُ، وَجَوْرَ مَنْ أَخافُ جَوْرَهُ ، وَسُلْطانَ مَنْ أَخافُ سُلْطانَهُ، وَكَيْدَ مَنْ أَخافُ كَيْدَهُ، وَمَقْدُرَةَ مَنْ أَخافُ مَقْدُرَتَهُ عَلَيَّ، وَتَرُدَّ عَنِّي كَيْدَ الْكَيَدَةِ، وَمَكْرَ الْمَكَرَةِ .
Sıkıntısından korktuğum kimsenin sıkıntısından, zorluğundan korktuğum kimsenin zorluğundan, sertliğinden korktuğum kimsenin sertliğinden, kötülüğünden korktuğum kimsenin kötülüğünden, hilesinden korktuğum kimsenin hilesinden, azgınlığından korktuğum kimsenin azgınlığından, zulmünden korktuğum kimsenin zulmünden, sultasından korktuğum kimsenin sultasından, tuzağından korktuğum kimsenin tuzağından, üzerime gücünden korktuğum kimsenin gücünden bana yeterli ol ve benden hilecilerin hilesini ve düzenbazların düzenini gider.
Allah’ım! Bana kötülük yapmak isteyenin kötülüğünü kendisine çevir, bana hile yapmak isteyene hile yap, onun hilesini, düzenini, şiddetini ve arzusunu benden çevir; istediğin bir şekilde ve dilediğin bir zamanda onu benden alıkoy.
اللّٰهُمَّ مَنْ أَرادَنِي فَأَرِدْهُ، وَمَنْ كادَنِي فَكِدْهُ، وَاصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُ وَمَكْرَهُ وَبَأْسَهُ وَأَمانِيَّهُ وَامْنَعْهُ عَنِّي كَيْفَ شِئْتَ وَأَنَّىٰ شِئْتَ . اللّٰهُمَّ اشْغَلْهُ عَنِّي بِفَقْرٍ لَاتَجْبُرُهُ، وَبِبَلاءٍ لَاتَسْتُرُهُ، وَبِفاقَةٍ لَا تَسُدُّها، وَبِسُقْمٍ لاَ ٰ تُعافِيهِ، وَذُلٍّ لَاتُعِزُّهُ، وَبِمَسْكَنَةٍ لَاتَجْبُرُها؛ اللّٰهُمَّ اضْرِبْ بِالذُّلِّ نَصْبَ عَيْنَيْهِ، وَأَدْخِلْ عَلَيْهِ الْفَقْرَ فِي مَنْزِلِهِ، وَالْعِلَّةَ وَالسُّقْمَ فِي بَدَنِهِ حَتَّىٰ تَشْغَلَهُ عَنِّي بِشُغْلٍ شاغِلٍ لَافَراغَ لَهُ، وَأَنْسِهِ ذِكْرِي كَما أَنْسَيْتَهُ ذِكْرَكَ، وَخُذْ عَنِّي بِسَمْعِهِ وَبَصَرِهِ وَ لِسانِهِ وَيَدِهِ وَرِجْلِهِ وَقَلْبِهِ وَجَمِيعِ جَوارِحِهِ، وَأَدْخِلْ عَلَيْهِ فِي جَمِيعِ ذٰلِكَ السُّقْمَ وَلَا تَشْفِهِ حَتَّىٰ تَجْعَلَ ذٰلِكَ لَهُ شُغْلاً شاغِلاً بِهِ عَنِّي وَعَنْ ذِكْرِي،
Allah’ım! Bana kötülük ulaştırmaması için onu telafi etmeyeceğin bir fakirliğe, örtmeyeceğin bir belaya, kapamayacağın bir yoksulluğa, şifa vermeyeceğin bir derde, izzet vermeyeceğin bir zillete ve telafi etmeyeceğin bir miskinliğe düşür.
Allah’ım! Zilleti onun gözleri önüne dik, onun evine fakirlik, bedenine dert ve hastalık ver; böylece beni bırakıp kendisiyle uğraşması için kutrulamayacağı bir uğraşıyla meşgul et; ona seni hatırlamasını unutturduğun gibi beni hatırlamasını da unuttur; onun kulağını, gözünü, dilini, elini, ayağını, kalbini ve bütün uzuvlarını bana kötülük ulaştırmaktan engelle; bu uzuvlarının hepsine hastalık ver ve bunlarla uğraşıp bana kötülük ulaştırmaması ve beni hatırlamaması için şifa verme; ey kendisinden başka kifayet edecek bulunmayan -Allah-! Bana kifayet et. Doğrusu sen, kendisinden başka kifayet edici bulunmayan kifayet edici, kendisinden başka genişletici (sıkıntıdan kurtarıcı) olmayan genişletici (sıkıntıdan kurtarıcı), kendisinden başka imdada koşan olmayan imdada koşan, kendisinden başka sığınak olmayan sığınaksın! Sığınağı senden başkası olan, imdatçısı senden başkası olan, sığınağı senden başkası olan, kaçacağı senden başkası olan, iltica edeceği senden başkası olan, kutrarıcısı senden başkası ve senin yarattıklarından biri olan mahrum olmuş ve ümidi boşa çıkmıştır.
وَاكْفِنِي يَا كافِيَ مَا لَايَكْفِي سِواكَ فَإِنَّكَ الْكافِي لَاكافِيَ سِواكَ، وَمُفَرِّجٌ لَامُفَرِّجَ سِواكَ، وَمُغِيثٌ لَامُغِيثَ سِواكَ، وَجارٌ لَاجارَ سِواكَ، خابَ مَنْ كانَ جَارُهُ سِواكَ، وَمُغِيثُهُ سِواكَ، وَمَفْزَعُهُ إِلىٰ سِواكَ، وَمَهْرَبُهُ إِلىٰ سِواكَ ، وَمَلْجَؤُهُ إِلىٰ غَيْرِكَ، وَمَنْجَاهُ مِنْ مَخْلُوقٍ غَيْرِكَ، فَأَنْتَ ثِقَتِي وَرَجائِي وَمَفْزَعِي وَمَهْرَبِي وَمَلْجَإِي وَمَنْجايَ، فَبِكَ أَسْتَفْتِحُ، وَبِكَ أَسْتَنْجِحُ؛ وَبِمُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ أَتَوَجَّهُ إِلَيْكَ وَأَتَوَسَّلُ وَأَتَشَفَّعُ، فَأَسْأَلُكَ يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ، فَلَكَ الْحَمْدُ وَلَكَ الشُّكْرُ وَ إِلَيْكَ الْمُشْتَكَىٰ وَأَنْتَ الْمُسْتَعانُ، فَأَسْأَلُكَ يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ يَا اللّٰهُ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ أَنْ تُصَلِّيَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَأَنْ تَكْشِفَ عَنِّي غَمِّي وَهَمِّي وَكَرْبِي فِي مَقامِي هٰذَا كَما كَشَفْتَ عَنْ نَبِيِّكَ هَمَّهُ وَغَمَّهُ وَكَرْبَهُ، وَكَفَيْتَهُ هَوْلَ عَدُوِّهِ، فَاكْشِفْ عَنِّي كَما كَشَفْتَ عَنْهُ، وَفَرِّجْ عَنِّي كَما فَرَّجْتَ عَنْهُ، وَاكْفِنِي كَما كَفَيْتَهُ، وَاصْرِفْ عَنِّي هَوْلَ مَا أَخافُ هَوْلَهُ، وَمَؤُونَةَ مَا أَخافُ مَؤُونَتَهُ، وَهَمَّ مَا أَخافُ هَمَّهُ، بِلا مَؤُونَةٍ عَلَىٰ نَفْسِي مِنْ ذٰلِكَ، وَاصْرِفْنِي بِقَضاءِ حَوائِجِي، وَكِفَايَةِ مَا أَهَمَّنِي هَمُّهُ مِنْ أَمْرِ آخِرَتِي وَدُنْيَايَ،
Sen benim güvenim, ümidim, sığınağım, kaçtığım, iltica edeceğim ve kurtuluşa kavuşacağımsın. O halde, senin vasıtanla genişlik ve seninle kurtuluş istiyorum, Muhammed ve Ehl-i Beyt’ini vasıta kılarak sana yöneliyor, sana tevessül ediyor ve senden şefaat umuyorum. O halde, senden istiyorum ey Allah, ey Allah, ey Allah! Hamd sana hastır, şükür sana mahsustur, şikayet yalnız sana yapılır ve yalnız senden yardım istenir. O halde, senden istiyorum ey Allah, ey Allah, ey Allah! Muhammed ve Ehl-i Beyt’inin hakkı hürmetine, Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle; peygamberinin gamını, kederini ve sıkıntısını giderdiğin ve düşmanlarının korkusundan ona yettiğin gibi burada benim gamımı, kederimi ve sıkıntımı gider; ondan bertaraf ettiğin gibi benden bertaraf et; onun sıkıntısını giderdiğin gibi benim sıkıntımı gider, ona kifayet ettiğin gibi bana kifayet et; korkusundan korktuğum şeyin korkusunu, zahmetinden korktuğum şeyin zahmetini, gamından korktuğum şeyin gamını bana bir zahmeti olmadan benden çevir; beni buradan haceti reva olmuş, dünya ve ahiretim konusunda önemli olan konuda bana kifayet etmiş olarak geri çevir.
Ey Emirulmüminin ve ey Eba Abdullah! Ben kaldığım, gece ve gündüz kaldığı sürece benden sana selam olsun, Allah bunu sizi son ziyaretim etmesin ve Allah beni sizden ayırmasın.
Allah’ım! Beni, Muhammed ve soyundan gelenlerin yaşamıyla yaşat, beni onların ölümüyle öldür, beni onların dini üzere öldür, beni onların safında haşret, beni dünya ve ahirette hiçbir zaman bir göz kırpacak kadar onlardan ayırma.
يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ وَيَا أَبا عَبْدِاللّٰهِ، عَلَيْكُما مِنِّي سَلامُ اللّٰهِ أَبَداً مَا بَقِيتُ وَ بَقِيَ اللَّيْلُ والنَّهارُ، وَلَا جَعَلَهُ اللّٰهُ آخِرَ الْعَهْدِ مِنْ زِيارَتِكُما وَلَا فَرَّقَ اللّٰهُ بَيْنِي وَبَيْنَكُما؛ اللّٰهُمَّ أَحْيِنِي حَيَاةَ مُحَمَّدٍ وَذُرِّيَّتِهِ، وَأَمِتْنِي مَمَاتَهُمْ، وَتَوَفَّنِي عَلَىٰ مِلَّتِهِمْ، وَاحْشُرْنِي فِي زُمْرَتِهِمْ، وَلَا تُفَرِّقْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ طَرْفَةَ عَيْنٍ أَبَداً فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ، يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ وَيَا أَبا عَبْدِاللّٰهِ، أَتَيْتُكُما زائِراً وَمُتَوَسِّلاً إِلَى اللّٰهِ رَبِّي وَرَبِّكُما، وَمُتَوَجِّهاً إِلَيْهِ بِكُما، وَمُسْتَشْفِعاً بِكُما إِلَى اللّٰهِ تَعالىٰ فِي حاجَتِي هٰذِهِ فَاشْفَعا لِي فَإِنَّ لَكُما عِنْدَ اللّٰهِ الْمَقامَ الْمَحْمُودَ، وَالْجاهَ الْوَجِيهَ، وَالْمَنْزِلَ الرَّفِيعَ وَالْوَسِيلَةَ، إِنِّي أَنْقَلِبُ عَنْكُما مُنْتَظِراً لِتَنَجُّزِ الْحاجَةِ وَقَضائِها وَنَجاحِها مِنَ اللّٰهِ بِشَفاعَتِكُما لِي إِلَى اللّٰهِ فِي ذٰلِكَ فَلا أَخِيبُ، وَلَا يَكونُ مُنْقَلَبِي مُنْقَلَباً خائِباً خاسِراً، بَلْ يَكُونُ مُنْقَلَبِي مُنْقَلَباً راجِحاً مُفْلِحاً مُنْجِحاً مُسْتَجاباً بِقَضاءِ جَمِيعِ حَوائِجِي وَتَشَفَّعا لِي إِلَى اللّٰهِ؛
Ey Emirulmüminin ve ey Eba Abdullah! Ben sizin ziyaretinize geldim; Rabbim ve Rabbiniz olan Allah’a tevessül ettim, sizin vasıtanızla O’na yöneldim ve hacetlerim için sizi Allah’a şefaatçi kıldım; o halde bana şefaatçi olun; doğrusu sizin Allah katında beğenilmiş bir makamınız, değerli mevkiiniz, yüce makamınız var ve siz Allah’a vesilesiniz. Ben, Allah’tan, sizin Allah yanında bana şefaatçi olmanızla hacetlerimin kesinleşmesini, reva olmasını ve gayeye varmasını beklediğim halde sizin ziyaretinizden dönüyorum. O halde ümit kesmeyeyim ve benim -bu ziyaretten- dönüşüm mahrum ve zarar etmiş bir dönüş olmasın; benim bu dönüşüm, gayeye varmış, mutluluğa ermiş ve bütün hacetlerim reva olmuş bir dönüş olsun ve Allah katında bana şefaat ettiğiniz ki Allah’ın irade ettiği şey üzere döneyim; güç ve kuvvet ancak Allah’tandır; ben işimi Allah’a bırakıyorum; Allah’a sığınıyorum; Allah’a tevekkül ediyorum ve diyorum ki: Allah bana yeter ve kifayet eder; Allah kendisini çağıranı işitir.
انْقَلَبْتُ عَلَىٰ مَا شاءَ اللّٰهُ وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلّا بِاللّٰهِ، مُفَوِّضاً أَمْرِي إِلَى اللّٰهِ، مُلْجِئاً ظَهْرِي إِلَى اللّٰهِ، مُتَوَكِّلاً عَلَى اللّٰهِ، وَأَقُولُ حَسْبِيَ اللّٰهُ وَكَفىٰ، سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ دَعا، لَيْسَ لِي وَراءَ اللّٰهِ وَوَراءَكُمْ يَا سادَتِي مُنْتَهى، مَا شاءَ رَبِّي كانَ وَمَا لَمْ يَشَأْ لَمْ يَكُنْ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلّا بِاللّٰهِ أَسْتَوْدِعُكُمَا اللّٰهَ، وَلَا جَعَلَهُ اللّٰهُ آخِرَ الْعَهْدِ مِنِّي إِلَيْكُما، انْصَرَفْتُ يَا سَيِّدِي يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ وَمَوْلايَ وَأَنْتَ يَا أَبا عَبْدِاللّٰهِ يَا سَيِّدِي وَ سَلامِي عَلَيْكُما مُتَّصِلٌ مَا اتَّصَلَ اللَّيْلُ وَالنَّهارُ؛ وَاصِلٌ ذٰلِكَ إِلَيْكُما غَيْرُ مَحْجُوبٍ عَنْكُما سَلامِي إِنْ شَاءَ اللّٰهُ، وَأَسْأَلُهُ بِحَقِّكُما أَنْ يَشاءَ ذٰلِكَ وَيَفْعَلَ فَإِنَّهُ حَمِيدٌ مَجِيدٌ . انْقَلَبْتُ يَا سَيِّدَيَّ عَنْكُما تائِباً حامِداً لِلّٰهِ شاكِراً راجِياً لِلْإِجابَةِ، غَيْرَ آيِسٍ وَلَا قَانِطٍ، آئِباً عائِداً راجِعاً إِلىٰ زِيارَتِكُما، غَيْرَ راغِبٍ عَنْكُما وَلَا مِنْ زِيارَتِكُما، بَلْ راجِعٌ عائِدٌ إِنْ شَاءَ اللّٰهُ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلّا بِاللّٰهِ، يَا سادَتِي رَغِبْتُ إِلَيْكُما وَ إِلىٰ زِيارَتِكُما بَعْدَ أَنْ زَهِدَ فِيكُما وَفِي زِيارَتِكُما أَهْلُ الدُّنْيا، فَلا خَيَّبَنِيَ اللّٰهُ مٰا رَجَوْتُ وَمَا أَمَّلْتُ فِي زِيارَتِكُما إِنَّهُ قَرِيبٌ مُجِيبٌ.
Ey velilerim! Benim Allah’tan ve sizden başka varacak bir sığınağım yoktur. Allah’ın istediği olur ve istemediği de olmaz. Güç ve kuvvet ancak Allah’tandır. Sizi Allah’a emanet ediyorum; Allah bunu size son ahdim etmesin. Ben döndüm ey efendim, ey Emirulmüminin, ey mevlam ve ey Eba Abdullah, ey efendim! Selamım, gece ve gündüzün birbirini izlediği müddetçe sürekli sizin üzerinize olsun; bu selamım sürekli size ulaşsın ve inşallah hiçbir zaman selamım sizden engellenmesin. Siz ikinizin hakkı hürmetine Allah’tan bunu istemesini ve yapmasını istiyorum. Doğrusu o çok övülmüş ve bağış sahibidir.
Ey efendim! Ben tövbe ederek, Allah’a hamd ederek, şükrederek, kabul etmesini ümid ederek, ümitsizliğe kapılmadan ve meyus olmadan, tekrar sizin ziyaretinize dönüp rücu etmeyi dileyerek, sizden ve sizin ziyaretinizden başka bir şeye rağbet etmeksizin, inşallah tekrar size dönmek ve size müracaat etmek kastıyla ayrılıyorum. Güç ve kuvvet ancak Allah’tandır.
Ey velilerim! Dünya ehli size ve sizin ziyaretinize eğilim göstermezken ben size ve sizin ziyaretinize eğilim gösterdim; o halde Allah umduğum şeyde ve sizin ziyaretinizde arzu ettiğim şeyde benim ümidimi boşa çıkarmasın; doğrusu O -kullara- yakın ve duaları kabul edendir.”
Seyf b. Umeyre diyor ki: Sefvan’a, “Alkame b. Muhammed bu duayı bize İmam Muhammed Bâkır’dan rivayet etmemiş, aksine kendisi anlatmıştır” dedim. Sefvan dedi ki: Mevlam İmam Cafer Sadık aleyhisselamla birlikte buraya girdiğimizde İmam aleyhisselam bizim gibi ziyaret etti ve ziyaretten sonra veda edince de bu duayı okudu. Sonra bizim gibi iki rekat namaz kıldı ve vedalaştı. Sonra İmam Sadık aleyhisselam bana buyurdu ki: “Bu ziyarete dikkat et, bu duayı oku ve İmamı bununla ziyaret et. Kim yakından veya uzaktan bu ziyaretle İmamı ziyaret eder ve peşinden de bu duayı okursa, Allah yanında ben, ziyaretinin kabul olacağını, çabasının mükafatlandırılacağını, selamının o hazrete ulaşacağını ve engellenmeyeceğini, hacetinin reva olacağını, Allah tarafından istediği dereceye ulaşacağını ve Allah’ın onu mahrum çevirmeyeceğini tazmin ediyorum. Ey Sefvan! Ben bu ziyareti babamdan, babam da babası Ali b. Hüseyin’den, o da babası Hüseyin’den, Hüseyin ise kardeşi Hasan’dan ve o da babası Ali b. Ebitalib’ten, o da Resulullah’tan, Resulullah ise Cebrail’den ve Cebrail de Allah Teala’dan bu şekilde almıştır. Allah Teala, “İmam Hüseyin aleyhisselamı yakından veya uzaktan bu ziyaretle ziyaret eden ve peşinden de bu duayı okuyan kişinin ziyaretini kabul ederim ve her ne kadar çok da olsa isteğini ve hacetini veririm ve böylece benim huzurumdan meyus ve mahrum dönmez; onun hacetlerini reva etmek, cennete ulaştırmak, cehennemden kurtulmak ve şefaat ettiği herkes hakkında şefaatini kabul etmekle gözlerini aydınlatarak geri çeviririm” şeklinde kendi zatına yemin etmiştir. Ancak şefaati biz Ehl-i Beyt’in düşmanları hakkında kabul olmaz; Allah Teala bu konuda kendi zatına yemin etmiş ve melekut aleminin meleklerinin tanıklık ettiği şeye bizi tanık tutmuştur.
Cebrail dedi ki: Ya Resulellah! Allah Teala beni sana, Ali’ye, Fatıma’ya, Hasan ve Hüseyin’e ve kıyamet gününe kadar senin soyundan olan imamlara müjde vermek ve sizi sevindirmek için gönderdi. O halde, senin, Ali’nin, Fatıma’nın, Hasan ve Hüseyin’in, senin soyundan gelen imamların ve sizin Şiilerinizin sevinci kıyamete kadar devam etsin.
Ey Sefvan! Allah’tan bir hacetin olduğu zaman hacetinin reva olması için nerede olursan ol, bulunduğun yerden bu ziyaretle İmam’ı ziyaret et, peşinden bu duayı okuyarak Allah’tan hacetini iste. Allah, kendi bağış ve lütfüyle Resulüne vermiş olduğu vaadına aykırı davranmaz.”
“Necmu’s-Sakıb” kitabında, Hacı Seyit Ahmet Reştî’nin hac yolculuğunda Hz. Mehdi’yle (ruhumuz ona feda olsun) görüşme şerefine ulaşmasını ve İmam’ın (a.s) ona, “Neden Aşura’yı okumuyorsunuz?! Aşura, Aşura, Aşura” şeklindeki buyruğunu analtıyor. Biz inşallah bu kıssayı Camia-i Kebire ziyaretinin akabinde nakledeceğiz.
Şeyhimiz Sıkatu’l-İslam Nurî şöyle buyurmuştur: Aşura ziyaretine gelince, onun fazilet ve makamı hakkında şunu söyleyelim ki, bu ziyaret görünüşte bir masumun imla ve inşası olan diğer ziyaretler gibi değildir; gerçi onların tertemiz kalplerinden gökyüzünden inen şeylerden başka bir şey dışarı çıkmaz, hatta bu kudsi hadis türündendir; şekliyle, içinde geçen lanet, selam ve dua Allah Teala tarafından Cebrail-i Emin’e ve ondan da peygamber efendimize (s.a.a) ulaşmıştır. Kırk gün veya daha az bir zaman okunması hacetlerin revası, amaçlara ulaşmak ve düşmanlıkların defedilmesi konusunda eşsiz bir etkisi olduğu tecrübeyle ispatlanmıştır. Ama onu sürekli okumanın Daru’sSelam adlı kitabımda kaydettiğim en önemli etkisi özetle şudur:
Necef-i Eşref’e yakın kişilerin torunlarından olup sürekli ibadet ve ziyaretle meşgul olan takvalı, salih ve sıka Hacı Molla Hasan Yezdî, Yezd’de fazilet sahibi ve salih bir kişi olup sürekli ahreti için çaba harcayan ve gecelerini bir grup salih kişilerin defnedildiği Yezd şehrinin dışındaki türbede geçirdiği meşhur olan güvenilir ve sıka Hacı Muhammedali Yezdî’den şöyle nakletmiştir: Onun çocukluktan birlikte büyüdükleri ve aynı öğretmenden ders aldıkları bir komşusu vardı. Büyümüş, vergi memuru olmuş, ölmüştü ve o türbeye o salih kişinin geceleri ibadet yaptığı yerin yakınına defnedilmişti. Rüya aleminde onu görmüş, bir aydan az bir süre geçtikten sonra onu yanına giderek demiş ki: Ben senin işinin başını ve sonunu, içini ve dışını biliyorum. İç dünyalarında iyi olan kişilerden olma ihtimalin yoktu senin. Senin mesleğin sadece azap görmeni gerektiriyordu. O halde hangi amel sayesinde bu makama ulaştın.
Buna karşılık, “Evet” dedi, “Ben senin dediğin gibi vefat ettiğim günden düne kadar çok şiddetli bir azap içerisindeydim. Dün Üstad Eşref Haddad’ın eşi vefat etti ve -ona yaklaşık elli metre uzaklıkta olan yere işaret ederek- onu getirip buraya defnettiler. Onun vefat ettiği gece üç defa Eba Abdullah Hüseyin (a.s) onu ziyaret etti ve üçüncü defasında bu türbede olanlardan azabın kaldırılmasını emretti. Bundan sonra durumumuz iyileşti, nimet ve rahatlığa kavuştuk. Bunun üzerine hayretle uykudan uyandı. Haddad’ı tanımıyor ve hangi mahallede oturduğunu da bilmiyordu. Demirciler pazarında araştırıp onu bulunca, “Senin eşin var mıydı?” diye sordu. Haddad, “Evet; dün vefat etti” dedi ve o türbenin ismini getirerek, “Onu falan yere defnettik” şeklinde ekledi. “O Ebu Abdullah İmam Hüseyin’in (a.s) ziyaret mi etmişti?” diye sordu. “Hayır” cevabını alınca, bu defa, “Eşin İmam Hüseyin’e (a.s) matem tutup ağıt mı yakıyordu?” diye sordu. Yine, “Hayır!” cevabını aldı. Sonra, “İmam için taziye toplantısı mı düzenliyordu?” dedi. Ama yine “Hayır” cevabını aldı ve sonra, “Neden soruyorsun bunları?” diye sorunca görmüş olduğu rüyayı ona anlattı. Bunun üzerine, “Eşim sürekli İmam Hüseyin’in (a.s) Aşura ziyaretini okuyordu” dedi.