Hz. Ebulfazl Abbas Aleyhisselam’ın Ziyareti

Şeyh Cafer b. Kuluveyh muteber bir senetle Ebu Hamza Sumali’den İmam Cafer Sâdık aleyhisselamın şöyle buyurduğunu nakleder:
“Fırat’ın kıyısında ve Hair’in hizasında olan Abbas b. Ali’yi ziyaret etmek istediğinde ravzanın kapısında durarak şöyle de:”

سَلامُ اللّٰهِ وَسَلامُ مَلائِكَتِهِ الْمُقَرَّبِينَ، وَأَنْبِيائِهِ الْمُرْسَلِينَ، وَعِبادِهِ الصَّالِحِينَ، وَجَمِيعِ الشُّهَداءِ وَالصِّدِّيقِينَ، وَ الزَّاكِياتُ الطَّيِّباتُ فِيما تَغْتَدِي وَتَرُوحُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، أَشْهَدُ لَكَ بِالتَّسْلِيمِ وَالتَّصْدِيقِ وَالْوَفاءِ وَالنَّصِيحَةِ لِخَلَفِ النَّبِيِّ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ الْمُرْسَلِ، وَالسِّبْطِ الْمُنْتَجَبِ، وَالدَّلِيلِ الْعالِمِ، وَالْوَصِيِّ الْمُبَلِّغِ، وَالْمَظْلُومِ الْمُهْتَضَمِ، فَجَزاكَ اللّٰهُ عَنْ رَسُولِهِ وَعَنْ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ وَعَنِ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ صَلَواتُ اللّٰهِ عَلَيْهِمْ أَفْضَلَ الْجَزاءِ بِمَا صَبَرْتَ وَاحْتَسَبْتَ وَأَعَنْتَ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ؛

“Allah’ın selamı, mukarreb meleklerinin, gönderilmiş peygamberlerinin, salih kullarının, bütün şehitlerin, sıddıkların ve bütün pâk ve tertemiz nefislerin, her sabah ve akşam selamı senin üzerine olsun ey Emirulmüminin’in oğlu.

Şahadet ederim ki sen Allah tarafından gönderilmiş peygamberin -Allah’ın rahmeti ona ve Ehl-i Beyti’ne olsun- halifesine, seçkin toruna, bilgin kılavuza, -Allah’ın hükmünü insanlara ulaştıran vasiye ve sitem edilen mazluma karşı teslimdin, onu tasdikleyiciydin, ona vefalı ve onun hayrını isteyendin.

Allah, Peygamberinden, Emirulmüminin’den, Hasan ve Hüseyin’den -Allah’ın rahmeti onların üzerine olsun- taraf sabretmenden, -bunu- Allah-‘ın hesabına bırakmandan ve yardım etmenden dolayı en üstün mükafat versin sana; ahiret yurdu -senin için- ne güzeldir.

Allah seni katledene lanet etsin. Allah senin hakkını bilmeyen ve saygınlığını ihanet edene lanet etsin. Allah seninle Fırat suyu arasında engel oluşturana lanet etsin.

Şahadet ederim ki mazlum olarak katledildin ve Allah size vaat ettiğini gerçekleştirecektir.

Ey Emirulmüminin’in oğlu! Kalbim size teslim ve -emrinize- tabi olduğu halde sizin huzurunuza geldim. Ben sizin izinizdeyim, Allah hükmedinceye kadar size yardıma hazırım; O en hayırlı hükmedicidir. Ben sizinleyim, sizinle; düşmanınızla değil. Ben size ve sizin dönüşünüze inananlardanım, size muhalefet edenleri ve sizi katledenleri ise inkâr edenlerdenim. Allah el ve dillerle sizi öldüren ümmeti öldürsün.”

لَعَنَ اللّٰهُ مَنْ قَتَلَكَ، وَلَعَنَ اللّٰهُ مَنْ جَهِلَ حَقَّكَ، وَاسْتَخَفَّ بِحُرْمَتِكَ، وَلَعَنَ اللّٰهُ مَنْ حالَ بَيْنَكَ وَبَيْنَ ماءِ الْفُراتِ، أَشْهَدُ أَنَّكَ قُتِلْتَ مَظْلُوماً، وَأَنَّ اللّٰهَ مُنْجِزٌ لَكُمْ مَا وَعَدَكُمْ، جِئْتُكَ يَا ابْنَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ وافِداً إِلَيْكُمْ وَقَلْبِي مُسَلِّمٌ لَكُمْ وَتابِعٌ، وَأَنَا لَكُمْ تابِعٌ، وَنُصْرَتِي لَكُمْ مُعَدَّةٌ حَتَّىٰ يَحْكُمَ اللّٰهُ وَهُوَ خَيْرُ الْحاكِمِينَ، فَمَعَكُمْ مَعَكُمْ لَامَعَ عَدُوِّكُمْ، إِنِّي بِكُمْ وَبِإِيابِكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ، وَبِمَنْ خالَفَكُمْ وَقَتَلَكُمْ مِنَ الْكافِرِينَ، قَتَلَ اللّٰهُ أُمَّةً قَتَلَتْكُمْ بِالْأَيْدِي وَالْأَلْسُنِ.

Sonra içeri gir ve kendini türbeye yapıştırarak şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْعَبْدُ الصَّالِحُ الْمُطِيعُ لِلّٰهِ وَ لِرَسُولِهِ وَلِأَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ وَالْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِمْ وَسَلَّمَ، السَّلامُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ وَمَغْفِرَتُهُ وَرِضْوانُهُ وَ عَلَىٰ رُوحِكَ وَبَدَنِكَ، أَشْهَدُ وَأُشْهِدُ اللّٰهَ أَنَّكَ مَضَيْتَ عَلَىٰ مَا مَضىٰ بِهِ الْبَدْرِيُّونَ وَالْمُجاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ، الْمُناصِحُونَ لَهُ فِي جِهادِ أَعْدائِهِ، الْمُبالِغُونَ فِي نُصْرَةِ أَوْلِيائِهِ، الذَّابُّونَ عَنْ أَحِبَّائِهِ، فَجَزاكَ اللّٰهُ أَفْضَلَ الْجَزاءِ، وَأَكْثَرَ الْجَزاءِ، وَ أَوْفَرَ الْجَزاءِ، وَأَوْفىٰ جَزاءِ أَحَدٍ مِمَّنْ وَفىٰ بِبَيْعَتِهِ، وَاسْتَجابَ لَهُ دَعْوَتَهُ، وَأَطاعَ وُلاةَ أَمْرِهِ؛ أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ بالَغْتَ فِي النَّصِيحَةِ، وَأَعْطَيْتَ غايَةَ الْمَجْهُودِ، فَبَعَثَكَ اللّٰهُ فِي الشُّهَداءِ، وَجَعَلَ رُوحَكَ مَعَ أَرْواحِ السُّعَداءِ، وَأَعْطاكَ مِنْ جِنانِهِ أَفْسَحَها مَنْزِلاً، وَأَفْضَلَها غُرَفاً، وَرَفَعَ ذِكْرَكَ فِي عِلِّيِّينَ، وَحَشَرَكَ مَعَ النَّبِيِّينَ وَالصِّدِّيقِينَ وَالشُّهَداءِ وَالصَّالِحِينَ وَحَسُنَ أُولٰئِكَ رَفِيقاً . أَشْهَدُ أَنَّكَ لَمْ تَهِنْ وَلَمْ تَنْكُلْ، وَأَنَّكَ مَضَيْتَ عَلىٰ بَصِيرَةٍ مِنْ أَمْرِكَ، مُقْتَدِياً بِالصَّالِحِينَ، وَمُتَّبِعاً لِلنَّبِيِّينَ، فَجَمَعَ اللّٰهُ بَيْنَنا وَبَيْنَكَ وَبَيْنَ رَسُولِهِ وَأَوْلِيائِهِ فِي مَنازِلِ الْمُخْبِتِينَ فَإِنَّهُ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ.

“Selam olsun sana ey Allah’a, Resulüne, Emirulmüminin’e, Hasan ve Hüseyin’e -Allah’ın rahmet ve selamı onların üzerine olsun- itaatkar olan salih kul. Selam olsun sana, senin ruhuna ve senin bedenine, Allah’ın rahmet, bereketleri, mağfireti ve rıdvanı üzerine olsun.

Şahadet eder ve Allah’ı şahit tutarım ki sen Bedirlilerin (Bedir şehitleri), Allah yolunda cihat edenlerin, Allah’ın düşmanlarıyla cihatta Allah’ın dininin hayrını isteyenlerin, dostlarına yardımda oldukça fazla çaba harcayanların ve O’nu sevenleri savunanların gidişatıyla geçtin-gittin (öldün). O halde Allah sana, biatine vefa eden, davetine icabet eden ve emir sahiplerine itaat edenlerden birine verdiği en üstün mükafat, en büyük mükafat, en bol mükafat ve en mükemmel mükafatı versin.

Şahadet ederim ki sen nasihat etmede fazla çalıştın ve son çabanı harcadın; öyleyse Allah seni şehitlerin -yüce- makamına ulaştırsın, senin ruhunu saadete erenlerin ruhuyla bir yerde kılsın, cennetlerinden sana en iyi menzili ve en iyi odayı versin, ismini İlliyin derecesine yükseltsin. Seni peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerle haşretsin; onlar ne güzel arkadaşlardır!

Şahadet ederim ki sen -din konusunda- gevşeklik göstermedin ve kusur etmedin ve sen kendi işinde salihlere uyarak ve peygamberleri izleyerek basiretli olarak öldün. O halde Allah bizimle seni, peygamberini ve velilerini mütevazı kulların yurdunda toplasın; doğrusu O merhametlilerin en merhametlisidir.”

Bu ziyareti kabrin arka tarafında ve kıbleye doğru okumak daha iyidir. Nitekim Şeyh “Tehzib”de şöyle demiştir: “Sonra içeri girerek kabrin arkasına geç ve kıbleye doğru durarak şöyle de:

«السَّلامُ عَلَیْکَ أَیُّهَا الْعَبْدُ الصَّالِحُ…»

Selam olsun sana ey salih kul!”

Bu rivayete göre cenab-ı Abbas’ın ziyareti böyledir. Ama Seyyid b. Tavus, Şeyh Mufid ve diğerleri bundan sonra şöyle demişlerdir: Daha sonra mezarın baş tarafında durarak iki rekat namaz kıl, Allah’ı çokça an ve sonra şöyle de:

اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَلَا تَدَعْ لِي فِي هٰذَا الْمَكانِ الْمُكَرَّمِ وَالْمَشْهَدِ الْمُعَظَّمِ ذَنْباً إِلّا غَفَرْتَهُ، وَلَا هَمّاً إِلّا فَرَّجْتَهُ، وَلَا مَرَضاً إِلّا شَفَيْتَهُ، وَلَا عَيْباً إِلّا سَتَرْتَهُ، وَلَا رِزْقاً إِلّا بَسَطْتَهُ، وَلَا خَوْفاً إِلّا آمَنْتَهُ، وَلَا شَمْلاً إِلّا جَمَعْتَهُ، وَلَا غائِباً إِلّا حَفِظْتَهُ وَأَدْنَيْتَهُ، وَلَا حاجَةً مِنْ حَوائِجِ الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ لَكَ فِيها رِضىً وَلِيَ فِيها صَلاحٌ إِلّا قَضَيْتَها يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.

“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle ve bu değerli yerde ve yüce türbede bende bağışlamadığın bir günah, gidermediğin bir sıkıntı, şifa vermediğin bir hastalık, örtmediğin bir ayıp, genişletmediğin bir rızk, eman vermediğin bir korku, ıslah etmediğin bir perişanlık, korumadığın ve yakın kılmadığın bir gayp (olmadığın aman), senin razı olduğun ve benim yararıma olan dünya ve ahiret hacetlerinden reva etmediğin bir hacet bırakma; ey merhametlilerin en merhametlisi!”

Sonra mezara doğru yönel ve ayak tarafta durarak şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَبَا الْفَضْلِ الْعَبَّاسَ ابْنَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ سَيِّدِ الْوَصِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ أَوَّلَ الْقَوْمِ إِسْلاماً، وَأَقْدَمِهِمْ إِيماناً، وَ أَقْوَمِهِمْ بِدِينِ اللّٰهِ، وَأَحْوَطِهِمْ عَلَى الْإِسْلامِ . أَشْهَدُ لَقَدْ نَصَحْتَ لِلّٰهِ وَ لِرَسُولِهِ وَلِأَخِيكَ فَنِعْمَ الْأَخُ الْمُواسِي، فَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً قَتَلَتْكَ، وَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً ظَلَمَتْكَ، وَلَعَنَ اللّٰهُ أُمَّةً اسْتَحَلَّتْ مِنْكَ الْمَحارِمَ، وَانْتَهَكَتْ حُرْمَةَ الْإِسْلامِ، فَنِعْمَ الصَّابِرُ الْمُجاهِدُ الْمُحَامِي النَّاصِرُ وَالْأَخُ الدَّافِعُ عَنْ أَخِيهِ الْمُجِيبُ إِلىٰ طاعَةِ رَبِّهِ، الرَّاغِبُ فِيما زَهِدَ فِيهِ غَيْرُهُ مِنَ الثَّوابِ الْجَزِيلِ، وَالثَّنَاءِ الْجَمِيلِ، وَأَلْحَقَكَ اللّٰهُ بِدَرَجَةِ آبائِكَ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ؛

“Selam olsun sana ey Emirulmüminin oğlu Ebulfazl Abbas. Selam olsun sana ey vasilerin efendisinin oğlu. Selam olsun sana ey insanlardan ilk İslam getirenin, imanda en üstün rütbeye erenin, Allah’ın dini konusunda en dayanıklı olanın ve İslam’ı herkesten daha iyi gözetenin oğlu.

Şahadet ederim ki sen Allah, Resulü ve kardeşinin hayrını istedin; sen can ve malla -kardeşine- yardımda bulunan ne güzel kardeşsin! O halde seni katleden ümmete Allah lanet etsin. Sana zulmeden ümmete Allah lanet etsin. Senin saygınlığını helal eden ve İslam’ın hürmetini yırtan ümmete Allah lanet etsin. Sen ne iyi sabır ve tahammül eden, himaye ve yardım eden ve kardeşini savunan bir kardeş, Rabb’inin davetine icabet eden ve diğerlerinin sakındığı büyük sevaba ve iyi övgüye meyleden bir kişiydin; Allah seni nimetlerle dolu cennetlerde babalarının derecesine kavuştursun.

اللّٰهُمَّ إِنِّي تَعَرَّضْتُ لِزِيارَةِ أَوْلِيائِكَ رَغْبَةً فِي ثَوابِكَ، وَرَجاءً لِمَغْفِرَتِكَ وَجَزِيلِ إِحْسانِكَ، فَأَسْأَلُكَ أَنْ تُصَلِّيَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ الطَّاهِرِينَ، وَأَنْ تَجْعَلَ رِزْقِي بِهِمْ دارّاً، وَعَيْشِي بِهِمْ قارّاً، وَزِيارَتِي بِهِمْ مَقْبُولَةً، وَحَيَاتِي بِهِمْ طَيِّبَةً، وَأَدْرِجْنِي إِدْراجَ الْمُكْرَمِينَ، وَاجْعَلْنِي مِمَّنْ يَنْقَلِبُ مِنْ زِيارَةِ مَشاهِدِ أَحِبَّائِكَ مُفْلِحاً مُنْجِحاً قَدِ اسْتَوْجَبَ غُفْرانَ الذُّنُوبِ، وَسَتْرَ الْعُيُوبِ، وَكَشْفَ الْكُرُوبِ، إِنَّكَ أَهْلُ التَّقْوىٰ وَأَهْلُ الْمَغْفِرَةِ.

Allah’ım! Ben senin sevabına meylederek, mağfiretini ve büyük ihsanını ümit ederek senin velilerini ziyarete hazırlandım. O halde senden Muhammed ve tertemiz Ehl-i Beyti’ne rahmet etmeni, onların hakkı için rızkımı bol etmeni, onların hürmetine yaşantımı sabit kılmanı, onların saygınlığının hakkı için ziyaretimi kabul etmeni, hayatımı tertemiz kılmanı isterim. (Allah’ım!) Beni kendilerine ikram edilenlerin arasına sok ve beni, senin muhiplerinin türbelerini ziyaretten döndüklerinde kurtuluşa ermiş, haceti reva olmuş, günahlarının bağışlanmasını, ayıplarının örtülmesini ve sıkıntılarının giderilmesini hak edenlerden eyle. Doğrusu sen takva ehli ve mağfiret ehlisin.”

Veda etmek istediğinde ise mübarek mezarın yakınına giderek şöyle de:

أَسْتَوْدِعُكَ اللّٰهَ وَأَسْتَرْعِيكَ وَأَقْرَأُ عَلَيْكَ السَّلامَ، آمَنَّا بِاللّٰهِ وَبِرَسُولِهِ وَبِكِتابِهِ وَبِمَا جاءَ بِهِ مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ، اللّٰهُمَّ فَاكْتُبْنا مَعَ الشَّاهِدِينَ، اللّٰهُمَّ لَاتَجْعَلْهُ آخِرَ الْعَهْدِ مِنْ زِيارَتِي قَبْرَ ابْنِ أَخِي رَسُولِكَ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، وَارْزُقْنِي زِيارَتَهُ أَبَداً مَا أَبْقَيْتَنِي، وَاحْشُرْنِي مَعَهُ وَمَعَ آبائِهِ فِي الْجِنانِ، وَعَرِّفْ بَيْنِي وَبَيْنَهُ وَبَيْنَ رَسُو لِكَ وَأَوْلِيائِكَ. اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَتَوَفَّنِي عَلَى الْإِيمانِ بِكَ، وَالتَّصْدِيقِ بِرَسُولِكَ، وَالْوِلايَةِ لِعَلِيِّ بْنِ أَبِي طالِبٍ وَالْأَئِمَّةِ مِنْ وُلْدِهِ عَلَيْهِ السَّلاٰمُ، وَالْبَراءَةِ مِنْ عَدُوِّهِمْ، فَإِنِّي قَدْ رَضِيتُ يَا رَبِّي بِذٰلِكَ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ.

“Seni Allah’a emanet ediyorum ve senden -benim halimi- gözetmeni (hakkımda lütufta bulunmanı) istiyorum. Allah’a, Resulüne, kitabına ve Allah tarafından Resulüne gelen her şeye iman ederek seni selamlıyorum.

Allah’ım! Bizi şahitlerle birlikte yaz. Allah’ım! Bu ziyaretimi Resulünün -Allah’ın rahmeti onun ve Ehl-i Beyti’nin üzerine olsun- kardeşinin oğlunun mezarıyla son ahdim etme. Beni yaşattığın müddetçe sürekli ziyaretini bana nasip eyle. Cennetlerde beni onunla ve onun babalarıyla haşret. Benimle onun, peygamberin ve velilerin arasında tanışıklık oluştur.

Allah’ım! Muhammed’e ve Muhammed’in Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle. Beni sana iman, Peygamberini, Ali b. Ebutalib’in ve onun evlatlarından olan imamların -Allah’ın selamı onların üzerine olsun- velayetini tasdik etme ve onların düşmanlarından uzak olmak üzere öldür. Ya Rabb! Ben bundan (dinimden) razıyım. Allah’ım Muhammed’e ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle.”

Sonra kendin, annen, baban, müminler ve Müslümanlar için istediğin bir duayla dua et.”

İmam Zeynulabidin aleyhisselamdan şu anlamda bir rivayet edilmiştir: “Allah, kardeşi için kendisini feda eden Abbas’a rahmet etsin; kardeşi yolunda Abbas’ın iki kollarını kestiler ve Allah Teala onların yerine Abbas’a iki kanat verdi. Abbas o iki katla Cafer b. Ebutalib gibi cennette meleklerle birlikte uçmakta. Kıyamet gününde Abbas’ın Allah yanında öyle yüce bir makamı var ki bütün şehitler ona gıpta eder ve onun makamında olmayı arzularlar.”

Nakledildiği üzere, Hz. Abbas aleyhisselam şehit olunca otuz dört yaşındaydı. Abbas b. Ali’nin annesi Ümmülbenin onun ve kardeşlerinin mateminde Medine dışındaki Bakî mezarlığına gidip öyle bir ağlayıp yakınıyordu ki onu duyan herkes elinde olmaksızın ağlıyordu. Sadece onu sevenler değil, hatta Resulullah’ın Ehl-i Beyt’inin en büyük düşmanlarından olan Mervan b. Hekem, Ümmülbenin’in yanından geçince onun ağlamasıyla ağlıyordu. Ümmülbenin’in, Hz. Abbas ve diğer oğullarının mateminde aşağıdaki şiiri okuduğu nakledilmiştir:

Ey Abbas’ın koyun sürülerine saldırışına şahit olan Haydar’ın evlatlarının yeleli aslanlar gibi onu izleyişlerine tanık olan!
Duydum ki oğlumun kolu yokmuş da başına darbe indirmişler
Diyorlar ki: Eli kesikmiş, oğlumun başına darbe indirmişler
Mızrak darbesi büktü boynunu oğlumun; eyvahlar olsun bana!
-Oğlum!- elinde kılıç olsaydı kimse yaklaşamazdı sana.

Ve yine şu beytleri okumuştur:

Bana artık Ümmü’l-Benin (oğullar anası) demeyin
Bu söz bana aslanları hatırlatmaktadır, -yaramı deşmeyinOğullarım vardı, onun için bana derlerdi Ümmü’l-Benin
Bugün ise oğlum olmadığı halde sabahladım
Dağ kartalları gibilerdi; dört tanelerdi,
Öldürüldüler; hayat damarları kesildi
Naşlarının üzerine düştü mızraklar
Hepsi mızraklarla yere yığıldılar
Keşke bilseydim gerçekten dedikleri gibi,
Sağ kolu Abbas’ımın kesilmiş miydi?