İmam Mehdi (a.f.) Zuhur Ettiğinde Kur’an’dan Başka Yeni Bir Din ve Yeni Bir Kitap mı Getirecektir?

16.09.2026 21:44
Paylaş
A+
A-

Bilindiği üzere İslam dini, Yüce Allah tarafından İslam Peygamberi’ne (s.a.a.) indirilen en kapsamlı ve en mükemmel semavî dindir ve kıyamet gününe kadar sabit ve değişmezdir. Allah’ın bütün vasileri ve Ehl-i Beyt İmamları (a.s.), bu dini insanlar arasında korumak ve yaymakla görevlidirler. Nitekim Hz. Ali (a.s.) ve o yüce İmam’ın bütün evlatları ve pak nesli de bu meseleye ciddi bir şekilde önem vermişlerdir. Ancak İmam-ı Zaman’ın (a.f.) gaybet döneminde bu görev âlimlere, fakihlere, hadis ravilerine ve diğer bir ifadeyle taklit mercilerine bırakılmıştır. Fakihler ilmî masumiyete sahip olmadıkları ve ellerinde bulunan delillere dayanarak Allah’ın hükmünü açıklamakla yükümlü oldukları için bu süreçte birçok durumda gerçek hükümlere değil, zahirî hükümlere fetva verirler. Çünkü bütün gerçek hükümlere ulaşmak yalnızca masum İmam için mümkün ve müyesserdir.

Bu doğrultuda, insanların hayatında meydana gelen değişimler dikkate alındığında yeni hükümlere ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak günümüzde İslam dini zahirî hükümlerle doludur ve İmam-ı Asr (a.s.) zuhur ettiğinde bütün zahirî hükümler gerçek hükümlere dönüşecektir. Bu nedenle o Hazret’in yeni bir din getirdiği zannedilecektir; oysa Hz. Mehdi, İslam’dan başka yeni bir din ve Kur’an’dan başka bir kitap getirmeyecektir.

Bunun yanı sıra gaybet döneminde bazı sapkınlar ve muhalifler, Kur’an ve İslam’ın birtakım hükümlerini kendi arzularına göre tevil edip değiştirirler. Bunun sonucunda birçok had ve hüküm öylesine unutulur ki sanki hiçbir zaman İslam’ın bir parçası olmamış gibidir.[1]

Dine dair farklı okumalar, gaybet çağında karşılaştığımız en tehlikeli silahlardan biridir. İmam-ı Zaman (a.f.) zuhur ettiğinde cahil putperestlerle değil, Kur’an’ı kendi görüşlerine göre tefsir eden âlim görünümlü kimselerle karşı karşıya gelecektir. Dine ilişkin farklı okumalar öylesine yaygınlaşacaktır ki bütün insanlar bunları kabul edecektir.[2] İslam’ın temel direklerini ve kesin esaslarını terk edip yalnızca onun bazı zahirî yönleriyle yetinen insanlar, İslam’dan namaz, oruç ve necasetlerden sakınmak dışında bir şey bilmemektedirler. Ahlakî ilkeleri ve toplumsal emirleri İslam’ın kapsamı dışında görürler; çirkin sıfatlar onların nazarında hiçbir önem taşımaz. Vacipler ve haramlar konusunda ihtilaf bulunduğu bahanesiyle bunların sorumluluğundan kaçarlar. İlâhî haramları çeşitli hileler ve biçimsel teviller yoluyla helal sayarlar. Dolayısıyla İmam-ı Zaman (a.f.) zuhur edip onlara, “Siz dinin hakikatinden ve özünden uzaklaştınız; Kur’an ayetlerini ve Peygamber’in hadislerini gerçeğe aykırı biçimde tefsir ve tevil ettiniz; İslam’ın nurlu hakikatini terk edip onun bazı zahirî yönleriyle yetindiniz” derse, böyle bir din ve program onlara yeni gelecek, bundan korkacak ve bunu İslam olarak kabul etmeyeceklerdir. Çünkü İslam’ı başka türlü tasavvur etmişlerdir.[3]

İmam Sâdık (a.s.) bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Kâimimiz kıyam ettiğinde insanları yeniden İslam’a davet edecek ve onları, uzaklaşmış oldukları şeye doğru hidayet edecektir.”[4]

Her hâlükârda İmam’ın zuhur döneminde İslam dini hiçbir değişikliğe uğramayacaktır; yalnızca sapmalar ve şüpheler düzeltilip giderilecektir. Nitekim İmam Sâdık (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Hz. Mehdi, Resûlullah’ın yaptığı işi yapacaktır. Mevcut bidatları yıkacaktır; tıpkı Resûlullah’ın (s.a.a.) cahiliyenin temelini ortadan kaldırdığı gibi.”[5]

Dipnotlar

[1]. Emînî, İbrahim, Dâdgoster-i Cihân, s. 325, Kum, Şafak, 21. baskı, 1380 hş.

[2]. Misbâh Yezdî, Muhammed Takî, Âfitâb-ı Velâyet, s. 237, Kum, İmam Humeynî Eğitim ve Araştırma Enstitüsü, 4. baskı, 1384 hş.

[3]. Dâdgoster-i Cihân, s. 326.

[4]. Şeyh Müfîd, el-İrşâd fî Ma‘rifeti Hucecillâhi ale’l-İbâd, c. 2, s. 383, Kum, Şeyh Müfîd Kongresi, 1. baskı, 1413 h.k.; Erbilî, Ali b. Îsâ, Keşfü’l-Gumme fî Ma‘rifeti’l-Eimme, tahkik ve tashih: Resûlî Mahallâtî, Hâşim, c. 2, s. 464, Tebriz, Benî Hâşim Yayınları, 1. baskı, 1381 h.k.

[5]. Meclisî, Muhammed Bâkır, Bihârü’l-Envâr, c. 52, s. 352-353, Beyrut, Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 2. baskı, 1403 h.k.

Paylaş