Android
- Siteyi Google Chrome ile açın.
- Sağ üstteki üç nokta menüsüne dokunun.
- “Uygulamayı yükle” veya “Ana ekrana ekle” seçeneğini seçin.
- Yükle diyerek işlemi tamamlayın.

“Muhabbet”, “hubb” kökünden gelir ve sevgi anlamındadır. Allah’ın kullarına olan muhabbeti, örfte anlaşılan anlamdaki sevgi değildir; çünkü bu örfî anlam, nefsanî bir etkilenmeyi gerektirir ve Allah bundan pak ve münezzehtir. Aksine Allah’ın kullarına olan sevgisi, O’nun kendi zatına olan sevgisinden kaynaklanır. Allah kendi fiillerini sever ve yaratılmışlar da O’nun fiilinin neticesi olduklarından, onları da sever.
İlâhî muhabbete ulaşmanın yolları, Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın sevdiklerinin vasıfları arasında belirtildiği üzere sabır, takva, tövbe, ihsan, temizlik, cihad ve mücadele vb. yollardır. İnsan bu yolları kat ederek ve bu vasıflarla vasıflanarak Yüce Allah’ın sevgisine mazhar olabilir.
“Muhabbet”, “hubb” kökünden gelir ve sözlükte sevgi, şefkat ve bağlılık anlamındadır. «حب»، «یحب»; onu sevdi, ona ilgi duydu.[1] Buna göre “mahbub”, sevilen demektir.
Muhabbet, varoluşsal bir ilişkidir ve muhabbetin en önemli sebeplerinden biri, her varlıkta bulunan zat sevgisidir. Allah kendi zatının ve kemallerinin bilincindedir; bu sebeple kendisine aşk duyar ve kendisini sever. Aynı şekilde yarattıklarını da zatına olan sevgisi sebebiyle sever; çünkü bu yaratılmışlar, O’nun zatından kaynaklanan fiillerindendir.
Allah’ın kullarına olan muhabbeti, örfte anlaşılan anlamıyla değildir; çünkü bu örfî anlam, nefsanî bir etkilenmeyi gerektirir ve Allah bundan pak ve münezzehtir. Aksine Allah’ın sevgisi, O’nun kendi zatına olan sevgisinden kaynaklanır. Allah’ın kendisine olan sevgisi, hayrı idrak etmesidir. Allah, kendi cemalini idrak ettiği için âşıktır; zatı bizatihi idrak edilen olduğu için de maşuktur. Allah’ın fiili O’nun zatından ayrı olmadığı için o da Allah’ın sevgisine mazhar olur. Bunun anlamı şudur: Allah kendi fiillerini sever ve yaratılmışları O’nun fiilinin neticesi olduklarından, onları da sever.[2]
Dolayısıyla âlemdeki bütün varlıklar Yüce Allah’ın mahbubudur. Ancak burada üzerinde durduğumuz husus, insanların özel anlamda Allah’ın sevgilisi olmasıdır ki bu konu, bahsin devamında ele alınacaktır.
İnsanın nasıl Allah’ın sevgilisi olabileceğinin ve yüce muhabbet makamına ulaşmanın yolunun ne olduğunun anlaşılması için, öncelikle Allah’ın sevdiklerinin tanınması gerekir. Böylece insan, onları tanıyarak bu makama ulaştıran yolları kat edebilir ve Allah’ın sevdikleri arasına girebilir.
Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın sevgisine mazhar olan ve Allah’ın sevdiği bazı gruplar tanıtılmıştır. Aşağıda bunlardan bazıları örnek olarak zikredilmektedir.
Sabredenler: “… و الله یحب الصابرین”؛[3] Allah, sabredenleri ve sebat gösterenleri sever.
Takva sahipleri: “… فان الله یحب المتقین”؛[4] Allah, takva sahiplerini sever.
Tevekkül edenler: “… ان الله یحب المتوکلین”؛[5] Allah, tevekkül edenleri sever.
Tövbe edenler ve temizlenenler: “… ان الله یحب التوابین و یحب المتطهرین”؛[6] Allah, tövbe edenleri sever ve temizlenenleri de sever.
İyilik yapanlar: “… ان الله یحب المحسنین”؛[7] Allah, iyilik yapanları sever.
Mücahitler: “ان الله یحب الذین یقاتلون فی سبیله…”؛[8] Allah, kendi yolunda savaşanları sever.
Kıst ve adaleti uygulayanlar: “… ان الله یحب المقسطین”؛[9] Allah, adaletli olanları sever.
Bunlar, Allah’ın sevgisine mazhar olan ve Allah’ın sevdiği insan gruplarındandır.
Allah’ın kuluna olan sevgisinin anlamı şudur: Allah, kulun kalbindeki perdeleri temizler; böylece kul, gönül gözüyle O’nu görür ve onu yüce ilâhî yakınlık makamına ulaşabilecek güce kavuşturur. Allah’ın kul hakkındaki bu iradesi, O’nun sevgisidir. Başka bir ifadeyle Allah’ın sevgisi, kulun bâtınının Allah’tan başka şeylerden arındırılması ve onun varlığının, kendisi ile Rabbi arasında perde ve mesafe oluşturan her türlü engelden temizlenmesidir.[10]
Ârifler, Allah’ın kullarına olan sevgisinin iki türlü olduğuna inanırlar.
İlk veya lütuf mahiyetindeki muhabbet: Allah tarafından bazı kullara başlangıçta yöneltilen inayet ve tevfiktir; bu, kulun itaate güç yetirebilmesine sebep olur.
İkincil veya liyakate dayalı muhabbet: İtaatin ve Allah’ın hoşnut olduğu sıfatlarla vasıflanmanın meyvesidir ve bu, iki yolla elde edilir:
A) Nevâfil yoluyla kurb,
B) Farzlar yoluyla kurb.[11]
Açıktır ki Allah’ın kuluna olan sevgisinin işaretlerinden biri, O’nun emirlerine itaat etme ve yasaklarını terk etme tevfikine erişmektir. Allah’ın kullarına olan sevgisinin ortaya çıkışı ve tecellisi ise O’nun kullarına yönelik rahmet ve kereminin ortaya çıkmasıdır.
Muhabbetin oluşmasının ilk adımı ve ilâhî muhabbete ulaşmanın yollarından biri, kalbi dünyadan ve ona olan bağlılıklardan arındırmak, dünyadan koparak Allah’a yönelmektir. Bu önemli husus, Allah’tan başkasına duyulan sevgiyi kalpten çıkarmadan gerçekleşmez. Çünkü insan kalbi bir kap gibidir; içindeki suyu boşaltmadıkça sirkeyi kabul edecek kapasiteye sahip olmaz. Allah da hiç kimsenin içinde iki kalp yaratmamıştır.[12]
Dünya sevgisi ile Allah sevgisi de bir kalpte bir araya gelmez: «لَا یَجْتَمِعُ لَکُمْ حُبُّ اللَّهِ وَ حُبُّ الدُّنْیَا».[13] Açıktır ki Allah sevgisi bir kimsenin içine yerleşirse, Allah onun sevgilisi olur.
Zorluklar, sıkıntılar, musibetler vb. karşısında sabretmek, ilâhî yakınlığa ulaşmanın yollarından bir diğeridir. Kur’an’da ve rivayetlerde bu husus üzerinde çokça durulmuştur. Bu sebeple ârifler, bu sıfata sahip olanları, yani sabredenleri Allah’ın sevdikleri arasında saymışlardır.[14]
İlâhî sevgiyi kazanmanın yollarından biri de Resûlullah’a (s.a.a.) uymak ve onu takip etmektir. Nitekim şu ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “قل ان کنتم تحبون الله، فاتبعونی، یحببکم الله…”؛[15] “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin.”
İbn Arabî, Peygamber’e (s.a.a.) uymak ile Allah sevgisi arasındaki bağ hakkında şöyle der: Allah’ın, Peygamber’e (s.a.a.) uymayı sevginin bir sebebi olarak zikretmesinin nedeni, Resûl’ün âlem aynasında Hakk’ın tecellisi olmasıdır.[16] Buna göre İbn Arabî açısından hiç kimse Resûl’e (s.a.a.) tâbi olmadan Hak Teâlâ’nın sevgilisi olamaz. Çünkü Peygamber (s.a.a.) de ilâhî emirlerin tâbisidir. Böylece tâbi olmak, hem Peygamber’de (s.a.a.) hem de ona uyanlarda Allah sevgisinin sebebidir.[17]
Allah yolunda cihad ve mücadele, ilâhî muhabbete ulaşmanın diğer etkenlerindendir. Allah yolunda mücadele edenler, Allah’ın gerçek sevgililerindendir ve Allah’ın özel sevgisine mazhar olurlar. Çünkü onlar ilâhî hedefleri ilerletme yolunda hiçbir çaba ve gayretten kaçınmazlar. Canları ve mallarıyla hak ile bâtıl arasındaki bütün mücadele cephelerinde bulunurlar; gerek savaş meydanlarında gerek kültürel cephelerde din düşmanlarıyla mücadele eder ve ilâhî değerleri korurlar.
Allah yolundaki mücahitler ve mücadele edenler, hak yoluna eksiklik ve bozulmanın girmesini engelleyen ve şeytanın yolunu kapatan setler gibidirler. Allah’ın dininin tehdit edilmesine izin vermezler. Bu sebeple Allah’ın sevgilileridir.
Günahlardan dönmek, pişmanlık ve nedamet duymak, Allah’ın sonsuz lütuf ve rahmetine yönelip sığınmak, Allah’ın sevgisini kazanmaya vesile olur. Günahtan tövbe etmek, muhabbet bağını yeniden kurar, kulu Allah’a daha da yaklaştırır ve Allah’ın özel sevgi ve rahmet kapılarını açar. Tövbe sayesinde asi ve günahkâr kul, Rabbin lütuf ve inayetiyle Allah’ın dostu ve sevgilisi hâline gelir.
Sadaka vermek ve infak etmek Allah’ın sevgisini kazandırır ve Allah infak edenleri sever. Sadaka ve infak, gerçekte ilâhî nimetlere karşı şükretmek ve O’nun emrine uymaktır.[18]
İman ve salih amel de Allah’ın rızasını ve sevgisini kazanmanın diğer sebeplerindendir. Çünkü ilâhî mükâfat ve kurtuluş, salih amelle birlikte olan imana bağlıdır. Dolayısıyla amelsiz iman, mükâfat ve kurtuluşa vesile olmayacağı gibi, “لایحب الظالمین”؛[19] “Allah zalimleri sevmez” ifadesinden anlaşılan ilâhî sevgiyi de beraberinde getirmeyecektir.[20]
İhsan ve iyilik yapmak, ilâhî muhabbet yolunu kat etmenin diğer yollarındandır.[21]
Yüce Allah, gusül, abdest ve teyemmüm gibi ibadetlerden söz ettikten sonra şöyle buyurmaktadır: Bu emrin —ibadetleri yerine getirme emrinin— sırrı, insanların temizlenip arınmasıdır: “… ما یرید الله لیجعل علیکم من حرج و لکن یرید لیطهرکم…”؛[22] “Allah size bir güçlük yüklemek istemez; aksine sizi temizlemek ister.”
Dolayısıyla Yüce Allah’ın verdiği her emrin —ibadetlere ilişkin emirler ve diğerleri dâhil— sırrı, ruhun ve bâtının temizlenmesidir.[23] Ve benzeri hususlar da buna dâhildir.
Bu doğrultuda bazı müfessirler şöyle demektedir: Allah’ın örneğin sabredenleri, tevekkül edenleri veya adaletle davrananları sevmesi gerçekte şu anlama döner: Tevekkül Allah’ın sevdiği bir şeydir; tevekkül eden kimse de tevekkül sahibi olduğu için Allah tarafından sevilir.[24]
Elbette tevekkül sahibi veya sabırlı bir insanın, Allah’ın sevmediği başka özellikleri de bulunabilir. Ancak onun tevekkülü ve sabrı Allah tarafından sevilmektedir. Fakat insan, Allah’tan başka hiçbir şeyi istemeyecek bir hâle gelir ve kemalin bütün yollarını kat ederse, o zaman bu insanın zatı Allah’ın sevgilisi olur; bundan sonra onun bütün sıfatları ve fiilleri de Allah tarafından sevilir.[25]
Eğer durum böyle olur ve Yüce Allah bir insana muhabbet ederse, bütün yaratılış düzeni de ona sevgi besler. Çünkü bütün varlıklar ilâhî iradeye tâbidir. Bu makam, insanî makamların en seçkinlerinden biridir. Allah’ın bir kimsenin sevgilisi olması önemli değildir; son derece önemli olan, insanın Allah’ın sevgilisi olmasıdır.[26]
Dolayısıyla insan Habîbullah olursa, artık onun işi Allah’ın işi, sözü Allah’ın sözü olur ve benzeri şekilde ilâhî eserler onda ortaya çıkmaya başlar.
Meşhur Kurb-i Nevâfil hadisinde Resûlullah’tan (s.a.a.) rivayet edildiğine göre Yüce Allah ona şöyle buyurmuştur: “ما یتقرب الی عبد من عبادی بشیء احب الی مما افترضت علیه و انه لیتقرب الیّ بالنافلة حتی احبه…”؛[27] “Kullarımdan hiçbiri, kendisine farz kıldığım şeyleri yerine getirmekten daha sevimli bir şeyle bana yaklaşamaz. Kulum, nâfileler —müstehaplar— ve müstehap ibadetler yoluyla bana yaklaşmaya devam eder ve nihayet benim sevgilim olur. Benim sevgilim olduğunda, ben onun dili olurum ve o, fiil makamında dili şeklinde tecelli eden benim özel feyzimle konuşur; onun gözü olurum ve o, fiil makamında gözü şeklinde tecelli eden benim özel feyzimle görür.”
Bu esasa göre, Allah’ın sevgilisi hâline gelen bir müminin sözü, Allah’ın sözü mesabesindedir.[28]
Aynı şekilde insan Allah’ın sevgilisi olduğunda, sevgili olma makamının da ötesinde Allah ona âşık olur. Nitekim Peygamber’den (s.a.a.) nakledilen hadise göre şöyle buyurmuştur: “اذا احب الله عبداً عشقه و عشق علیه، فیقول عبدی انت عاشقی و محبی و انا عاشق لک و محب لک، ان اردت او لم ترد”؛[29] “Allah bir kulunu sevdiğinde, onu kendisine âşık eder ve kendisi de ona âşık olur. Sonra şöyle buyurur: Ey kulum! Sen benim âşığım ve beni sevenimsin; ben de sana âşığım ve seni sevenim; ister bunu iste, ister isteme.”
Sonuç olarak, Bârî Teâlâ’nın muhabbet makamına ulaşmak ve bu feyzi idrak etmek için çeşitli yollar vardır. Bunlar arasında sabır, tövbe, takva vb. yer alır. Kısaca ifade etmek gerekirse, haramları terk etmek, ilâhî farz ve vacipleri yerine getirmek ve müstehapları uygulamak bu yollardandır.
[1] Cübran Mesud, Ferheng-i er-Râid, c. 2, s. 1551, “Hubb” maddesi.
[2] Kâşifî, Muhammed Rıza, Âyîn-i Mihrverzî, s. 99-102; İbn Sînâ, Risâle-i Aşk, s. 4-6.
[3] Âl-i İmrân, 146.
[4] Aynı sure, 76.
[5] Aynı sure, 159.
[6] Bakara, 222.
[7] Aynı sure, 195.
[8] Saff, 4.
[9] Mâide, 42.
[10] Şübber, Seyyid Abdullah, Kitâbü’l-Ahlâk, tercüme, s. 412-413.
[11] Tabâtabâî, Fâtıma, Sohen-i Aşk, s. 171, Tahran, birinci baskı, 1380 hş.
[12] Ahzâb, 4.
[13] İbn Şu‘be Harrânî, Hasan b. Ali, Tuhafü’l-Ukûl an Âli’r-Resûl صلى الله علیه و آله, tahkik ve tashih: Ali Ekber Gaffârî, s. 503, Kum, İslâmî Yayınlar Bürosu, ikinci baskı, 1404 h.
[14] Arabî, Muhyiddin, Fütûhât-ı Mekkiyye, c. 2, s. 337.
[15] Âl-i İmrân, 31.
[16] Fütûhât-ı Mekkiyye, c. 2, s. 336.
[17] Sohen-i Aşk, s. 171.
[18] Aynı eser, c. 2, s. 274.
[19] Âl-i İmrân, 57.
[20] Hâşimî Rafsancânî, Ekber, Tefsîr-i Râhnümâ, c. 2, s. 446, Kum, Bostân-ı Kitâb, beşinci baskı, 1386 hş.
[21] Bakara, 195.
[22] Mâide, 6.
[23] Cevâdî Âmulî, Abdullah, Hikmet-i İbâdât, s. 86-87, Kum, İsrâ, dördüncü baskı, 1380 hş.
[24] Cevâdî Âmulî, Abdullah, Fıtrat der Kur’ân, c. 12, s. 252, Kum, İsrâ, birinci baskı, 1378 hş.
[25] Aynı eser, s. 256.
[26] Aynı eser, s. 254.
[27] Küleynî, Muhammed b. Yakub, el-Kâfî, tahkik ve tashih: Ali Ekber Gaffârî, Muhammed Âhundî, c. 2, s. 352, Tahran, Dârü’l-Kütübi’l-İslâmiyye, dördüncü baskı, 1407 h.
[28] Sohen-i Aşk, s. 278.
[29] Aynı eser, s. 34.