Android
- Siteyi Google Chrome ile açın.
- Sağ üstteki üç nokta menüsüne dokunun.
- “Uygulamayı yükle” veya “Ana ekrana ekle” seçeneğini seçin.
- Yükle diyerek işlemi tamamlayın.

“İki üç aydır bu hastalığa yakalandım. Artık namaz kılmak istemiyorum; çünkü namazdan, abdestten, dinden korkuyorum. Namaz kılma ve abdest alma vakti gelince sanki dünyayı başıma yıkıyorlar. İnanmazsınız, eskiden ezan okunur okunmaz namazımı ilk vaktinde kılmak için hemen abdest alırdım; ama şimdi kıyafet değiştirmek de dâhil bir sürü aşamadan geçmem gerektiği için namazlarımın çoğu kazaya kalıyor. Yani bu dünyada bize yardım edecek hiç kimse yok mu?!!”
Her birimiz hayatımızın bazı dönemlerinde acı verici ruhsal sorunlar ve meseleler yaşamış olabiliriz; bir yakınımızı kaybettikten sonra acı ve keder içinde geçirdiğimiz günler olmuş, iş baskısı yüzünden kaygı ve stres takatimizi tüketmiş ya da belirli davranış alışkanlıklarına yakalanmış ve bunlardan kurtulmakta zorlanmış olabiliriz. İnsanların çoğu kendilerini dizginleyip nefislerine hâkim olarak ruhsal zararların içlerinde ilerlemesini önleyebilirler. Ancak bazı kimselerde bir ruhsal hastalığın izlerinin ortaya çıkması, onları kendisiyle meşgul edebilir ve gündelik olağan faaliyetlerinin birçoğunu engelleyebilir.
Fiziksel hastalıklar ve yaralanmalar hayatımızı ve sağlığımızı tehdit ettiği gibi ruhsal bozukluklar da sağlığımıza ve dengemize zarar verir. Bazen bu davranışsal ve ruhsal zararlar yüzünden insanın maddi ve manevi sermayesinin büyük bir bölümü heba olur. Hepiniz, depresyondaki bir kişinin kendisini sosyal faaliyetlerden ve başarıya ulaşmak için gösterilen günlük çabadan nasıl alıkoyduğunu ya da kaygının ilerleme ve gelişme için uygun fırsatları nasıl ortadan kaldırabildiğini görmüş olabilirsiniz.
Yaygınlığı dikkate değer ruhsal hastalıklardan biri, yani irade dışı ve zorlayıcı davranış ve hâller olan vesvese hastalığıdır. Vesvese; bir tür zihinsel zorunluluk ve çaresizlik hissinin yanı sıra ona karşı koyma isteğinin eşlik ettiği, tekrarlayan bir düşünce, fikir, tasavvur, duygu veya harekettir. Hasta, davranışının normal olmadığının farkındadır ve bundan acı çeker.[2]
Elbette hastalığın kişinin karakterinin değişmez bir parçası hâline geldiği daha derin bir düzeyde hasta, kendi davranışlarından rahatsızlık duymaz; aksine başkalarını düzensizlik ve özensizlikle suçlayabilir.
Vesvese bozukluğu; fobi, madde bağımlılığı ve depresyondan sonra dördüncü ve başlıca ruhsal bozukluk sayılmaktadır. Yaygınlığı yüzde 2 ila 3’tür ve bazı vesvese türlerinde yüzde 10’a kadar çıkmaktadır. Ayrıca kadınlar arasındaki yaygınlığı erkeklerin iki katıdır. Yıkama vesvesesinin yaygınlığı yüzde 35’tir.[3]
Psikologlar vesveseyi, kişinin dengesini elinden alan ve çevreye uyum sağlamasında sorun oluşturan ağır ruhsal ve davranışsal zararlar türünden bir hastalık olarak görürler.[4] Vesveseli kişi, birtakım ritüelleri ve belirli davranışları yerine getirmeye o kadar çok zaman ayırır ki hayatının önemli meselelerini ihmal eder. Kişisel temizliğine o kadar çok vakit ayırabilir ki derse geç kalır. Mikrop ve kirlilik konusunda o kadar kaygılı olabilir ki başkalarıyla birlikte yemek yemekten kaçınabilir ve… İlişkilerin duygusal yönlerine önem vermemesi, ailesiyle ilişkilerinde sorun oluşturur; işi ve çalışma ortamında da kendisi için pek çok problem doğurur. Bu bozukluk, başladığı gençliğin ilk dönemlerinde iyileştirilmezse yetişkinlikte buna depresyon da eklenecektir.
Dolayısıyla vesveseli bir kişinin görünüşte basit davranışları, onun bireysel ve toplumsal hayatında sorunlara yol açabilir ve ilerlemesinin önünde ciddi bir engel hâline gelebilir.
Vesveseli kişilerin çoğu, ancak iş işten geçtikten ve zorlayıcı alışkanlıkları kökünden söküp atmak güçleştiğinde tedaviyi düşünür. Şunu da belirtmek gerekir ki o aşamada genellikle aileleri ve çevrelerindeki kişiler de bıkar ve onları tedavi girişiminde bulunmaya zorlar. Kişilerin, vesveseye yakalandıklarına dair küçük belirtileri bile görmeden önce korunmayı düşünmeleri çok daha iyidir. Fiziksel hastalıklardan korunmak için önleyici davranışlarda bulunmak ve doktorların uyarılarına dikkat etmek, insanlar arasında zamanla kabul edilen bir durum ve toplumun genel kültürünün bir parçası hâline gelmiştir. Günümüzde kişisel temizliğin gerekliliğini, kişisel eşyaların kullanılmasını, kanserojen maddelerin ya da sigara tüketiminin tehlikesini ve benzeri hususları bilmeyen pek az kişi bulunur. Fakat aynı kişilere depresyon, kaygı veya vesveseden nasıl korunulacağı sorulsa fazla bilgi sahibi olmayabilirler.
Bu nedenle ruhsal zararlardan korunma konusunda, etkili modellere ve uygun eğitim örüntülerine ulaşabilmemiz için hâlâ gidilmemiş pek çok yol vardır.
İlk adımda şunu söylemek gerekir: Hastalığın belirtileri, sonuçları ve doğuracağı etkiler hakkında bilinç sahibi olmak, kişiyi onunla mücadele etmeye daha fazla hazırlar. Gerçekte “vesveseyi” tanımak; belirtilerini ve ortaya çıkış zeminlerini, ayrıca sonuçlarını ve etkilerini anlamak, vesveseye yakalanmayı önlemenin ilk ve aynı zamanda önemli ve temel adımlarındandır. Bu yüzden her şeyden önce vesveseyi, türlerini ve belirtilerini tanımalıyız.
Daha önce bilimsel metinlerde “vesvese”, kaygı bozuklukları arasında sayılıyordu.[5] Ancak Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nın gözden geçirilmiş beşinci baskısının yayımlanmasıyla bu hastalık, merkezinde zorlayıcı davranış ve düşüncelerin bulunduğu bağımsız bir bozukluk kategorisi olarak tanıtıldı. Bu nedenle vesveseli kişiler kayda değer sayıda örnekte kaygı örüntülerine sahip olsalar da yalnızca kaygının azalmasıyla vesvesenin tedavi edilmesi beklenemez. Davranış örüntülerinin izlenmesi ve kişilik özelliklerinde denge sağlanması da vesveseli kişilerin tedavisindeki önemli ve etkili etkenler arasında yer alır.[6]
Temizlik ve yıkama vesvesesinin yaygınlığı yüksek olsa da vesvesenin yalnızca temizlikle sınırlı olmadığı, başka türlerinin de bulunduğu bilinmelidir. Bunlardan bazılarına değiniyoruz:
Kapıların veya gaz vanasının kapalı olduğundan emin olmak için tekrar tekrar kontrol edilmesi.
Eşyaları belirli bir yere ve belirli bir sırayla yerleştirmekte ısrar etmektir. Bu vesvese türünde eşyalar özel bir biçimde dizilmez veya kişinin istediği belirli düzen ve çerçeveye göre ayarlanmazsa kişi yoğun bir kaygıya kapılır. Örneğin kıyafetler, renklerine göre özel bir düzende ya da belirlenmiş ve tanımlanmış aralıklarla dolabın askısına asılmalıdır. Kişinin istediği özel biçimde masaların, mutfak dolaplarının ve dekorların üzerine yerleştirilen mobilya ve eşyalar da aynı biçimde ve düzen içinde kalmalıdır; hiç kimsenin onlara dokunmaya, herhangi bir değişiklik yapmaya veya yerlerini değiştirmeye hakkı yoktur. Bu kişiler genellikle misafirliğe gitmekten ve özellikle misafir ağırlamaktan pek hoşlanmazlar. Çünkü misafirler gittikten sonra evin, kapların ve benzeri şeylerin önceki düzeni bozulur; bu fiziksel dağınıklık, onların zihinsel olarak dağılmasına ve yoğun kaygı yaşamasına neden olur. Yoğun kaygı, ancak kişi ritüelleşmiş davranışlara başvurup nesneleri hemen önceki hâline ve kendi istediği özel düzene getirerek toparladığında azalır.[7]
c) Bazı durumlarda diğer bozukluklarla örneğin kaygıyla ilişkili davranışlar vesvese niteliği kazanabilir. Bunun örnekleri saç yolma çılgınlığında saçların ve kirpiklerin yolunması, tırnak yeme ve benzeri davranışlarda görülebilir.[8]
Eşyaları atmamak ve onları kaybetmekten korkmak demektir. Bu vesvese türünde kişi, söz konusu şeylerin önemli olduğunu ve bir gün gelecekte işine yarayabileceğini ya da değer kazanabileceğini varsayarak eşyalarını atmaktan kaçınır veya bunu yapmaktan korkar.
Bu tür vesveseye yakalanmaktan korunmak için zaman zaman çevrenizdeki fazla eşyaları belirlemeli; kullanılabilir değillerse atmalı, kullanılabilirlerse ihtiyaç sahiplerine vermelisiniz. Böylece hem vesvesenin zeminlerinden biri olan cimrilik ve elde tutma hâliyle mücadele etmiş hem de kendinizde infak ve bağışlama ruhunu geliştirmiş olursunuz.
Namaz niyetinde vesvese, tekbîretü’l-ihrâmı söylemede vesvese, namaz kıraatinde vesvese, abdest ve gusülde vesvese ve benzeri durumlar.
Bu tür vesveseli davranışlar zaman içinde biçimlenir ve şiddetlenir. Kişi bu zihinsel hâle göre ne kadar çok davranırsa vesvese de onda o kadar güçlenir. Bu nedenle bu tür belirtiler görülür görülmez onlarla mücadele düşünülmeli ve vesveseli davranışların şiddetlenmesi önlenmelidir.
Bazı kişilik özellikleri ve mizaçlar, vesveseli davranışların ortaya çıkıp yayılmasına zemin hazırlayabilir. Bu özellikleri tanımak ve onları dengelemeye çalışmak, vesveseden korunmada etkili olacaktır.
Obsesif kişilik bozukluğunun temel belirtisi; düzenlilik, mükemmeliyetçilik ve psikolojik kontrolü kapsar. Elbette herkesin işlerini yapmak için kendine özgü bir yöntemi ve üslubu olması doğaldır. Ancak düşünce ve davranışlar aşırı biçimde tekrarlanıyorsa ya da yardımcı olmak yerine günlük yaşam faaliyetlerine müdahale ediyorsa vesvese bozukluğundan kuşkulanılmalıdır. Bu bozukluğa sahip kişiler, kurallara, ince ayrıntılara, listelere ve programlara titizlikle dikkat ederek her şeyi kontrol altında tutmaya çalışırlar. Aşırı titizdirler; işleri tekrarlar, ayrıntılara olağanüstü önem verir ve muhtemel hatayı sürekli kontrol ederler.
Deneyimler, kişisel hayatlarında daha hassas olanların vesvese hastalığına yakalanma ihtimallerinin ve vesvesenin onlar üzerindeki hâkimiyetinin daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu nedenle çeşitli meseleler karşısında aşırı “hassasiyet”, sorun yaratan kişilik özelliklerinden biri sayılabilir. Kişi, vesveseli hâllerle mücadele etmek için hassasiyetinin derecesini kontrol edip dengelemelidir.
Bağnazlık, güvensizlik ve tereddüt, aşırı ayrıntıcılık, affedememe ve hoşgörü gösterememe eğilimleri de vesveseli kişiliklerde sık görülen özelliklerdendir.
Dolayısıyla bazı kişilik ve ahlak özellikleri sorun yaratır ve kişinin davranışını normal ve olağan çizgiden çıkarabilir. Bu özellikleri belirlemek ve dengelemeye çalışmak, kişiyi vesvese hastalığına yakalanmaktan kurtarabilir. Hayatın önemli ve temel meselelerine dikkat etmeyi alışkanlık hâline getirmek, iş ve sorumlulukları devrederken başkalarına güvenmek ve başkalarının hatalarını bağışlayabilmek, kişiyi vesveseli bir kişiliğe dönüşmekten kurtarabilecek uygulamalardandır.[9]
Anne ve babanın eğitim yöntemlerinin, hatta kalıtsal etkenlerin bile vesveseli davranışları gelecek nesillere aktarabileceği açıktır. Gelecekte çocuklarımızda vesveseli davranışların oluşmasını engellemek için korunma çabalarımızın bir bölümü, onlarla ilişkimizdeki eğitici davranışlara odaklanabilir. Vesveseli kişilerin hayat hikâyeleri, olağanüstü çatışmaların, direnişlerin ve inatlaşmaların bulunduğu; çocuğun büyüklerin istekleri karşısında direnme gücüne sahip olmadığı özel bir çocukluk dönemine işaret eder.
Hassas ve mükemmeliyetçi anne babalar, farkında olmadan çocukların vesveseli hâle gelmesine zemin hazırlarlar. Özellikle çocuğun davranışının tam olarak kendi ölçütlerine göre olmasını isteyen ve daha az esnek olan anne babalar bu konuda sorumludur.
Hayat şartlarındaki tekdüzelik ve durgunluk, insanı tekrarlanan davranışlara yöneltebilir; bu alışkanlık da bazı vesveseli davranışlara zemin hazırlayabilir. Korunma yöntemlerinden biri, mevcut durumu değiştirmek ve hayatı başka bir ortama taşımaktır; sağlıklı ve kaygıdan uzak bir hayatın bulunduğu bir ortama. Deneysel incelemeler, bazı durumlarda hayat şartlarının, hatta evin, iş yerinin ve yaşanan yerin değiştirilmesiyle tam bir iyileşmenin sağlandığını göstermektedir.
İşsizlik ve günlük hayatta uygun zihinsel ve pratik faaliyetlerden yoksun olmak, vesveseli düşüncelerin ortaya çıkması için elverişli bir ortam oluşturabilir. Genel bir ifadeyle, kişinin günlük hayatında kısa veya uzun vadeli amaçlı faaliyetlerinin bulunup bulunmadığına ve bunlarla meşgul olup olmadığına bakılmalıdır.
Tekrarlanan temizlenmelerin ve işlerin yeniden yapılmasının nedeni, kişinin bunları yapacak yeterli zaman ve fırsatı olduğunu hissetmesi ve geniş bir zamana sahip olmasıdır. Bu nedenle fazladan zamanı kalmaması için mümkün olduğunca uğraşları artırılmalıdır. Birbiri ardınca gelen meşguliyetler, onun vesvese de dâhil bazı hususlara aldırış etmemesini sağlayacaktır.
Başkalarıyla ilişki kurmak, davranışlarımızda denge sağlamak için uygun bir zemin olabilir. Pek çok durumda toplumsal denetim, ruhsal zararlara yakalanmayı önleyen bir etkendir. Topluluk içinde yaşamak, bu hâlin giderilmesi için başlı başına bir etken ve sebep olabilir. Herkesin aynı yaşam biçimini kabul etmek zorunda olduğu grup seyahatlerine katılmak, vesvese belirtilerinin yayılmasını önlemede etkilidir. Bunun yanında klinik örneklerde, sosyal ortamlardan kaçınmanın ve başkalarıyla ilişki kurmaya direnmenin kişilerde vesveseli hâlleri sürdüren ve güçlendiren etkenlerden biri olduğu görülmüştür.
Vesveseli düşünceler zihinde faaliyete geçtiğinde insanlar, onlardan kurtulmak için “belirli davranışlara” yönelirler. Lambayı birkaç kez açıp kapatabilir, birkaç kez geri dönerek kapının kapalı olup olmadığını kontrol edebilir veya ellerini ve kıyafetlerini birkaç kez yıkayabilirler. Gerçekte vesvesenin kişide güçlenip yayılmasına yol açan şey, tam da bu tepki ve davranıştır. Dolayısıyla bu zihinsel zorlama hâlinin ve tekrarlanan eylemlerin belirtilerinin sizde ortaya çıktığını hissettiğiniz anda davranışsal bir tepki vermemeye çalışın. Bu yöntem bir süre uygulanırsa vesvesenin şiddeti kesinlikle azalacaktır.
Şüphe ve tereddüdün yayılıp kişinin hastalığa açık hâle geldiği durumlarda kişi, hiçbir şeyin kendisi için necis olmadığını ve şüphesine itibar etmesinin gerekmediğini kendisine telkin etmelidir. Hatta necasetten emin olsa bile bu kesinlik, onun için taharetin gerekli olduğu hükmünü doğurmayabilir. Necis bildiği gömlekle ya da temizlenmemiş saydığı el ve bedenle bile namaza durmalı ve görevini yerine getirmelidir.[10]
Bu telkinde büyük taklit mercilerinin fetvalarına dikkat etmek çok etkilidir. İslam İnkılabı Rehberi bu tür kişiler hakkında şöyle fetva vermiştir:
“Necaset konusunda şiddetli ruhsal hassasiyeti bulunan kimselerin -fıkıh terminolojisinde bunlara vesveseli denir- necis olduğuna kesin olarak inandıkları durumlarda bile necis olmadığına hükmetmeleri vaciptir. Bunun tek istisnası, necasetin meydana geldiğini kendi gözleriyle görmeleri ve bunu başka biri görse onun da necasetin sirayet ettiğine inanacağı biçimde gerçekleşmesidir. Yalnızca bu durumlarda necasete hükmetmeleri vaciptir. Bu hüküm, söz konusu hassasiyet bütünüyle ortadan kalkıncaya kadar bu kişiler için geçerlidir.”[11]
Kirlilikten ve necasetten korkan, bu korku kendilerinde kaygı ve vesvesenin kaynağı hâline gelen kişiler için kişinin kendisini ya da başkalarının onu kasıtlı olarak kirletmesi, tedavi ve bu konudaki hassasiyeti giderme yollarındandır. Bu yönteme tekrar edilerek tahammül edilirse kesinlikle etkili olacaktır.
Yıkama vesvesesine yakalanmışsanız kendinizi kirli ve necis şeylere maruz bırakın ya da bu tür durumları zihninizde canlandırın ve o işi yapmaktan kaçınmayın. Bu, kaygı doğuran konunun veya durumun etkisini yavaş yavaş kaybetmesini ve kaygınızın azalmasını sağlar. Gerçekte vesvesenin temel kökü ve sebebi olan kaygı ortadan kalkar.
Yeni bilimsel kaynaklarda vesveseli düşünceleri durdurmak için ilaç tedavilerine ek olarak ve bu tedavilerden önce özel yöntemler kullanılır. Bunların en önemlisi, düşünceyi durdurma yöntemi olarak adlandırılır. Bu yöntemde kişiden, vesveseli düşüncelerini kasıtlı olarak serbest bırakması istenir; bu sırada birdenbire yüksek ve rahatsız edici bir sesle “Dur!?!”, diye bağırılır. Bu eylemin vesveseli düşünce akışını durdurduğu anlaşılmaktadır.
Vesveseli düşünce her geldiğinde bundan rahatsız olmayın. Soğukkanlılıkla derin bir nefes alın ve kendi kendinize, “Önemli değil, yeniden denerim.” deyin. Yeniden kontrol ettikten sonra tekrar sakinleşmek için bir an odaklanın. Vesveseli düşüncenizi kaygı duymadan aşmayı her başardığınızda kendinizi teşvik edin.[12]
Tekrarlanan davranışlar ve zorlayıcı düşünceler, kişinin hayatını giderek normal akışından çıkarır. Kişi yeme içme ve uyku düzeninde de sorun yaşayabilir; hareket etmeyip egzersiz yapmayabilir ve belki de saatlerini amaçsız ve plansız geçirebilir. Hareket ve faaliyet ile düzenli uyuma ve uyanma programı gibi hayatın temel çerçevesini korumaya çalışmak, vesveseli davranışlarla mücadelede etkili olabilir.
İmam Humeynî -Allah’ın yüce rahmeti üzerine olsun- “vesvese” ve bu hâlin tedavisi hakkında Şerh-i Çihil Hadis adlı eserinin 401 ila 408. sayfalarında şöyle buyurur:
Bu vesveselerin ve eylemlerin şeytanın oyuncakları ve o melunun telkinleri olduğunun; sahibinin batıl zannı böyle olsa bile bunların dinî bir saikten ve imanî bir etkenden kaynaklanmadığının delili, onların şeriatın hükümlerine ve ismet ve taharet Ehlibeyti’nin hadis ve rivayetlerine aykırı olmasıdır. Örneğin ismet Ehlibeyti -aleyhimüsselam- yoluyla gelen mütevatir rivayetlerde, Resûlullah’ın -sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem- abdestinin bir yıkamayla olduğu bildirilmiştir.[13] Yüz için bir avuç, sağ eli yıkamak için bir avuç ve sol el için de bir avuç suyun yeterli oluşu fıkhın zaruri hükümlerindendir. Fakat iki avuç veya iki yıkama konusunda görüş ayrılığı vardır.[14] Hatta Vesâil sahibinden, caiz olmadığına dair fetva verdiği veya bunun caiz olmadığı hususunda tereddüt ettiği anlaşılmaktadır.[15] Başka bazılarından ise bunun aksine bir görüş nakledilmiştir.[16] Gerçi iki kez yıkamanın caiz olduğunda da tereddüt yoktur ve çok büyük bir şöhret ile çok sayıda rivayet bunun müstehap olduğuna delalet etmektedir. Ancak yıkanan yeri tamamen ıslatan tek yıkamanın daha faziletli olması uzak bir ihtimal değildir.
[Fakat] üç yıkama, yani her defasında yıkanması gereken yerin tamamını su kaplayacak biçimde üç kez yıkamak, tartışmasız biçimde bidat ve haramdır; fazla suyla mesh yapılırsa abdesti de bozar.
Ehlibeyt’in -aleyhimüsselam- rivayetlerinde üçüncü yıkamanın bidat olduğu ve her bidatin ateşte olduğu bildirilmiştir.[17] Bu durumda abdest uzvunu on kereden fazla yıkayan ve her defasında suyu bütün uzva titizlikle ulaştıran; hatta önce o yeri iyice ıslatarak suyun tamamen akmasını ve şer‘î yıkamanın gerçekleşmesini sağlayan, ardından bu işi tekrar tekrar yapan bu cahil ve vesveseli kişinin davranışı hangi ölçüyle bağdaştırılmalıdır? Bu, hangi hadise veya hangi fakihin fetvasına uygundur? Zavallı, yirmi yıl veya daha uzun süre böyle geçersiz bir abdestle namaz kılmış ve insanlar arasında bunu kutsallığın ve temizliğin zirvesi saymıştır! Şeytan onunla oynuyor, kötülüğü emreden nefsi onu aldatıyor; buna rağmen başkalarını hatalı buluyor ve kendisini doğru yolda görüyor. Mütevatir nassa ve âlimlerin icmasına aykırı bir şey, şeytandan mı sayılmalıdır, yoksa nefis temizliğinin ve takvanın kemalinden mi? Eğer bu, takvanın kemalinden ve dinde ihtiyatlı olmaktan kaynaklanıyorsa, neden yersiz vesveselere kapılan bu kişilerin ve cahil ibadet düşkünlerinin çoğu, ihtiyatın gerekli veya tercih edilir olduğu konularda ihtiyat etmiyor? Şimdiye kadar mallarla ilgili şüphelerde vesveseli olan kimi gördünüz? Şimdiye kadar hangi vesveseli kişi zekâtı veya humusu bir kez yerine birkaç kez vermiştir? Bir hac yerine birkaç kez hacca gitmiştir? Şüpheli yiyeceklerden sakınmıştır?
Nasıl oluyor da bu konuda «اصالة الحلّیة[18]» kesin bir ölçü sayılıyor da «اصالة الطهارة[19]» kendi alanında hüküm ifade etmiyor?! Hâlbuki helallik konusunda şüpheli şeylerden kaçınmak tercih edilir ve “teslis hadisi[20]” gibi şerif hadisler buna delalet eder; taharet konusunda ise bunun tersi söz konusudur. Masum imamlardan biri -Allah’ın selamı ona ve hepsine olsun- ihtiyacını gidermeye gittiğinde, sıçrayan bir şey olursa bilinmesin diye mübarek eliyle mübarek uyluklarına su serperdi. Kendisini bu masum imama uyan ve dininin hükümlerini o efendiden alan biri sayan bu zavallı, malları kullanırken hiçbir şeyden sakınmaz; «اصالة الطهارة» ilkesine dayanarak yediği yemeğin ardından elini ve ağzını temizler! Yemek yerken «اصالة الطهارة» ilkesine tutunur, yemekten sonra ise her şeyin necis olduğunu söyler! Kendince ilim ehliyse, “Gerçek taharetle namaz kılmak istiyorum.” diye cevap verir. Oysa gerçek taharetle kılınan namazın bir üstünlüğü şimdiye kadar ortaya konmamış, fakihlerin -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- sözlerinde de bundan bahsedildiği görülmemiştir! Gerçek taharet ehliysen neden gerçek helallik ehli değilsin? Farz edelim ki gerçek tahareti elde etmek istiyorsun; kür ve akar suda on kez yıkanmanın anlamı nedir? Oysa akar suda bir kez; kür suda ise idrar veya bazı diğer necasetler dışında bir kez yıkamak, idrarda da meşhur görüşe göre bir kez yıkamak yeterlidir; iki kez yıkamanın yeterli olduğu ise icmayla sabittir. Öyleyse defalarca yıkamak, şeytanın hilelerinden ve nefsin aldatmalarından başka bir şey değildir. Değersiz bir şey olduğu hâlde onu kutsallık satıcılığının sermayesi yaparlar! Bunlardan daha kötü ve daha utanç verici olanı, bazılarının namaz niyeti ve “tekbîretü’l-ihrâm” konusundaki vesvesesidir. Çünkü böyle yaparken birçok haram işler, yine de kendilerini mukaddes kişilerden sayar ve bu davranışlarıyla kendilerine üstünlük atfederler! İrade dâhilindeki bütün fiillerin onsuz yapılamadığı, ihtiyarî eylemlerin gereği olan ve insanın ibadetle ilgili ya da başka hiçbir ihtiyarî fiili onsuz yapamayacağı niyet hakkında; şeytanlıklarının çeşitliliğine ve şeytanın kendileri üzerindeki hâkimiyetine göre bir saatten birkaç saate kadar bu zorunlu şeyin gerçekleşmesiyle uğraşır, sonunda yine de onu gerçekleştiremezler! Bu durum, bu zavallıyı dizginleyen, zorunlu bir hususu ona gizleyen ve namazı kesmek, terk etmek ve vaktini geçirmek gibi birçok harama düşüren şeytanî düşüncelerden ve melun İblis’in eylemlerinden mi sayılmalıdır; yoksa iç temizliğinin, kutsallığın ve takvanın bir sonucu mu kabul edilmelidir?
Vesvesenin görünümlerinden biri de nassın ve fetvanın hükmüyle adil sayılan, dış görünüşleri salih olan ve şer‘î amellere riayet eden kimselere uymamaktır. Onların iç dünyalarını Allah bilir; bunu araştırmak gerekli olmadığı gibi caiz de değildir. Buna rağmen şeytan, vesveseli kişiyi dizginler; o da mescidin bir köşesinde Müslümanların cemaatinden ayrılıp tek başına namaz kılar! Davranışını, “Şüphe ediyorum, içime sinmiyor!” diye gerekçelendirir. Fakat aynı zamanda imamlık yapmaktan kaçınmaz! İmamlık daha zor ve şüpheye daha açık olduğu hâlde nefsinin arzusuna uygun olduğu için onda şüphe etmez! Vesvesenin daha yaygın görünümlerinden biri de kıraatte vesvesedir. Kişi tekrar etmek ve harfleri aşırı kalın söylemek yüzünden bazen tecvid kurallarının dışına çıkar; hatta kelimenin biçimi bütünüyle değişir! Örneğin «ضالّین» kelimesini “kaf” harfine benzeyecek biçimde söyler! “Rahmân ve Rahîm” kelimelerindeki “hâ” harfini ve benzerlerini boğazında öyle büker ki tuhaf bir ses çıkarır! Bir kelimenin harflerini birbirinden ayırır; böylece kelimenin yapısı ve maddesi bütünüyle bozulur ve asli biçiminden çıkar. Sonuçta müminlerin miracı, muttakileri Allah’a yaklaştıran ve dinin direği olan namazın bütün manevi yönleri ve ilahî sırları göz ardı edilir, yalnızca kelimelerin tecvidiyle uğraşılır; buna rağmen kelimeleri düzgün okumaya çalışırken onları bozar ve sonuç, şeriatın zahirine göre de yeterli olmayacak bir hâle gelir. Bu durumda bunlar şeytanın vesveseleri midir, yoksa mukaddeslik taslayan vesveseli kişiye ulaşan Rahmân’ın feyizleri midir? İbadetlerde kalp huzuru ve kalbin yönelişi hakkında bunca rivayet gelmiştir. Zavallının kalp huzurundan ilmî ve amelî olarak anladığı ise niyette vesvese etmek, «وَ لا الضّالّین» ifadesinin uzatmasını belirlenmiş miktardan fazla çekmek ve kelimeleri söylerken gözünü, ağzını ve benzerlerini eğip bükmektir! Bir insanın yıllarca kalp huzurundan ve zihinsel dağınıklığı tedavi etmekten habersiz kalması, onu düzeltmeyi hiç düşünmemesi, bunu ibadetin bir yönü saymaması, elde etme yolunu kalp âlimlerinden öğrenmemesi ve uygulamaması; buna karşılık Kur’an-ı Kerim’in nassıyla melun hannâstan[21], Sâdık İmamların -aleyhimüsselam- nassıyla şeytanın eyleminden[22] kaynaklanan ve fakihlerin fetvasına göre ameli geçersiz kılan bu saçmalıklarla uğraşması, üstelik bunları kutsallığın ve temizliğin gereklerinden sayması bir felaket değil midir?! Bazen de kişinin kendisi gibi cahil kimseler, vesveseyi onun erdemleri arasında saydığı için vesvese ortaya çıkar veya artar. Örneğin onun dindarlığını, kutsallığını ve takvasını överek, “Bu kişi o kadar dindar ve mukaddestir ki vesveseli olmuştur!” derler. Oysa vesvesenin dindarlıkla ilgisi yoktur; aksine dine aykırıdır, cehalet ve anlayışsızlıktan kaynaklanır. Fakat ona gerçeği söylemedikleri, ondan uzak durmadıkları ve onu kınamadıkları, tersine övüp methettikleri için bu çirkin eylemi sürdürerek doruğuna ulaştırmış; kendisini şeytanın ve ordularının oyuncağı hâline getirmiş ve Allah’a yakın olanların mukaddes makamından uzaklaştırmıştır.
Ey aziz! Şimdi akıl ve nakil yoluyla bu vesveselerin şeytanî olduğu ve bu düşüncelerin İblis’in işi olduğu anlaşılmıştır. Bunlar amellerimizi geçersiz kılar ve kalbimizi Hak Teâlâ’dan çevirir. Belki şeytan ameldeki bu vesveseyle yetinmez, hünerinin en büyüğünü gösterip inançlarınızda ve dindarlığınızda vesvese oluşturur; din görüntüsü altında sizi Allah’ın dininden çıkarır, başlangıç ve dönüş hakkında tereddüde düşürür ve ebedî bedbahtlığa ulaştırır. Sizin gibileri fısk ve fücur yoluyla kandırıp sapkınlığa sürükleyemediğinden ibadetler ve menâsik yolundan yaklaşır. Önce, ilahî yakınlığa ve Hak Teâlâ’ya yakınlık miracına erişmek için araç olması gereken amel ve fiilleri bütünüyle ziyan edip geçersiz kılar; bunları mukaddes Rablık makamından -şanı yücedir- uzaklaşmanın, İblis’e ve ordularına yakınlaşmanın sebepleri hâline getirir. Sonunda da inançlarınızla oynamasından korkulur. Bu yüzden ne şekilde ve ne tür bir nefis mücadelesiyle olursa olsun onu tedavi etmeye girişmelisiniz.
Bil ki insanı ebedî helake ve sonsuz bedbahtlığa götürmesinden korkulan bu kalp hastalığının tedavisi, diğer kalp hastalıkları gibi faydalı bilgi ve amel sayesinde son derece kolaydır. Fakat insan önce kendisinin hasta olduğunu kabul etmelidir; ancak ondan sonra tedaviyi aramaya başlar. İşin kusuru şudur ki şeytan, bu zavallı için öncülleri öyle düzenlemiştir ki o kendisini hasta görmez; aksine başkalarını yoldan sapmış ve din konusunda özensiz sayar! Bilgiye dayalı yol ise anılan hususlar üzerinde düşünmektir. İnsanın amel ve fiillerini düşünüp taşınarak yapması iyidir. Yaptığı ve Allah Teâlâ’nın rızasına uygun olmasını istediği bu amelin nasıl yapılması gerektiğini nereden ve kimden öğrendiğini düşünmelidir. Halkın, amelin nasıl yapılacağını fakihlerden ve taklit mercilerinden; onların da Kitap, sünnet ve içtihat yollarından öğrendikleri açıktır. Fakihlerin kitaplarına başvurduğumuzda vesveseli kişinin davranışının reddedildiğini ve bazı amellerinin geçersiz sayıldığını görürüz. Şerif hadislere ve Allah’ın kitabına başvurduğumuzda ise onun amelinin şeytandan sayıldığını ve sahibinin aklını kaybettiğinin bildirildiğini görürüz. Bu durumda, şeytan aklına hâkim olmamış akıllı bir insan biraz düşünüp taşınırsa bu bozuk davranışı bırakmayı kendisine kesin bir görev bilmeli ve amelini Hak Teâlâ’nın rızasına uygun olacak biçimde düzeltmeye girişmelidir.
Kendisinde bu durumun izini gören herkesin sıradan insanlara başvurması; davranışını âlimlere ve fakihlere sunup vesvese hastalığına yakalanıp yakalanmadığını onlara sorması gerekir. Çünkü vesveseli kişi çoğu zaman kendi hâlinden habersizdir; kendisini dengeli, başkalarını ise özensiz sayar. Fakat biraz düşünürse bu inancın da şeytandan ve o habisin telkinlerinden olduğunu anlar. Çünkü bilgi ve amellerine inandığı büyük âlimlerin ve bilginlerin, hatta helal ve haram meselelerini kendilerinden öğrendiği Müslümanların taklit mercilerinin davranışlarının kendisininkine aykırı olduğunu görür. Dindarların, âlimlerin ve din büyüklerinin genel olarak Allah’ın dini konusunda özensiz oldukları, yalnızca vesveseli kişinin dine bağlı olduğu söylenemez. Bunu ilmî olarak anladıktan sonra amelini düzeltmesi ve uygulama aşamasına geçmesi gerekir. Uygulamada asıl olan, şeytanî vesveseye ve şeytanın kendisine telkin ettiği hayallere aldırış etmemesidir. Örneğin abdestte vesveseye yakalanmışsa şeytana rağmen bir avuç su kullanmalıdır. Şeytanı mutlaka ona bu amelin doğru olmadığını söyleyecektir. Ona şöyle cevap vermelidir: “Benim amelim doğru değilse Resûlullah’ın -sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem-, tertemiz imamların -aleyhimüsselam- ve bütün fakihlerin amelleri de doğru olmamalıdır. Resûlullah -sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem- ve hidayet imamları -aleyhimüsselam- yaklaşık üç yüz yıl abdest aldılar; mütevatir rivayetlere göre onların abdestinin şekli de böyleydi. Onların ameli geçersiz idiyse bırak benimki de geçersiz olsun.” Bir müçtehidi taklit ediyorsan şeytana şöyle cevap ver: “Ben müçtehidin görüşüne göre böyle amel ediyorum. Abdestim geçersizse Allah beni bundan dolayı sorgulamaz ve bana karşı bir hücceti yoktur.” O melun, müçtehidin görüşü hakkında “O böyle söylememiştir.” diye şüphe uyandırırsa onların kitapları elinin altındadır; aç ve ona göster. Onun sözüne birkaç kez aldırmayıp görüşünün aksine davrandığında elbette senden ümidini kesecektir. Şerif hadislerde de belirtildiği üzere hastalığının kesin biçimde tedavi edilmesi umulur:
Zürâre ve Ebû Basîr şöyle dediler: Ona, yani İmam Bâkır’a veya İmam Sâdık’a -aleyhimesselam- şöyle dedik: “Bir adam namazında o kadar çok şüphe ediyor ki ne kadar namaz kıldığını ve ne kadarının üzerinde kaldığını bilmiyor?” Buyurdu: “İade etsin.” Dedik: “Bu durum onun başına çok geliyor; her iade ettiğinde yine şüphe ediyor.” Buyurdu: “Şüphesini geçip gitsin.” Yani şüphesine aldırmasın. Ardından şöyle buyurdu: “O habisi, namazınızı bozmaya alıştırıp heveslendirmeyin. Çünkü şeytan habistir ve alıştırıldığı şeye alışır. Yani her biriniz şüphesini geçip gitsin, ona itibar etmesin ve namazını çokça bozmasın. Bunu birkaç kez yaptığında şüphesi geri dönmez.” Zürâre, daha sonra şöyle buyurduğunu nakletti: “O habis yalnızca kendisine itaat edilmesini ister; kendisine karşı gelindiğinde hiçbirinize geri dönmez.”[23]
Küleynî kendi senediyle İmam Bâkır’dan -aleyhisselam- şöyle rivayet etmiştir: “Namazda çok şüphe ettiğinde ona aldırma; namazına devam et ve onu tamamla. Böylece şeytan seni bırakır. Şüphesiz şüphe şeytandandır.”[24]
Elbette bir süre ona karşı gelip vesvesesine aldırmadığında senden umudunu keser; nefsin istikrar ve huzur hâli geri döner. Fakat bu karşı koyuş sırasında Hak Teâlâ’nın dergâhına yakarıp yalvar; o melunun şerrinden ve nefsin şerrinden mukaddes zata sığın ve ona iltica et. Elbette sana yardım edecektir.
Nitekim Kâfî’deki bir rivayette de şeytandan Allah’a sığınmak emredilmiştir:
İmam Sâdık -aleyhisselam- şöyle buyurdu: Bir adam Resûlullah’ın -sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem- huzuruna geldi ve şöyle dedi: “Ey Allah’ın Resulü! Namazımda bana telkin edilen vesveseden sana şikâyet ediyorum; öyle ki namazı fazla mı eksik mi kıldığımı bilmiyorum.” Buyurdu: “Namaza başladığında sağ elinin işaret parmağıyla sol uyluğuna vur ve şöyle de: بِسْمِ اللَّهِ وَ بِاللَّهِ تَوَکلْتُ عَلَی اللَّهِ أَعُوذُ بِاللَّهِ السَّمِیعِ الْعَلِیمِ مِنَ الشَّیطَانِ الرَّجِیم. Böylece onu uzaklaştırır ve kovarsın.”[25]
Özetle, bu fırsatta ele aldığımız hususların kişilerin davranış ve düşünce durumlarında denge sağlamada ve vesvese gibi sorunlara yakalanmayı önlemede etkili olabilecek önemli meseleler ve konular olduğu söylenmelidir. Bilgilerimizi ve davranışlarımızı düzeltmek, sağlıklı hayat ölçütünün iki temel noktasıdır. Bilgileri düzeltmek için onları dinî ve aklî öğretiler gibi sahih ve eksiksiz ölçütlerle değerlendirmek gerekir. Davranışları sağlıklı hâle getirmek için de onların normal ve yaygın olmasına ve hayatın amaçlarıyla uyumuna dikkat etmek çok önemlidir. Vesvesenin irademizi elimizden aldığı için anormal ve hastalık olduğunu unutmayın; oysa insan, arzu edilen mutluluğa ve kemale ulaşabilmesi için özgür ve irade sahibi olarak yaratılmıştır.
Son olarak hatırlatılması gereken önemli nokta şudur: Vesvese şiddetlenir ve vesveseli davranışlar kişinin saatlerini alırsa kişi genellikle onu tek başına yenemez ve bir psikoloji uzmanının yardımına ihtiyaç duyar. Psikoloğa başvurma konusunda ise dindar olan ve tedavi talimatları İslam’ın mukaddes şeriatıyla çelişmeyen psikologlardan yardım alınması gerektiğine dikkat edilmelidir.
[1] Şemîm-i Ma‘rifet’in 23. sayısında “Vesvese Şeytana İtaattir” başlıklı makale yayımlanmıştır; bu makale, söz konusu yazıyı tamamlamaktadır.
[2] Psikiyatri Özeti, c. 2, s. 182.
[3] Hilgard Psikolojiye Giriş Özeti, s. 427.
[4] Gelişimsel Psikopatoloji, c. 2, s. 147.
[5] Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, dördüncü baskı, 2000.
[6] Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, beşinci baskı, 2013.
[7] Vesveseyi ve Belirtilerini Tanımak: Vesvese Belirtilerini Tanımaya Yönelik Bilimsel Rehber, Gîtî Şems, Tahran, Neşr-i Katre, 1388.
[8] Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, 1994.
[9] Yetişkinlerin Ruhsal Sorunlarının Tedavisi İçin Adım Adım Rehber, s. 220.
[10] Vesvesenin Tedavisi, Ayetullah Hüseyin Mazâhirî, s. 24-56.
[11] Ecvibetü’l-İstiftâât, soru 312.
[12] Yetişkinlerin Ruhsal Sorunlarının Tedavisi İçin Adım Adım Rehber, s. 220.
[13] İmam Sâdık -aleyhisselam- buyurdu: و اللّه، کان وضوء رسول اللّه إلاّ مرّة مرّة. (Allah’a yemin olsun ki Peygamber’in abdesti, her uzva bir kez su dökmekten başka bir şey değildi.) Vesâilü’ş-Şîa, c. 1, s. 308.
[14] İkinci “yıkama” konusunda üç görüş vardır. Fakihlerin çoğu bunun müstehap olduğuna hükmetmiştir; bazılarından caiz olduğu, bazılarından ise caiz olmadığı hükmü nakledilmiştir.
[15] Vesâilü’ş-Şîa, c. 1, s. 306, “Kitâbü’t-Tahâre”, bâb 31.
[16] İbn İdrîs el-Hillî bunun caiz olmadığı görüşündedir. Muhtelifü’ş-Şîa, c. 1, s. 282.
[17] İmam Sâdık -aleyhisselam- buyurdu: “Bir kez yıkamak vaciptir, iki kez yıkamak sevabı olmayan bir iştir, üç kez yıkamak ise bidattir.” Vesâilü’ş-Şîa, c. 1, s. 307. Ayrıca Peygamber’den şöyle nakletti: “Her bidat sapkınlıktır ve her sapkınlığın yeri ateştir.” Usûl-i Kâfî, c. 1, s. 73.
[18] «اصالة الحلیة», bir şeyin helal veya haram olduğu hususunda şüphe edildiğinde kullanılan fıkhî bir kaidedir. Bu kaideye göre bir şeyin aksi, yani haram olduğu sabit oluncaya kadar onun helal olduğuna hükmedilir. Bu kaidenin delillerinden biri, Abdullah b. Sinân’ın İmam Sâdık’tan -aleyhisselam- naklettiği şu sahih rivayettir: “İçinde helal ve haram ihtimali bulunan her şey, onun haramlığı senin için belli ve kesin oluncaya ve onu terk edinceye kadar sana helaldir.” Vesâilü’ş-Şîa, c. 12, s. 59.
[19] «اصالة الطهارة», bir şeyin temiz veya necis olduğundan şüphe edildiğinde kullanılan fıkıh kaidelerindendir. Bu kaideye göre necis olduğundan şüphe edilen her şey, necaseti sabit oluncaya kadar temizdir. Bu kaidenin delillerinden biri, Ammâr’ın İmam Sâdık’tan -aleyhisselam- naklettiği şu güvenilir rivayettir: “Necis olduğunu bilinceye kadar her şey temizdir.” Vesâilü’ş-Şîa, c. 2, s. 1054.
[20] İmam Sâdık -aleyhisselam- buyurdu: “İşler üç kısımdır: Doğru olduğu açık olan ve yapılması gereken iş; sapkınlık olduğu açık olan ve uzak durulması gereken iş; gizli ve şüpheli olan ve bilgisi Allah’a ve Peygamber’ine bırakılması gereken iş.” Peygamber -sallallahu aleyhi ve âlihî ve sellem- buyurdu: “Helal açıktır, haram açıktır; ikisinin arasında ise şüpheli işler vardır. Şüpheli şeyleri terk eden haramlardan kurtulur. Şüpheli şeylere yönelen ise haramlara düşer ve bilmediği bir yerden helak olur.” Usûl-i Kâfî, c. 1, s. 67-68.
[21] Nâs suresinin 4 ve 5. ayetlerine işarettir.
[22] İmam Sâdık -aleyhisselam- buyurdu: «من عمل الشیطان», Vesâilü’ş-Şîa, c. 1, s. 46.
[23] Fürû-i Kâfî, c. 3, s. 358, hadis 2.
[24] Fürû-i Kâfî, c. 3, s. 359, hadis 8.
[25] Fürû-i Kâfî, c. 3, s. 358, hadis 4.
Yazar: Nevîd Cânbâz