اللّٰهُمَّ طَهِّرْنِي، وَطَهِّرْ لِي قَلْبِي، وَاشْرَحْ لِي صَدْرِي، وَأَجْرِ عَلىٰ لِسانِي مِدْحَتَكَ وَالثَّناءَ عَلَيْكَ، فَإِنَّهُ لَاقُوَّةَ إِلّا بِكَ . اللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ لِي طَهُوراً وَشِفاءً.
“Allah’ım! Beni temizle, kalbimi temizle, göğsüme genişlik ver, dilime senin hamd ve övgünü akıt. Doğrusu senin vasıtan dışında güç yoktur. Allah’ım! Bunu bana temizlik ve şifa kıl.”
Dışarı çıkarken de şöyle de:
بِسْمِ اللّٰهِ، وَبِاللّٰهِ، وَ إِلَى اللّٰهِ، وَ إِلَى ابْنِ رَسُولِ اللّٰهِ، حَسْبِيَ اللّٰهُ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللّٰهِ . اللّٰهُمَّ إِلَيْكَ تَوَجَّهْتُ، وَ إِلَيْكَ قَصَدْتُ، وَمَا عِنْدَكَ أَرَدْتُ.
“Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Allah’a doğru ve Resulullah’ın oğluna doğru. Allah bana yeter. Ben Allah’a tevekkül ettim.
Allah’ım! Ben sana yöneldim, seni amaçladım ve senin yanındakini diledim.”
Dışarı çıkarken evinin kapısında durarak de ki:
اللّٰهُمَّ إِلَيْكَ وَجَّهْتُ وَجْهِي، وَعَلَيْكَ خَلَّفْتُ أَهْلِي وَمالِي وَمَا خَوَّلْتَنِي، وَبِكَ وَثِقْتُ فَلَا تُخَيِّبْنِي يَا مَنْ لَا يُخَيِّبُ مَنْ أَرَادَهُ، وَلَا يُضَيِّعُ مَنْ حَفِظَهُ، صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مَحُمَّدٍ وَاحْفَظْنِي بِحِفْظِكَ فَإِنَّهُ لَايَضِيعُ مَنْ حَفِظْتَ.
“Allah’ım! Ben yüzümü sana çevirdim; ailemi, malımı ve bana verdiğin şeyleri sana bıraktım ve sana güvendim. O halde benim ümidimi bo-şa çıkarma; ey kendisini irade edenin ümidini boşa çıkarmayan (mahrum etmeyen) ve koruduğunu zayi etmeyen (Allah)! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle ve kendi korumanla beni koru; doğrusu senin koruduğun zayi olmaz.”
Sağlıkla türbenin bulunduğu yere ulaştığında, ziyarete gitmek istediğinde guslet ve guslederken şöyle de:
اللّٰهُمَّ طَهِّرْنِي، وَطَهِّرْ لِي قَلْبِي، وَاشْرَحْ لِي صَدْرِي، وَأَجْرِ عَلَىٰ لِسانِي مِدْحَتَكَ وَمَحَبَّتَكَ وَالثَّناءَ عَلَيْكَ، فَإِنَّهُ لَاقُوَّةَ إِلّا بِكَ، وَقَدْ عَلِمْتُ أَنَّ قَِوامَ دِينِي التَّسْلِيمُ لِأَمْرِكَ، وَالاِتِّباعُ لِسُنَّةِ نَبِيِّكَ، وَالشَّهَادَةُ عَلَىٰ جَمِيعِ خَلْقِكَ، اللّٰهُمَّ اجْعَلْهُ لِي شِفاءً وَنُوراً إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ.
“Allah’ım! Beni temizle, kalbimi temizle, göğsüme genişlik ver, dilime senin hamdını, sevgini ve övgünü akıt. Doğrusu senin vasıtan dışında güç yoktur ve biliyorum ki dinimin kıvamı senin emrine teslim olmak, Peygamberinin sünnetine uymak ve bütün yarattıklarına tanıklık yapmaktır. Allah’ım! Bunu bana şifa ve nur kıl; doğrusu senin her şeye gücün yeter.”
Sonra en temiz elbiselerini gerek yalın ayak, yavaş, vakarlı bir halde ve kalben Allah’ı anarak de ki:
«اللّٰهُ أَکْبَرُ»
«لَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ»
«سُبْحانَ اللّٰهِ»
«الْحَمْدُ لِلّٰهِ»
بِسْمِ اللّٰهِ، وَبِاللّٰهِ، وَعَلَىٰ مِلَّةِ رَسُولِ اللّٰهِ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَنَّ عَلِيّاً وَلِيُّ اللّٰهِ.
“Allah’ın adıyla, Allah’ın yardımıyla, Resulullah’ın -Allah’ın rahmeti onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- sünneti üzerine. Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur, tektir; ortağı yoktur. Şahadet ederim ki Muhammed onun kulu ve elçisidir ve Ali Allah’ın velisidir.”
Sonra parmaklıkların yanına gidip kıbleyi arkana al ve o hazretin karşısında durarak şöyle de:
أَشْهَدُ أَنْ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ، وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، وَأَنَّهُ سَيِّدُ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ، وَأَنَّهُ سَيِّدُ الْأَنْبِياءِ وَالْمُرْسَلِينَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَرَسُولِكَ وَنَبِيِّكَ وَسَيِّدِ خَلْقِكَ أَجْمَعِينَ صَلاةً لَايَقْوَىٰ عَلَىٰ إِحْصَائِها غَيْرُكَ. اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ عَلِيِّ بْنِ أَبِي طالِبٍ عَبْدِكَ وَأَخِي رَسُولِكَ الَّذِي انْتَجَبْتَهُ بِعِلْمِكَ، وَجَعَلْتَهُ هادِياً لِمَنْ شِئْتَ مِنْ خَلْقِكَ، وَالدَّلِيلَ عَلَىٰ مَنْ بَعَثْتَهُ بِرِسالاتِكَ، وَدَيَّانَ الدِّينِ بِعَدْلِكَ وَفَصْلَ قَضائِكَ بَيْنَ خَلْقِكَ، وَالْمُهَيْمِنَ عَلَىٰ ذٰلِكَ كُلِّهِ، وَالسَّلامُ عَلَيْهِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ؛
“Şahadet ederim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; O birdir ve ortağı yoktur. Şahadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. O, geçmiş ve gelecekteki bütün insanların efendisidir; o, bütün peygamberlerin ve elçilerin efendisidir.
Allah’ım! Kulun, resulün, peygamberin ve bütün yaratıklarının efendisi Muhammed’e Sen’den başka hiç kimsenin sayamayacağı kadar -fazla- rahmet eyle.
Allah’ım! Senin halis kulun ve Resulün’ün kardeşi olan Emirulmüminin Ali b. Ebitalib’e rahmet eyle; onu kendi ilmin -ve hikmetin-le bütün yaratıkların arasından seçtin ve mahlukatından istediğin kimselere önder ve mesajını ulaştırmakla görevlendirdiğin kimselere kılavuz, adalet üzere dini uygulayan ve bütün bunlara tanık ve insanlar arasında hakem kıldın. Allah’ın selam ve bereketleri onun üzerine olsun.
Allah’ım! Peygamberinin kızı, velinin eşi, Peygamberin iki torunu, cennet gençlerinin efendileri Hasan ve Hüseyin’in annesi, tertemiz, tahir, mutahhar, takvalı, arınmış, Allah’ın razı olduğu, temizlenmiş ve bütün cennet kadınlarının efendisi Fatıma’ya senden başkasının sayamayacağı kadar -fazla- rahmet eyle.
Allah’ım! Peygamberin iki torunu, cennet gençlerinin efendileri, yarattıkların arasında kıyam eden ve risaletlerin için gönderdiklerine delil ve kılavuz olan, adaletinle din işlerinde hakim olan ve yarattıkların arasında son hükmü veren Hasan ve Hüseyin’e rahmet eyle.
Allah’ım! Yarattıkların arasında kıyam eden, risaletlerin için gönder-diklerine delil ve kılavuz olan, adaletinle dinin hakimi olan, yarattıkların arasında son hükmü veren ibadet edenlerin ziyneti Ali b. Hüseyin’e rah-met eyle.
Allah’ım! Kulun, yeryüzündeki halifen ve peygamberlerin ilmini yaran Muhammed b. Aliye rahmet eyle.
Allah’ım! Kulun, dininin velisi, bütün yarattıklarına hüccetin olan iyilik sever Cafer b. Muhammed es-Sadık’a rahmet eyle.
Allah’ım! Salih kulun ve yaratıklarının arasında sözcün, hükmünle konuşan ve halkına hüccetin olan Musa b. Cafer’e rahmet eyle.
Allah’ım! Has kulun ve dininin velisi olan ve adaletinle dinini ayakta tutan Sen’in ve kendi sadık babalarının dinine davet eden rızanı kazanmış olan Ali b. Musa Rıza’ya senden başkasının saymaya kadir olmayacağı kadar -fazla- rahmet eyle.
Allah’ım! Has kulun ve velin, emrini ayakta tutan ve Sen’in yoluna davet eden Muhammed b. Ali’ye rahmet eyle.
Allah’ım! Has kulun ve dinin velisi Ali b. Muhammed’e rahmet eyle.
Allah’ım! Emrinle amel eden, yarattıklarının arasında dinini ayakta tutan, peygamberinin tarafından hakkı eda eden, hüccetin ve halkına şahidin olan, lütfüne has kılınan, -insanları- sana ve Resulün’e itaate davet eden Hasan b. Ali’ye ve o yüce zatların hepsine rahmet ve selam eyle.
Allah’ım! Yarattığın insanların arasında dinini ayakta tutan hüccetin ve velinin (Hz. Mehdi’nin) zuhurunda acele ederek ona yardım olacak ve bizi dünya ve ahirette onunla beraber kılacak, ebedi ve bâki kalacak, sürekli artacak bir rahmet eyle.
Allah’ım! O yüce zatların sevgisi ve dostluğu vasıtasıyla dergahına yakınlık arıyorum. Onların dostlarını dost, düşmanlarını ise düşman biliyorum. Öyleyse onların vasıtasıyla dünya ve ahiret hayrını bana nasip eyle. Onların arasılığıyla dünya ve ahiret şerrini ve kıyamet gününün korkusunu benden uzaklaştır.”
اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ فاطِمَةَ بِنْتِ نَبِيِّكَ، وَزَوْجَةِ وَلِيِّكَ، وَأُمِّ السِّبْطَيْنِ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ سَيِّدَىْ شَبابِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، الطُّهْرَةِ الطَّاهِرَةِ الْمُطَهَّرَةِ التَّقِيَّةِ النَّقِيَّةِ الرَّضِيَّةِ الزَّكِيَّةِ سَيِّدَةِ نِساءِ أَهْلِ الْجَنَّةِ أَجْمَعِينَ صَلاةً لَايَقْوىٰ عَلَىٰ إِحْصائِها غَيْرُكَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ سِبْطَيْ نَبِيِّكَ، وَسَيِّدَيْ شَبابِ أَهْلِ الْجَنَّةِ، الْقائِمَيْنِ فِي خَلْقِكَ، وَالدَّلِيلَيْنِ عَلَىٰ مَنْ بَعَثْتَ بِرِسالاتِكَ، وَدَيَّانَيِ الدِّينِ بِعَدْلِكَ، وَفَصْلَيْ قَضائِكَ بَيْنَ خَلْقِكَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ عَبْدِكَ الْقائِمِ فِي خَلْقِكَ، وَالدَّلِيلِ عَلَىٰ مَنْ بَعَثْتَ بِرِسَالاتِكَ، وَدَيَّانِ الدِّينِ بِعَدْلِكَ، وَفَصْلِ قَضائِكَ بَيْنَ خَلْقِكَ سَيِّدِ الْعَابِدِينَ؛
اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَبْدِكَ وَخَلِيفَتِكَ فِي أَرْضِكَ، باقِرِ عِلْمِ النَّبِيِّينَ، اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ الصَّادِقِ عَبْدِكَ، وَوَلِيِّ دِينِكَ، وَحُجَّتِكَ عَلَىٰ خَلْقِكَ أَجْمَعِينَ الصَّادِقِ الْبارِّ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُوسَى بْنِ جَعْفَرٍ عَبْدِكَ الصَّالِحِ، وَ لِسَانِكَ فِي خَلْقِكَ، النَّاطِقِ بِحُكْمِكَ وَالْحُجَّةِ عَلَىٰ بَرِيَّتِكَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ عَلِيِّ بْنِ مُوسَى الرِّضَا الْمُرْتَضىٰ عَبْدِكَ وَوَلِيِّ دِينِكَ، الْقائِمِ بِعَدْلِكَ، وَالدَّاعِي إِلىٰ دِينِكَ وَدِينِ آبائِهِ الصَّادِقِينَ، صَلاةً لَايَقْوىٰ عَلَىٰ إِحْصائِها غَيْرُكَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ عَبْدِكَ وَوَلِيِّكَ الْقائِمِ بِأَمْرِكَ، وَ الدَّاعِي إِلىٰ سَبِيلِكَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ عَلِيِّ بْنِ مُحَمَّدٍ عَبْدِكَ وَوَلِيِّ دِينِكَ؛
اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَى الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ الْعامِلِ بِأَمْرِكَ، الْقائِمِ فِي خَلْقِكَ، وَحُجَّتِكَ الْمُؤَدِّي عَنْ نَبِيِّكَ، وَشاهِدِكَ عَلَىٰ خَلْقِكَ، الْمَخْصُوصِ بِكَرامَتِكَ، الدَّاعِي إِلىٰ طاعَتِكَ وَطاعَةِ رَسُولِكَ صَلَوَاتُكَ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ . اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ حُجَّتِكَ وَوَلِيِّكَ الْقائِمِ فِي خَلْقِكَ صَلاةً تَامَّةً نَامِيَةً بَاقِيَةً تُعَجِّلُ بِها فَرَجَهُ وَتَنْصُرُهُ بِها، وَتَجْعَلُنا مَعَهُ فِي الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ . اللّٰهُمَّ إِنِّي أَتَقَرَّبُ إِلَيْكَ بِحُبِّهِمْ، وَأُوَالِي وَلِيَّهُمْ، وَأُعادِي عَدُوَّهُمْ، فَارْزُقْنِي بِهِمْ خَيْرَ الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ، وَاصْرِفْ عَنِّي بِهِمْ شَرَّ الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ وَأَهْوالَ يَوْمِ الْقِيامَةِ.
Sonra İmam Rıza aleyhisselamın mezarının başı ucunda durarak şöyle de:
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا نُورَ اللّٰهِ فِي ظُلُماتِ الْأَرْضِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عَمُودَ الدِّينِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ آدَمَ صِفْوَةِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ نُوحٍ نَبِيِّ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ إِبْراهِيمَ خَلِيلِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ إِسْماعِيلَ ذَبِيحِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُوسىٰ كَلِيمِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عِيسىٰ رُوحِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُحَمَّدٍ رَسُولِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ عَلِيٍّ وَلِيِّ اللّٰهِ وَوَصِيِّ رَسُولِ رَبِّ الْعَالَمِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ فاطِمَةَ الزَّهْراءِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ سَيِّدَيْ شَبابِ أَهْلِ الجَنَّةِ؛
“Selam olsun sana ey Allah’ın velisi! Selam olsun sana ey Allah’ın hücceti! Selam olsun sana ey yeryüzünün karanlıklarında Allah’ın nuru! Selam olsun sana ey dinin direği!
Selam olsun sana ey Allah’ın seçkin kulu Adem’in -ilminin- varisi! Selam olsun sana ey Allah’ın peygamberi Nuh’un -hilminin- varisi! Selam olsun sana ey Allah’ın halili İbrahim’in varisi! Selam olsun sana ey İsmail Zebihullah’ın varisi! Selam olsun sana ey Musa kelimullah’ın varisi! Selam olsun sana ey İsa Ruhullah’ın varisi! Selam olsun sana ey Muhammed Resulullah’ın varisi! Selam olsun sana ey Allah’ın velisi ve alemlerin Rabbinin elçisinin vasisi Emirulmüminin’in varisi! Selam olsun sana ey Fatıma-i Zahra’nın varisi! Selam olsun sana ey cennet gençlerinin efendileri Hasan ve Hüseyin’in varisi! Selam olsun sana ey ibadet edenlerin ziyneti Ali b. Hüseyin’in varisi! Selam olsun sana ey önceki ve sonrakilerin ilmini açıklayıp izah eden Muhammed b. Ali’nin varisi! Selam olsun sana ey Sadık ve Salih Cafer b. Muhammed’in varisi! Selam olsun sana ey Musa b. Cafer’in varisi! Selam olsun sana ey sıddık ve şehit! Selam olsun sana ey -Peygamberi’in- vasisi, salih ve müttaki!
Şahadet ederim ki sen namazı dosdoğru kıldın, zekatı verdin, iyiliğe emrettin ve kötülükten sakındırdın ve ölünceye kadar Allah’a ibadet ettin. Selam olsun sana ey Ebe’l Hasan Rıza! Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.”
السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ زَيْنِ الْعابِدِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ باقِرِ عِلْمِ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ الصَّادِقِ الْبارِّ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وارِثَ مُوسَى بْنِ جَعْفَرٍ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ الشَّهِيدُ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الْوَصِيُّ الْبَارُّ التَّقِيُّ، أَشْهَدُ أَنَّكَ قَدْ أَقَمْتَ الصَّلاةُ، وَآتَيْتَ الزَّكَاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَعَبَدْتَ اللّٰهَ مُخْلِصاً حَتّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَبَا الْحَسَنِ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ.
Sonra kendini parmaklıklara yapıştırarak şöyle de:
اللّٰهُمَّ إِلَيْكَ صَمَدْتُ مِنْ أَرْضِي، وَقَطَعْتُ الْبِلادَ رَجاءَ رَحْمَتِكَ فَلَا تُخَيِّبْنِي وَلَا تَرُدَّنِي بِغَيْرِ قَضاءِ حاجَتِي، وَارْحَمْ تَقَلُّبِي عَلَىٰ قَبْرِ ابْنِ أَخِي رَسُولِكَ صَلَواتُكَ عَلَيْهِ وَآلِهِ، بِأَبِي أَنْتَ وَأُمِّي يَا مَوْلايَ أَتَيْتُكَ زائِراً وافِداً عائِذاً مِمَّا جَنَيْتُ عَلَىٰ نَفْسِي، وَاحْتَطَبْتُ عَلَىٰ ظَهْرِي فَكُنْ لِي شافِعاً إِلَى اللّٰهِ يَوْمَ فَقْرِي وَفاقَتِي، فَلَكَ عِنْدَ اللّٰهِ مَقامٌ مَحْمُودٌ، وَأَنْتَ عِنْدَهُ وَجِيهٌ.
“Allah’ım! Yurdumdan seni kastettim, rahmetini umarak şehirleri ka-tettim; o halde, ümidimi boşa çıkarma; hacetlerimi reva etmeden beni geri çevirme ve Resulünün -rahmetin onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- kardeşinin oğlunun mezarına yönelmemden dolayı bana merhamet et. Babam ve anam sana feda olsun ey mevlam! Kendime yapmış olduğum cinayetten ve sırtıma aldığım ağır -günah- yükünden sana sığınarak senin haremine ve ziyaretine geldim. O halde, fakirlik ve yoksulluk gününde Allah’a doğru bana şefaatçi ol. Doğrusu Allah yanında senin övülmüş bir makamın var ve sen O’nun yanında saygınsın.”
Sonra sağ elini kaldır ve sol elini ise mezarın üzerine açarak şöyle de:
اللّٰهُمَّ إِنِّي أَتَقَرَّبُ إِلَيْكَ بِحُبِّهِمْ وَبِوِلايَتِهِمْ، أَتَوَلَّىٰ آخِرَهُمْ بِمَا تَوَلَّيْتُ بِهِ أَوَّلَهُمْ، وَأَبْرَأُ مِنْ كُلِّ وَلِيجَةٍ دُونَهُمْ . اللّٰهُمَّ الْعَنِ الَّذِينَ بَدَّلُوا نِعْمَتَكَ، وَاتَّهَمُوا نَبِيَّكَ، وَجَحَدُوا بِآياتِكَ، وَسَخِرُوا بِإِمامِكَ، وَحَمَلُوا النَّاسَ عَلَىٰ أَكْتافِ آلِ مُحَمَّدٍ . اللّٰهُمَّ إِنِّي أَتَقَرَّبُ إِلَيْكَ بِاللَّعْنَةِ عَلَيْهِمْ وَالْبَراءَةِ مِنْهُمْ فِي الدُّنْيا وَالآخِرَةِ يَا رَحْمٰنُ.
“Allah’ım! Ben onların sevgisi ve velayetiyle sana yaklaşıyorum, onların birincisini sevdiğim şeyle sonuncusunu da seviyorum ve onlardan başka her sırdaştan uzaklaşıyorum.
Allah’ım! Senin nimetlerini değiştirenlere, Peygamberini suçlayanlara, senin ayetlerini inkâr edenlere, imamınla alay edenlere ve insanları Muhammed’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’ine karşı durmaya zorlayanlara lanet et.
Allah’ım! Ben onlara lanet ederek, dünya ve ahirette onlardan uzaklaşarak sana yaklaşıyorum; ey Rahman!”
Sonra o hazretin ayak tarafına giderek şöyle de:
صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْكَ يَا أَبَا الْحَسَنِ، صَلَّى اللّٰهُ عَلَىٰ رُوحِكَ وَبَدَنِكَ، صَبَرْتَ وَأَنْتَ الصَّادِقُ المُصَدَّقُ، قَتَلَ اللّٰهُ مَنْ قَتَلَكَ بِالْأَيْدِي وَالْأَلْسُنِ.
“Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun ey Ebe’l-Hasan; Allah’ın rahmeti senin ruhuna ve bedenine olsun. Sen doğru konuşan ve doğrulanmış olarak sabrettin. Allah, el ve dillerle seni öldürenleri öldürsün.”
Sonra yakar ve Emirulmüminin Ali’nin, Hasan ve Hüseyin’in ve diğer Ehl-i Beyt imamlarının katillerine çokça lanet et. Sonra mezarın arka tarafından giderek o hazretin baş tarafında iki rekat namaz kıl; namazın birinci rekatında Fatiha’dan sonra Yâsîn suresini ve ikinci rekatında ise er-Rahman suresini oku. Elinden geldiği kadar dua ve yakarmada çaba harca ve kendin, baban, annen ve bütün mümin kardeşlerine çok dua et ve istediğin kadar o hazretin mezarının baş tarafında kal; namazlarını İmam aleyhisselamın türbesinin yanında kıl.
Bu ziyaret İmam’ın (a.s) ziyaretlerinin en iyisidir. “Men La Yehzuruhu’l-Fakih”, “Uyun-u Ahbar-i Rıza” kitabında, ayrıca Allame Meclisi ve diğerlerinin kitaplarında ziyaretin sonunda geçen “Ve sehiru bi-imametike” tabiri iki “mim” harfiyle yazılmıştır; yani “Allah’ım! Seninin onlar tarafından kıldığın imamla alay edenlere lanet et.” Ancak “Misbahu’z-Zâir” kitabında “Ve sehiru bi-eyyamike” şeklinde geçmiştir; bu da doğrudur; hatta bunun bir açıdan daha iyi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü bu durumda Ehl-i Beyt İmamlarının günleri kastedilmektedir. Nitekim kitabımızın birinci kısmın beşinci bölümünde geçen Sakr b. Ebi Dulef’in rivayetinden de bu anlaşılmaktadır. Bilinmesi gerekir ki, Ehl-i Beyt İmamlarının katillerine her dille lanet etmek iyidir; fakat bazı dualardan alınan şu ifadenin kullanılması daha uygun olabilir:
اللّٰهُمَّ الْعَنْ قَتَلَةَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، وَقَتَلَةَ الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ عَلَيْهِمُ السَّلامُ، وَقَتَلَةَ أَهْلِ بَيْتِ نَبِيِّكَ، اللّٰهُمَّ الْعَنْ أَعْداءَ آلِ مُحَمَّدٍ وَقَتَلَتَهُمْ، وَزِدْهُمْ عَذاباً فَوْقَ الْعَذَابِ، وَهَوَاناً فَوْقَ هَوَانٍ، وَذُلّاً فَوْقَ ذُلٍّ، وَخِزْياً فَوْقَ خِزْيٍ . اللّٰهُمَّ دُعَّهُمْ إِلَى النَّارِ دَعّاً، وَأَرْكِسْهُمْ فِي أَلِيمِ عَذابِكَ رَكْساً، وَاحْشُرْهمْ وَأَتْباعَهُمْ إِلىٰ جَهَنَّمَ زُمَراً.
“Allah’ım! Emirelmüminin’in katillerine, Hasan ve Hüseyin aleyhisselamların katillerine ve peygamberinin Ehl-i Beyt’inin katillerine lanet et. Allah’ım! Âl-i Muhammed’in katillerine ve onları öldürenlere lanet et; onların azap üzerine azaplarını, alçaklık üzerine alçaklıklarını, zillet üzerine zilletlerini ve rezillik üzerine rezilliklerini artır. Allah’ım! Onları zor bir şekilde cehennem ateşine götür ve onları elim azabına düşür; onları ve izleyicilerini grup grup cehenneme doğru haşreyle.”
“Tuhfetu’z-Zâir” kitabında, Şeyh Mufid, İmam Rıza aleyhisselamın ziyaretinden sonra şu duanın okunmasının müstehap olduğunu
kaydetmiştir:
اللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ يَا اللّٰهُ الدَّائِمُ فِي مُلْكِهِ، الْقَائِمُ فِي عِزِّهِ، الْمُطاعُ فِي سُلْطانِهِ، الْمُتَفَرِّدُ فِي كِبْرِيائِهِ، الْمُتَوَحِّدُ فِي دَيْمُومِيَّةِ بَقائِهِ، الْعادِلُ فِي بَرِيَّتِهِ، الْعالِمُ فِي قَضِيَّتِهِ، الْكَرِيمُ فِي تَأْخِيرِ عُقُوبَتِهِ .
“Allah’ım! Ben senden niyaz ediyorum; ey egemenliğinde sürekli, izzetinde kâim olan, saltanatında itaat edilen, yüceliğinde tek, ebediliğinin genişlik çölünde yalnız, yarattıklarının işinde adil, kaza ve kaderinde alim ve azabını geciktirmede kerim olan!
İlahî! Hacetlerim sana yönelmiştir, arzularım senin yanında durmuştur; beni bir hayra muvaffak ettiğinde ona kılavuzum ve ona yolum sendin. Ey istekler kendisini aciz bırakmayan Kadir, ey rağbet edenlerin kendisine sığındığı zengin! Ben sürekli, ihsan ve bağış adetleri üzere akan nimetlerinle birlikteyim. Senin her şeyde nüfuz eden kudretin, en az bir duayla örttüğün kesin kazan, dağlara bakarak yükselttiğin ve yeryüzüne bakarak yaydığın, göklere bakarak yükselttiğin, denizlere bakarak kaynatıp akıttığın bakışın hürmetine senden istiyorum; ey beşerin idrak ve duyu organlarından yüce, düşüncelerden geçmeyecek kadar latif olan! Ey mevlam! Sen ancak verdiğin muvaffakiyetle hamd edilirsin ve verdiğin bu muvaffakiyet de başak bir hamdı gerektirir; senin verdiğin en küçük nimetinden dolayı sana şükretmek başka bir şükrü gerektirir.
إِلٰهِي حَاجَاتِي مَصْرُوفَةٌ إِلَيْكَ، وَآمالِي مَوْقُوفَةٌ لَدَيْكَ، وَكُلَّما وَفَّقْتَنِي مِنْ خَيْرٍ فَأَنْتَ دَلِيلِي عَلَيْهِ وَطَرِيقِي إِلَيْهِ، يَا قَدِيراً لَاتَؤُودُهُ الْمَطالِبُ، يَا مَلِيّاً يَلْجَأُ إِلَيْهِ كُلُّ راغِبٍ، ما زِلْتُ مَصْحُوباً مِنْكَ بِالنِّعَمِ، جارِياً عَلَىٰ عَادَاتِ الْإِحْسانِ وَالْكَرَمِ، أَسْأَلُكَ بِالْقُدْرَةِ النَّافِذَةِ فِي جَمِيعِ الْأَشْياءِ، وَقَضائِكَ الْمُبْرَمِ الَّذِي تَحْجُبُهُ بِأَيْسَرِ الدُّعاءِ، وَبِالنَّظْرَةِ الَّتِي نَظَرْتَ بِها إِلَى الْجِبالِ فَتَشامَخَتْ، وَ إِلَى الْأَرَضِينَ فَتَسَطَّحَتْ، وَ إِلَى السَّماواتِ فَارْتَفَعَتْ وَ إِلَى الْبِحارِ فَتَفَجَّرَتْ؛
Senin nimetlerin ne zaman sayılıp bitirilir ki ey ilâhi, o nimetlerinin ne zaman şükrü yerine getirilebilir ki ey mevlam ve senin yarttıklarına ne zaman karşılık verilebilir mi ey efendim?! Halbuki hamdedenler senin nimetlerinle hamdederler; şükredenler senin şükrünle şükrederler. Günahların -bağışlanması- için senin affına güvenilir, günahkarların üzerine örtü (af) kanadını geren sensin, sıkıntıları kendi eliyle gideren sensin. Senin hilmin ne kadar günahları gizledi de onlar yok olup gittiler, lütfün ne kadar iyilikleri artırdı da onlara karşı mükafatın büyüdü. Adaletin dışında sen korkulmaktan, ihsan ve bağışın dışında ümit edilmekten yücesin. O halde lütuf ve bağışının gerektirdiği şeyle bana minnet bırak ve adaletinin hükmettiği şeyle beni zelil etme.
Ey mevlam! Eğer günahlarımı yeryüzü bilecek oldaydı beni içine alırdı, dağlar bilecek olsaydı üzerime yıkılırdı, gökler bilecek olsaydı beni süratle kapar, parçalarlardı, denizler bilecek olsaydı beni boğarlardı. Ey efendim, ey efendim, ey efendim, ey mevlam, ey mevlam, ey mevlam! Nice defalar ziyafet sofrana oturdum; o halde senden niyaz edenlere vaat ettiğin şeyden beni mahrum eyleme. Ey arfilerin marufu, ey abidlerin mabudu, ey şükredenlerin şükrettiği, ey zikredenlerin enisi, ey hamdedenlerin hamdettiği, ey kendisini talep edenlere hazır olan, ey kendisinin tekliğini ikrar edenlerin tavsif ettiği, ey kendisini sevenlerin sevgilisi, ey kendisini irade edenlerin imdatçısı, ey kendisine dönüş yapanların amacı, ey gaybı kendisinden başkası bilmeyen, ey kötülüğü kendisinden başkası gideremeyen, ey kendisinden başkası işleri düzene koyamayan, ey kendisinden başkası günahları bağışlayamayan, ey kendisinden başkası varlıkları yaratamayan, ey kendisinden başkası yağmuru yağdıramayan! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle ve beni bağışla; ey bağışlayanların en hayırlısı.
يَا مَنْ جَلَّ عَنْ أَدَوَاتِ لَحَظَاتِ الْبَشَرِ، وَلَطُفَ عَنْ دَقائِقِ خَطَراتِ الْفِكَرِ، لَاتُحْمَدُ يَا سَيِّدِي إِلّا بِتَوْفِيقٍ مِنْكَ يَقْتَضِي حَمْداً، وَلَا تُشْكَرُ عَلَىٰ أَصْغَرِ مِنَّةٍ إِلّا اسْتَوْجَبْتَ بِها شُكْراً، فَمَتىٰ تُحْصىٰ نَعْماؤُكَ يَا إِلٰهِي، وَتُجازىٰ آلاؤُكَ يَا مَوْلايَ، وَتُكافَأُ صَنَائِعُكَ يَا سَيِّدِي ؟ وَمِنْ نِعَمِكَ يَحْمَدُ الْحَامِدُونَ، وَمِنْ شُكْرِكَ يَشْكُرُ الشَّاكِرُونَ، وَأَنْتَ الْمُعْتَمَدُ لِلذُّنُوبِ فِي عَفْوِكَ، وَالنَّاشِرُ عَلَى الْخَاطِئِينَ جَنَاحَ سَِتْرِكَ، وَأَنْتَ الْكاشِفُ لِلضُّرِّ بِيَدِكَ،
Rabb’im! Ben utanarak senden bağışlanma diliyorum, ümit ederek senden bağışlanma diliyorum, sana dönüş yaparak senden bağışlanma diliyorum, sana rağbet ederek senden bağışlanma diliyorum, korkarak senden bağışlanma diliyorum, itaat ederek senden bağışlanma diliyorum, iman ederek senden bağışlanma diliyorum, ikrar ederek senden bağışlanma diliyorum, ihlasla senden bağışlanma diliyorum, takvayla senden bağışlanma diliyorum, tevekkül ederek senden bağışlanma diliyorum, zilletle senden bağışlanma diliyorum, senin için amel ederek, senden sana kaçarak senden bağışlanma diliyorum. O halde, Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle ve bütün yaratıklarının tövbesini kabul ettiğin şeyle benim ve anamın-babamın tövbesini kabul et; ey merhametlilerin en merhametlisi, ey çok bağışlayan ve merhametli olarak adlandırılan, ey çok bağışlayan ve merhametli olarak adlandırılan, ey çok bağışlayan ve merhametli olarak adlandırılan! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet eyle; benim tövbemi kabul et; amelimi temizle; çabamı mükafatlandır; yakarışıma acı; sesimi (duamı) engelleme; dileğimden mahrum etme, ey imdada çağıranların imdadına koşan! Benim selamımı ve duamı imamlarıma ulaştır ve senden istediğim her şeyde onları bana şefaatçi kıl; hediyemi onlara layık olduğu gibi ulaştır ve onlara hediyemi senden başkasının sayamayacağı sana yakışır bir fazlalıkla artır; güç ve kuvvet ancak ulu ve yüce olan Allah’tandır. Allah’ın rahmeti elçilerin en iyisi Muhammed’in ve onun tertemiz Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun.”
فَكَمْ مِنْ سَيِّئَةٍ أَخْفاها حِلْمُكَ حَتَّىٰ دَخِلَتْ ، وَحَسَنَةٍ ضاعَفَها فَضْلُكَ حَتَّىٰ عَظُمَتْ عَلَيْهَا مُجَازَاتُكَ ؟ جَلَلْتَ أَنْ يُخافَ مِنْكَ إِلّا الْعَدْلُ، وَأَنْ يُرْجىٰ مِنْكَ إِلّا الْإِحْسانُ وَالْفَضْلُ، فَامْنُنْ عَلَيَّ بِمَا أَوْجَبَهُ فَضْلُكَ وَلَا تَخْذُلْنِي بِما يَحْكُمُ بِهِ عَدْلُكَ؛ سَيِّدِي لَوْ عَلِمَتِ الْأَرْضُ بِذُنُوبِي لَساخَتْ بِي، أَوِ الْجِبالُ لَهَدَّتْنِي، أَوِ السَّمَاوَاتُ لَاخْتَطَفَتْنِي، أَوِ الْبِحارُ لأََغْرَقَتْنِي، سَيِّدِي سَيِّدِي سَيِّدِي، مَوْلايَ مَوْلايَ مَوْلايَ، قَدْ تَكَرَّرَ وُقُوفِي لِضِيافَتِكَ فَلَا تَحْرِمْنِي مَا وَعَدْتَ الْمُتَعَرِّضِينَ لِمَسْأَلَتِكَ،
يَا مَعْرُوفَ الْعارِفِينَ، يَا مَعْبُودَ الْعابِدِينَ، يَا مَشْكُورَ الشَّاكِرِينَ، يَا جَلِيسَ الذَّاكِرِينَ، يَا مَحْمُودَ مَنْ حَمِدَهُ، يَا مَوْجُودَ مَنْ طَلَبَهُ، يَا مَوْصُوفَ مَنْ وَحَّدَهُ، يَا مَحْبُوبَ مَنْ أَحَبَّهُ، يَا غَوْثَ مَنْ أَرَادَهُ، يَا مَقْصُودَ مَنْ أَنَابَ إِلَيْهِ، يَا مَنْ لَايَعْلَمُ الْغَيْبَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَا يَصْرِفُ السُّوءَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايُدَبِّرُ الْأَمْرَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايَغْفِرُ الذَّنْبَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لَايَخْلُقُ الْخَلْقَ إِلّا هُوَ، يَا مَنْ لا يُنَزِّلُ الْغَيْثَ إِلّا هُوَ، صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَاغْفِرْ لِي يَا خَيْرَ الْغافِرِينَ؛
رَبِّ إِنِّي أَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ حَياءٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ رَجاءٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ إِنَابَةٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ رَغْبَةٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ رَهْبَةٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ طَاعَةٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ إِيمانٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ إِقْرارٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفَارَ إِخْلاصٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ تَقْوىٰ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفَارَ تَوَكُّلٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفَارَ ذِلَّةٍ، وَأَسْتَغْفِرُكَ اسْتِغْفارَ عَامِلٍ لَكَ، هَارِبٍ مِنْكَ إِلَيْكَ، فَصَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَتُبْ عَلَيَّ وَعَلَىٰ والِدَيَّ بِما تُبْتَ وَتَتُوبُ عَلَىٰ جَمِيعِ خَلْقِكَ، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ؛
يَا مَنْ تُسَمَّىٰ [يُسَمَّىٰ] بِالْغَفوُرِ الرَّحِيمِ، يَا مَنْ تُسَمَّىٰ [يُسَمَّىٰ] بِالْغَفُورِ الرَّحِيمِ، يَا مَنْ تُسَمَّىٰ [يُسَمَّىٰ] بِالْغَفُورِ الرَّحِيمِ، صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَاقْبَلْ تَوْبَتِي، وَزَكِّ عَمَلِي، وَاشْكُرْ سَعْيِي، وَارْحَمْ ضَراعَتِي، وَلَا تَحْجُبْ صَوْتِي، وَلَا تُخَيِّبْ مَسْأَلَتِي، يَا غَوْثَ الْمُسْتَغِيثِينَ، وَأَبْلِغْ أَئِمَّتِي سَلامِي وَدُعائِي، وَشَفِّعْهُمْ فِي جَمِيعِ مَا سَأَلْتُكَ، وَأَوْصِلْ هَدِيَّتِي إِلَيْهِمْ كَما يَنْبَغِي لَهُمْ، وزِدْهُمْ مِنْ ذٰلِكَ مَا يَنْبَغِي لَكَ بِأَضْعَافٍ لَايُحْصِيها غَيْرُكَ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَىٰ أَطْيَبِ الْمُرْسَلِينَ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ الطَّاهِرِينَ.