Bütün Namazlardan Sonra Okunan Zikir Ve Dualar

Şeyh Mufid’in “Misbahu’l-Müteheccid” adlı kitabında ve diğer kaynaklarda nakledilen, bütün namazlardan sonra okunan dua ve zikirleri ihtiva eder.
Her namazın selamından sonra üç defa elleri kulakların hizasına kadar kaldırarak “Allah-u Ekber” dedikten sonra şu duayı oku:

لَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ إِلٰهاً وَاحِداً وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ، لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَ لَا نَعْبُدُ إِلّا إِيَّاهُ، مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ، لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ رَبُّنَا وَ رَبُّ آبائِنَا الْأَوَّلِينَ، لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ وَحْدَهُ وَحْدَهُ ، أَنْجَزَ وَعْدَهُ، وَنَصَرَ عَبْدَهُ، وَأَعَزَّ جُنْدَهُ، وَهَزَمَ الْأَحْزَابَ وَحْدَهُ، فَلَهُ الْمُلْكُ، وَلَهُ الْحَمْدُ، يُحْيِى وَيُمِيتُ، وَيُمِيتُ وَيُحْيِى، وَهُوَ حَيٌّ لَايَمُوتُ، بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ.

Allah’tan başka ilâh yoktur. Yegâne ilâhtır O. Biz O’na (hükümlerine) teslimiz. Allah’tan başka ilâh yoktur; yalnız O’na ibadet ederiz, dini O’na halis ve mahsus kılarız, müşrikler istemeseler bile. Allah’tan başka ilâh yoktur. Bizim ve ilk atalarımızın Rabb’idir O. Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir, O tektir, O tektir. Ahdine vefa etti; kuluna yardım etti, ordusuna izzet -ve zafer- verdi; tek başına muhalif güçleri bozguna uğrattı.
Mülk ve tüm övgüler O’na mahsustur. Diriltir ve öldürür, öldürür ve diriltir.

O, diridir, hiç bir zaman ölmez. Bütün hayırlar O’nun elindedir ve O her şeye kadirdir

Sonra şöyle de:

أَسْتَغْفِرُ اللّٰهَ الَّذى لَا إِلٰهَ إِلّا هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّوْمُ وَ أَتُوْبُ إِلَيْهِ.

Hayy (diri) ve Kayyum olan (her şeyi ayakta tutan) Allah’tan başka ilâh yoktur ve ben -tövbeyle- O’na dönüyorum.

Peşinden de şöyle devam et:

اللّٰهُمَّ اهْدِنِى مِنْ عِنْدِكَ، وَأَفِضْ عَلَىَّ مِنْ فَضْلِكَ، وَانْشُرْ عَلَىَّ مِنْ رَحْمَتِكَ، وَأَنْزِلْ عَلَىَّ مِنْ بَرَكاتِكَ، سُبْحانَكَ لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ اغْفِرْ لِى ذُنُوبِى كُلَّها جَمِيعاً، فَإِنَّهُ لا يَغْفِرُ الذُّنُوبَ كُلَّها جَمِيعاً إِلّا أَنْتَ، اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ مِنْ كُلِّ خَيْرٍ أَحَاطَ بِهِ عِلْمُكَ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ كُلِّ شَرٍّ أَحَاطَ بِهِ عِلْمُكَ؛ اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ عَافِيَتَكَ فِى أُمُورِى كُلِّها، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ خِزْىِ الدُّنْيَا وَعَذَابِ الْآخِرَةِ، وَأَعُوذُ بِوَجْهِكَ الكَرِيمِ، وَعِزَّتِكَ الَّتِى لَاتُرامُ، وَقُدْرَتِكَ الَّتِى لَايَمْتَنِعُ مِنْهَا شَىْءٌ، مِنْ شَرِّ الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ، وَمِنْ شَرِّ الْأَوْجاعِ كُلِّهَا، وَمِنْ شَرِّ كُلِّ دابَّةٍ أَنْتَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِها، إِنَّ رَبِّى عَلىٰ صِراطٍ مُسْتَقِيمٍ، وَلَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلّا بِاللّٰهِ الْعَلِيِّ الْعَظِيمِ، تَوَكَّلْتُ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَايَمُوتُ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَداً، وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَرِيكٌ فِى الْمُلْكِ، وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِيٌّ مِنَ الذُّلِّ، وَكَبِّرْهُ تَكْبِيراً.

“Allah’ım! Kendi katından beni (kendine doğru) hidayet et; kendi fazl ve ihsanından bana feyiz ulaştır. Rahmetinden benim üzerime yay.
Bana kendi bereketinden indir. -Bütün noksanlıklardan- münezzehsin Sen; Senden başka ilâh yoktur. Bütün günahlarımı bağışla; çünkü bütün
günahları Senden başka kimse bağışlamaz.
Allah’ım! İlminin kuşattığı her hayrı senden istiyorum; ilminin ihata ettiği her şerden sana sığınıyorum.
Allah’ım! Tüm işlerimde Senden afiyet diliyorum. Dünya rezilliğinden ve ahiret azabından sana sığınıyorum. (Allah’ım!) Senin kerim veçhine (yüce zatına), ulaşılması mümkün olmayan izzetine, dünya ve ahiret şerrinden ve bütün dertlerin şerrinden [ve senin kontrol edebileceğin bütün canlıların şerrinden] hiçbiri şeyin itaatsizlik edemeyeceği gücüne sığınıyorum. [Gerçekten Rabbim doğru gidişat üzeredir.] Güç ve kudret ancak Yüce ve Ulu Allah’tandır. Hiçbir zaman ölmeyecek diriye (Allah’a) tevekkül ettim. Hamd, kendine evlat edinmeyen, mülk ve saltanatta ortağı olmayan ve acizlikten ötürü bir dosta ihtiyacı olmayan Allah’a hastır ve O’nu büyük bir yüceltişle an.

 

Sonra Hz. Fatıma’nın (s.a) tesbihatını zikret. (34 defa “Allah-u Ekber”, 33 defa “Elhamdulillah” ve 33 defa da “Subhanellah” de). Peşinden yerinden hareket etmeden on defa şöyle de:

أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ وَحْدَهُ لَاشَرِيكَ لَهُ إِلٰهاً وَاحِداً أَحَداً فَرْداً صَمَداً، لَمْ يَتَّخِذْ صاحِبَةً وَلا وَلَداً.

Şehadet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur; tektir; ortağı yoktur.
Yegane, bir, tek, ihtiyaçsız, kendisine bir eş ve evlat edinmeyen ilâhtır O.

 

Yazar der ki: Bu tehlilin (“lâ ilâhe illellah…” demenin) fazileti oldukça çoktur; özellikle sabah ve akşam namazından sonra, güneş doğunca ve batınca okunması önemle tavsiye edilmiştir. Daha sonra şöyle de:

سُبْحانَ اللّٰهِ كُلَّما سَبَّحَ اللّٰهَ شَيْءٌ، وَكَمَا يُحِبُّ اللّٰهُ أَنْ يُسَبَّحَ، وَكَمَا هُوَ أَهْلُهُ، وَكَمَا يَنْبَغِى لِكَرَمِ وَجْهِهِ وَعِزِّ جَلالِهِ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ كُلَّما حَمِدَ اللّٰهَ شَىْءٌ، وَكَمَا يُحِبُّ اللّٰهُ أَنْ يُحْمَدَ، وَكَمَا هُوَ أَهْلُهُ، وَ كَمَا يَنْبَغِى لِكَرَمِ وَجْهِهِ وَعِزِّ جَلَالِهِ، وَلَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ كُلَّما هَلَّلَ اللّٰهَ شَىْءٌ، وَكَمَا يُحِبُّ اللّٰهُ أَنْ يُهَلَّلَ، وَكَمَا هُوَ أَهْلُهُ، وَكَمَا يَنْبَغِى لِكَرَمِ وَجْهِهِ وَعِزِّ جَلَالِهِ؛ وَاللّٰهُ أَكْبَرُ كُلَّما كَبَّرَ اللّٰهَ شَىْءٌ، وَكَمَا يُحِبُّ اللّٰهُ أَنْ يُكَبَّرَ، وَكَمَا هُوَ أَهْلُهُ، وَكَمَا يَنْبَغِى لِكَرَمِ وَجْهِهِ وَعِزِّ جَلالِهِ، سُبْحانَ اللّٰهِ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ، وَلَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ، وَاللّٰهُ أَكْبَرُ عَلَىٰ كُلِّ نِعمَةٍ أَنْعَمَ بِهَا عَلَىَّ وَعَلَىٰ كُلِّ أَحَدٍ مِنْ خَلْقِهِ مِمَّنْ كَانَ أَوْ يَكُونُ إِلَىٰ يَوْمِ الْقِيَامَةِ . اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ أَنْ تُصَلِّىَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ خَيْرِ مَا أَرْجُو وَ خَيْرِ مَا لَا أَرْجُو، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ مَا أَحْذَرُ وَمِنْ شَرِّ مَا لَاأَحْذَرُ.

Allah münezzehtir; her şey Allah’ı tesbih ettikçe ve Allah tesbih edilmeyi sevdiği gibi; nitekim O tesbihe ehildir ve veçhinin (zâtının) saygınlık ve yüceliğinin izzetine yakıştığı gibi.

Hamd Allah’a mahsustur; her şey Allah’ı hamdettikçe ve Allah hamdedilmeyi istediği gibi; nitekim O hamda ehildir ve veçhinin saygınlık ve yüceliğinin izzetine yakıştığı gibi. Allah’tan başka ilâh yoktur; her şey Allah’ı tehlil ettiği ve Allah tek olarak zikredilmeyi sevdiği gibi; nitekim O tek olarak zikredilmeye ehildir ve veçhinin saygınlık ve yüceliğinin izzetine yakıştığı gibi. Allah -vasfedilmeyecek kadar- yücedir; her şey Allah’ı yücelttikçe ve Allah yüceltilmeyi istediği gibi; nitekim o yüceltilmeye ehildir ve veçhinin saygınlık ve yüceliğinin izzetine yakıştığı gibi. Allah münezzehtir; hamd Allah’a mahsustur, Allah’tan başka ilâh yoktur; bana ve geçmişte olan ve kıyamete kadar gelecek olan tüm yarattıklarına verdiği -ve vereceği- her nimetten dolayı Allah yücedir.

Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’ne salat etmeni istiyorum; Senden ümit ettiğim ve etmediğim -her- hayrı diliyorum; korktuğum ve korkmadığım her şeyin şerrinden sana sığınıyorum.

Daha sonra “Fatiha Suresi”ni, “Ayete’l-Kursi”yi, -Âl-i İmran Suresinin 18 ve 19. ayeti olan- “Şehidellah” ayetini, -Âl-i İmran Suresi’nin 26. ve 27. ayeti olan- “Kulillahumme malike’l-mulk-i” ayetini, -Araf Suresinin 54, 55 ve 56. ayetleri olan- Sehra ayetlerini (“İnne Rebbekumullah” diye başlar ve “mine’l-muhsinin” diye biter) oku ve daha sonra üç defa şöyle de:

سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعالَمِينَ.

İzzet sahibi olan Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir; münezzehtir. Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun.
Alemlerin Rabb’i Allah’a hamd olsun.” (Saffat, 180-182.)

Sonra üç defa şöyle de:

اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَاجْعَلْ لِى مِنْ أَمْرِىَ فَرَجاً وَمَخْرَجاً، وَارْزُقْنِى مِنْ حَيْثُ أَحْتَسِبُ وَمِنْ حَيْثُ لَاأَحْتَسِبُ.

Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet et; işimde bana bir kurtuluş ve çıkış -yolu- kıl; umduğum ve ummadığım yerden beni rızıklandır.

 

Bu, Cebrail’in Hz. Yusuf’a (a.s) hapisteyken öğrettiği duadır. Sonra sağ elinle sakalını tut ve sol elini de gökyüzüne doğru açarak yedi
defa şöyle de:

يَا رَبَّ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، صَلِّ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَعَجِّلْ فَرَجَ آلِ مُحَمَّدٍ.

Ey Muhammed ve âl-i Muhammed’in (Ehl-i Beyt’inin) Rabbi! Muhammed ve âl-i Muhammed’e rahmet et; ve âl-i Muhammed’in (Ehl-i Beyt’inin) ferahlık ve gamının giderilmesini) te’cil et.

 

Yine aynı halde üç defa şöyle de:

يَا ذَاالْجَلالِ وَ الْإِكْرامِ، صَلِّ عَلىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ، وَارْحَمْنِى وَ أَجِرْنِى مِنَ النَّارِ.

Ey celal ve ikram sahibi! Muhammed ve âl-i Muhammed’e rahmet eyle; ve bana merhamet et beni cehennem ateşinden koru.

Sonra on iki defa “İhlas Suresi”ni oku ve peşinden şöyle de:

اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ الْمَكْنُونِ الْمَخْزُونِ، الطَّاهِرِ الطُّهْرِ الْمُبَارَكِ، وَأَسْأَلُكَ بِاسْمِكَ الْعَظِيمِ وَسُلْطَانِكَ الْقَدِيمِ، يَا وَاهِبَ الْعَطَايَا، وَيَا مُطْلِقَ الْأُسَارَىٰ، وَيَا فَكَّاكَ الرِّقابِ مِنَ النَّارِ، أَسْأَلُكَ أَنْ تُصَلِّىَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ وَأَنْ تُعْتِقَ رَقَبَتِى مِنَ النَّارِ وَأَنْ تُخْرِجَنِى مِنَ الدُّنْيَا سَالِماً، وَتُدْخِلَنِى الْجَنَّةَ آمِناً، وَأَنْ تَجْعَلَ دُعَائِى أَوَّلَهُ فَلَاحاً، وَ أَوْسَطَهُ نَجاحَاً، وَآخِرَهُ صَلَاحاً، إِنَّكَ أَ نْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ.

Allah’ım! Örtülü, gizli, pâk, tertemiz ve mübarek ismin hürmetine senden diliyorum; yüce ismin, ezeli saltanatın hürmetine senden istiyorum; ey bağışları karşılıksız veren, ey esirleri azad eden, ey kulları cehennem ateşinden kurtaran! Senden Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine rahmet etmeni, beni cehennem ateşinden kurtarmanı, beni dünyadan selametle çıkarmanı, emniyet ve güvenle cennete sokmanı duamın başını kurtuluş, ortasını zafer ve sonunu -halim için- salah kılmanı diliyorum; şüphesiz Sen gayıbları bilensin.

Sahife-i Aleviye’de bütün farz namazlardan sonra şu duanın okunması kaydedilmiştir:

يَا مَنْ لَايَشْغَلُهُ سَمْعٌ عَنْ سَمْعٍ، وَ يَا مَنْ لَايُغَلِّطُهُ السَّائِلُونَ، وَ يَا مَنْ لَايُبْرِمُهُ إِلْحَاحُ الْمُلِحِّينَ، أَذِقْنِى بَرْدَ عَفْوِكَ، وَ حَلَاوَةَ رَحْمَتِكَ وَمَغْفِرَتِكَ.

Ey hiçbir şeyi duymak kendisini başka bir şeyi duymaktan alıkoymayan, ey istekte bulunanlar kendisini hataya düşürmeyen ve ey ısrarda bulunan muhtaçların ısrarı kendisini yormayan! Bana afvının serinliğini (lezzetini), rahmet ve mağfiretinin tatlılığını tattır.

Sonra şöyle de:

إِلٰهِى هٰذِهِ صَلاتِى صَلَّيْتُها لَالِحاجَةٍ مِنْكَ إِلَيْهَا، وَلَا رَغْبَةٍ مِنْكَ فِيهَا، إِلّا تَعْظِيماً وَطَاعَةً وَ إِجَابَةً لَكَ إِلَىٰ مَا أَمَرْتَنِى بِهِ، إِلٰهِى إِنْ كَانَ فِيها خَلَلٌ أَوْ نَقْصٌ مِنْ رُكُوعِها أَوْ سُجُودِها فَلَا تُؤاخِذْنِى، وَ تَفَضَّلْ عَلَىَّ بِالْقَبُولِ وَالْغُفْرانِ.

Allah’ım! İşte bu benim namazımdır; bunu senin ona ihtiyacın ve rağbetin olduğu için kılmadım. Sadece sana ta’zim, itaat ve emrine icabet etmek için kıldım. Allah’ım! Eğer kıldığım bu namazın rüku ve secdelerinde bir halel veya noksanlık varsa, -ondan dolayı- beni muaheze etme, kabul ve mağfiretinle bana lütuf ve ihsanda bulun.

Ve yine Resulullah’ın (s.a.a) Emirulmüninin Ali’ye (a.s) öğrettiği şu hafıza duasını oku:

سُبْحَانَ مَنْ لَايَعْتَدِى عَلىٰ أَهْلِ مَمْلَكَتِهِ، سُبْحانَ مَنْ لَايَأْخُذُ أَهْلَ الْأَرْضِ بِأَلْوانِ الْعَذَابِ، سُبْحانَ الرَّؤُوُفِ الرَّحِيمِ . اللّٰهُمَّ اجْعَلْ لِى فِى قَلْبِى نُوراً وَ بَصَرَاً وَ فَهْماً وَ عِلْماً، إِنَّكَ عَلىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ.

Memleketinin halkına (alemdekilere) zulmetmeyen -Allah- münezzehtir; yeryüzü ehlini çeşitli azaplara duçar etmeyen -Allah- münezzehtir, şefkatli ve rahim olan Allah münezzehtir. Allah’ım! Benim için kalbimde bir nur, basiret, anlayış ve ilim kıl; şüphesiz senin her şeye gücün yeter.

Misbahu’l-Kef’amî’de namazlardan sonra üç defa şu duanın okunması bildirilmiştir:

أُعِيذُ نَفْسِى وَ دِينِى وَأَهْلِى وَمَالِى وَ وَلَدِى وَ إِخْوانِى فِى دِينِى، وَمَا رَزَقَنِى رَبِّى، وَخَواتَِيمَ عَمَلِى، وَمَنْ يَعْنِينِى أَمْرُهُ، بِاللّٰهِ الْوَاحِدِ الْأَحَدِ الصَّمَدِ الَّذِى لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُواً أَحَدٌ، وَبِرَبِّ الْفَلَقِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ، وَمِنْ شرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ، وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فى الْعُقَدِ، وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ، وَبِرَبِّ النَّاسِ، مَلِكِ النَّاسِ، إِلٰهِ النَّاسِ، مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الخَنَّاسِ الَّذِى يُوَسْوِسُ فِى صُدُورِ النَّاسِ مِنَ الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ.

Kendimi, dinimi, ailemi, malımı, evlatlarımı, din kardeşlerimi, Rabbimin bana rızık olarak verdiği şeyi, amelimin sonunu ve işi beni ilgilendireni; doğmamış ve doğrulmamış ve hiçbir şey O’nun dengi olmamış yegane, tek ve ihtiyaçsız olan Allah’a, karanlığı yarıp sabahı ortaya çıkaran Rabbe; yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden, haset ettiği zaman hasetçinin şerrinden sabahın Rabbine, insanların kalplerine vesvese sokan, pusuya çekilen cin, insan ve şeytanının şerrinden, insanların Rabbine, insanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine) ve insanların ilâhına sığındırıyorum.

Şeyh-i Şehid’den (“Şehid-i Evvel” diye bilinen “Muhammed b. Mekkî”) şöyle nakledilir: Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah Teala’nın kıyamet günü kötü amellerini kendisine bildirmemesini ve günah defterinin açmamasını dilerse her namazdan sonra şu duayı okusun:

اللّٰهُمَّ إِنَّ مَغْفِرَتَكَ أَرْجَىٰ مِنْ عَمَلِى، وَ إِنَّ رَحْمَتَكَ أَوْسَعُ مِنْ ذَنْبِى، اللّٰهُمَّ إِنْ كَانَ ذَنْبِى عِنْدَكَ عَظِيماً، فعَفْوُكَ أَعْظَمُ مِنْ ذَنْبِى، اللّٰهُمَّ إِنْ لَمْ أَكُنْ أَهْلاً أَنْ أَبْلُغَ رَحْمَتَكَ، فَرَحْمَتُكَ أَهْلٌ أَنْ تَبْلُغَنِى وَتَسَعَنِى، لِأَنَّهَا وَسِعَتْ كُلَّ شَىْءٍ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.

Allah’ım! Mağfiretin amelimden daha fazla umulmakta ve rahmetin günahımdan daha geniştir. Allah’ım! Eğer senin katında günahım büyükse, senin afvın benim günahımdan daha büyüktür. Allah’ım! Eğer ben senin rahmetine ulaşmaya lâyık değilsem, senin rahmetin bana ulaşmaya ve beni kapsamaya layıktır; çünkü senin rahmetin her şeyi kuşatmıştır. Rahmetinin hakkı için -duamı kabul et- ey merhametlilerin en merhametlisi!

 

İbn Babeveyh’ten (r.a) şöyle nakledilmiştir: Hz. Fatıma’nın (s.a) tesbih zikrinden yaptıktan sonra şöyle de:

اللّٰهُمَّ أَنْتَ السَّلَامُ، وَمِنْكَ السَّلَامُ، وَلَكَ السَّلَامُ، وَ إِلَيْكَ يَعُودُ السَّلَامُ، سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ، وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ . السَّلَامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّبِىُّ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ، السَّلامُ عَلَى الْأَئِمَّةِ الْهَادِينَ الْمَهْدِيِّينَ، السَّلَامُ عَلىٰ جَمِيعِ أَنْبِياءِ اللّٰهِ وَرُسُلِهِ وَمَلَائِكَتِهِ، السَّلامُ عَلَيْنا وَعَلَىٰ عِبادِ اللّٰهِ الصَّالِحِينَ؛

Allah’ım! Sen Selam’sın, selam sendendir, selam senin içindir ve selam sana döner. İzzet sahibi Rabbin onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir. Gönderilen peygamberlere selam olsun. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Ey Allah’ın Resulü!
Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam olsun hidayet eden ve hidayet olunan imamlara. Selam olsun Allah’ın tüm nebilerine, elçilerine ve meleklerine. Selam olsun biz müminlere ve Allah’ın salih kullarına.

السَّلامُ عَلَىٰ عَلِيٍّ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، السَّلامُ عَلَى الْحَسَنِ وَالْحُسَيْنِ سَيِّدَيْ شَبَابِ أَهْلِ الْجَنَّةِ أَجْمَعِينَ، السَّلَامُ عَلَىٰ عَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ زَيْنِ الْعَابِدِينَ، السَّلامُ عَلىٰ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ باقِرِ عِلْمِ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَىٰ جَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ الصَّادِقِ، السَّلامُ عَلَىٰ مُوسَى بْنِ جَعْفَرٍ الْكَاظِمِ، السَّلامُ عَلىٰ عَلِيِّ بْنِ مُوسَى الرِّضَا، السَّلامُ عَلىٰ مُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ الْجَوادِ، السَّلامُ عَلىٰ عَلِيِّ بْنِ مُحَمَّدٍ الْهادِي، السَّلامُ عَلَى الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ الزَّكِيِّ الْعَسْكَرِيِّ، السَّلامُ عَلَى الْحُجَّةِ بْنِ الْحَسَنِ الْقائِمِ الْمَهْدِيِّ، صَلَواتُ اللّٰهِ عَلَيْهِمْ أَجْمَعِينَ.

Selam olsun müminlerin emiri Ali’ye. Selam olsun cennet gençlerinin efendileri Hasan’a ve Hüseyin’e. Selam olsun ibadet edenlerin ziyneti Ali b. Hüseyin’e. Selam olsun peygamberlerin ilmini yaran Muhammed b. Ali’ye. Selam olsun Cafer b. Muhammed-i Sadık’a. Selam olsun Musa b. Cafer-i Kâzım’a. Selam olsun Ali b. Musa-i Rıza’ya, Selam olsun Muhammed b. Ali-yi Cevad’a. Selam olsun Ali b. Muhammed-i Hâdi’ye. Selam olsun Hasan b. Ali-yyi Zeki-yyi Askerî’ye. Selam olsun Hüccet b. Hasani’l-Kâimi’l-Mehdi’ye. Allah’ın selamı onların hepsinin üzerine olsun.

 

Sonra Allah Teala’dan hacetlerini dile.
Şeyh Kef’amî diyor ki: Namazlardan sonra şu duayı oku:

رَضِيتُ بِاللّٰهِ رَبّاً، وَبِالْإِسْلامِ دِيناً، وَبِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ نَبِيّاً، وَبِعَلِيٍّ إِمَاماً، وَ بِالْحَسَنِ وَ الْحُسَيْنِ وَ عَلِيٍّ وَ مُحَمَّدٍ وَجَعْفَرٍ وَ مُوسىٰ وَعَلِيٍّ وَمُحَمَّدٍ وَ عَلِيٍّ وَ الْحَسَنِ وَ الْخَلَفِ الصَّالِحِ عَلَيْهِمُ السَّلامُ، أَئِمَّةً وَسَادَةً وَقادَةً، بِهِمْ أَتَوَلَّىٰ، وَمِنْ أَعْدائِهِمْ أَتَبَرَّأُ.

Razı oldum Rabb olarak Allah’a, din olarak İslam’a, peygamber olarak Muhammed’e (Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun); imam olarak Ali’ye, imamlar, efendiler ve önderler olarak Hasan’a, Hüseyin’e, Ali’ye, Muhammed’e, Cafer’e, Musa’ya, Ali’ye, Muhammed’e, Ali’ye, Hasan’a ve onun salih oğlu Mehdi’ye -Allah’ın selamı onların üzerine olsun-. Onların velayetini kabul ediyorum, onların düşmanlarından
teberi ediyorum.

 

Sonra üç defa şöyle de:

اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ الْعَفْوَ وَ الْعافِيَةَ وَ الْمُعافاةَ فِى الدُّنْيا وَالْآخِرَةِ.

Allah’ım! Ben senden afv, afiyet, dünya ve ahirette -sürçmelerden- selametlik diliyorum.