İmam Hasan Askeri (a.s)’ın Ziyareti

Şeyh, muteber bir senetle o hazretten şöyle rivayet etmiştir: “Samerra’da benim mezarım, iki tarafın ehline belalardan ve Allah’ın
azabından aman ve güvencedir.”
Allame Meclisi bu hadisteki “iki taraf” tabirini Şia ve Sünni olarak yorumlamış ve demiştir ki: O hazretin bereketleri dost ve düşmanları kapsamıştır; nitekim Kazimeyn mezarı da Başdad’ın amanda kalmasına neden olmuştur…
Seyyid b. Tavus diyor ki: İmam Hasan Askeri aleyhisselamı ziyaret etmek istediğinizde İmam Nâki aleyhisselamın ziyaretinde yaptığınız şeyleri yaptıktan sonra türbenin yanında durarak şöyle de:

السَّلامُ عَلَيْكَ يَا مَوْلايَ يَا أَبا مُحَمَّدٍالْحَسَنِ بْنَ عَلِيٍّ الْهادِي الْمُهْتَدِي وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَ لِيَّ اللّٰهِ وَابْنَ أَوْ لِيَائِهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ اللّٰهِ وَابْنَ حُجَجِهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا صَفِيَّ اللّٰهِ وَابْنَ أَصْفِيَائِهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خَلِيفَةَ اللّٰهِ وَابْنَ خُلَفائِهِ وَأَبا خَلِيفَتِهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ خاتَمِ النَّبِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ سَيِّدِ الْوَصِيِّينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ سَيِّدَةِ نِسَاءِ الْعالَمِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ الْأَئِمَّةِ الْهَادِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا ابْنَ الْأَوْصِيَاءِ الرَّاشِدِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عِصْمَةَ الْمُتَّقِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا إِمامَ الْفائِزِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا رُكْنَ الْمُؤْمِنِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا فَرَجَ الْمَلْهُوفِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَارِثَ الْأَ نْبِياءِ الْمُنْتَجَبِينَ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا خَازِنَ عِلْمِ وَصِيِّ رَسُولِ اللّٰهِ؛

“Selam olsun sana ey mevlam, ey hidayet eden ve hidayet üzere olan Eba Muhammed Hasan b. Ali! Allah’ın rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun. Selam olsun sana ey Allah’ın velisi ve velilerinin oğlu! Selam olsun sana ey Allah’ın hücceti ve hüccetlerinin oğlu! Selam olsun sana ey Allah’ın seçtiği ve seçtiklerinin oğlu! Selam olsun sana ey Allah’ın halifesi ve halifelerinin oğlu ve halifesinin babası! Selam olsun sana ey son peygamberin oğlu! Selam olsun sana ey vasilerin efendisinin oğlu! Selam olsun sana ey Emirulmüminin’in oğlu! Selam olsun sana ey âlemlerin kadınlarının efendisinin oğlu! Selam olsun sana ey hidayet edici imamların oğlu! Selam olsun sana ey kılavuz vasilerin oğlu! Selam olsun sana ey muttakilerin koruyucusu! Selam olsun sana ey kurtulanların imamı! Selam olsun sana ey müminlerin rüknü! Selam olsun sana ey kederlilerin kurtuluşu! Selam olsun sana ey seçkin peygamberlerin mirasçısı! Selam olsun sana ey Resulullah’ın vasisinin ilminin hazinesi! Selam olsun sana ey Allah’ın hükmüne davet eden!

Selam olsun sana ey Allah’ın kitabının natıkı! Selam olsun sana ey hüccetlerin hücceti! Selam olsun sana ey ümmetlerin hidayet edicisi! Selam olsun sana ey nimetlerin velisi! Selam olsun sana ey ilim ocağı! Selam olsun sana ey sabır gemisi! Selam olsun sana ey zuhuru beklenilen İmamın babası; o hücceti akıl sahibine açıktır; marifeti yakin sahibine sabittir; zalimlerin gözlerinden örtülüdür; fasıkların devletinden gizlidir; Rabbimiz İslam’ı yok olduktan sonra kendisi vasıtasıyla yeniden geri getirecek ve Kur’an -ağacı-nı eseri kaybolduktan sonra yeşertecektir.

Şahadet ederim ki ey mevlam sen namazı ayakta tuttun, zekat verdin, marufu emrettin ve münkerden sakındırdın. Hikmet ve güzel nasihatle Rabbinin yoluna davet ettin. Yakin (ölüm) gelinceye kadar Allah’a ihlasla ibadet ettin.

السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا الدَّاعِي بِحُكْمِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ أَيُّهَا النَّاطِقُ بِكِتَابِ اللّٰهِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا حُجَّةَ الْحُجَجِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا هَادِيَ الْأُمَمِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا وَلِيَّ النِّعَمِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا عَيْبَةَ الْعِلْمِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا سَفِينَةَ الْحِلْمِ، السَّلامُ عَلَيْكَ يَا أَبَا الْإِمامِ الْمُنْتَظَرِ، الظَّاهِرَةِ لِلْعاقِلِ حُجَّتُهُ، وَالثَّابِتَةِ فِي الْيَقِينِ مَعْرِفَتُهُ، الْمُحْتَجَبِ عَنْ أَعْيُنِ الظَّالِمِينَ، وَالْمُغَيَّبِ عَنْ دَوْلَةِ الْفَاسِقِينَ، وَالْمُعِيدِ رَبُّنا بِهِ الْإِسْلامَ جَدِيداً بَعْدَ الانْطِماسِ، وَالْقُرْآنَ غَضّاً بَعْدَ الانْدِرَاسِ؛ أَشْهَدُ يامَوْلايَ أَنَّكَ أَقَمْتَ الصَّلاةَ، وَآتَيْتَ الزَّكَاةَ، وَأَمَرْتَ بِالْمَعْرُوفِ، وَنَهَيْتَ عَنِ الْمُنْكَرِ، وَدَعَوْتَ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ، وَعَبَدْتَ اللّٰهَ مُخْلِصاً حَتَّىٰ أَتَاكَ الْيَقِينُ، أَسْأَلُ اللّٰهَ بِالشَّأْنِ الَّذِي لَكُمْ عِنْدَهُ أَنْ يَتَقَبَّلَ زِيَارَتِي لَكُمْ، وَيَشْكُرَ سَعْيِي إِلَيْكُمْ، وَيَسْتَجِيبَ دُعَائِي بِكُمْ، وَيَجْعَلَنِي مِنْ أَنْصَارِ الْحَقِّ وَأَتْباعِهِ وَأَشْياعِهِ وَمَوالِيهِ وَمُحِبِّيهِ، وَالسَّلامُ عَلَيْكَ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكاتُهُ.

Sizin Allah yanındaki makamınız hürmetine Allah’tan istiyorum ki ziyaretimi kabul etsin, sizin yolunuzdaki çabamı mükafatlandırsın, sizin vasıtanızla duamı kabul etsin, beni hakkın yardımcılarından, izleyicilerinden, takipçilerinden, dostlarından ve sevenlerinden etsin; Allah’ın selamı, rahmet ve bereketleri senin üzerine olsun.”

Sonra türbeyi öperek önce yüzünün sağ tarafını ve peşinden de sol tarafını ona bırakarak şöyle de:

اللّٰهُمَّ صَلِّ عَلَىٰ سَيِّدِنا مُحَمَّدٍ وَأَهْلِ بَيْتِهِ، وَصَلِّ عَلَى الْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ الْهادِي إِلَىٰ دِينِكَ، وَالدَّاعِي إِلىٰ سَبِيلِكَ، عَلَمِ الْهُدىٰ، وَمَنارِ التُّقىٰ، وَمَعْدِنِ الْحِجىٰ، وَمأْوَى النُّهَىٰ، وَغَيْثِ الْوَرَىٰ، وَسَحَابِ الْحِكْمَةِ، وَبَحْرِ الْمَوْعِظَةِ، وَوَارِثِ الْأَئِمَّةِ، وَالشَّهِيدِ عَلَى الْأُمَّةِ، الْمَعْصُومِ الْمُهَذَّبِ، وَالْفاضِلِ الْمُقَرَّبِ، وَالْمُطَهَّرِ مِنَ الرِّجْسِ، الَّذِي وَرَّثْتَهُ عِلْمَ الْكِتابِ، وَأَلْهَمْتَهُ فَصْلَ الْخِطابِ، وَنَصَبْتَهُ عَلَماً لِأَهْلِ قِبْلَتِكَ، وَقَرَنْتَ طاعَتَهُ بِطاعَتِكَ، وَفَرَضْتَ مَوَدَّتَهُ عَلَىٰ جَمِيعِ خَلِيقَتِكَ، اللَّهُمَّ فَكَما أَنابَ بِحُسْنِ الْإِخْلاصِ فِي تَوْحِيدِكَ، وَأَرْدَىٰ مَنْ خَاضَ فِي تَشْبِيهِكَ، وَحامىٰ عَنْ أَهْلِ الْإِيمانِ بِكَ، فَصَلِّ يَا رَبَّ عَلَيْهِ صَلاةً يَلْحَقُ بِها مَحَلَّ الْخاشِعِينَ، وَيَعْلُو فِي الْجَنَّةِ بِدَرَجَةِ جَدِّهِ خاتَمِ النَّبِيِّينَ، وَبَلِّغْهُ مِنَّا تَحِيَّةً وَسَلاماً، وَآتِنا مِنْ لَدُنْكَ فِي مُوالاتِهِ فَضْلاً وَ إِحْساناً وَمَغْفِرَةً وَرِضْواناً، إِنَّكَ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ، وَمَنٍّ جَسِيمٍ.

“Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e ve Ehl-i Beyti’ne rahmet eyle. Hasan b. Ali’ye rahmet eyle; o, insanları senin dinine hidayet edendir; senin yoluna çağırandır; hidayet bayrağıdır; takva meşalesidir; akıl madenidir ve akıl ocağıdır; insanlara rahmet yağmuru, hikmet bulutudur; nasihat denizidir; hidayet imamlarının mirasçısıdır; ümmete şahittir; günahlardan masumdur, arındırılmıştır; fazilet sahibidir; senin dergâhına yakınlaştırılmıştır; zâhiri ve bâtıni pisliklerden arındırılmıştır; o öyle bir kişidir ki, sen onu Kur’an ilmine mirasçı kıldın, hak ve batılı birbirinden ayıran kesin sözü ona ilham ettin; kıblenin ehlinin hidayet bulması için onu yükselen bayrak kıldın; onun itaatine kendi itaatinin yanında yer verdin (ve şöyle buyurdun: Allah’a, resule ve sizden olan emir sahipleri ne itaat edin); ve sevgisini bütün yaratıklarına gerekli kıldın.

Allah’ım! Ya Rab! Onun tevhidinde güzel ihlasla sana geldiği, sana ortak koşup yaratıklara benzetme bataklığına düşenlerle savaştığı ve sana inananları himaye ettiği gibi, Sen de ona kendisini huşu ehlinin makamına ulaştıracak, cennette peygamberlerin sonuncusu olan dedesinin derecesine yükseltecek şekilde rahmet eyle. Bizden ona selam ve esenlik ulaştır. Onu sevmede bize kendi indinden fazilet, ihsan, mağfiret ve rıdvan ver; doğrusu sen büyük ihsan ve büyük bağış sahibisin.”

“Ey dâim, ey ebedi, ey diri, ey her şeyi koruyup yöneten (kayyum)! Ey üzüntü ve sıkıntıya son veren! Ey gâm ve kederi gideren! Ey elçiler gönderen, ey vaadi sadık, ey kendisinden başka ilâh olmayan diri! Dinleri kendileriyle sona erdirdiğin, tevili ve bâtını anlamayı yüzlerine açtığın habibin Muhammed’i ve vasisi olan amcası oğlu ve kızının eşi Ali’yi sana vasıta kılıyorum; bu ikisine geçmiştekilerin ve gelecektekilerin şahit olacağı, evliyanın ve salihlerin kurtulacağı şekilde rahmet eyle.

Ve sana hidayet üzere olan imamların annesi, alemlerin kadınlarının efendisi ve tertemiz evlatlarının izleyicilerinin hakkında şefaati kabul edilen Fatıma-i Zehra’yı vasıta kılıyorum; daima, ebediyen ve zamanın kaldığı sürece ona rahmet et.

Sonra ziyaret namazı kıl ve namazdan sonra şöyle de:

يَا دائِمُ يَا دَيْمُومُ، يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ، يَا كاشِفَ الْكَرْبِ وَالْهَمِّ، وَ يَا فارِجَ الْغَمِّ، وَيَا باعِثَ الرُّسُلِ، وَ يَا صادِقَ الْوَعْدِ، وَ يَا حَيُّ لَاإِلٰهَ إِلّا أَنْتَ، أَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِحَبِيبِكَ مُحَمَّدٍ وَ وَصِيِّهِ عَلِيٍّ ابْنِ عَمِّهِ وَصِهْرِهِ عَلَى ابْنَتِهِ الَّذِي خَتَمْتَ بِهِمَا الشَّرائِعَ، وَفَتَحْتَ بِهِمَا التَّأْوِيلَ وَالطَّلائِعَ، فَصَلِّ عَلَيْهِما صَلاةً يَشْهَدُ بِهَا الْأَوَّلُونَ وَالْآخِرُونَ، وَيَنْجُو بِهَا الْأَوْلِياءُ وَالصَّالِحُونَ، وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِفَاطِمَةَ الزَّهْراءِ والِدَةِ الْأَئِمَّةِ الْمَهْدِيِّينَ، وَسَيِّدَةِ نِساءِ الْعالَمِينَ، الْمُشَفَّعَةِ فِي شِيعَةِ أَوْلادِهَا الطَّيِّبِينَ، فَصَلِّ عَلَيْها صَلاةً دَائِمَةً أَبَدَ الْآبِدِينَ، وَدَهْرَ الدَّاهِرِينَ، وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِالْحَسَنِ الرَّضِيِّ الطَّاهِرِ الزَّكِيِّ، وَالْحُسَيْنِ الْمَظْلُومِ الْمَرْضِيِّ الْبَرِّ التَّقِيِّ، سَيِّدَيْ شَبابِ أَهْلِ الْجَنَّةِ الْإِمامَيْنِ الْخَيِّرَيْنِ الطَّيِّبَيْنِ التَّقِيَّيْنِ النَّقِيَّيْنِ الطَّاهِرَيْنِ الشَّهِيدَيْنِ الْمَظْلُومَيْنِ الْمَقْتُولَيْنِ؛

“Ey dâim, ey ebedi, ey diri, ey her şeyi koruyup yöneten (kayyum)! Ey üzüntü ve sıkıntıya son veren! Ey gâm ve kederi gideren! Ey elçiler gönderen, ey vaadi sadık, ey kendisinden başka ilâh olmayan diri! Dinleri kendileriyle sona erdirdiğin, tevili ve bâtını anlamayı yüzlerine açtığın habibin Muhammed’i ve vasisi olan amcası oğlu ve kızının eşi Ali’yi sana vasıta kılıyorum; bu ikisine geçmiştekilerin ve gelecektekilerin şahit olacağı, evliyanın ve salihlerin kurtulacağı şekilde rahmet eyle.

Ve sana hidayet üzere olan imamların annesi, alemlerin kadınlarının efendisi ve tertemiz evlatlarının izleyicilerinin hakkında şefaati kabul edilen Fatıma-i Zehra’yı vasıta kılıyorum; daima, ebediyen ve zamanın kaldığı sürece ona rahmet et.

Ve sana beğenilmiş, tertemiz ve çirkinliklerden arınmış Hasan’ı ve mazlum, beğenilmiş, iyi ve temiz Hüseyn’i vasıta kılıyorum; bu ikisi cennet gençlerinin efendileri, hayırsever, iyi, takvalı, çirkinliklerden arınmış, tertemiz, şehit, mazlum ve katledilmiş iki imamdır. O halde güneş doğduğu ve battığı sürece bu ikisine sürekli ve ardı-arkası kesilmeden rahmet eyle.

فَصَلِّ عَلَيْهِما مَا طَلَعَتْ شَمْسٌ وَمَا غَرَبَتْ صَلاةً مُتَوالِيَةً مُتَتالِيَةً، وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِعَلِيِّ بْنِ الْحُسَيْنِ سَيِّدِ الْعابِدِينَ، الْمَحْجُوبِ مِنْ خَوْفِ الظَّالِمِينَ، وَبِمُحَمَّدِ بْنِ عَلِيٍّ الْباقِرِ الطَّاهِرِ النُّورِ الزَّاهِرِ الْإِمامَيْنِ السَّيِّدَيْنِ، مِفْتاحَيِ الْبَرَكاتِ، وَمِصْباحَيِ الظُّلُماتِ، فَصَلِّ عَلَيْهِما مَا سَرىٰ لَيْلٌ وَمَا أَضاءَ نَهارٌ صَلاةً تَغْدُو وَتَرُوحُ، وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِجَعْفَرِ بْنِ مُحَمَّدٍ الصَّادِقِ عَنِ اللّٰهِ، وَالنَّاطِقِ فِي عِلْمِ اللّٰهِ، وَبِمُوسَى بْنِ جَعْفَرٍ الْعَبْدِ الصَّالِحِ فِي نَفْسِهِ، وَالْوَصِيِّ النَّاصِحِ، الْإِمامَيْنِ الْهادِيَيْنِ الْمَهْدِيَّيْنِ الْوافِيَيْنِ الْكافِيَيْنِ، فَصَلِّ عَلَيْهِما مَا سَبَّحَ لَكَ مَلَكٌ، وَتَحَرَّكَ لَكَ فَلَكٌ، صَلاةً تُنْمىٰ وَتَزِيدُ، وَلَا تَفْنىٰ وَلَا تَبِيدُ؛

Ve sana abidlerin efendisi, zalimlerin korkusundan gizli kalan Ali b. Hüseyin’i ve tertemiz, parlak nur olan Muhammed b. Ali el-Bâkır’ı vasıta kılıyorum; bu ikisi ümmetin imamları ve efendileri, bereketlerin anahtarları ve karanlıkların meşaleleridirler. O halde, bu ikisine gecenin karanlığıyla her şeyi örttüğü ve gündüzün her şeyi aydınlattığı müddetçe gece gündüz sabit kalan bir rahmetle rahmet eyle.

Ve sana Allah tarafından sadık ve Allah’ın ilminde natık Cafer b. Muhammed’i ve kendi zatında salih bir kul ve ümmetin hayrını isteyen vâsi Musa b. Cafer’i vasıta kılıyorum; bunlar iki hidayet edici, hidayet üzere, vefalı ve ümmetin işleri için yeterli imamdırlar. O halde, bu ikisine meleğin seni tespih ettiği ve felek hareket ettiği sürece sürekli artan, fazlalaşan, bitmeyen ve yok olmayan bir rahmetle rahmet eyle.

وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِعَلِيِّ بْنِ مُوسَىٰ الرِّضا، وَبِمُحَّمَدِ بْنِ عَلِيٍّ الْمُرْتَضَى الْإِمامَيْنِ الْمُطَهَّرَيْنِ الْمُنْتَجَبَيْنِ، فَصَلِّ عَلَيْهِما مَا أَضاءَ صُبْحٌ وَدامَ صَلاةً تُرَقِّيهِما إِلَىٰ رِضْوانِكَ فِي الْعِلِّيِّينَ مِنْ جِنانِكَ، وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ بِعَليِّ بْنِ مُحَمَّدٍ الرَّاشِدِ وَالْحَسَنِ بْنِ عَلِيٍّ الْهادِي الْقائِمَيْنِ بِأَمْرِ عِبادِكَ، الْمُخْتَبَرَيْنِ بِالْمِحَنِ الْهائِلَةِ، وَالصَّابِرَيْنِ فِي الْإِحَنِ الْمائِلَةِ، فَصَلِّ عَلَيْهِما كِفاءَ أَجْرِ الصَّابِرِينَ، وَ إِزاءَ ثَوابِ الْفائِزِينَ صَلاةً تُمَهِّدُ لَهُما الرِّفْعَةَ، وَأَتَوَسَّلُ إِلَيْكَ يَا رَبَّ بِإِمامِنا، وَمُحَقِّقِ زَمانِنَا، الْيَوْمِ الْمَوْعُودِ، وَالشَّاهِدِ الْمَشْهُودِ، وَالنُّورِ الْأَزْهَرِ، وَالضِّياءِ الْأَنْوَرِ، الْمَنْصُورِ بِالرُّعْبِ، وَالْمُظَفَّرِ بِالسَّعادَةِ، فَصَلِّ عَلَيْهِ عَدَدَ الثَّمَرِ، وَأَوْراقِ الشَّجَرِ، وَأَجْزاءِ الْمَدَرِ، وَعَدَدَ الشَّعْرِ وَالْوَبَرِ، وَعَدَدَ مَا أَحاطَ بِهِ عِلْمُكَ، وَأَحْصاهُ كِتابُكَ، صَلاةً يَغْبِطُهُ بِهَا الْأَوَّلُونَ وَالْآخِرُونَ؛ اللّٰهُمَّ وَاحْشُرْنا فِي زُمْرَتِهِ، وَاحْفَظْنا عَلَىٰ طاعَتِهِ، وَاحْرُسْنا بِدَوْلَتِهِ، وَأَتْحِفْنا بِوِلايَتِهِ، وَانْصُرْنا عَلَىٰ أَعْدائِنا بِعِزَّتِهِ، وَاجْعَلْنا يَا رَبِّ مِنَ التَّوابِينَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ .

Ve sana tertemiz ve seçkin iki imam olan Ali b. Musa Rıza’yı ve beğenilmiş Muhammed b. Ali’yi vasıta kılıyorum; bu ikisine gündüzün aydınlık verdiği ve bâki kaldığı müddetçe onları cennetlerin illiyininde (yücelerinde) rıdvan makamına yükseltecek bir rahmetle rahmet eyle.

Ve sana ümmeti hidayet eden Ali b. Muhammed’i ve Hasan b. Ali-i Hâdi’yi vasıta kılıyorum; onlar kullarının işlerinin koruyucuları ve yöneticileri, büyük mihnetlerle imtihan edilmiş ve -insanları batıldan hakka-meylettiren acılara sabreden iki imamdır. O halde, bu ikisine sabredenlerin mükafatı ve kurtuluşa erenlerin sevabının karşılığı olarak onlar için yüceliş hazırlayacak bir rahmetle rahmet eyle.

اللّٰهُمَّ وَ إِنَّ إِبْلِيسَ الْمُتَمَرِّدَ اللَّعِينَ قَدِ اسْتَنْظَرَكَ لِإِغْواءِ خَلْقِكَ فَأَ نْظَرْتَهُ، وَاسْتَمْهَلَكَ لِإِضْلالِ عَبِيدِكَ فَأَمْهَلْتَهُ بِسابِقِ عِلْمِكَ فِيهِ وَقَدْ عَشَّشَ، وَكَثُرَتْ جُنُودُهُ، وَازْدَحَمَتْ جُيُوشُهُ، وَانْتَشَرَتْ دُعاتُهُ فِي أَقْطارِ الْأَرْضِ، فَأَضَلُّوا عِبادَكَ، وَأَفْسَدُوا دِينَكَ، وَحَرَّفُوا الْكَلِمَ عَنْ مَواضِعِهِ، وَجَعَلُوا عِبادَكَ شِيَعاً مُتَفَرِّقِينَ، وأَحْزاباً مُتَمَرِّدِينَ، وَقَدْ وَعَدْتَ نَقْضَ بُنْيانِهِ، وَتَمْزِيقَ شَأْنِهِ، فَأَهْلِكْ أَوْلادَهُ وَجُيُوشَهُ، وَطَهِّرْ بِلادَكَ مِنِ اخْتِراعاتِهِ وَاخْتِلافاتِهِ، وَأَرِحْ عِبادَكَ مِنْ مَذاهِبِهِ وَقِياساتِهِ؛ وَاجْعَلْ دائِرَةَ السَّوْءِ عَلَيْهِمْ، وَابْسُطْ عَدْلَكَ، وَأَظْهِرْ دِينَكَ، وَقَوِّ أَوْلِياءَكَ، وَأَوْهِنْ أَعْداءَكَ، وَأَوْرِثْ دِيارَ إِبْلِيسَ وَدِيارَ أَوْلِيائِهِ أَوْلِياءَكَ، وَخَلِّدْهُمْ فِي الْجَحِيمِ، وَأَذِقْهُمْ مِنَ الْعَذابِ الْأَلِيمِ، وَاجْعَلْ لَعائِنَكَ الْمُسْتَوْدَعَةَ فِي مَناحِسِ الْخِلْقَةِ وَمَشاوِيهِ الْفِطْرَةِ دائِرَةً عَلَيْهِمْ وَمُوَكَّلَةً بِهِمْ وَجارِيَةً فِيهِمْ كُلَّ صَباحٍ وَمَساءٍ وَغُدُوٍّ وَرَواحٍ . رَبَّنا آتِنا فِي الدُّنْيا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا بِرَحْمَتِكَ عَذَابَ النَّارِ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.

Ve ey Rabb! Sana zamanımızdaki imamımızı, günümüzde hakkın koruyucusu olan, zuhur vaadı verileni, insanların şahidini ve âlemin şahit olacağı ve göreceği kimseyi, en aydın nuru, en parlak ışığı, düşmanların kalbine korku düşürülerek kendisine yardım edileni ve mutlak saadete ulaştırılanı vasıta kılıyorum; o halde, ona ağaçların meyveleri ve yaprakları sayısınca, kum tanelerince, saç ve kılların sayısınca ve senin ilminin ihata ettiği ve kitabının saydığı şeyler sayısınca, ilklerin ve sonların gıpta edeceği bir rahmetle rahmet eyle.

Allah’ım! Bizi onun safında haşret; bizi onun itaati üzere muhafaza et; onun devletiyle bizi koru; bize onun velayetiyle hediye ver (onun velayetinden bizi yararlandır); onun izzetiyle düşmanlarımıza karşı bize yardım et. Ve ey Rabb! Bizi tövbe edenlerden kıl; ey merhametlilerin en merhametlisi!

Allah’ım! Azgın ve melun İblis yarattıklarını aldatmak için senden talepte bulundu, sen de ona süre tanıdın ve kullarını saptırmak için senden mühlet istedi ve sen de ezeli ilminle onun halini bildiğin için ona mühlet verdin. O da yuva kurdu, askerleri arttı, ordusu kalabalıklaştı ve Şeytan’a davet edenler yeryüzünün dört bir yanına dağılarak kullarını saptırdılar, dinini bozdular, sözleri yerlerinden tahrif ettiler, kullarını dağılmış gruplar ve birbirine muhalif partiler haline getirdiler. Ve sen onun (Şeytan’ın) kökünü kazıyacağını ve düzenini dağıtacağını vaadettin; o halde onun evlatlarını ve ordularını helak et ve beldelerini onun buluşlarından -günahlarından- ve ihtilaflarından temizle, kullarını onun gidişatlarından ve kıyaslarından rahatlat ve onların bedbahtlıkla kuşat, adaletini yay, dinini aşikar et, evliyanı güçlendir, düşmanlarını zelil et. İblis ve dostlarının diyarını kendi dostlarına miras bırak. Onları cehennemde ebedi kıl, onlara acılı azabından tattır. Yaratılışın uğursuz yerlerinde ve tabiatın çirkinliklerindeki lanetlerini onlara kuşatıcı ve onlarla görevlendirilmiş kıl, her gün, her akşam, her sabah ve ikindi vakti lanetlerini onlar hakkında câri et. Rabbimiz! Bize dünyada güzellik ver, ahirette de güzellik ver ve bizi rahmetinle ateşin azabından koru; ey merhametlilerin en merhametlisi!”

Sonra kendin ve kardeşlerin için dua et; daha sonra mezarı İmam Hasan Askeri’nin türbesinin arkasında olan dünya ve ahiret hatunu İmam Mehdi’nin (a.f) annesini ziyaret et.”