Cennette Fıkhî Hükümler Var mıdır?

16.09.2026 21:44
Paylaş
A+
A-

Şu noktaya dikkat etmek gerekir ki ahiret âlemiyle, cennet ve cehennemin durumuyla ilgili meselelerde, vahiy ve masum din önderlerinin sözleri aracılığıyla bize ulaşan bilgiler dışında başka bir yolla bilgi edinmemiz mümkün değildir.

Yukarıdaki sorunun cevabı da dinî metinlerde açıkça belirtilmemiştir. Ancak bu metinlerde ele alınan hususlar dikkate alındığında, cennette özel birtakım kanun ve hükümlerin bulunmadığı; bulunsa bile bunların bu dünyadaki hükümler ve emirlerden farklı olduğu söylenebilir. Çünkü Yüce Allah’ın vazettiği ve insanları yerine getirmekle yükümlü kıldığı hükümlerin felsefesi, insanın gelişmesi, yücelmesi ve kemale ulaşmasıdır. Bu da bu dünyada yükümlülüklerin yerine getirilmesi sonucunda gerçekleşir. İnsanın cennette elde ettiği dereceler ise kendisinin bu dünyada ölmeden önce yaptığı iyi amellerden veya ölümünden sonra salih evlatlarının ya da diğer müminlerin yapıp sevabını kendisine hediye ettikleri amellerden kaynaklanmaktadır. Daha dakik bir ifadeyle; cennet ve cehennem, bizim dünyada gerçekleştirdiğimiz amellerin batını ve hakikatidir. Nitekim birçok rivayette şöyle geçmektedir: Bugün (dünya hayatı) amel yeridir ve hesap yoktur; yarın ise (ahiret âlemi) hesap yeridir ve amel yoktur.[1] Buna göre ahiret âleminde, mükellefiyet esasına dayanan, hesaba çekilmeye sebep olan ve kendisi de başka bir yerde ortaya çıkacak bir batın ve hakikate sahip bulunan bir amel mevcut değildir.

Bunun yanı sıra hükümler ve kanunlar genellikle başkalarının haklarına yönelik tecavüz ve haksızlığın veya en azından böyle bir ihtimalin bulunduğu yerlerde konulur. Oysa cennette bu tür meseleler yoktur. Çünkü:

  1. Tecavüz ve haksızlığın ortaya çıkmasına zemin yoktur. Tecavüz ve cinayet genellikle imkânların sınırlı olduğu ve bir nimete ulaşma talebinin o nimetin arzından fazla olduğu yerlerde ortaya çıkar. Oysa cennette hiçbir eksiklik yoktur ve Kur’an-ı Kerim’in buyurduğuna göre, arzu ettikleri ve gözlerin hoşuna giden her şey onların hizmetine sunulacaktır.[2]
  2. Kanun koymayı gerekli kılan bir başka durum ise insanların şeytanî telkinlerin, nefsânî arzuların veya haset ve kin gibi ruhsal hastalıkların etkisi altında çirkin ve uygunsuz davranışlarda bulunarak kendilerine ve başkalarına zulmetmeleri ve eziyet etmeleridir. Bu tür meseleler de cennette mevcut değildir. Çünkü oraya girmeye hak kazanan kimseler, temiz kalpli ve temiz yaratılışlı kişilerdir ve dünyada da nefsânî arzularını ve ahlakî hastalıklarını kontrol etmeyi başarmışlardır. Bunun yanı sıra Kur’an-ı Kerim şöyle buyurmaktadır: “Cennet ehlinin göğüslerinde bulunan her türlü gıllı (haset, kin, düşmanlık ve ihaneti) çıkarıp atarız (ve ruhlarını temizleriz); böylece hepsi birbirleriyle kardeş olurlar…”[3] Ayrıca cennet ehli arasında karşılıklı olarak söylenen sözler, selam, esenlik, hayır ve iyilikten başka bir şey değildir.[4]

Dolayısıyla cennet ehli arasında düşmanlığın ve saldırganlığın ortaya çıkması için bir zemin bulunmadığı ve çatışma ihtimalinin ortadan kalktığı anlaşılmaktadır. Bunun sonucunda kanun koymaya da ihtiyaç kalmaz. Bunların yanı sıra Kur’an ayetlerinden, cennet ehlinin arzu ve zevklerinin kötülük ve çirkinliklere yönelmediği anlaşılmaktadır. Onlar insanlığın, kemalin ve ruh güzelliğinin en üst derecesine ulaşmışlardır; öyle ki gerçekten sevilmeye değer olmadıkça hiçbir şeyi sevmezler[5] ve Allah’ın sevmediği hiçbir şeyi sevmezler.[6] Dolayısıyla kanun ve hüküm koymaya ihtiyaç yoktur.

Bazı müfessirler, Kur’an-ı Kerim’in “Altın tabaklar ve kadehler cennet ehlinin çevresinde dolaştırılır ve orada canların istediği ve gözlerin zevk aldığı her şey vardır”[7] buyurduğu ayetin altında şu soruyu gündeme getirmişlerdir: Bu ayetin anlamındaki genellik ve kapsam, dünyada haram olan şeyleri de içine alır mı? Eğer cennette bulunan bir kimse haram bir şeyi isterse bu ona verilir mi? Buna şu şekilde cevap vermişlerdir: Bu sorunun ortaya atılması bir noktaya dikkat edilmemesinden kaynaklanmaktadır. O da şudur: Haramlar ve çirkinlikler gerçekte insan ruhu için uygun olmayan bir yiyecek gibidir ve sağlıklı bir ruhun böyle bir iştahı olmayacağı açıktır. Bazen uygunsuz yiyeceklere ve hatta zehirlere karşı istek duyan, hasta bir ruhtur. Toprak ve benzeri şeyleri yemeye dahi eğilim gösteren hastalar vardır; ancak hastalık ortadan kalktığında sahte iştah da yok olur. Cennet ehli de asla bu tür necis ve kirli şeylere karşı bir eğilim duymaz. Çünkü onların ruhlarının arzusu ve yönelişi iyiliklere ve temizliklere doğrudur.[8]

Dipnotlar

[1]. el-Kâfî, c. 8, s. 58; Emîrü’l-Mü’minîn (a.s.): «…‏فَإِنَّ الْیَوْمَ عَمَلٌ وَ لَا حِسَابَ وَ إِنَّ غَداً حِسَابٌ وَ لَا عَمَلَ.»

[2]. Bk. Zuhruf, 71.

[3]. Hicr, 47.

[4]. Bk. Vâkıa, 26.

[5]. el-Mîzân Tercümesi, c. 29, s. 272 (40 ciltlik tercüme).

[6]. Aynı eser, c. 34, s. 154.

[7]. Zuhruf, 71.

[8]. Bk. Tefsîr-i Numûne, c. 21, s. 116.

Paylaş