categories
İmam Rıza Aleyhisselam’ın Ziyareti Hakkında Birkaç Nokta
1- Muteber bir senetle İmam Ali Naki aleyhisselamdan şöyle nakledilmiştir: Kim Allah’tan bir haceti olursa guslederek Tus şehrinde dedem İmam Rıza aleyhisselamı ziyaret etsin, o hazretin baş tarafında iki rekat namaz kılsın ve namazın kunutunda Allah’tan hacetlerini istesin; böyle yapacak olursa, günah için veya sıla-i rahimi kesmek için olmazsa duaları kabul olur. İmam Rıza aleyhisselamı bulunduğu yer cennet mekanlarından bir mekandır; kim İmamı ziyaret edecek olursa Allah Teala onu cehennemden kurtarır ve cennete sokar.
2- Allame Meclisi, Şeyh Bahai’nin babası Şeyh Hüseyin b. Abdussemed’in el yazmasından Şeyh Ebutayyib Hüseyin b. Ahmed-i Fakih-i Razi’nin şöyle dediğini nakleder: Kim İmam Rıza aleyhisselamı veya diğer Ehl-i Beyt İmamlarını ziyaret edecek olur ve o hazretin yanında Cafer-i Tayyar namazı kılarsa, kıldığı her rekat karşısında onun hakkında bin Hac, bin Umre yapmış olan, Allah yolunda bin köle azad etmiş olan ve gönderilmiş peygamberin yanında bin defa cihad yapmış olan kimsenin sevabı yazılır; attığı her adım karşısında onun için yüz hac, yüz umre ve Allah yolunda yüz köle azad etme sevabı yazılır ve yine ona yüz iyilik yazılır ve ondan yüz günah silinir.
(Cafer-i Teyyar namazı şöyledir:
En büyük iksir konumunda olan ve çok muteber senetlerle rivayet edilen Cafer-i Teyyar namazının birçok faziletleri vardır ve büyük günahların bağışlanmasına neden olur. Bu namazın en faziletli vakti Cuma günü öğlenin ilk vakitleridir.
Cafer-i Teyyar namazı dört rekattır. Sabah namazı gibi iki tane iki rekatlık namaz olarak kılınır. Birinci rekatta Fatiha suresinden sonra Zilzal Suresi, ikinci rekatta Fatiha suresinden sonra vel’Adiyat Suresi, üçüncü rekatta Fatiha suresinden sonra Nasr Suresi ve dördüncü rekatta ise Fatiha Suresinden sonra İhlas suresi okunur. Her rekatta Fatiha ve diğer sureyi okuduktan sonra, rükuya gitmeden önce on beş defa “Subhanellahi, vel’hamdulillahi, vela ilahe illellahu vel’lahu ekber” zikri söylenir. Yine bu zikir her rükuda on defa, rükudan doğrulduktan sonra on defa, birinci secdede on defa, birinci secdeden doğrulduktan sonra on defa, ikinci secdede on defa, ikinci secdeden sonra ve ayağa kalkmadan önce on defa okunur; her dört rekatta aynı işlem yapılır ve bu zikir dört rekat namazda toplan üç yüz defa söylenir.)
3- Muhavvel Secistani’den şöyle rivayet edilir: Me’mun, İmam Rıza aleyhisselamı Medine’den Horasan’a isteyince, İmam Rıza aleyhisselam Resulullah’ın türbesiyle vedalaşmak için mescide gitti; defalarca o hazretin mezarıyla vedalaşarak dışarı çıkıyor, sonra tekrar Resulullah’ın (s.a.a) mezarının yanına dönüyor ve hüngür hüngür ağlıyordu. Ben o hazretin yanına giderek selam verdim. İmam aleyhisselam selamımı aldı. Ben bu yolculuktan dolayı İmamı kutladım. İmam Rıza aleyhisselam buyurdu ki: “Beni ziyaret et; ben ceddim Resulullah’ın yanından ayrılıyorum; gurbette şehid edilip orada Harun’un yanında defnedileceğim.”
Şeyh Yusuf b. Hatem-i Şami, “Durr-un Nezim” adlı kitabında, bir grubun İmam Rıza aleyhisselamdan şöyle naklettiğini rivayet eder: “Ben Medine’den Horasan’a gitmek için dışarı çıkınca ailemi toplayarak onlara ağlayışlarını duymak için bana ağlamalarını söyledim. Sonra on iki bin dinar parayı onların arasında bölüştürdüm ve onlara, ben hiçbir zaman aileme dönmeyeceğim, dedim. Sonra Ebu Cafer Cevad’ı alarak Resulullah’ın mescidine götürdüm. Elini Resulullah’ın mezarının yanına bırakarak onu mezara yapıştırdım ve Allah Teala’-dan Resulullah’ın hakkı için onu korumasını istedim; bütün vekillerime onun sözlerini dinlemelerini, ona itaat etmelerini, ona muhalefet etmemelerini emrettim ve onun benim halifem olduğunu onlara anlattım.”
Seyyid Abdulkerim b. Tavus şöyle rivayet eder: Me’mun, İmam Rıza aleyhisselamı Medine’den Horasan’a çağırınca İmam aleyhisselam Medine’den Basra’ya gitti ve oradan da Kufe’ye gitmeksizin Kufe yoluyla Bağdat’a ve oradan da Kum şehrine gitti. Kum halkı İmam Rıza aleyhisselamı karşılamaya çıktılar ve o hazreti evlerinde ağırlamak ve misafir etmek için birbirleriyle kavga ediyorlardı. Bunun üzerine İmam Rıza aleyhisselam, “Devem nerede dursa ben de orada ineceğim” buyurdu. Deve giderek bir evin önünde durdu. Ev sahibi bir önceki gece rüya aleminde İmam Rıza aleyhisselamın yarın kendisine misafir olacağını görmüştü. Çok geçmeden orası büyük bir makam oldu ve bizim zamanımızda orada bir medrese yapılmıştır.
Şeyh Saduk kendi senediyle İshak b. Rahiveyh’den şöyle nakleder: İmam Rıza aleyhisselam Nişabur şehrine ulaşınca, hareket edip oradan ayrılmak istediğinde muhaddislerden bir grubu etrafını sararak, “Ey Resulullah’ın torunu! Bizim yanımızdan ayrılıyorsun; o zaman yararlanmamız için bize bir hadis söyle”, dediler. O sırada İmam tahtırevanda oturmuştu; başını dışarı çıkararak buyurdu ki: “Ben babam Musa b. Cafer’den, o da babası Cafer b. Muhammed’den, o da babası Muhammed b. Ali’den, o da babası Ali b. Hüseyin’den, o da babası Hüseyin b. Ali’den, o da Emirulmüminin Ali b. Ebutalib’den, o da Resulullah’tan, o da Cebrail’den ve o da Allah Teala’dan şöyle duyduğunu nakleder: “La ilahe illallah kelimesi benim sağlam kalemdir, kim benim sağlam kaleme girerse azabımdan amanda olur.” İmam Rıza aleyhisselam bu hadisi söyledikten sonra hareket etti; devesi hareket edince bize seslenerek şöyle buyurdu: “Fakat onun şartları vardır; ben de onun şartlarındanım.”
Ebaselt der ki: İmam Rıza aleyhisselam Me’mun’un yanında giderken Surh köyüne ulaşınca, ey Resulullah’ın torunu! Öğle oldu; namaz kılmıyor musunuz? dediler. Bunun üzerine imam inerek su istedi. Oradakiler yanlarında su olmadığını söylediler; dolayısıyla o hazret mübarek elleriyle yeri eşince yerden su kaynamaya başladı. Böylece İmam Rıza aleyhisselam ve yanında olanlar o suyla abdest aldılar. O suyun izi günümüze kadar kalıyor. İmam (a.s) Senabad’a girince mübarek sırtını kazan yontulan dağa yaslayarak şöyle buyurdu: “Allah’ım! Bu dağa fayda ver ve bu dağdan yontulan kazanların içine bırakılan şeylere bereket ver.” İmam (a.s) için o dağdan kazanlar yonttular ve İmam (a.s) kendisi için pişirilen yemeğin sadece o kazanlarda pişirilmesini buyurdu. O günden sonra halk o dağdan kazanlar ve kaplar yontup bereket buldular.
4- “Matlau’ş-Şems”in sahibi şöyle nakletmektedir: Hicri bin altı yüz yılında Zilhicce ayının yirmi beşinde 1. Şah Abbas kutsal Meşhed şehrine girince İmam’ın (a.s) haremini, Özbek Abdulmu’minhan’ın yağmaladığını ve altınla kaplanmış kubbeden (Muhaccer-i Tela) başka bir şey bırakmadığını görünce Zilhicce’nin yirmi sekizinde Meşhed’-den Herat’a gidip Herat’ı geri aldı; orasını düzene koyduktan sonra Meşhed’e geri döndü. Bir ay orada kalıp haremin avlusunu tamir edip hademelerine bağışta bulunduktan sonra Irak’a döndü. Bin sekiz yılının sonunda Şah Abbas tekrar Meşhed şehrine giderek kışı orada geçirdi ve haremin baş hademesi olarak hizmette bulundu. Bir gece makasla haremdeki mumların başlarını keserken aniden Şeyh Bahaî (r.a) şu dörtlüğü okudu:
Oldu sürekli İlliyyin melleri
Hareminin mumunun pervanesi
İhtiyatla makasla ey hademe
Korkarım kanadı kesile Cebrail’in
Şah Abbas yaya olarak Meşhed şehrine gitmeyi nezrettiği için hicri bin dokuz yılında yaya olarak Meşhed şehrine gitti ve o uzak yolu yirmi sekiz günde kat etti. Alem Ara tarihinin yazarı bu konuda şu şiirleri yazmıştır:
Şah-ı Merdan’ın kölesi Abbas Şah
Kıymetli bir inci, yüce padişah
Horasan şahının kabrine doğru
Yaya gitti, sınırsız ihlas buldu
Nihayet şöyle diyor:
Yaya gitti, hareme müşerref oldu
İsfahan’dan Meşhed’e gitmek tarih oldu.
Şah Abbas Meşhed’e ulaşınca İmam’ın (a.s) hareminin avlusunu genişletti ve mübarek ravzanın kapısının bulunduğu ve avlunun bir köşesinde yer aldığı için çirkin bir görünümü olan Alişir balkonunu ortaya aldı ve onun karşısına diğer tarafa başka bir balkon daha yaptırdı. Şehrin batı kapısından doğusuna kadar bir cadde planladı. Bu cadde her taraftan haremin avlusuna ulaşıyor ve balkonların arasından geçiyordu. Çeşmeler ve su kanalları açarak şehre getirdi ve caddelerin ortasından bir nehir akıttı ve avlunun ortasına büyük bir havuz yaptırdı. Nehirden gelen su havuzdan geçerek doğu caddesine akıyordu. Mirza Muhammed Rıza Sadr, Alirıza Abbasî ve Muhammedrıza İmamî’nin hattıyla yazılar (ketibe)ler yazıldı. Şah Abbas mutahhar kubbenin (ketibesin)de değindiğimiz gibi İmam’ın (a.s) hareminin kubbesini altınla süsletti. Bu (ketibe) şöyledir:
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Allah Teala’nın en büyük lütuf ve tevfikatlarından biri de en büyük sultan Arap ve Acemlerin padişahlarının efendisi, tertemiz Peygamber soyuna ve nurlu Alevi (a.s) hasebine sahip olan, bu tertemiz lahuti haremin hizmetçilerinin ayaklarının toprağı ve bu melekutî ve nurlu türbenin ziyaretçilerinin ayakkabılarının tozu, masum ecdadının eserlerini yayan sultan oğlu sultan Ebu’l-muzaffer Şah Abbas el-Hüseynî el-Musevî es-Safevi Behadurhan’dır. Yaya olarak hükümet merkezi olan İsfahan’dan bu mübarek haremin ziyaretine gelmekle saadete ulaşmak istedi ve bin on yılında şahsına ait halis malından bu mübarek haremi ziynetlendirme şerefini buldu ve bin on altı yılında ise bu çalışmasını tamamladı.
5- Şeyh Tabersi “A’lam-ul Vera” adlı eserinde İmam Rıza aleyhisselamın mucizelerinden bir kaçını zikrettikten sonra diyor ki: İmam Rıza aleyhisselamın şahadetinden sonra günümüze kadar o hazretin şahadet yerinden halka beliren, herkes tarafından doğrulanan, dost ve düşman tarafından ikrar edilen bereketler, nişaneler ve insanı hayrete düşüren olaylar sayılmayacak kadar fazladır. O mukaddes şehirde anadan doğma kör ve Abraş hastalığına tutulanlar şifa bulmuş, dualar kabul olmuş, hacetler reva olmuş ve sıkıntılar giderilmiştir; biz bunlardan bir çoğuna kendimiz tanık olarak kesin kanaat getirmişizdir.
Şeyh Hürr-i Amili “İsbatu’l-Hudat” kitabında Şeyh Tabersi’den bunları naklettikten sonra diyor ki: “Bu kitabın yazarı Muhammed b. Hasan el-Hürr diyor ki: Ben, Meşhed şehrinde olduğum yirmi altı yıl içerisinde Şeyh Tabersi’nin gördüğü bu mucizelerden birçoğunu gördüm ve şahsen tanık oldum ve Tabersi gibi ben de doğruluğuna yakin ettim; bu alanda duyduğum şeyler tevatür haddini aşmıştır. Çok şükür, ben bu şehirde ettiğim duanın ve Allah’tan istediğim hacetin reva olmadığını hatırlamıyorum; daha geniş bilgi kitabımızın kapasitesini aştığı için bu kadarıyla yetiniyoruz.”
Bu mübarek türbeden her zaman o kadar mucize ve kerametler görülmektedir ki, geçmiş olayları nakletmeye gerek yoktur. Recep ayının yirmi yedinci gecesinin amelleri bölümünde buna uygun olan bir şeylere işaret ettik; bu bölümü daha fazla uzatmadan İmam Rıza aleyhisselamın medhinde Camî’den nakledilen şu şiirlerle bitirmemiz yerinde olacaktır:
Selam olsun Tâhâ ve Yâsîn Ehl-i Beyt’ine
Selam olsun peygamberlerin üstününün ailesine
Selam olsun imamın o şanlı türbesine
Ki saltanat ve dinin sözü övügür kendisine
Hak imam ve mutlak şahın
Geldi kapısına kıblesi sultanların
İhsan dalının gülü, irfan sarayının şahı
Varlık aleminin incisi, kainatın mahı
Ali b. Musa Rıza, rıza oldu lakabı
Rıza olunca dini, rıza kaldı lakabı.
Şeref ve fazilette onu alem görürsün
Yoksa gözünde siyah, onda alem görürsün
Gönül alıcı ıtrından cennetin hurileri
Süpürürler kapısının tozunu saçlarıyla
İstiyorsan, evet koş, onun eteğine sarıl
Ondan başka ne varsa, hiç durma hemen ayrıl.