Android
- Siteyi Google Chrome ile açın.
- Sağ üstteki üç nokta menüsüne dokunun.
- “Uygulamayı yükle” veya “Ana ekrana ekle” seçeneğini seçin.
- Yükle diyerek işlemi tamamlayın.

Kur’ân-ı Kerîm’in toplanması ve tedvin edilmesi konusunda Müslüman âlimler arasında üç görüş bulunmaktadır:
Şiî âlimlerin birçoğu, özellikle müteahhir âlimler ve çağdaş araştırmacılar, Kur’an’ın Hz. Peygamber (s.a.a.) döneminde ve onun gözetiminde toplandığı görüşündedir.[4]
Bazı Şiîler de ikinci görüşü kabul etmiş ve Ali’yi (a.s.) onun derleyicisi olarak görmemişlerdir.[5] Buna karşılık Ehl-i Sünnet’in büyük bir bölümü üçüncü görüşü tercih etmiş; müsteşrikler de genellikle aynı görüşü benimseyerek şunu eklemişlerdir: Hz. Ali’nin (a.s.) topladığı Kur’an, sahabiler tarafından dikkate alınmamıştır.
Açıkça görüldüğü üzere birinci ve ikinci görüşe göre Kur’an’ın tamamının bir araya getirilmesi Allah’a isnat edilmekte, surelerin oluşumu ve sıralanışı da ilahî vahyin ışığında gerçekleşmiş olmaktadır. Çünkü İslam Peygamberi (s.a.a.), şu mübarek ayetler gereğince: «وَ ما یَنْطِقُ عَنِ الْهَوى»، «إِنْ هُوَ إِلاَّ وَحْیٌ یُوحى»،[6] söylediği her şeyi, özellikle de dinî konularda, vahyin rehberliğiyle söylüyordu. Masum İmamlar (a.s.) da peygamber olmamalarına rağmen risalet yolunun devam ettiricileri olup ilahî ismet makamına ve ledünnî ilme sahiptiler.
Üçüncü görüşü kabul edenler ise yalnızca bu iki hususun, yani surelerin oluşumu ve sıralanışının ilahî olduğunu ispatlayamamakla kalmayacak, gerçekte bunu reddetmiş ve sahabilerin kişisel zevk ve tercihlerinin bu meselede etkili olduğunu kabul etmiş olacaklardır.
Bu noktada birkaç hususun belirtilmesi gereklidir:
Allâme Tabâtabâî, şu mübarek ayetin tefsirinde: «إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّکْرَ وَ إِنَّا لَهُ لَحافِظُون»،[7] şöyle der: Kur’an için zikredilen fesahat ve belagat, onda çelişki bulunmaması ve benzerinin getirilememesi gibi özelliklerin tamamı, bugün elimizde bulunan bu Kur’an’da mevcuttur. Buradan hareketle bu Kur’an’ın, İslam’ın ilk döneminde ve bizzat Resûl-i Ekrem’in (s.a.a.) zamanında bilinen Kur’an’ın aynısı olduğu sonucuna varır.[8]
Bu söz, Kur’an’dan tahrifi nefyetse de bu bütünün bugünkü şekil ve biçimiyle vahiy kaynaklı olduğunu ispatlayamaz. Çünkü zikredilen özellikler, sureleri meydana getiren ayetler bütününün sıralamasının ve mevcut Kur’an’ı meydana getiren sureler bütününün sıralamasının Hz. Peygamber dönemindeki sıralamayla aynı olduğunu ispatlayabilecek nitelikte değildir.
Eğer bir kimse sayısal i‘câzı, Kur’an’daki kelime ve terkiplerin yanı sıra sureler ve onların sıralanışı alanında da ispatlayabilirse; yani bir surenin ayetleri arasında ve surelerin kendi aralarında, oluşturulması insan için mümkün olmayan özel sayısal ilişkilerin bulunduğunu gösterebilirse, surelerin ve sıralanışlarının da vahiy kaynaklı olduğunu ispatlayabilir. Bununla birlikte, yine de bir sure içerisinde toplanmış olan bütün ayetlerin sıralamasının vahiy kaynaklı olduğu ispatlanmış olmayacaktır.[9], [10]
Mecma‘u’l-Beyân ve el-Keşşâf’ta şöyle nakledilmiştir: «وَ اتَّقُوا یَوْماً تُرْجَعُونَ فیه…» ayeti nazil olduğunda Cebrâil şöyle dedi: Bunun yeri Bakara suresinin 280. ayetinin başıdır. Oysa Bakara suresi hicretin ilk yıllarında nazil olmuş, bu ayet ise hicretin onuncu yılında Vedâ Haccı sırasında indirilmiştir. Mecma‘u’l-Beyân’da şöyle denilmektedir: Bakara suresinin tamamı Medenîdir; ancak «و اتقوا یوما…» ayeti Vedâ Haccı sırasında nazil olmuştur.
Birinci görüşü ispatlamak için şu deliller zikredilmiştir:
Mecma‘u’l-Beyân’ın mukaddimesinde, beşinci bölümde, Seyyid Murtazâ Alemü’l-Hüdâ’dan şöyle nakledilmektedir: Kur’an, Resûlullah (s.a.a.) döneminde bugünkü şekliyle tedvin edilmişti.[11] Bunun delili şudur: Kur’ân-ı Kerîm o dönemde öğretiliyor, tamamı ezberleniyordu. Onu Resûlullah’a arz ediyor ve onun huzurunda okuyorlardı. Abdullah b. Mes‘ûd, Übey b. Kâ‘b ve diğer bazı kimseler Kur’an’ı birkaç kez Hz. Peygamber’e okumuşlardı.
Hâkim, el-Müstedrek’te[12] Zeyd b. Sâbit’ten şöyle nakleder: «کُنَّا عِنْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَیْهِ وَسَلَّمَ نُؤَلِّفُ الْقُرْآنَ مِنَ الرِّقَاعِ»; “Resûlullah’ın yanında bulunuyor ve Kur’an’ı yazılı parçalar üzerinden bir araya getiriyorduk.” Allâme Hûî de bunu el-Beyân’da,[13] Süyûtî’nin el-İtkân’ından ve el-Müstedrek’ten nakletmiştir.
Bu ifade, vahiy kâtiplerinden bir grubun Hz. Peygamber’in huzurunda bir araya gelerek, yazılı parçalarda ve kumaşlarda bulunan Kur’an’ı topladıklarını ve düzenlediklerini açıkça göstermektedir. Abdullah b. Ömer şöyle der: Kur’an’ı topladım ve her gece onu okuyordum. Bu haber Hz. Peygamber’e ulaşınca şöyle buyurdu: “Kur’an’ı bir ayda oku.”[14] Bu hadis de Kur’ân-ı Kerîm’in Resûlullah döneminde toplanmış olduğuna delalet etmektedir.
Şiî ve Ehl-i Sünnet kaynakları ittifakla Resûlullah’ın (s.a.a.) şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: «لَا صَلَاةَ إِلَّا بِفَاتِحَةِ الْکِتَاب».[15] Bilindiği üzere Hamd suresi, Kur’an’dan nazil olan ilk sure değildir. Dolayısıyla Resûlullah’ın (s.a.a.) dilinde Hamd suresinin “Fâtihatü’l-Kitâb” olarak adlandırılması, Kur’ân-ı Kerîm’in o Hazret’in döneminde toplanmış olduğunu ve Hamd suresinin onun başına yerleştirilmiş bulunduğunu göstermektedir.
Mütevatir Sekaleyn hadisinde Resûlullah’ın şöyle buyurduğu nakledilmiştir: «انى تارک فیکم الثقلین کتاب الله و عترتی … ». Dolayısıyla o Hazret’in “Kitâbullah” ifadesiyle dağınık ve düzensiz bir şeyi kastetmiş olması kabul edilmesi güç bir durumdur. Bu sebeple onun kastettiği, telif edilmiş ve düzenlenmiş bir kitaptı.
Rivayetlerde bazı sahabilerin Kur’an’ı Resûlullah döneminde topladıkları bildirilmiştir. Bunların arasında Ali b. Ebî Tâlib (a.s.), Sa‘d b. Ubeyd, Ebü’d-Derdâ, Muâz b. Cebel, Sâbit b. Zeyd b. Nu‘mân, Übey b. Kâ‘b ve Zeyd b. Sâbit bulunmaktadır. Ebû Abdullah Zencânî’nin kaleme aldığı Târîh-i Kur’an adlı eserde bu konu nakledildikten sonra Buhârî’den, Süyûtî’nin el-İtkân’ından, Beyhakî’den ve Hârizmî’nin Menâkıb’ından bu hususa ilişkin birkaç rivayet aktarılmıştır. Bunlar, Ayetullah Hûî’nin el-Beyân adlı eserinin “Cem‘u’l-Kur’an” bölümünde de ayrıntılı olarak nakledilmiştir. Bu rivayetlerin zahiri, Kur’ân-ı Kerîm’in sıralanması ve tedvin edilmesinin kastedildiğini göstermektedir ki bu çalışma doğal olarak Hz. Peygamber’in (s.a.a.) gözetimi altında gerçekleştirilmiştir.
Bütün bunlardan daha önemlisi, İmamların (a.s.) bu sıralamaya itiraz etmemiş ve onu kabul etmiş olmalarıdır. Eğer bu tedvin ve sıralama Resûlullah döneminde ve onun gözetimi altında gerçekleştirilmiş olmasaydı, Masum İmamlar (a.s.) bunu açıklardı. En azından şöyle buyururlardı: Bu Kur’an, nazil edilen Kur’an’ın aynısıdır; ancak bu sıralama Resûlullah’tan sonra yapılmıştır.
Bunun yanı sıra Resûlullah’ın (s.a.a.) Kur’an’a yönelik sınırsız ihtimamı da onun bu işi gerçekleştirmeden dünyadan ayrılmasına engel olurdu.[16]
[1]. Bkz.: Tâlekânî, Seyyid Abdülvehhâb, Ulûm-i Kur’an, s. 83.
[2]. Bkz.: Celâlî Nâînî, Seyyid Muhammed Rızâ, Târîh-i Cem‘-i Kur’ân-ı Kerîm, s. 87.
[3]. Bu görüş, Ehl-i Sünnet’in çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir. Aynı eser, s. 19-51.
[4]. Bkz.: Ulûm-i Kur’an, s. 83; Mîlânî, Seyyid Ali, et-Tahkîk fî Nefyi’t-Tahrîf ani’l-Kur’âni’ş-Şerîf, s. 41-42 ve 46; Ma‘rifet, Muhammed Hâdî, Sıyânetü’l-Kur’an mine’t-Tahrîf, s. 34.
[5]. Bkz.: Târîh-i Cem‘-i Kur’ân-ı Kerîm, s. 80.
[6]. “O, hevâ ve hevesinden konuşmaz. Onun söylediği, kendisine vahyedilen vahiyden başka bir şey değildir.” Necm, 3-4.
[7]. “Şüphesiz bu Kur’an’ı tedricen biz indirdik ve elbette onun koruyucusu da biziz.” Hicr, 9.
[8]. Bkz.: Tabâtabâî, Seyyid Muhammed Hüseyin, el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’an, c. 12, s. 104, Lübnan, Müessesetü’l-A‘lemî li’l-Matbûât, 2. baskı, 1390 h.k.
[9]. Hâdevî Tahrânî, Mehdî, Mebânî-yi Kelâmî-yi İctihâd, s. 54-55, Kum, Hâne-i Hired, 1. baskı, 1377 h.ş.
[10]. “Kur’an’ın Toplanması ve Düzenlenmesi”, s. 71’den alınmıştır.
[11]. «ان القرآن کان على عهد رسول الله صلى الله علیه و آله مجموعا مؤ لفا على ما هو علیه الآن». Kâşânî, Molla Fethullah, Zübdetü’t-Tefâsîr, c. 1, s. 10, Kum, Bünyâd-ı Maârif-i İslâmî, 1. baskı, 1423 h.k.; Feyz-i Kâşânî, Molla Muhsin, Tefsîru’s-Sâfî, tahkik: A‘lemî, Hüseyin, c. 1, s. 53, Tahran, es-Sadr, 2. baskı, 1415 h.k.
[12]. Hâkim Nîşâbûrî, Muhammed b. Abdullah, el-Müstedrek ale’s-Sahîhayn, tahkik: Atâ, Mustafa Abdülkâdir, c. 2, s. 249, hadis 2901 ve s. 668, hadis 4217, Beyrut, Dârü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1. baskı, 1411 h.k.
[13]. Hûî, Seyyid Ebü’l-Kâsım, el-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’an, s. 253, Kum, Müessesetü İhyâ-i Âsâri’l-İmâm el-Hûî, 1. baskı, tarihsiz.
[14]. Aynı eser, s. 249. «جمعت القرآن فقرات به کل لیله فبلغ النبى (ص ) فقال اقراه فى شهر».
[15]. Kutbüddin Râvendî, Saîd b. Abdullah, Fıkhu’l-Kur’an, tahkik ve tashih: Hüseynî, Seyyid Ahmed, c. 1, s. 102, Kum, Ayetullah Mar‘aşî Necefî Kütüphanesi, 2. baskı, 1405 h.k.
[16]. Bkz.: Kureşî, Seyyid Ali Ekber, Nigâhî be Kur’an, “Kur’an Surelerinin Terkibi ve Sıralanışı” bölümü.