Üçüncü Delil: Mucizeler
Allah-u Teâlâ peygamberlerini insanlara elçi olarak gönderirken onlara, elçiliklerini ispat edebilmeleri için mucizeler vermiştir. Hz. Muhammed’in de tarihi kaynaklarda kaydedilmiş çok sayıda mucizeleri bulunuyor. Bu mucizeler Efendimizin peygamberlik iddiasının gerçek olduğunu ve yeryüzünü yaratan sonsuz güçle bağlantı halinde bulunduğunu ispat etmektedir.
İlgili kitaplarda bu mucizeler genişçe yer almaktadır. Biz burada, bazı mucizelere kısaca değinmekle yetineceğiz:
Kamer Sûresi’nin ilk ayetlerinde değinildiği gibi ayı ikiye ayırıp sonra tekrar birleştirmesi.
Abdest alırken abdest suyunu Hudeybiye kuyusuna döker dökmez kuyunun suyla dolup taşması.
Tebuk Gazvesi’nden dönerken, çok sayıda insanı doyuracak şekilde parmakları arasından su kaynaması.
Suyu çekilmiş bulunan kuyuya tükürdüğünde kuyunun suyunun kaynayıp artması.
İnzar ayetinden sonra, yakın akrabalarından davet ettiği yaklaşık kırk kişilik topluluğu, Hz. Ali’ye hazırlattığı bir koyun budu ve bir miktar süt ile doyurması.
Sahabelerden Cabir Bin Abdullah’ın evinde, iki üç kişilik yemekle, bütün sahabesinin doymasını sağlaması.
Huneyn Gazvesi’nde bir avuç toprak serperek, çok sayıda düşman askerlerinin gözlerini tozla doldurması. Bu olaya Enfal Suresi 17. ayette şöyle işaret ediliyor: “Attığında atan sen değildin, lakin Allah’tı atan”
Ağacı yanına çağırdığında, ağacın yakınına gelmesi ve sonra yine emretmesiyle yerine dönmesi.
Bir gecede Mekke’den Kudüs’e gidip ve oradan da gök âleminde Miraca çıkıp tekrar dönmesi.
Havada buluttan ve yağmurdan bir eser olmadığı halde, Peygamberimizin yağmur duasının hemen ardından yağmur yağması.
Bol bereket ve kazanç için dua ettiği kişilerin bolluk ve bereket içine girip rızıklarının aniden artması.
Müslümanlar daha çok zayıf ve kötü durumdayken, Mekke’nin fethedileceğini müjdelemesi.
Haftalarca uzaklıkta mesafeden vefat eden Habeş kralı Necaşi’nin ölümünü haber verip aynı gün kendisi için uzaktan cenaze namazı kılması.
Hz. Ammar’ın isyankâr bir topluluk tarafından şehit edileceğini haber vermesi.
Hz. İmam Ali’nin (a) şehadetini ve üç farklı güruhla savaşacağını haber vermesi.
Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edileceğini haber vermesi.
Kızı Hz. Fatıma’nın kendisinden sonra ilk ahirete göçecek olan yakını olacağını haber vermesi.
Seçkin sahabesi Hz. Ebuzer’in yalnız ve gurbette öleceğini haber vermesi.
Mute savaşı sırasında Medine’de bulundukları halde, savaş meydanında şehit olan sahabeleri bildirmeleri de bilinen önemli mucizelerdendir. Zeyd Bin Harise’nin şehit edildiğini bildirdiler. Sonra buyurdular sancağı şimdi Cafer teslim aldı. Ardından Cafer’in şehid edildiğini bildirdiler ve sonra Cafer de şehit oldu, buyurdular. En son biraz bekleyip “şimdi Abdullah Bin Revaha sancağı teslim aldı” diye buyurdular. Hatta kalkıp Cafer’in evine gittiler. Cafer’in oğlunu dışarı çağırdılar ve mübarek gözleri yaşardı. Ashap Mute savaşından döndüklerinde olayların aynen Hz. Muhammed’in şehirde bildirdiği gibi cereyan ettiğini anlattılar.
Anlatılanlar peygamber efendimizin tarih kaynaklarına yansıyan mucizelerinin sadece bir kısmıdır. Bu konuda daha geniş bilgi için ilgili kitaplara başvurmak gerekmektedir.
Özetlemek gerekirse: Peygamberimizin peygamberliğini ispat eden delillerden biri de mucizeleridir. Bu mucizeler birkaç olaydan ibaret olsaydı belki tarihi olarak inkâr etmek ve şüpheyle bakmak mümkün olabilirdi. Ancak yüzleri bulan çok sayıda mucize söz konusudur ve bu mucizeler tarih kaynaklarında çeşitli zamanlarda, farklı kişiler tarafından rivayet edilmiştir. Bu durum genel anlamda mucizelerin gerçekliğini inkâr edilemez kılmaktadır. Dolayısıyla mucizeler Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispat eden kesin bir delil olarak sayılmalıdır.
En Büyük Mucize, Kuran-ı Kerim
Peygamberimizin yüzlerce mucizesi vardır. Ancak bu mucizeler tarihte kalmış mucizelerdir. Bütün zaman ve mekânlarda geçerli olan canlı mucizesi ise Allah’ın kendisine indirdiği kitap yani Kuran-ı Kerim’dir.
Kuran’ın mucize oluşu konusunda birçok kitap kaleme alınmıştır. Biz burada özet olarak birkaç madde halinde bu konuyu ele alacağız:
1- Okuma yazması olmayan bir kişinin, böylesine bir kitabı kendisi yazmış olması mümkün değildir. Dolayısıyla Kuran’ın varlığı Peygamberimizin hakkaniyetini ispat etmektedir.
2- Kuran-ı Kerim içeriği ve edebî üslubu bakımından, hiçbir insanın yazamayacağı kadar derin, güzel ve kâmildir. Ne sıradan düzyazı ile yazılan bir kitaptır, ne de bilinen anlamda bir şiir kitabıdır.
Birçok konuyu bir arada ele alan, kelimeleri ve cümleleri arasında eşsiz bir ahenk bulunan bir hidayet kitabıdır. Başı ile sonu arasında bir zıtlık, hükümleri arasında bir çelişki yoktur. Yasakları ve emirleri insanları birçok kötülükten kurtarmakta ve en güzel olana doğru yöneltmektedir.
Kuran-ı Kerim en güzel öğütler, en güzel ve ibretli kıssalar ve dünyalar kadar anlamı kendinde özetleyen hikmet dolu ayetlerle dolup taşmaktadır.
3- Kuran-ı Kerim’in bütün insanlığa şöyle bir meydan okuması vardır:
Eğer bu kitabı Muhammed’in (s) kendisinin yazdığını düşünüyorsanız ve Allah’tan gelmemiş diyorsanız, o zaman siz de böyle bir kitap yazıp getirin.[1] Hatta bir kişi olarak başaramıyorsanız, hepiniz bir araya gelerek yazın, diye çağrıda bulunmuştur. Ancak edebi ve bilimsel çalışmaların gelişmesine, insanoğlun bilgi birikiminin artmasına rağmen, şimdiye kadar kimse Kuran-ı Kerim’e denk olabilecek bir kitap getirmeyi başaramamıştır. Çünkü Kuran, bilgisi ve hikmeti sonsuz olan yüce yaratıcının kitabıdır. İnsanlar asla onun bir dengini ortaya çıkaramamışlar ve çıkaramazlar.
4-Kuran-ı Kerim’in gelecekten ve o zaman keşfedilmemiş bilimsel gerçeklerden haber vermesi de bir başka mucizesidir. Bu mucizelerden birkaçına değinelim:
a-Kuran-ı Kerim Rum imparatorluğunun İran imparatorluğu karşısında yenildiğini belirttikten sonra, daha gerçekleşmemiş olan bir haber veriyor ve Rumların bu mağlubiyetten kısa süre sonra İran’ı mağlup edeceklerini bildiriyor.[2]
b-Kuran’ı Kerim çeşitli ayetleriyle Müslümanların zafere ulaşacakları ve Mekke’yi fethedeceklerini bildirmiştir.[3]
c-Kuran-ı Kerim hiçbir bilimsel keşfin gerçekleşmediği o dönemde, daha son dönemlerde ortaya çıkan bir bilimsel gerçeği açıklamıştır. Bu gerçek, bildiğimiz ve bilmediğimiz çoğu şeylerin çift olarak yaratılmış olduğudur. “Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden her şeyi çift yaratan Allah’ın şanı ne yücedir”[4]
d-Kuran-ı Kerim, rüzgarların aşılayıcı özelliğini, yani bitkilerin döllenmesindeki fonksiyonunu beyan etmektedir. Hâlbuki rüzgârın bu etkisi son asırların bilimsel keşiflerindendir. Kuran şöyle buyuruyor: “Aşılayıcı rüzgârlar gönderdik.”[5]
Kuran’da evrenin genişleme halinde olması, yeryüzünde yükseldikçe hava basıncının artması, yer çekimi, suların karışmaması gibi birçok bilimsel gerçek doğrudan veya dolaylı şekilde bildirilmiştir.
Kuran’ın, edebi, içeriksel ve bilimsel mucizeliği konusunda detaylı bilgiler için ilgili kitaplara başvurulmalıdır.
[1]–“De ki: Eğer bütün insanlar ve cinler bu Kuran’ın bir benzerini getirmek üzere toplansa, -hatta onların bir kısmı bir kısmına destekçi de olsa- onun bir benzerini getiremezler.” (İsra, 88)
[2]–“Elif, Lam, Mim. Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir.” (Rum, 1-2)
[3]–“Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram’a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih nasip kıldı.” (Fetih, 27)
[4]-Yasin, 36.
[5]-Hicr, 22.