Hz. Muhammed’in Ahlâk ve Davranışı

Toplumun Ahlâka Olan İhtiyacı

Bilim ve teknik ilerledikçe insanın ahlâka olan ihtiyacı da artar. Bu yöndeki ilerlemeye paralel olarak peygamberlerin getirmiş olduğu ahlâkî değerlerin ivedilikle göz önünde bulundurulması ve de tam anlamıyla uygulanması gerekmektedir. Çünkü bilim ve teknik dünyası, insan yaşamına yalnızca birtakım araç ve gereçler sunar, bunların kötüye kullanılmasını kesinlikle engelleyemez.

Suç, cinayet, fesat, adam öldürme, intihar… istatistiğinin gün geçtikçe artıyor olması, bu gerçeği çok net olarak göstermektedir.

Yüce Allah’ın görevlendirdiği peygamberler ekolünün bir bölümünü oluşturan ahlâkın topluma hâkim olmaması durumunda, bilim ve teknik, insanın mutluluk ve huzurunu garantileyemeyecek ve hatta milyonlarca insanı evsiz-barksız bırakmaları, güçsüz halkların haklarını çiğnemeleri ve kanlar akıtmaları için sömürü odaklarına hizmet edecektir.

İnsanın serkeş ruhunu ve azgın içgüdülerini dizginleyebilecek, bilim ve tekniği genel barış ve huzur malzemesi kılabilecek tek etken, Allah’a imandan kaynaklanan gerçek ahlâkî değer yargılarıdır.

Peygamberlerin ahlâkî öğretileri ve davranışları, özlenen yaşam sahiline insanı ulaştırabilecek en güzel vesiledir. Ahlâkî değerler, her insanın gerek bireysel ve gerekse sosyal yaşamında yerini almalıdır; topluma önderlik sorumluluğu taşıyanlar içinse kaçınılmazdır. Bunun nedeni şöyle açıklanabilir:

Birinci olarak, toplumun eğitmeni konumunda olan bir insanın kendisi, öncelikle yüce ahlâk ve değerlerin canlı örneği olmalıdır ki, insanların kalplerini ahlâkî pisliklerden arındırabilsin. Eğitmen konumundaki şahıs, bu büyük sermayeden mahrum olursa çok yönlü bir başarıya da ulaşamayacaktır.

İkinci olarak, toplumu hidayet edebilmek o denli ağır bir sorumluluktur ki, insan kendini ahlâkî değerlerle donamadıkça onun üstesinden gelemez.

Bu sebepledir ki yüce Allah, peygamberlerini yüce ruh sahibi, sabırlı, dayanıklı, affedici, erdemli insanlar arasından seçmiştir. Bu peygamberler de, sahip oldukları üstün ahlâk silahıyla, sapkın ve yoz toplumların düzenini değiştirebilmiş ve pisliğe bulaşmış mahrum insanları da kurtarabilmişlerdir.

Kur’ân-ı Kerim, Hz. Peygamber (s.a.a) hakkında şöyle buyurmaktadır:Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın, yoksa kaba ve katı yürekli olsaydın mutlaka yanından ayrılıp giderlerdi.(1)

Hz. Peygamber’in (s.a.a) yüce ahlâkı, başta Arap toplumu olmak üzere bütün dünyada bir değişim yarattı. İşte bu yüce manevî değişim sayesinde dağınıklık birliğe, iffetsizlik iffete, işsizlik iş ve gayrete, bencillik insan sevgisine, Arap’ın ululanması alçakgönüllülük ve şefkate dönüştü. Bu değişim atmosferinde öyle insanlar yetiştirildi ki, her biri ahlâk öncülüğünde ebedîleşti.

Şanı yüce Allah Kur’ân-ı Kerim’de, Hz. Muhammed’in (s.a.a) yüce ve değerli ahlâkını şöyle övmektedir:

Ve şüphe yok ki sen, pek büyük bir ahlâka sahipsin elbette.(1)

Şimdi Peygamberimizin (s.a.a) yüce ahlâkından örnekler sunalım.

İnsanlar Arasında Hz. Muhammed

Allah Resulü, yüce peygamberlik ve önderlik makamına sahip olduğu hâlde toplum içinde çok sade bir yaşantısı vardı. Bir topluma katıldığında, onu tanımayan biri, Muhammed’in (s.a.a) kim olduğunu sormak zorunda kalırdı.(2)

Peygamberimiz (s.a.a) dünyanın güzel görüntüsüne asla kanmadı ve takva gözüyle dünyaya baktı.(3)

Hz. Peygamber (s.a.a) kısa ve de mana dolu cümlelerle konuşur ve kimsenin sözünü kesmezdi.(4)

Konuştuğu vakit yüzünü ekşitmez, yakışık almayan kaba kelimeler kullanmaz ve muhatabın karşısına çıktığında, zalimlerin geleneği olduğu türden gözünün ucuyla insanlara bakmazdı.(5)

Bir topluluğa girdiği zaman, meclisin başında oturma gibi bir durum gözetmez ve gördüğü ilk boş yere otururdu.(1)

Ayağının ucunda birinin durmasına izin vermez, insanlara saygılı davranır ve takvalılara karşı daha büyük bir saygı gösterirdi.(2)

Hz. Muhammed (s.a.a) sadece Allah ve dini için öfkelenir veya mutlu olurdu. Bineği olduğunda başkasının da kendisiyle yaya olarak gelmesine müsaade etmezdi; beraberindeki şahıs razı olduğu durumda onu da terkine alır ve götürürdü, aksi durumda ise belli bir yer kararlaştırır ve orada buluşurdu.

Toplu olarak bir yere gidildiği zaman kendisi de çalışır ve kimseye yük olmazdı. Bir yolculukta, Peygamberimize (s.a.a): “Biz bütün işleri yaparız.” denilmiş ve Peygamberimiz (s.a.a): “Sizinle benim aramda bir farklılık gözetilsin istemem; çünkü Allah, kulunun diğerlerinden ayrıcalıklı olmasını istemez.” buyurmuş ve kalkıp odun toplamıştır.(3)

Ahdine ve sözüne vefa gösterir, sıla-i rahim yapar ve haklı bir gerekçeleri olmazsa, akrabalarını savunup kollamazdı. Yanındaki birinin, bir başkası aleyhinde konuşmasına izin vermez ve “İnsanlarla sefa ve samimiyet üzere muaşerette bulunmayı severim.” derdi. Hayâ etme hususunda emsali yoktu; çok sabırlı, tahammüllü ve bağışlayıcıydı.(4)

Allah Resulü’ne (s.a.a) hizmette bulunan Enes b. Malik şöyle nakleder:

Allah Resulü’nün (s.a.a) iftar ve sahuru için süt hazırlardım. Peygamber (s.a.a), bir akşam eve geç geldi. Ben de misafirliğe gitmiş ve iftar etmiş olduğunu düşünerek sütü içmiştim. Kısa bir süre sonra Allah Resulü (s.a.a) eve geldi. Onunla beraber gelenlere: “Peygamber (s.a.a) iftar etmiş mi?” sormuş ve “Hayır, henüz iftar etmiş değil.” cevabını almıştım. Allah Resulü (s.a.a) olaydan haberdar olmuş ve üstelememişti. Güleç hâli hiç değişmemiş, gece boyunca aç kalmış ve o hâliyle oruç tutmuştu.(1)

Hz. Peygamber (s.a.a) ibadet ve namaza çok düşkündü, ama insanların işi olup da kendisiyle görüşmek istediği zamanlar namazı uzatmaz, onların işiyle uğraşır ve dileklerini temin edebilmek için hiçbir şeyi esirgemezdi. Herkese karşı saygı gösterirdi.

Erdem ve yüceliği, iman ve amele bağlı bilirdi. Asla servet, mevki ve makama aldırış etmezdi. Kölelere karşı şefkatle yaklaşır ve işlerini yola koymak için uğraşırdı.(2)

Hz. Muhammed’in Yücelik ve Affediciliği

Kendisine karşı yapılan saygısızlıktan ötürü intikam almaya koyulmaz, kendisine yapılan hataları görmezden gelir, kötü davranışlara göz yumar ve de kendisine eziyet eden insanları affederek yücelik gösterirdi.(3)

Allah Resulü (s.a.a), Kureyş kabilesinden gördüğü onca eziyet ve işkenceye rağmen, Mekke’yi fethettiğinde, onları hem bağışladı, hem de azat bıraktı.(4)

Peygamberimiz (s.a.a), amcası Hamza’yı Uhud Savaşı’nda öldüren Vahşi’yi affetmiş ve günahından geçmişti. Yine Peygamber (s.a.a), kendisine nice eziyetler eden Ebu Süfyan ve Hind’i de affetmiş ve intikam almaya koyulmamıştır.

Peygamberimiz (s.a.a) bu denli affedici olmasına rağmen, dinin harimine yapılan tecavüz karşısında asla yumuşamaz, kimsenin aracılığına aldırış etmez ve de Allah’ın hükmünü uygulardı.

Fatıma Mahzumiye’nin hırsızlık yaptığını öğrenince, Üsame b. Zeyd’in aracılığını kabul etmedi ve şöyle buyurdu:

Önceki kavimler, Allah’ın kanununu eşraflar üzerinde uygulamadıkları için helâk olmuşlardır. Canım emir ve yetkisinde olana andolsun ki, Muhammed kızı Fatıma dahi böyle yapmış olsaydı, elini keserdim.(1)

Hz. Muhammed’in Temizliği

Aziz Peygamber (s.a.a) güzel kokuyu çok severdi;(2) güzel koku almak için ettiği masraf, yemek masrafından daha fazlaydı.(3)

Peygamberimizin (s.a.a) güzel kokusu, geçtiği her yerde hissedilir ve daha sonra oradan geçen herkes, Peygamber’in (s.a.a) kendisinden önce oradan geçtiğini anlardı.(4)

Allah Resulü (s.a.a) çok misvak kullanırdı,(5) her yemekten önce ve sonra ellerini yıkardı,(6) evinden dışarı çıkmak istediği her zaman ayna veya suya bakar ve düzgün bir hâlde evden dışarı çıkardı.(1)

Hz. Muhammed’in İbadet ve Zühdü

Peygamber efendimiz (s.a.a), namaza olan düşkünlüğünden dolayı geceleri birkaç kez uyanır, dişlerini misvak ile temizler ve namaz kılardı;(2) Allah’ına yönelir ve niyazda bulunurdu. O kadar ibadet ederdi ki, fazla ayakta durmaktan ayakları şişerdi.(3)

Allah Resulü (s.a.a) gökyüzüne, yeryüzüne, güneşe ve dünyanın her şeyine ibretle bakar ve Yaratıcı’nın azametine daha çok odaklanırdı. Peygamberimiz (s.a.a) züht üzere yaşar ve dünyanın geçici olan zevklerine asla kanmazdı.

Hz. Muhammed (s.a.a) ahlâkî vasıfların tümünde öncü ve örnektir; onun yüce ve güzel ahlâkı, kesinlikle kısa bir makaleye sığdırılacak türden değildir. Bu örnekleri sunma amacımız ise, o Hazret’in ahlâk ve davranışlarının Müslümanlar tarafından örnek alınmasıdır.

Kur’ân-ı Kerim de bu gerçeğe vurgu ile şöyle buyurmuştur:

Andolsun ki, Allah’ın Resulü’nde, sizin için uyulacak en güzel bir örnek var.(4)

Allah’ın, meleklerin, temiz ve güzel insanların selâmı onun üzerine olsun; çünkü o, peygamberlerin en yücesi ve en iyisidir!Bizim ve sizin de en sıcak ve saygı dolu selâmlarımız ona olsun!

1- Âl-i İmrân Suresi, 159.1- Kalem Suresi, 42- Biharu’l-Envar, c.16, s.220–2293- Biharu’l-Envar, c.16, s.220–2294- Kuhlü’l-Besar, s.695- Biharu’l-Envar, c.16, s.226–228.1- Biharu’l-Envar, c.16, s.2402- Biharu’l-Envar, c.16, s.229–281–2823- Kuhlü’l-Besar, s.684- Biharu’l-Envar, c.16, s.226–232.1- Kuhlü’l-Besar, s.67–682- Biharu’l-Envar, c.16, s.228–2293- Biharu’l-Envar, c.16, s.264–2654- el-Kâmil, İbn Esir, c.2, s.252.1- İrşadu’s-Sarî li-Şerh-i Sahihi’l-Buharî, c.9, s.562- Vesailu’ş-Şia, c.1, s.4423- Vesailu’ş-Şia, c.1, s.4434- Sefinetü’l-Bihar, c.1, s.4195- Vesailu’ş-Şia, c.1, s.3496- Vesailu’ş-Şia, c.16, s.472.1- Vesailu’ş-Şia, c.3, s.3442- Vesailu’ş-Şia, c.1, s.3653- Kuhlü’l-Besar, s.784- Ahzâb Suresi, 21.

Kaynak: Hz. Muhammed (s.a.a) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.