Gadir Hadisi ve Hz. Muhammed’in Halifesi

Peygamber (s.a.a), Kâbe İle Vedalaşıyor

Hicret’in onuncu yılıydı ve hac mevsimi… Hicaz çölü, aynı şiarı söyleyen ve aynı hedefe akın eden büyük bir kalabalığa şahit olmuştu. Hac mevsiminin bu yılki manzarası bir başkaydı; Müslümanlar, güzergâhta bulunan konakları aceleyle ve şevkle geride bırakıyor ve bir an önce Mekke’ye ulaşmak istiyorlardı.

Mekke çölünün her noktasından, “Lebbeyk Allahumme Lebbeyk” duyulmaktaydı. Kafileler birbiri ardınca şehre yaklaşıyor ve hacılar ihram giyerek tek renge bürünüyorlardı; toz-toprak içinde ve yaşlı gözlerle Allah’ın güvence harimine giriyor ve tevhit kahramanı Halil İbrahim’in (a.s) inşa ettiği evin etrafında tavafa başlıyorlardı.

Ferit Vecdi, Hicret’in onuncu yılındaki hacıların doksan bin olduğunu yazıyor ise de,(1) bu rakamın yüz yirmi dört bin olduğu da söylenmiştir.(2)

Hz. Peygamber (s.a.a), Mescidü’l-Haram’ın Müslümanlarla dolduğunu ve “Kuşkusuz ki, müminler kardeştirler.” hükmünün gereği olarak onların kardeşlik duyguları içinde ve de melekvari ibadet ettiklerini görüyor ve elçilik görevini en mükemmel şekliyle yerine getirdiğinden dolayı mutlu oluyordu. Bazen de bir hüzün çemberi yüce Peygamberimizin (s.a.a) yüzünü kapsıyor ve sevincine gölge düşürüyordu. Allah Resulü (s.a.a), ölümünden sonra bu topluluğun dağılmasından, aralarındaki kardeşlik ve birlik duygularının yok olup gitmesinden ve yeniden sapkınlığa düşülmesinden endişe etmekteydi.

Allah Resulü (s.a.a) İslâm ümmetinin, adil ve âlim bir imamın kılavuzluğuna derinden muhtaç olduğunu, aksi takdirde ise yıllar boyu katlandığı zahmet ve sıkıntıların heder olacağını çok iyi bilmekteydi.

Bu sebeple, kısa süreli olsa da yolculuk veya savaş için Medine’den ayrıldığında şehir halkını sahipsiz bırakmıyor ve yönetimi, hem güvenilir, hem de üstesinden gelecek birine bırakıyordu.(1)

Ümmetine böylesine düşkün ve şefkatli olan Peygamberimizin (s.a.a), kendi ölümünden sonra İslâm ümmetinin yönetimini, gelişecek olaylara bırakmış olması nasıl düşünülebilir?

Allah Resulü (s.a.a), bu hilafet makamına kimin lâyık olduğunu da çok iyi bilmekteydi.Bu makama lâyık olan insanın kim olduğunu, Taberî şöyle tanımlamaktadır:

O, Peygamber’in (s.a.v) daveti üzere bir araya gelen Kureyş kabilesinin büyükleri ve de Peygamber’in (s.a.v) akrabaları önünde halifelik makamına atanan kimsedir.(2)

Söz konusu olan halife, Fezâilu’l-Hamse kitabında ise şöyle tanıtılmaktadır:

O, arınmış bir Allah kuludur ki, ne bir an şirke düşmüş ve ne de puta secde etmiştir. Yüce İslâm dini uğrunda özverilerden kaçınmamış, ilmini Allah Resulü’nden (s.a.a) almıştır; adaleti ise en yüce yargı örneğidir.(1)

O, görülmüş ve tanınmış biridir; o, Ebutalib oğlu Ali’dir (a.s).

Hac farizasını yerine getiren insanlar, şehirlerine doğru yola koyulmuşlardı ki, Allah Resulü’nün (s.a.a) buyruğu Hicaz çölünde yankılandı. Allah Resulü (s.a.a), bütün Müslümanların durup beklemesini emretmişti. Vahiy meleği inmiş ve şu ayeti getirmişti:

Ey Peygamber! Sana Rabbinden indirilen emri bildir ve eğer bu tebliği ifa etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, seni insanlardan korur.(2)

Yüce Allah bu ayette, Peygamber’ini (s.a.a) sert bir dille uyarmış ve Ali’nin (a.s) halifeliğini resmen duyurmasını istemiştir.

Allah Resulü (s.a.a), Müslümanlar arasında ihtilafa neden olur endişesiyle Ali’nin (a.s) halifelik konusunu erteliyor ve uygun bir fırsat kolluyordu. Aslında bu ayetin inişiyle, beklediği ortamın gelip çattığını gördü.

Bu nedenle de İslâm’ın ruhundan ibaret olan “halifelik” konusunu tamamen aydınlatmak için o kavurucu çölün sudan yoksun “Gadir Hum” diye tanınan noktasında insanları bekletti.

İnsanlar niye durdurulduklarını ve gelişen olayın ne olduğunu bilmiyorlardı. Çok geçmeden cemaat namazı kılınacağı duyuruldu. Hz. Peygamber (s.a.a) öğle namazını kıldırdıktan sonra minbere çıktı.

Büyük bir sessizlik çökmüştü… Hicaz çölüne hâkim olan bu sessizliği, Allah Resulü’nün (s.a.a) konuşması bozdu. Allah’a övgü ve senadan sonra, yürek parçalayan haberi verdi ve çok yakında dünyadan göçeceğini duyurdu. Sonra da insanlara hitaben şöyle buyurdu:

Sizin için nasıl bir peygamberdim?

Müslümanlar bir ağızdan şöyle dediler:

“Ey Allah Resulü! Bize öğüt ve nasihat vermekten bıkmadın ve bizi eğitmekten usanmadın; Allah sana güzel mükâfat versin!”

…Allah Resulü (s.a.a) buyurdu:

Benden sonra Allah’ın Kitabı ve Masum İmamlar sizin kılavuzunuzdur; tam anlamıyla onlara uyun ki, dalalete düşmeyesiniz.

Allah Resulü (s.a.a) bunu dedikten sonra, orada bulunanların göreceği şekilde Ali’nin (a.s) elini tutarak kaldırdı ve buyurdu ki:

Ey insanlar! Müminlere, kendilerinden daha evla ve yetkili olan kimdir?

İnsanların cevabı şu oldu:

“Allah ve Resulü (s.a.a) daha iyi bilir.”

Allah Resulü (s.a.a) buyurdu ki:

Allah benim mevlamdır; ben de müminlerin mevlasıyım ve onlara kendilerinden daha evlayım. Ben kimin mevlası isem, kimin üzerinde velâyet sahibi isem, Ali de benden sonra aynı konumdadır.

Allah Resulü (s.a.a) bu cümleyi üç kez tekrarladı ve konuşmasının sonunda şöyle buyurdu:

Bunu duyanlar, duymayanlara ulaştırsın!İnsanlar henüz dağılmamıştı ki şu ayet indi:

Bu gün dininizi ikmal ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım, size din olarak Müslümanlığı verdim de hoşnut oldum.(1)

Peygamber (s.a.a) tarafından halifenin resmen belirlendiği bu merasimin sonunda, insanlar birbirleriyle yarışırcasına Hz. Ali’ye (a.s) ulaşmak ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) halifesi olarak onu tebrik etmek istiyorlardı.

Hz. Ali’nin (a.s) yanına ilk gelen Ebubekir oldu ve hemen ardından da Ömer geldi. Hz. Ali’nin (a.s) halife oluşunu tebrik ettiler ve “Ey Ebutalib oğlu! Ne mutlu sana ki hem benim, hem de imanlı her erkek ve kadının mevlası oldun!” diyerek ayrıldılar.(2)

Gadir Hadisini Rivayet Edenler

Aslında “Gadir” hadisini rivayet edenler yüz yirmi binin üzerindedir; çünkü “Gadir Hum”daki halifelik olayına şahit olan insanların tümü, Hz. Peygamber’in (s.a.a):

“Bunu duyanlar, duymayanlara ulaştırsın!” buyruğu uyarınca, Hz. Alinin (a.s) halifeliğini içeren Gadir hadisini, Veda Haccı seferinin en önemli olayı olarak diğer insanlara aktarmışlardır mutlaka.(3)

İşte bundan ötürüdür ki Gadir hadisi, Müslümanların genel toplantılarında ara sıra da olsa gündem konusu oluyordu.

Gadir gününden yaklaşık yirmi beş yıl geçmişti ve geçen zaman zarfında Allah Resulü’nün (s.a.a) ashabından birçoğu dünyadan göçmüştü. Bir gün İmam Ali (a.s), Gadir gününü görüp Allah Resulü’nün (s.a.a) mübarek ağzından Gadir hadisini duyan insanların buna şahitlik etmesini istemiş ve bunun üzerine orada bulunan insanlardan otuzu birden ayağa kalkmış ve Gadir hadisini nakletmişti.(1)

İmam Hüseyin (a.s), Muaviye’nin ölümünden bir yıl önce (58–59 hicrî yılında) Haşimoğulları’nı, ensarı ve diğer hacıları Mina’da bir araya toplayarak kısa bir konuşma yapmış ve sonra da şöyle buyurmuştu:

Allah aşkına söyleyin, Allah Resulü’nün (s.a.a) Gadir gününde -İslâm ümmetine önderlik ve- velâyet için Ali’yi tayin ettiğini ve bunun, orada bulunmayanlara da iletilmesini buyurduğunu bilmiyor musunuz?

Herkes: “Evet, biliyoruz.” demişti.(2)

Ehlisünnet âlimleri, bu hadisi Hz. Peygamber’den (s.a.a) duyan ve başkalarına da nakleden yüz on ashabın adını, kendi muteber kitaplarında kaydetmiş(3) ve hatta bu bilginlerin bazıları, Gadir hadisi ve hadisesi eksenli ayrıca kitaplar yazmışlardır.(4)

Gadir Hadisinin Manası

Elde olan kanıtlar, “mevla/veli” kelimesiyle kastedilen şeyin “İslâm ümmetinin hilafet ve önderliği” olduğunu ve bundan başka bir manayla uyuşmadığını göstermektedir.

Şimdi aşağıdaki noktalara dikkat edelim:

1- Yüce Allah’ın açık ve sert buyruğu gelmeden öncesine kadar Hz. Peygamber’in (s.a.a), Gadir hadisini dile getirmekten endişe duyduğunu daha önce belirtmiştik.

Gadir hadisiyle kastedilen şeyin, “Ali (a.s) sevgisini hatırlatmak olduğu” söylenebilir mi? Gaye bu idiyse, ne bunu duyurmanın bir korkusu vardı ve ne de bunu duyurmakla Müslümanların topluluğu dağılırdı. Demek ki başka bir şey kastedilmişti ve o da, halifelik ve önderlik meselesiydi ki, bunun duyurulmasıyla çıkarcıların itaatsizlikte bulunmasından ve ihtilaf çıkarmasından korkuluyordu.

2- Hz. Peygamber (s.a.a): “Ben her kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.” demeden önce insanlar üzerinde, onların kendilerinden de çok yetkili olduğuna ve yönetim hakkı bulunduğuna dair itiraf almış ve Ali’nin (a.s) aynı konumda olduğunu şu buyruğuyla ifade etmiştir:

Ben her kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.

3- Hassan b. Sabit, Allah Resulü’nün (s.a.a) izniyle Gadir günündeki olayı şiir diliyle yaymış ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) de onayını almıştır. Hassan’ın şiirinde, Hz. Ali’nin (s.a) hilafet ve imamet makamına vurgu yapılmıştır. Gadir gününde Peygamber’in (s.a.a) buyruğuna şahit olan insanlardan hiçbiri de, “mevla” kelimesini yanlış manada kullanma gibi bir şeyle Hassan’ı eleştirmemiş ve hatta eleştirmemekle kalmamış, teşvik bile etmişlerdir. Bu şiirin bir kısmı şöyledir:

Kalk, ey Ali! Gerçekten kendimden sonra ben,Senin imamet ve hidayetçiliğine razı oldum.Öyleyse ben kimin mevlasıysam, bu onun velisidir.Öyleyse hepiniz onun sadık takipçilerinden olun.(1)

4- Peygamber efendimiz (s.a.a), Gadir merasiminden sonra Ali (a.s) ile birlikte bir çadırda oturdu ve Müslümanların ve hatta kendi zevcelerinin, Ali’yi (a.s) tebrik ve ona biat etmelerini ve de “Emirü’l-Müminin” lakabıyla selâmlamalarını emretti.(2)Bu merasimin, ancak Ali’nin (a.s) imamet ve hilafet makamına tayin edilişiyle uyuşabileceği gayet açıktır.

5- Peygamber efendimiz (s.a.a) iki defa şöyle buyurmuştu:Beni tebrik edin; çünkü Allah Teala, beni peygamberliğe ve ailemi de imamete seçmiştir.(3)Bu hadislerin nakliyle, Gadir Hum hadisi hakkında hiçbir ipham kalmayacaktır.

1- Dâiretu’l-Maarif, Ferid Vecdi, c.3, s.5422- el-Gadir, c.1, s.9.1- el-Kâmil, İbn Esir, s.216, 242, 278 2- Taberî Tarihi, c.3, s.1171–1173.1- Fezâilu’l-Hamse, c.1, s.178–1862- Mâide Suresi, 67.1- Maîde, 32- el-Gadir, c.1, s.9–113- el-Gadir, c.1, s.60–61.1- el-Gadir, c.1, s.166–1742- el-Gadir, c.1, s.198–1993- el-Gadir, c.1, s.14–614- el-Gadir, c.1, s.152–157. Özellikle bu alanda kitap yazanlardan yirmi altısının adı geçmektedir.1- el-Gadir, c.1, s.34–412- el-Gadir, c.1, s.270–2713- el-Gadir, c.1, s.274.

Kaynak: Hz. Muhammed (s.a.a) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.