نَحْنُ عَلَىٰ وَصِيَّتِكَ يَا وَلِيَّ الْمُؤْمِنِينَ الَّتِي أَوْصَيْتَ بِها ذُرِّيَّتَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ وَالصَّدِّيقِينَ ، وَنَحْنُ مِنْ شِيعَتِكَ وَشِيعَةِ نَبِيِّنا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللّٰهُ عَلَيْهِ وَآلِهِ وَعَلَيْكَ وَعَلَىٰ جَمِيعِ الْمُرْسَلِينَ وَالأَنْبِيَاءِ وَالصَّادِقِينَ ، وَنَحْنُ عَلَىٰ مِلَّةِ إِبْراهِيمَ وَدِينِ مُحَمَّدٍ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ، وَالْأَئِمَّةِ الْمَهْدِيِّينَ، وَوِلايَةِ مَوْلانا عَلِيٍّ أَمِيرِالْمُؤْمِنِينَ . السَّلامُ عَلَى الْبَشِيرِ النَّذِيرِ صَلَواتُ اللّٰهِ عَلَيْهِ وَرَحْمَتُهُ وَرِضْوانُهُ وَبَرَكاتُهُ، وَعَلَىٰ وَصِيِّهِ وَخَلِيفَتِهِ الشَّاهِدِ لِلّٰهِ مِنْ بَعْدِهِ عَلَىٰ خَلْقِهِ عَلِيٍّ أَمِيرِ الْمُؤْمِنِينَ، الصِّدِّيقِ الْأَكْبَرِ، وَالْفارُوقِ الْمُبِينِ الَّذِي أَخَذْتَ بَيْعَتَهُ عَلَى الْعالَمِينَ، رَضِيتُ بِهِمْ أَوْلِياءَ وَمَوالِيَّ وَحُكَّاماً فِي نَفْسِي وَوَُلْدِي وَأَهْلِي وَمالِي وَقِسْمِي ، وَحِلِّي وَ إِحْرامِي، وَ إِسْلامِي وَدِينِي، وَدُنْيايَ وَآخِرَتِي، وَمَحْيايَ وَمَماتِي؛ أَنْتُمُ الْأَئِمَّةُ فِي الْكِتابِ، وَفَصْلُ الْمَقامِ، وَفَصْلُ الْخِطابِ، وَأَعْيُنُ الْحَيِّ الَّذِي لَا يَنامُ، وَأَنْتُمْ حُكَماءُ اللّٰهِ ، وَبِكُمْ حَكَمَ اللّٰهُ، وَبِكُمْ عُرِفَ حَقُّ اللّٰهِ، لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ، أَنْتُمْ نُورُ اللّٰهِ مِنْ بَيْنِ أَيْدِينا وَمِنْ خَلْفِنا، أَنْتُمْ سُنَّةُ اللّٰهِ الَّتِي بِها سَبَقَ الْقَضاءُ، يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ أَنَا لَكُمْ مُسَلِّمٌ تَسْلِيماً لَاأُشْرِكُ بِاللّٰهِ شَيْئاً، وَلَا أَتَّخِذُ مِنْ دُونِهِ وَلِيّاً، الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِي هَدانِي بِكُمْ وَمَا كُنْتُ لِأَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانِيَ اللّٰهُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ، اللّٰهُ أَكْبَرُ، الْحَمْدُ لِلّٰهِ عَلَىٰ مَا هَدَانا.
“Ey müminlerin velisi! Biz senin elçilerden ve sıddıklardan olan soyundan gelenlere ettiğin vasiyetin üzereyiz. Bizler senin şiilerinden ve peygamberimiz Muhammed’in -Allah’ın rahemti onun- onun Ehl-i Beyti’nin, senin ve bütün elçilerin, peygamberlerin ve sadıkların üzerine olsun- izleyicilerindeniz. Biz Hz. İbrahim’in dini, ummi (okul görmemiş) peygamber Muhammed’in ve hidayet bulmuş imamların dini ve mevlamız Emirulmüminin’in velayeti üzereyiz.
Selam olsun müjdeleyici ve korkutucuya, Allah’ın salatı, rahmeti, rıdvanı, bereketleri onun ve ondan sonra Allah’ın, yaratıkları üzerinde şahidi olan onun vasisi ve halifesi olan büyük sıddık, -hakla batılı- apaçık birbirinden ayıran ve alemdekilerden kendisi için biat alınan Emirulmüminin Ali’nin üzerine olsun. Ben onların velayet ve dostluğuna razıyım. Onlar benim canıma, evlatlarıma, aileme, malıma, payıma, ihramdan çıkışıma, ihramda oluşuma, İslamıma, dinime, dünyama, ahiretime, yaşamıma ve ölümüme hakim ve emir sahipleridirler; ben buna razıyım. Sizler Allah’ın Kitabında -insanların- imamları, son söz sahipleri ve gözlerine uyku girmeyen diri gözlersiniz. Siz Allah’ın hakimlerisiniz. Allah sizin vasıtanızla hükmetti, sizin vasıtanızla Allah’ın hakkı tanındı; öyle bir Allah ki O’ndan başka ilâh yoktu, Muhammed O’nun elçisidir. Siz Allah’ın önümüzdeki ve ardımızdaki nurusunuz. Siz, Allah’ın kazasının hükmettiği sünnetisiniz. Ey Emirulmüminin! Ben senin karşında tam anlamıyla telsimim. Hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmam ve O’ndan başkasını veli edinmem. Hamd, beni sizinle hidayet eden Allah’a mahustur; eğer Allah beni hidayet etmeseydi ben hidayet olmazdım. Allah en büyüktür, Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Bizi hidayet ettiği şeyler üzere Allah’a hamd olsun.”