السَّلامُ عَلَىٰ أَهْلِ الدِّيارِ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُسْلِمِينَ، أَنْتُمْ لَنا فَرَطٌ وَنَحْنُ إِنْ شاءَ اللّٰهُ بِكُمْ لاحِقُونَ.
“Selam olsun mümin ve Müslüman olan kabir ehline. Siz bizden
öne geçtiniz ve biz de inşallah size kavuşacağız.”
İmam Hüseyin’den (a.s) de şöyle rivayet edilmiştir: “Kim mezarlığa girer de şöyle derse:
اللّٰهُمَّ رَبَّ هٰذِهِ الْأَرْواحِ الْفانِيَةِ، وَالْأَجْسادِ الْبالِيَةِ، وَالْعِظامِ النَّخِرَةِ الَّتِي خَرَجَتْ مِنَ الدُّنْيا وَهِيَ بِكَ مُؤْمِنَةٌ أَدْخِلْ عَلَيْهِمْ رَوْحاً مِنْكَ وَسَلاماً مِنِّي.
“Allah’ım! -Ey- dünyadan ayrıldıkları zaman sana iman eden bu
fani ruhları, dağılan bedenleri ve çürüyen kemiklerin Rabbi! Bu ruhlara
kendinden taraf neşe ve benden taraf selametlik ver.”
Allah Teala onun için, Adem’den kıyamete kadar yaratmış olduğu kullarının sayısınca iyilik yazar.”
İmam Ali aleyhisselamdan da şöyle rivayet edilmiştir: “Mezarlığa
giren bir kimse şöyle derse:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ، السَّلامُ عَلَىٰ أَهْلِ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ مِنْ أَهْلِ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ، يَا أَهْلَ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ بِحَقِّ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ كَيْفَ وَجَدْتُمْ قَوْلَ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ مِنْ لَا إِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ ؟ يَا لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ بِحَقِّ لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ اغْفِرْ لِمَنْ قالَ: لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ، وَاحْشُرْنا فِي زُمْرَةِ مَنْ قالَ: لَاإِلٰهَ إِلّا اللّٰهُ، مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ، عَلِيٌّ وَ لِيُّ اللّٰهِ.
“Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. Selam olsun “la ilâhe illellah”
(tevhid) ehlinden “la ilâhe illellah” (tevhid) ehline. Ey “la ilâhe illellah” (tevhid) ehli! “La ilâhe illellah”ın hakkı için, “kendisinden başka ilan olmayan
Allah’tan “la ilâhe illellah” sözünü(n mükafatını) nasıl buldunuz? Ey kendisinden başka ilan olmayan Allah! “La ilâhe illellah”ın hakkı için “la ilâhe
illellah” diyeni bağışla ve bizi “la ilâhe illellah, Muhammedun resulullah ve
Aliyyun veliyullah” diyenlerin safında haşret.”
Allah Teala onun için elli yıllık ibadetin sevabını yazar; ondan, babasından ve annesinden elli yıllık günahı siler.”
Başka bir rivayette ise şöyle geçmektedir: “Mezarlıktan geçerken
orada söylenecek en güzel söz durarak şöyle demektir:
اللّٰهُمَّ وَلِّهِمْ مَا تَوَلَّوْا، وَاحْشُرْهُمْ مَعَ مَنْ أَحَبُّوا.
Allah’ım! Kimi dost edinmişlerse onu onlara dost et ve kimi seviyor idiyseler onu onlarla birlikte haşret.”
Seyyid b. Tavus “Misbahu’z-Zair” adlı eserinde şöyle demiştir:
Müminlerin kabrini ziyaret etmek istediğin zaman Perşembe günü
ziyaret etmen daha iyidir; ama buna rağmen istediğin zaman da ziyaret
edebilirsin. Kabir ehli şöyle ziyaret edilir: Kıbleye doğru dön ve elini
onların kabirlerine bırakarak şöyle de:
اللّٰهُمَّ ارْحَمْ غُرْبَتَهُ، وَصِلْ وَحْدَتَهُ، وَآنِسْ وَحْشَتَهُ، وَآمِنْ رَوْعَتَهُ، وَأَسْكِنْ إِلَيْهِ مِنْ رَحْمَتِكَ رَحْمَةً يَسْتَغْنِي بِها عَنْ رَحْمَةِ مَنْ سِواكَ، وَأَلْحِقْهُ بِمَنْ كانَ يَتَوَلَّاهُ.
“Allah’ım! Onun garipliğine merhamet et, onun yalnızlıktan çıkar,
dehşetinin munisi ol, korkusunu güvenceye dönüştür, kendi rahmetinden
ona senden başkasının merhametine ihtiyaç duymayacak bir rahmet et
ve onu sevdiği kişilere kavuştur.”
Sonra yedi defa Kadir Suresini oku. Onları ziyaret etme ve onun
sevabıyla ilgili olarak bir başka rivayette Fuzeyl’den şöyle aktarılmıştır: “Kim bir müminin kabrinin yanında Kadir Suresini yedi defa okursa, Allah Teala onun kabrinin yanına bir melek gönderir. Bu melek
onun kabrinin yanında Allah’a ibadet eder ve Allah Teala o meleğin ibadetinin sevabını ölen kişi için yazar. Dirilip kabrinden çıktığı
zaman Allah Teala o melekten dolayı onun karşılaşacağı kıyametin
bütün korkularını ondan çevirir ve nihayet onu cennete sokar.” Yedi
defa Kadir Suresini okuduktan sonra Fatiha, Felak, Nass ve İhlas
Surelerini ve ayete’l-kürsü’yü de her birini üç defa okusun. Yine onları ziyaret etmekle ilgili olarak Muhammed b. Müslim’den şöyle rivayet
edilmiştir: İmam Cafer Sadık’a (a.s), “Ölüleri ziyaret edelim mi?” diye
arzettim. İmam (a.s), “Evet” buyurdu. “Onlar ziyaretlerine gittiğimizi
biliyorlar mı?” diye sordum. İmam (a.s), “Evet; andolsun Allah’a biliyor, seviniyor ve sizinle ünsiyet kuruyorlar” buyurdu. Ben, “Onları ziyaret ettiğimiz zaman ne söyleyelim?” diye sorunca da şöyle buyurdu:
“De ki:
اللّٰهُمَّ جافِ الْأَرْضَ عَنْ جُنُوبِهِمْ، وَصاعِدْ إِلَيْكَ أَرْواحَهُمْ، وَلَقِّهِمْ مِنْكَ رِضْواناً، وَأَسْكِنْ إِلَيْهِمْ مِنْ رَحْمَتِكَ مَا تَصِلُ بِهِ وَحْدَتَهُمْ، وَتُؤْنِسُ بِهِ وَحْشَتَهُمْ، إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْء قَدِيرٌ.
“Allah’ım! Yerin onların yanlarından boşalt (kabirlerini genişlet),
ruhlarını kendine doğru yükselt, rızvanını onlara ulaştır, onların yalnızlığını giderecek, dehşet ve korkularını ünsiyete çevirecek rahmetinden
onlara sükûnet ver. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.”
Seyyid daha sonra şöyle buyurmuştur: Müminlerin kabirleri arasında olduğun müddetçe on bir defa İhlas Suresini okuyup onlara hediye et. Böyle yapacak olursa Allah Teala’nın ölülerin sayısınca sevap
vereceği rivayet edilmiştir…
“Kamilu’z-Ziyaret” kitabında İmam Cafer Sadık’tan (a.s) şöyle rivayet edilmiştir: “Ölüleri güneş doğmadan önce ziyaret edecek olursanız duyar ve cevap verirler size. Fakat güneş doğduktan sonra
ziyaret ederseniz duyar ama cevap vermezler.”
Ravendi’nin “Deavat” adlı kitabında Peygamber efendimizden
(s.a.a) ölüleri geceleyin ziyaret etmenin mekruh olduğu rivayet edilmiştir. Nitekim Ebuzer’e, “Hiçbir zaman onları geceleyin ziyaret etme” buyurmuştur. Şeyh-i Şehid’in Mecmua’sında Resulullah’tan (s.a.a)
şöyle nakledilmiştir: “Kim bir ölünün kabrinin yanında üç defa,
اللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ بِحَقِّ مُحَمَّدٍ وَآلِ مُحَمَّدٍ أَنْ لَاتُعَذِّبَ هٰذَا الْمَيِّتَ.
“Allah’ım! Muhammed ve Ehl-i Beyti’nin hakkı hürmetine bu ölüyü azaplandırmamanı diliyorum”
derse, Allah Teala kıyamet günü ondan azabı uzaklaştırır.”
“Camiu’l-Ahbar”da bazı sahabelerin Peygamber efendimizden
(s.a.a) şöyle naklettikleri geçmektedir: “Ölüleriniz için hediye gönderin.” Biz, “Ölülerin hediyesi nedir?” diye sorunca, “Sadaka ve duadır”
buyurdu ve ekledi: “Ölülerin ruhları her Cuma günü dünyanın göğüne
gelip evlerinin karşısında durarak her biri hazin bir sesle ve ağlayarak şöyle feryat ederler: Ey benim ailem ve çocuklarım, ey babam,
annem ve akrabalarım! Daha önce bizim elimizde olan şeylerle bize
şefkat gösterin. Onun azap ve hesabı bizim üzerimizdedir, faydası ise
diğerlerinedir. Her biri akrabalarını çağırarak derler ki: Bir dirhem
parayla veya bir ekmek parçasıyla ya da bir elbiseyle bize iyilik yapın
ki, Allah size cennet elbisesi giydirsin.” Peygamber efendimiz (s.a.a)
sonra ağladı. Biz de onunla birlikte ağladık; efendimiz o kadar ağladı
ki artık konuşma gücü kalmamıştı; sonra şöyle buyurdu: “Bunlar nazu nimet içerisinde olduktan sonra sizin toprakta çürüyen kardeşlerinizdirler… Sonra şöyle derler: ‘Eyvahlar olsun bize! Elimizde olan
şeyden Allah’a itaat ve O’nun rızası doğrultusunda infak edecek olsaydık, şimdi size muhtaç olmazdık.’ Sonra teessüf ve pişmanlık duyarak
geri dönerek şöyle feryat ederler: Çabuk gönderin ölülerin sadakasını.'”
Yine Hazretten şöyle rivayet etmiştir: “Ölü için verilen her
sadakayı bir melek, nuru yedi kat göğe ulaşan bir tabağa koyarak
kabrin kenarında durarak, ‘Selam olsun size ey kabirlerin ehli! Bu
hediyeyi aileniz gönderdi size.’ Bunun üzerine onu alarak mezarına
indirir ve onunla uyuduğu yer genişler… Bilin ki, kim sadakayla ölüye
iyilikte bulunursa Allah katında onun Uhud dağı kadar büyük bir
mükafatı vardır. Ve diri olan Allah’ın arşının gölgesinin dışında bir
gölgenin bulunmadığı kıyamet günü Allah’ın arşının gölgesinde olur
ve ölü bu sadakayla kurtulur.”
Diyorlar ki: Rüya aleminde Horasan valisinin şöyle dediğini
görmüşler: “Benim için köpeklerinize attığınız şeyi gönderin; ben ona
muhtacım.”
Müminlerin mezarını ziyaret etmenin çok sevabı olmakla birlikte
birçok yararları da vardır. İbret almaya, şuur kazanmaya, dünyaya eğilim ve rağbet göstermemeye ve ahirete yönelmeye neden olur. İnsan
çok üzüldüğü zaman ve yine çok sevinçli olduğu zaman mezarlığa git melidir. Dolayısıyla akıllı kişi, kalbinden dünyanın tatlılığının çıkması
ve dünya metası ağzında acı olması için mezarlıkta ibret almalı, dünyanın fani olacağını düşünmeli, halinin dönüşüp alt-üst olacağını
hatırlamalı, kendisinin de yakında onlar gibi olacağını, artık amel
edemeyeceğini ve diğerlerine ibret vesilesi olacağını düşünmelidir.
Nizamî bu konuda şöyle bir şiir okumuştur:
Kalbi diri olan bir kişi
Gidip ölülere komşu oldu
Fanilikten bahsetti tertemiz levhadan
Bâki ruhu aradı tertemiz ruhlardan
Uzman bir kişi soruşturdu halini
Yolu üzerine çıkıp merak etti ahvalini
Diriden bu kadar kaçmak her dem
Gelip ölülere komşu olmak neden?
Dedi: Pislikler çukurdadırlar.
Temiz kişiler toprak altında azdırlar
Yeryüzünde ölüdür kalpleri
Neden yoldaşı olayım ölülerin
Ölü ile düşüp kalkmak ölmüşlük getirir
Gönlü solmuşla sohbet solgunluk getirir
Toprak altında onlar dağınıktırlar
Diridir kalpleri gerçi ölü varlıktırlar
Ölü bir kalbim vardı bundan önce
Her neden ve neye kapalıydı bundan önce
Dirildim tertemiz bakışlarından
Ab-ı hayat buldum topraklarından
Bir rivayette şöyle geçer: “Allah Teala, İsa’ya şöyle vahyetti: Ey İsa! Gözünün yaşını, kalbinin huzu ve huşusunu bana ver (benim için
ağla, huzu ve huşu et). Boş işlerle uğraşanlar güldüklerinde sen hüzün
miliyle gözlerine sürme çek. Ölülerin kabirlerinin başında durarak
yüksek bir sesle onları çağır ki şayet onlardan öğüt alasın ve de ki ben
de diğerleriyle birlikte onlara kavuşacağım.”
Bu mübarek kitaba kaydetmek istediklerim, hicri bin üç yüz kırk
dört yılında, sekizinci imam mevlamız Ebu Hasan Rıza’nın -Allah’ın
selamı onun üzerine olsun- doğum gecesine tesadüf eden Zilkade ayının onunda Pazar akşamı bitti. Bugün bana annemin ölüm haberini
bildiren mektup ulaştığı için bu kitaptan yararlanan mümin kardeşlerimden o rahmetli için ve yine kendim ve babam için dünya
hayatında ve ölümümde dua ve ziyaret etmelerini talep ediyor.
Hamd, başında da sonunda da Allah’a mahsustur. Allah’ın salat ve
selamı Muhammed’e ve onun Ehl-i Beytinin üzerine olsun.