Kur’an’ın Toplu ve Tedricî Nüzulünün Üzerinden Ne Kadar Zaman Geçmiştir?

16.09.2026 22:06
Paylaş
A+
A-

Kur’an’ın Hz. Peygamber’in (s.a.a.) mübarek kalbine toplu (def‘î) olarak nüzulü, kesinlikle Kadir Gecesi’nde (Ramazan ayının gecelerinden birinde) gerçekleşmiştir. Bazı rivayetlere ve karinelere başvurulduğunda, Kadir Gecesi’nin Ramazan ayının yirmi üçüncü gecesi olduğu ihtimali güçlenmektedir. Buna göre Kur’an’ın toplu nüzulü, bi‘setten yaklaşık “56” gün sonra gerçekleşmiştir.

Kur’an’ın tedricî nüzulü konusunda ise birçok ihtilaf bulunmaktadır ve iki görüşün daha fazla önem taşıdığı anlaşılmaktadır:

Kur’an’ın tedricî nüzulü bi‘setle eş zamanlı olarak başlamış ve Hz. Peygamber’in (s.a.a.) ömrünün sonuna kadar devam etmiştir. Meşhur görüşe göre Hz. Peygamber, 27 Receb’de, miladî 1 Şubat 610 tarihinde risaletle görevlendirilmiş ve hicretin on birinci yılının 28 Safer’inde vefat etmiştir.

Her ne kadar bi‘setle eş zamanlı olarak Kur’an’dan birkaç ayet nazil olmuşsa da Kur’an’ın semavî bir kitap olarak tedricî nüzulü, bi‘setten üç yıl sonra Kadir Gecesi’nde başlamış ve Hz. Peygamber’in ömrünün sonuna kadar devam etmiştir.

Dolayısıyla, miladî 2007 yılının Şubat ayında bulunduğumuz dikkate alındığında, Kur’an’ın tedricî nüzul tarihinden bu yana geçen yılları hesaplayabiliriz.

Ayrıntılı Cevap

Kur’an’ın toplu nüzulü Kadir Gecesi’nde gerçekleşmiştir,[1] ve Kur’an, Ramazan ayının Kur’an’ın indirildiği ay olduğunu buyurduğuna göre,[2] Kadir Gecesi de Ramazan ayındadır.

Ancak Kadir Gecesi’nin Ramazan ayının hangi gecesi olduğu kesin olarak bilinmemektedir ve bu konuda çeşitli görüş ayrılıkları bulunmaktadır.[3] Bununla birlikte mevcut ihtimaller arasında, yirmi üçüncü gecenin Kadir Gecesi olduğu ihtimalinin daha güçlü olduğu anlaşılmaktadır; zira birçok rivayet ve karine bunu desteklemektedir.[4]

Bununla beraber, bu mübarek hadisenin hangi yılda gerçekleştiği de kesin olarak bilinmemektedir. Ancak şöyle denilebilir: Kadir Gecesi, her ne kadar Kur’an’ın tabiat âlemine nüzul ettiği gece olsa da aynı zamanda Hz. Peygamber’in (s.a.a.) urûc gecesi sayılmaktadır. Çünkü Kur’an, Ümmü’l-Kitâb’da Rabbin katındadır,[5] ve insan urûc etmedikçe Kur’an’ı Ümmü’l-Kitâb’da idrak edemez.[6] Buradan, Kur’an’ın toplu nüzulünün, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) bu kemal mertebesine ulaştığı zamanda gerçekleştiği anlaşılabilir. Dolayısıyla bu nüzulün risaletin ilk yılında, yani bi‘setten yaklaşık “56” gün sonra gerçekleştiğine dair güçlü bir tahminde bulunulabilir.

Bu sayı, bi‘set tarihi (27 Receb) ile Kadir Gecesi (23 Ramazan) esas alınarak ve Receb ile Şaban aylarının 30 gün olduğu varsayılarak elde edilmiştir.

Bi‘setle eş zamanlı olan Kur’an’ın tedricî nüzulü[7] konusunda ise bi‘setin kesin tarihi hususunda mevcut olan ihtilaf sebebiyle[8] görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

Meşhur görüş, İslam Peygamberi’nin (s.a.a.) 27 Receb Pazartesi günü, miladî 1 Şubat 610 tarihine denk gelen günde risaletle görevlendirildiği yönündedir.[9] Bu sırada Alak Suresi’nin ilk beş ayeti o Hazret’e nazil olmuştur.[10] Daha sonra Kur’an’ın diğer ayetlerinin nüzulü tedricî olarak Hazret’in ömrünün sonuna kadar devam etmiş ve 23 yıl sürmüştür.

Bazıları ise bi‘set zamanı ile Kur’an’ın semavî bir kitap olarak tedricî nüzulünün başladığı zamanın farklı olduğu kanaatindedir. Onlara göre, her ne kadar Alak Suresi’nden beş ayet bi‘set sırasında Hz. Peygamber’e (s.a.a.) nazil olmuşsa da o Hazret henüz umumî tebliğle görevlendirilmemişti. Üç yıllık gizli davetin ardından umumî davetle görevlendirildi[11] ve işte bu zamandan itibaren Kur’an, gökten nazil olan bir kitap olarak yazıya geçirilmeye başlandı ve… Bu nedenle, bi‘set Receb ayında gerçekleşmiş olsa da Kur’an’ın tedricî nüzulünün başlangıcı üç yıl sonra, Ramazan ayındaki Kadir Gecesi’nde olmuştur.[12]

Bu görüşü destekleyen hususlardan biri de Kur’an’ın nüzul süresini yirmi yıl olarak bildiren rivayetlerdir.[13] Bu görüş ve kanaate göre,[14] Kur’an’ın semavî bir kitap olarak tedricî nüzulü bi‘setin dördüncü yılında, yani bi‘setten yaklaşık üç yıl elli altı gün sonra başlamış ve Resûlullah’ın (s.a.a.) ömrünün sonuna, yani hicretin on birinci yılının 28 Safer’ine kadar devam etmiştir.

Sonuç olarak, Hz. Peygamber’in hicretinden bugüne kadar 1428 yıl geçtiği ve Hz. Peygamber’in (s.a.a.) bi‘setinin hicretten yaklaşık on üç yıl önce gerçekleştiği dikkate alındığında, birinci görüşü esas alırsak ilk nazil olan ayetin üzerinden yaklaşık 1440 kamerî yıl geçmiş olmaktadır; ikinci görüşü esas alırsak ilk ayetin nüzulünün üzerinden 1437 yıl geçmiştir.

Şunu da belirtmek gerekir ki bazı tarihçilerin aktardığına göre bi‘set tarihi miladî 1 Şubat 610’dur. Şu anda miladî 2007 yılında bulunduğumuza göre, ilk ayetin nüzul tarihinden bu yana geçen süreyi miladî takvime göre de hesaplayabiliriz.

Dipnotlar

[1]. Duhân, 3; Kadr, 1; daha fazla bilgi için bk. el-Mîzân fî Tefsîri’l-Kur’ân, c. 8, s. 130-134; c. 2, s. 14-23; c. 13, s. 220-221.

[2]. Bakara, 185.

[3]. Bk. Târîh-i Taberî, c. 2, s. 300; Sîret-i İbn Hişâm, c. 1, s. 236, 239 ve 240; et-Temhîd fî Ulûmi’l-Kur’ân, s. 100-129; el-Beyân, c. 1, s. 224; Mecma‘u’l-Beyân, c. 9, s. 61 ve c. 10, s. 518-520; Târîh-i Ebî’l-Fidâ, c. 1, s. 115; Târîh-i Ya‘kûbî, c. 2, s. 17; et-Tibyân, c. 9, s. 224; Câmi‘u’l-Beyân, c. 25, s. 107-108; el-Mîzân, c. 2, s. 29.

[4]. Hürr Âmilî, Vesâilü’ş-Şîa, Ramazan Ayı Hükümleri Bölümlerinden 32. bab, c. 7, s. 262; Şeyh Sadûk, el-Hisâl, c. 2, s. 102; Hüccetî, Muhammed Bâkır, Kur’an-ı Kerim Tarihi Üzerine Bir Araştırma, s. 38-62.

[5]. Zuhruf, 4.

[6]. Bk. Cevâdî Âmulî, Abdullah, Tefsîr-i Mevzûî, c. 3, s. 139-153.

[7]. İsrâ, 106; Furkân, 32; Muhammed, 20; Tevbe, 127; daha fazla bilgi için bk. el-Mîzân, c. 2, s. 14-23.

[8]. Târîh-i Ya‘kûbî, c. 2, s. 17; Târîhu’l-Hamîs, c. 1, s. 280-281; Târîh-i Ebî’l-Fidâ, c. 1, s. 115.

[9]. Kur’an-ı Kerim Tarihi Üzerine Bir Araştırma, s. 36; Meclisî, Muhammed Bâkır, Bihârü’l-Envâr, c. 18, s. 189; Fürû‘u’l-Kâfî, c. 4, s. 149; Vesâilü’ş-Şîa, c. 7, s. 329, Müstehap Oruç Bölümlerinden 15. bab; es-Sîretü’l-Halebiyye, c. 1, s. 238; et-Temhîd fî Ulûmi’l-Kur’ân, s. 100-107.

[10]. Bihârü’l-Envâr, c. 18, s. 206.

[11]. Hicr, 94; Tefsîr-i Kummî, s. 353; Bihârü’l-Envâr, c. 18, s. 53, 179, 177 ve 193; Târîh-i Ya‘kûbî, c. 1, s. 343; Sîret-i İbn Hişâm, c. 1, s. 280; el-Menâkıb, c. 1, s. 40; Şeyh Tûsî, el-Gaybe, s. 217.

[12]. Bk. Mecma‘u’l-Beyân, c. 2, s. 276; el-İtkân, c. 1, s. 40; Fahreddin Râzî, Tefsîr-i Kebîr, c. 5, s. 85; el-Menâkıb, c. 1, s. 150; Şeyh Müfîd, Şerhu Akâidi’s-Sadûk, s. 58; Seyyid Murtazâ, Cevâbü’l-Mesâili’t-Tarâblusiyyâti’s-Sâlise, s. 403-405.

[13]. el-Usûl mine’l-Kâfî, c. 2, s. 628; Tefsîr-i Ayyâşî, c. 1, s. 80; Sadûk, el-İ‘tikâdât, s. 101; Bihârü’l-Envâr, c. 18, s. 250 ve 253; el-İtkân, c. 1, s. 40 ve 45; Tefsîr-i Şübber, s. 350; Müstedrekü’l-Hâkim, c. 2, s. 610; Esbâbü’n-Nüzûl, s. 3; el-Bidâye ve’n-Nihâye, c. 3, s. 4; Târîh-i Ya‘kûbî, c. 2, s. 18.

[14]. Daha fazla bilgi için bk. et-Temhîd fî Ulûmi’l-Kur’ân, s. 100-129.

Paylaş