Peygamber Efendimizin Toplum Arasındaki Tutumu

08.07.2025 21:51
7
A+
A-

Bir insanın toplum içindeki davranışları o insanın şahsiyetini, düşüncesini ve ruhsal durumunu ortaya koyar. Resulullah’ın (s) toplumun çeşitli kesimlerine karşı tutum ve davranışı, onun yolunu ve ahlakını takip edenler için örnek teşkil etmektedir.

Peygamberimizin toplumsal ilişkilerindeki ahlakıyla alakalı olarak bazı konular ve örnekleri inceleyelim:

a) Halkla İç İçe İdi

İnsanın şahsiyetinin cazibesi, önemli bir yere kadar halka karşı gösterdiği sevgiye ve insanlara verdiği değere bağlıdır. Halkın sevinç ve kederine ortak olan, iyi ve kötü gününde onlardan ayrılmayan kimse, kalpleri fetheder.

”Menakıp” adlı kitapta şöyle rivayet edilir:

”Resulullah (s) cenaze merasimlerine katılır, Medine’ nin en uzak yerindeki hastaları bile ziyarete giderdi.”[1]

Bu samimi ve içten davranışlar insanların gönlünde büyük etki yaratmaktadır.

Bazen küçük çocukları, teberrük için, Allah’tan hayır ve bereket istemek için veya isim konulması amacıyla Peygamber’in (s) huzuruna getirirlerdi. Resulullah (s) da onları kucağına alır, severdi. Böyle durumlarda bazen çocuk altını ıslatır, Resulullah’ın (s) üstünü pisletirdi. Orada olanlar panikleyip, böyle yaptığı için çocuğa kızarlardı, ama Peygamber (s), onlara engel olur ve çocuğun idrarını tamamlamasına izin verilmesini sağlardı. Sonra da dua eder veya ismini koyardı. Bu şekilde hem çocuğun ürkmesine engel olur hem de çocuğun yakınlarını rahatlatır ve bu durumdan rahatsız olmadığını gösterirdi. Onlar gittikten sonra, elbisesini yıkar temizlerdi.[2]

b) Güler Yüzlü İdi

Güler yüzlü olmak sevgi doğurur, kırgınlıkları giderir. Resulullah (s), bu etkileyici davranışa çok önem verirdi. Vahiy geldiğinde ya da vaaz verdiği zamanların dışında genellikle güler yüzlü ve tebessümlüydü.

Güleç yüzlüydü, başkalarıyla konuşurken hep tebessümlüydü. Güzel ahlaklı olmak ve güler yüzlülük onun sireti, yani genel durumuydu. Bir rivayette şöyle geçmektedir: ”Herkesten daha tebessümlü ve ashabına karşı güler yüzlüydü.”[3]

c) İnsanlarla Karşılaşmadaki Edebi

İnsanın muhatabına karşı dile getirdiği ilk sözü veya gösterdiği ilk tepkisi onun iç dünyasını gösteren bir aynadır. İlk karşılaşmada selam vermek ve muhabbetle tokalaşmak, edebi, alçakgönüllülüğü ve güzel ahlakı gösterir.

Bir hadiste şöyle buyrulmaktadır: ”Resulullah (s) biriyle karşılaştığı zaman ilk önce kendisi selam verirdi.”[4]

Tokalaşma konusunda da şöyle rivayet edilir: ”Ne zaman bir Müslüman’la karşılaşsa, ilk o elini uzatırdı.”[5]

Tokalaştığı zaman da karşı taraf soğukluk ve ilgisizlik hissetmesin diye, o elini çekmeden elini çekmezdi. Enes b. Malik’ten şöyle rivayet edilir:

”Ne zaman ashabından biriyle karşılaşsa ve karşılaştığı şahıs elini uzatsa, Allah Resulü (s) de elini uzatır ve karşı taraf elini çekmedikçe Allah Resulü (s) elini çekmezdi.”[6]

d) Hal Hatır Sorması

Bir insanın, çevresindekilerin halini sorması, onların sorunlarıyla ilgilenmesi ve evlerine gitmesi onların kalbini kazanması yönünde çok önemlidir. Allah Resulü (s), yaranlarının durumundan asla gafil değildi. Onlarla olan ilişkisini canlı ve güçlü tutardı. İmam Ali’den (a) şöyle rivayet edilir: ”Din kardeşlerinden birini üç gün görmez ise onu sorardı, eğer başka bir yerde olsaydı (yolculuk gibi) ona dua ederdi, eğer şehirde olsaydı görmeye giderdi, hasta olsaydı ziyaret ederdi.”[7]

Bu, bir siyasetçinin ya da bir liderin halkıyla olan samimi ilişkisinden çok öte bir davranıştır. Bu gönül birliği, içtenlik, samimiyet ve sevgi din kardeşliğinin gereğidir.

e) Herkes Gibi İdi

İnsanları Peygamber’e (s) yakınlaştıran ve onu kendilerine yakın hissetmelerine neden olan şey, onlardan biri gibi olması, tevazuu ve her türlü teşrifattan, her türlü lüksten uzak durmasıydı. Düşüncede, ilimde, masumiyette, tertemiz olmada ve manevi faziletlerde Allah’ın seçtiği bir peygamber olarak diğer insanlardan çok üstündü. Maneviyat ve kemal ufku diğer insanlara oranla çok çok genişti. Buna rağmen, Allah Resulü’nün (s) halkla olan diyalogu çok içten, çok yakın ve samimiydi. Tam olarak onlardan biri gibiydi. Konuştuğunda halkın seviyesinde konuşur, halkla diyalogunda kendini onların düzeyine indirirdi. ”Fakirlerle oturur, yoksullarla yemek yerdi.”[8]

Zeyd b. Sabit’in şöyle dediği rivayet edilir: ”Öyleydi ki yanında oturduğumuz zaman ahiretten bahsetsek, o da bizimle ahiretten bahsederdi, dünyadan bahsetsek o da bizimle dünyadan bahsederdi, yiyecek-içecekten konuşsak o da onlar hakkında bizimle konuşurdu.”[9]

Bu, Peygamber’in (s) halkla gönül birliği yaptığını, onlarla onların dili ve üslubuyla konuştuğunu göstermektedir. Gerçekte çok daha üst düzeyde olmasına rağmen kendisini asla onlardan üstte ve ayrıcalıklı görmezdi.

Hz. Ali (a) şöyle buyuruyor: ”Onların güldüğüne güler, şaşırdığına şaşırırdı.”[10]

f) Başkalarının Durumunu Göz Önünde Tutardı

Allah Resulü (s), ilahi şefkatin tecelli aynasıdır. Kuran’ın deyimiyle “müminlere karşı ‘rauf ve rahimdir.” Mümin kardeşlerine karşı kalbi sevgi ve merhamet doludur. Bu rahmet ve şefkat birçok yerde, hatta namazda, hutbede ve konuşmada bile kendini göstermekteydi. Hz. Ali (a) şöyle buyuruyor:

”Cuma ve cemaat namazını tam ve güzel kılmakla beraber, namazı rahat ve kolaydı. Hutbesi herkesinkinden kısaydı ve fazlalık sözler içermezdi.”[11]

Bazen, Cuma veya cemaat namazında ağlayan çocuk sesi duyduğunda, annesi onunla ilgilensin diye namazı çabuk bitirirdi.

Akşam ve yatsı namazlarını genellikle aralıklı kılardı, ama hızlı gidilmesi gereken yolculuklarda, yağmurlu havalarda veya acele işi olduğu zaman akşamı geç, yatsıyı erken kılarak iki namazı cem ederdi.

Şöyle buyurmaktaydı: ”Merhamet göstermeyene merhamet edilmez.”[12]

g) Tavırlarındaki Asillik

Başkalarının hatalarını bağışlamak, özürlerini kabul etmek, yanlışlık yaptığı zaman azarlamamak, isteklerini reddetmemek, dedikodu yapmamak, eli açık olmak ve benzeri erdemler insanın büyüklüğünü ve yüce ruhlu, yüce ahlaklı olduğunu gösterir. Bunların hepsi Allah Resulü’nde (s) mevcuttu. Her biri için birçok rivayetler nakledilmiştir.

Hz. Ali (a) şöyle buyuruyor: ”Resulullah (s) en eli açık ve insanlara iyi davranmada en üstün olandı.”[13]

Bir başka rivayette de şöyle nakledilmiştir: ”Kendisinden özür dileyenin özrünü kabul ederdi.”[14]

Asla kötülüğe kötülükle karşılık vermezdi. Başkalarının kötülüklerinden geçerdi. İnsanları bağışlar, hoş görürdü: ”Kötülüğe kötülükle karşılık vermez, affeder ve hoş görürdü.”[15]

Enes b. Malik şöyle diyor: ‘Ben sekiz yıl (bazı rivayetlerde dokuz yıl) Allah Resulü’nün (s) hizmetinde bulundum. Bir kere olsun, niye böyle yaptın, diye çıkışmadı. İşimde noksanlık aramaz ve beni kınamazdı.’

Ashabına karşı sevgi ve muhabbet dolu olan kalbinin onlara karşı soğumasını, bulanmasını istemezdi. Bu yüzden dostları hakkında kendisine kötü şeyler söylenmesini istemiyordu. Böyle şeyler söylendiğinde engel oluyor ve şöyle buyuruyordu: ”Kimse ashabım hakkında (onların ayıpları ve hatalarıyla ilgili) bana bir şey söylemesin, zira ashabımla karşılaştığım zaman tertemiz ve güzel bir kalple karşılaşmayı seviyorum.”[16]

Başkalarının ayıplarını duymak insanın kafasını karıştırır ve onlara karşı kalbindeki samimi duyguları ve sevgiyi öldürür.

h) Sabır Ve Tahammülü

Topluma liderliğinde ve insanlarla iyi geçinmede, cefalara, aşırılıklara ve sertliklere karşı sabır göstermek, başarının en önemli etkenlerindendir. Allah Resulü (s), bütün bu hasletlere sahipti. Yumuşak huyu ve sabrı insanların onun etrafında toplanmasına neden oluyordu.

Enes b. Malik’in rivayet ettiğine göre, bir gün bir çöl Arabı, gelerek şiddetle Resulullah’ın (s) abasını çekti. Öyle ki abanın kenarı Resulullah’ın (s) boynunda iz bıraktı. Sonra Peygamber’e (s) dönüp: ‘Ey Muhammed! Allah’ın senin elinde olan mallarından söyle bana da versinler.’

Resulullah (s) ona gülümsedi ve kendisine bir şeyler verilmesini emretti.[17]

Ruhun yüceliği, asalet, metanet ve sabır budur işte!

Hz. Peygamber’in (s) manevi makam ve azametini bilmeyenler, bazen gurur, taassup ya da cahillikten dolayı küstahça ve edepsizce davranabiliyorlardı. Ama nebevî ahlak ve güzellik, bu gururları yıkıyor, taassupları eritiyordu. Onlar da bu örnek insanın güzel ahlakına vuruluyorlardı.

Hz. Ali (a) şöyle buyuruyor: ”Yabancıların konuşmaları ve soru sorma sırasındaki uygunsuz tavırları karşısında öyle sabırlıydı ki, ashabı böylesi durumlara engel olmak için kendi aralarında karar alır (tedbir düşünürlerdi).”[18]

Ey aşk suresi!

Ey sevgi ayeti!

Ey parlayan yıldız!

Ey gül kokulu hatıra!

Ey en son ve en üstün elçi!

Ey yücelere ayak basmışken!

Toprakta yoksullarla oturan insan!

Gittin ve bizi kederlere gömdüm!

Ey iyi, çok iyi, en iyi …

Ey pak, ey tertemiz!

Selam sana!

[1]-Aynı kaynak, c.16, s.228.

[2]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.25.

[3]el-Muheccetu’l-Beyza, Feyz-i Kaşani, c.4, s.134.

[4]-Aynı kaynak, s.130.

[5]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.62.

[6]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.17.

[7]-Aynı kaynak, s.19.

[8]Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.228.

[9]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.61.

[10]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.15.

[11]Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.45.

[12]-Aynı kaynak, s.248.

[13]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.17.

39-Sünenü’n-Nebi, Allame Tabatabai, s.75.

40-Aynı kaynak.

41-Biharu’l-Envar, Allame Meclisi, c.16, s.230.

[17]Mekarimu’l-Ahlak, Tabersi, s.17.

[18]-Aynı kaynak, s.15.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.