اللّٰهُمَّ إِنَّ هٰذَا الشَّهْرَ الْمُبارَكَ الَّذِى أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ وَجُعِلَ هُدىً لِلنَّاسِ وَبَيِّناتٍ مِنَ الْهُدىٰ وَالْفُرْقانِ قَدْ حَضَرَ فَسَلِّمْنا فِيهِ وَسَلِّمْهُ لَنا وَتَسَلَّمْهُ مِنّا فِى يُسْرٍ مِنْكَ وَعافِيَةٍ، يَا مَنْ أَخَذَ الْقَلِيلَ وَشَكَرَ الْكَثِيرَ اقْبَلْ مِنِّى الْيَسِيرَ؛اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ أَنْ تَجْعَلَ لِى إِلىٰ كُلِّ خَيْرٍ سَبِيلاً، وَمِنْ كُلِّ مَا لَاتُحِبُّ مانِعاً يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، يَا مَنْ عَفا عَنِّى وَعَمَّا خَلَوْتُ بِهِ مِنَ السَّيِّئاتِ، يَا مَنْ لَمْ يُؤاخِذْنِى بِارْتِكابِ الْمَعاصِى، عَفْوَكَ عَفْوَكَ عَفْوَكَ، يَا كَرِيمُ؛إِلٰهِى وَعَظْتَنِى فَلَمْ أَتَّعِظْ، وَزَجَرْتَنِى عَنْ مَحارِمِكَ فَلَمْ أَنْزَجِرْ، فَما عُذْرِى، فَاعْفُ عَنِّى يَا كَرِيمُ، عَفْوَكَ عَفْوَكَ؛اللّٰهُمَّ إِنِّى أَسْأَلُكَ الرَّاحَةَ عِنْدَ الْمَوْتِ، وَالْعَفْوَ عِنْدَ الْحِسابِ، عَظُمَ الذَّنْبُ مِنْ عَبْدِكَ فَلْيَحْسُنِ التَّجاوُزُ مِنْ عِنْدِكَ، يَا أَهْلَ التَّقْوىٰ وَيَا أَهْلَ الْمَغْفِرَةِ، عَفْوَكَ عَفْوَكَ؛اللّٰهُمَّ إِنِّى عَبْدُكَ بْنُ عَبْدِكَ بْنُ أَمَتِكَ ضَعِيفٌ فَقِيرٌ إِلىٰ رَحْمَتِكَ، وَأَنْتَ مُنْزِلُ الْغِنىٰ وَالْبَرَكَةِ عَلَى الْعِبادِ، قاهِرٌ مُقْتَدِرٌ أَحْصَيْتَ أَعْمالَهُمْ، وَقَسَمْتَ أَرْزاقَهُمْ، وَجَعَلْتَهُمْ مُخْتَلِفَةً أَلْسِنَتُهُمْ وَأَلْوانُهُمْ خَلْقاً مِنْ بَعْدِ خَلْقٍ، وَلَا يَعْلَمُ الْعِبادُ عِلْمَكَ، وَلَا يَقْدِرُ الْعِبادُ قَدْرَكَ، وَكُلُّنا فَقِيرٌ إِلىٰ رَحْمَتِكَ، فَلا تَصْرِفْ عَنِّى وَجْهَكَ، وَاجْعَلْنِى مِنْ صالِحِى خَلْقِكَ فِى الْعَمَلِ وَالْأَمَلِ وَالْقَضاءِ وَالْقَدَرِ؛اللّٰهُمَّ أَبْقِنِى خَيْرَ الْبَقاءِ، وَأَفْنِنِى خَيْرَ الْفَناءِ عَلَىٰ مُوالاةِ أَوْلِيائِكَ، وَمُعاداةِ أَعْدائِكَ وَالرَّغْبَةِ إِلَيْكَ، وَالرَّهْبَةِ مِنْكَ، وَالْخُشُوعِ وَالْوَفاءِ وَالتَّسْلِيمِ لَكَ، وَالتَّصْدِيقِ بِكِتابِكَ، وَاتِّباعِ سُنَّةِ رَسُولِكَ؛اللّٰهُمَّ مَا كانَ فِى قَلْبِى مِنْ شَكٍّ أَوْ رِيبَةٍ أَوْ جُحُودٍ أَوْ قُنُوطٍ أَوْ فَرَحٍ أَوْ بَذَخٍ أَوْ بَطَرٍ أَوْ خُيَلاءَ أَوْ رِياءٍ أَوْ سُمْعَةٍ أَوْ شِقاقٍ أَوْ نِفاقٍ أَوْ كُفْرٍ أَوْ فُسُوقٍ أَوْ عِصْيانٍ أَوْ عَظَمَةٍ أَوْ شَىْءٍ لَاتُحِبُّ، فَأَسْأَلُكَ يَا رَبِّ أَنْ تُبَدِّلَنِى مَكانَهُ إِيماناً بِوَعْدِكَ، وَوَفاءً بِعَهْدِكَ، وَرِضاً بِقَضائِكَ، وَزُهْداً فِى الدُّنْيا، وَرَغْبَةً فِيما عِنْدَكَ، وَأَثَرَةً وَطُمَأْنِينَةً وَتَوْبَةً نَصُوحاً، أَسْأَلُكَ ذٰلِكَ يَا رَبَّ الْعالَمِينَ؛إِلٰهِى أَنْتَ مِنْ حِلْمِكَ تُعْصىٰ فَكَأَنَّكَ لَمْ تَرَ، وَمِنْ كَرَمِكَ وَجُودِكَ تُطاعُ فَكَأَنَّكَ لَمْ تُعْصَ، وَأَنَا وَمَنْ لَمْ يَعْصِكَ سُكَّانُ أَرْضِكَ فَكُنْ عَلَيْنا بِالْفَضْلِ جَواداً، وَبِالْخَيْرِ عَوَّاداً، يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ، وَصَلَّى اللّٰهُ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَآلِهِ صَلاةً دائِمَةً لَاتُحْصىٰ وَلَا تُعَدُّ وَلَا يَقْدِرُ قَدْرَها غَيْرُكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.
Allah’ım! İşte halkı hidayet etmek, hidayet için açık delilleri açıklamak ve hakkı batıldan ayırmak için Kur’ân’ı indirdiğin mübarek ay gelip çattı. (Allah’ım!) Bu ayda bizi sağlık ve selamet içerisinde tut; bu ayı bizim için selamet eyle ve (sonunda) onu bizden rahatlık ve afiyet içinde teslim al. Ey az olanı kabul edip karşılığında çok mükâfat veren! (Şu) az amelimi benden kabul buyur. Allah’ım! Benim için her hayra doğru bir yol açmanı ve sevmediğin her şeyden beni alıkoyacak bir engel çıkarmanı diliyorum senden, ey merhametlilerin en merhametlisi! Ey beni ve gizlide yaptığım kötülükleri affeden, ey yaptığım günahlardan dolayı beni (hemen) cezalandırmayan! Affını diliyorum, affını diliyorum, affını diliyorum, ey Kerim (Allah)! Ey benim ilâhım! Sen bana öğüt verdin, (ama) ben öğüdünü tutmadım; haram kıldığın şeylerden beni sakındırdın, (ama) ben sakınmadım. Huzuruna sunacak bir mazeretim var mı artık?! Sen beni affet, ey Kerim; affını diliyorum, affını diliyorum.
Allah’ım! Ben, ölüm anında rahatlık ve hesap sırasında affını diliyorum senden. Kulunun günahı büyüktür, senin affın iyi olsun, ey takva ve ey mağfiret ehli olan (Rabbim)! Affını diliyorum, affını diliyorum. Allah’ım!
Ben senin kulun ve senin kulun olan bir (babanın) ve cariyen olan (bir annenin) oğluyum; zayıfım ve rahmetine muhtacım; sen ise zenginlik ve bereketi kullarına indirensin. Kahreden ve muktedir yine sensin. Kullarının amellerini saymış, rızklarını bölmüş, dillerini ve renklerini farklı kılmış ve onları ardı ardına yaratmışsın. (Allah’ım!) Kullar senin bildiğini bilemez, (yüce) kadrini ölçemezler. Hepimiz senin rahmetine muhtacız.
(Allah’ım!) Yüzünü benden çevirme; beni, amel, arzu, kaza ve kader açısından yaratıklarının en iyilerinden kıl. Allah’ım! Beni en iyi hâlde yaşat ve en iyi hâlde öldür. Evet, dostlarına dost, düşmanlarına düşman olduğum, sana kavuşmaya müştak ve gazabından korktuğum bir hâlde, huşulu, ahdine sâdık kalmış, sana teslim olmuş, kitabını tasdik etmiş ve Peygamber’inin sünnetine uymuş bir şekilde (sana kavuşmamı sağla.)
Allah’ım! Kalbimde şüphe, tereddüt, inkâr, yeis, (günah) sevinci, isyan, ayyaşlık, azgınlık, kibir, riya, götseriş, fitne, nifak, küfür, fısk, günah, böbürlenmek veya sevmediğin herhangi bir şey varsa, ey Rabbim, (onları kalbimden silip) yerine, vaadine iman, ahdine sadakat, kaza (ve kaderime) razı olmayı, dünyada züht ile yaşamayı, indinde olana rağbet göstermeyi, bilinç ve gönül rahatlığını, ihlâslı bir tövbeyi yerleştir; bütün bunları senden diliyorum ey Âlemlerin Rabbi! Ey mabudum! (Sen o kadar hilim ve tahammül sahibisin ki, kulların,) hilmine güvenerek sana karşı günah işliyorlar; senin kerem ve cömertliğine güvenerek sana itaat ediyorlar; ama sen onlara, hiç günah işlememişler gibi davranıyorsun. (Allah’ım!)
Sana karşı günah işlemeyenlerle ben, yarattığın aynı yeryüzünde yaşamaktayız. O hâlde bize karşı kendi fazl u kereminle cömert davran ve sürekli bize hayır ve ihsanlar lütfeyle; ey merhametlilerin en merhametlisi! Allah’ın, daimî rahmeti Muhammed ve Ehlibeyt’inin üzerine olsun; öyle bir rahmet ki sayı ve miktarını senden başka kimse ölçemesin, ey merhametlilerin en merhametlisi!”