İmam Seccad (a.s), imameti boyunca hep zalim yöneticilerle karşı karşıya kaldı. Yezid, Abdullah b. Zübeyr, Mervan b. Hakem, Abdülmelik b. Mervan ve Velid b. Abdülmelik gibi zalim sultanlar, halifelik adı altında İslâm ümmetine musallat olmuşlardı.
Söz konusu dönemin şartlarına daha iyi vâkıf olabilmek için halife lakaplı bu zalim sultanların caniliklerinden bazılarını kısaca aktarmamız faydalı olacaktır.
Yezid b. Muaviye
Cennet gençlerinin efendisi İmam Hüseyin’in (a.s) Kerbela’da şehit edilmesinden sonra Medine halkından bir grup Hicret’in 62. yılında Şam’a giderek Yezid’i yakından görüp onun açıkça şarap içtiğini, köpekle oynadığını ve bütün gününü günah ve zevkü sefayla geçirdiğini gördüler. Bu grup Medine’ye dönerek gördükleri korkunç gerçeği şehrin ahalisine anlattılar.
İmam Hüseyin’in (a.s) alçakça katledilmesinden dolayı kalpleri nefretle dolu olan Medine halkı, Yezid aleyhine büyük bir isyan başlattı.(1)
Yezid, bu kıyamı bastırmak için gaddarlığıyla meşhur olan Müslim b. Ukbe komutasında büyük bir orduyu Medine’nin üzerine saldı.
Sözde halife olan Yezid’in katiller sürüsü, Hz. Peygamber’in yadigârı olan kutsal Medine’yi tam üç gün boyunca yağmaladılar, acımasızca birçok sahabeyi ve sahabe evlatlarını kılıştan geçirip katliam yaptılar. Neticede bu katliamda on bin masum, günahsız insanın canına kıyıldı. Bu caniler, Medine halkının namusuna dahi tecavüz etmekten çekinmediler.(1)
Muaviye b. Yezid
Hicret’in 64. yılında Yezid’in ölümüyle birlikte oğlu Muaviye tahta geçip hilafetini ilan etti. Ancak kısa bir süre sonra (40 gün veya bir başka rivayete göre 3 ay sonra) minbere çıkıp tahttan çekildiğini açıkladı.(2)
Abdullah b. Zübeyr ve Mervan b. Hakem
Yezid’in ölümüyle birlikte yıllardır halifeliği ele geçirmek için fırsat kollayan Abdullah b. Zübeyr, Mekke’de bir isyan başlatarak Hicaz, Yemen, Irak ve Horasan ahalisinden biat aldı. Bu sırada, Muaviye b. Yezid’in tahttan feragatiyle Şam’daki iktidar el değiştirmiş ve Mervan b. Hakem çeşitli komplolarla iktidarı ele geçirerek Abdullah b. Zübeyr’le mücadeleye başlamıştı. Mervan, hile ve desiseyle Şam ve Mısır’ı ele geçirdiyse de, kısa süre sonra öldü ve yerine, oğlu Abdülmelik tahta çıktı.(3)
Abdülmelik b. Mervan
Hicrî 65. yılda tahta geçen Abdülmelik, iktidardaki konumunu güçlendirdikten sonra Şam ve Mısır’da egemenliğini güçlendirip hicrî 73. yılda Abdullah b. Zübeyir’i Mekke’de bir kuşatmayla ele geçirip öldürttü.(1)
Abdülmelik çok acımasız, cimri ve zalimdi. Bir gün Said b. Müseyyib’e: “Ben öyle bir hâle geldim ki, iyilik yapmaktan hiç hoşlanmıyor ve kötülük işlemekten hiç rahatsızlık duymuyorum!” demişti. Said de cevaben: “Belli ki, kalbin tamamen ölmüş senin.” demişti.
Abdullah b. Zübeyir’i öldürttükten sonra bir hutbesinde halka: “Beni dindarlığa ve takvalı olmaya davet edecek olanın kellesini uçururum, bilmiş olun!” dediği çok meşhurdur.(2)
Abdülmelik’in İslâm tarihinde işlediği en büyük cinayetlerden biri, Haccac b. Yusuf es-Sakafî’yi Basra ile Kûfe’ye vali tayin etmesiydi. Katil ruhlu Haccac, Emevî iktidarının en kan dökücü ve en aşağılık çehrelerinin başında gelir. Kan dökmekten hoşlanan bir sadist olan Haccac, vali olur olmaz halka akıl almaz işkencelerde bulunmuş, kendisine itiraz eden herkesi acımasızca öldürmüş, hatta birçoğunun ailesine bile kıymıştır. Bu sadist ruhlu adam özellikle Hz. Ali’yi (a.s) sevenleri ve onun Şia’sı olan müminleri takibe almış ve iktidarı boyunca yüz yirmi bin Müslüman’ı acımasızca katletmiştir.(3)
Abdülmelik, İmam Seccad’ı (a.s) sıkı bir takibe almıştı. İmam’a (a.s) baskıda bulunmak ve İmam’ı küçük düşürmek için sürekli fırsat kolluyordu. İmam Seccad (a.s), azat ettiği cariyelerinden biriyle evlenmişti. Casusları vasıtasıyla bunu haber alan Abdülmelik, hemen İmam’a bir mektup yazarak onu küçük düşüren ifadeler kullanıp şöyle dedi:
Azat ettiğin cariyenle evlendiğini duydum. Oysa Kureyş’in tanınmış kadınları ile evlenseydin, senin için iftihar ve gurur kaynağı olurlardı. Onlardan asil ve liyakatli evlatlar edinirdin. Ama sen o kadınla evlenerek kendini düşünmediğin gibi, çocuklarına da büyük insanlar olmanın yolunu tıkamış oldun. Vesselâm.
İmam, bu hakaret dolu mektuba şu cevabı yazdı:
Mektubunu aldım. Cariyemle evlendiğim için beni kınıyor ve Kureyş’in ünlü kadınlarıyla evlenmiş olsaydım bunun bana iftihar vesilesi olacağını ve onların bana temiz ve büyük çocuklar verebileceğini yazmışsın. Oysaki hiç kimsenin büyüklük ve iftihar konusunda Allah Resulü’nden (s.a.a) daha üstün olmadığını bilmeliydin. (Yani biz, Peygamber’in ailesiyiz ve kendileriyle evlenmemiz hâlinde bize daha fazla onur kazandıran ve bizden daha üstün olan hiçbir aile yoktur.)…
Bilesin ki, Allah’ın dininde temiz ve dürüst olanın kişiliğine hiçbir şey halel ve zarar getirmez. Yüce Allah, bütün kötülük ve noksanlıkları sadece İslâm vasıtasıyla ortadan kaldırmıştır. (Yani, bir insanın büyük ve asil olması için Müslüman ve mümin olması yeterlidir. Bu durumda fakir veya köle olması hiçbir şeyi değiştirmez ve böyle biriyle evlenmenin de hiçbir sakıncası yoktur.)(1)
Yine bir keresinde Abdülmelik, hem İmam’a (a.s) hakarette bulunup onu küçük düşürebilmek, hem de halk arasında korku ve dehşet yaratıp muhaliflerine gözdağı verebilmek amacıyla İmam Seccad’ı (a.s) çok zor şartlarda ve sıkı gözetim altında Şam’a getirip aynı yöntemlerle Medine’ye geri göndermişti.(1)
Velid b. Abdülmelik
Hicrî 86. yılda Abdülmelik’in ölmesiyle birlikte oğlu Velid onun yerine oturdu. Velid de zulüm ve ahlâksızlıkta babasından geri kalır değildi. Celaleddin Suyutî onun hakkında: “Velid son derece zalim ve zorba biriydi.” diye yazar.(2)
Velid tahta oturduğunda, yaptığı ilk konuşmada, tam bir diktatörlük örneği sergileyerek şöyle dedi:
Kim bana karşı çıkarsa, onu ben öldüreceğim; karşı çıkmayıp susanı ise, suskunluğunun derdi öldürecektir.(3)
Halk arasındaki saygınlığıyla şöhret bulan İmam (a.s), zamanındaki diğer diktatörler gibi Velid’i de korkutuyordu. Zira İmam’ın manevî ve ilmî yönünün gücü karşısında kendisini çaresiz hissediyordu. Sonunda insanların İmam’ın etrafında toplanıp ona karşı kıyam etmesinden korkan Velid, İmam’ı zehirleterek şehit etti.(4)
* * *
İmam Seccad’ın (a.s) imamet dönemine baktığımızda, birtakım toplumsal buhranların varlığı ve zalim yöneticilerin sıkı baskıları altında bulunması; ayrıca mücahit, imanlı ve fedakâr dostların olmayışı yüzünden İmam’ın (a.s) mümtaz öğrenciler yetiştirmekten, ilmî ve ahlâkî eserler neşretmekten başka bir çaresinin olmadığını görürüz.
Bir gün Mekke yolunda hacca giderlerken, kervandakilerden biri İmam’a (a.s) dönerek şöyle bir itirazda bulundu: “Cihadı zorluğundan dolayı terk ettin de kolay bir ibadet olan haccı mı seçtin?”
İmam (a.s) o şahsa hitaben şöyle buyurdu:
Eğer etrafımda imanlı ve fedakâr insanlar bulsaydım, cihadı ve mücadeleyi hacca tercih ederdim.(1)
Ebu Ömer Nehdî İmam Seccad’dan (a.s) şöyle rivayet eder:
Bizim Mekke ve Medine’de yirmi yârenimiz (gerçek ve fedakâr dostumuz) bile yoktur.(2)
1- el-Kâmil, İbn Esir, 4/103.1- el-Bidaye ve’n-Nihaye, İbn Kesir, 8/2212- el-Kâmil, İbn Esir, 4/1303- Tarihu’l-Hulefa, Suyutî, s.212.1- el-Kâmil, İbn Esir, 4/348 ve sonrası2- el-Kâmil, İbn Esir, 4/521–5223- el-Kâmil, İbn Esir, 4/587.1- Usul-i Kâfi, 5/344.1- Tezkiretu’l-Havas, s.1832- Tarihu’l-Hulefa, Suyutî, s.2233- Tarih-i Taberî, 8/1178, Liden basımı4- Menakıb, İbn Şehraşub, 3/311, Necef basımı.1- el-İhticac, Tabersî, s.171, Necef h.1350 basımı2- Nehcü’l-Belâğa Şerhi, İbn Ebi’l–Hadid, 4/104, 20 ciltlik baskısı.
Kaynak: İmam Seccad (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.