Halifelik

30.12.2025 12:22
0
A+
A-

Hicret’in 40. yılı ramazanının 21. gecesi İmam Ali (a.s) şahadete ulaştı. O gecenin sabahı, Kûfe halkı, şehrin büyük camiinde toplanmıştı.

İmam Hasan (a.s) minbere çıkarak şu konuşmayı yaptı:

Dün gece, eşsiz bir insan ayrıldı aramızdan. Geçmiş ve gelecek nesiller arasında ilim ve amelde benzeri yoktu onun. Çok sevdiği Resulullah’ın (s.a.a) safında nice savaşlara katıldı, İslâm’ı ve Resulullah’ı savunmak için mücahitçe gayret gösterdi. Savaşlarda Peygamber (s.a.a) onu daima başkomutan yapar, o da daima zaferle dönerdi. Dünyanın beyazıyla sarısından (gümüşle altın kastediliyor) geriye bıraktığı miktar sadece 700 dirhemdi ve bu da, ona düşen miktardı. Bununla, ailesine yardımcı olacak bir hizmetkâr temin etmeyi düşünüyordu.

İmam Hasan (a.s) bu cümleyi söylerken kendisini tutamayıp ağlamaya başladı. Onunla birlikte, camide toplanan cemaat de ağladı.

Ardından imametin gerçek çizgisinden sapmaması için kendisi hakkında da kısaca şunları söyledi:

İnsanları Allah’a davet eden, onları uyaran ve onlara müjdeleyici olarak gönderilen Resulullah’ın evladıyım ben! O parlak peygamberlik meşalesinden size vuran bir ışığım ben! Yüce Allah’ın her çeşit hata ve kötülüğü kendilerinden uzaklaştırıp tathir ettiği, tertemiz kıldığı ve bizzat Kur’ân-ı Kerim’in emriyle sevilmesi farz olan o ailenin (Ehlibeyt’in) bir ferdiyim ben! Kur’ân şöyle buyuruyor: “(Ey Peygamber! Ümmetine) de ki: Yaptığım elçilik görevine karşılık, ailemi sevmenizden başka bir ücret istemiyorum sizden!”(1)

İmam, “Meveddet” adıyla meşhur olup, Ehlibeyt’i sevmeyi emreden bu ayeti okuduktan sonra oturdu. Bu sırada Abdullah b. Abbas ayağa kalkarak: “Ey cemaat!” diye haykırdı ve İmam Hasan’ı (a.s) göstererek: “Bu, sizin Peygamberinizin evladı, İmam Ali’nin (a.s) vasisi ve şimdi sizin imamınızdır işte! Ona biat edin!” dedi.

Camideki yoğun kalabalık, gruplar hâlinde gelip İmam Hasan’a (a.s) biat etmeye başladı.(2)

Bu olayı öğrenen Muaviye, gerektiğinde kolayca fitne ve fesat çıkarıp İmam Hasan’ın (a.s) yönetimini kendi içinden vurabilmek amacıyla, her şeyi anında kendisine rapor etmeleri için en mahir casuslarını Kûfe ve Basra şehirlerine gönderdi.

Bu casusları deşifre eden İmam Hasan (a.s), onları yakalatıp idam ettirdi ve Muaviye’ye bir mektup göndererek şöyle yazdı:

Gönderdiğin casuslardan ümidini kesebilirsin. Savaş çıkarmayı pek seviyorsun galiba? O hâlde yakındır! Hazır ol! Allah’ın dediği olur.(3)

İmam Hasan’ın (a.s) Muaviye’ye yazdığı ve ünlü tarihçi İbn Ebi’l-Hadid tarafından kaydedilmiş olan mektuplardan biri şöyledir:

Peygamber’in (s.a.a) ölümünden sonra Kureyşlilerin, onun kabilesinden olduklarını söyleyerek kendilerinin diğer Araplardan daha üstün ve Peygamber’in halifesi olmaya daha lâyık olduklarını söylemeleri ve Arapların da bunu kabul etmeleri çok şaşırtıcı ve düşündürücüdür! Çünkü aynı Kureyş, bu nedenin bizim için çok daha geçerli olduğunu gördüğü hâlde kendi arasında bizim daha lâyık olduğumuzu her nedense kabullenemedi. Peygamber’e onlardan çok daha yakın olduğumuz ve hakkımız olan bir şeyi istediğimiz hâlde bizi bir kenara ittiler ve bize zulmettiler.

Düşmanlarla münafıkların İslâm’ı tahrip yolunda ellerine fırsat geçmemesi için biz bu tartışmanın içine fazla girmeyip kavgadan uzak durduk. Bugün de sana şaşmaktayım; kesinlikle lâyığı olmadığın bir şeyin iddiasına girişmişsin! Ne dinde bir üstünlüğün var, ne de kendinden iyi bir eser bırakmışlığın. Sen, Resulullah (s.a.a) ile her zaman savaşıp, ona karşı gelenlerin evladısın. Kureyşliler arasında Peygamber’e en fazla düşmanlıkta bulunanların soyusun. Ama bil ki, Allah var ve senin yaptıklarının karşılığını mutlaka sana gösterecek ve sonunda kazananın kim olduğunu göreceksin.

Allah’a andolsun ki kısa bir süre sonra ömrün sona erecek ve sen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksın; O da, önceden işleyip göndermiş olduğun amellerinin cezasını teker teker sana verecek. Yüce Allah da elbette ki kullarına zulmetmez. Ali (a.s) göçüp gitti şu dünyadan ve bilirsin ki Müslümanlar bana biat ettiler. Rabbimden, ahiretimde noksanlığa yol açacak bir şeyi şu dünyada bana vermemesini dilerim.

Bu mektubu yazmamın nedeni Rabbimle kendi aramda bir özrüm olması içindir. Sen de diğer Müslümanlar gibi bu işi kabul edersen, İslâm’ın yararına ve senin için de daha hayırlı olur. Batılı izlemeyi bırak, herkes gibi sen de biat et.

Benim buna (hilafete) herkesten daha lâyık olduğumu sen de bilirsin. Allah’tan kork, zalim olma; Müslümanların kanına saygı göster. Bunu yapmayacak olursan, ben diğer Müslümanlarla birlikte kalkıp gelir ve en güzel hakem olan yüce Allah’ın aramızda hükmetmesi için seni hesaba çekerim.

Muaviye, İmam Hasan’ın (a.s) bu mektubuna yazdığı cevapta şöyle dedi:

Benimle senin durumumuz tıpkı geçmişte Ebu Bekir’le siz Ehlibeyt arasında yaşanan duruma benziyor. Ebu Bekir nasıl kendisinin daha yaşlı ve tecrübeli olduğunu bahane ederek halifeliği Ali’nin elinden aldıysa, ben de kendimi senden daha lâyık buluyorum! Senin halkı benden daha iyi yöneteceğini ve düşmanla savaşacağını bilsem biat ederim; ama benim senden büyük ve daha tecrübeli olduğumu biliyorsun.

O hâlde senin bana biat etmen daha iyi olur, tabi ben de bunu karşılıksız bırakmaz ve halifeliği kendimden sonra sana bırakırım, buna söz veriyorum. Ayrıca, Irak’ın beytülmalini da sana veririm; Irak’ta istediğin bölgenin haracıyla gelirleri de senin olsun! Vesselam.(1)

Kureyş’in İmam Ali’ye (a.s) sırt çevirirken ileri sürdüğü bahanenin aynısını, bu kez de Muaviye ileri sürdü ve o da aynı oyunu oynayarak İmam Hasan’a biat etmedi. İmam’ın, kendisinden daha lâyık olduğunu bizzat Muaviye de çok iyi biliyordu; ama mevki, makam ve dünyalık hırsı bu gerçeği kabullenmesine izin vermiyordu. Yaş farkının halifelik, yönetim ve imamet konusunda onunla Hz. Hasan (a.s) gibi birisi arasında belirleyici bir faktör olamayacağını herkesten iyi bilen, bizzat Muaviye’nin kendisiydi çünkü.

Nitekim yaş farkını ileri sürerek İmam’a halifeliği lâyık görmeyen Muaviye, iktidarı iyice ele geçirdiğinde bu söylediğini de unutmuş ve çok genç olan oğlu Yezid’i kendisinden sonra halife ilan ederek, kendi sağlığında halktan onun için biat almıştır.

Muaviye sadece biat etmemekle kalmadı, İmam Hasan’ı (a.s) ortadan kaldırabilmek için terör yöntemine de başvurdu. Onun, İmam’ı (a.s) terör ettirebilmek için kiralık katiller tuttuğu, tarihte kayıtlıdır. Bu nedenledir ki, İmam Hasan (a.s) gömleğinin altına zırh giymiş ve namaza bu şekilde gidip gelmiştir. Hatta bir defasında Muaviye’nin kiralık katillerinden biri İmam’ı oklamayı başardığı hâlde, İmam (a.s) zırh giydiği için kurtulmuştu.(1)

1- Şûrâ Suresi, 232- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.169–170; Nehcü’l-Belâğa Şerhi, İbn Ebi’l-Hadid, 16/303- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.170.1- Nehcü’l-Belâğa Şerhi, İbn Ebi’l-Hadid, 16/35.1- Biharu’l-Envar, 44/23.

Kaynak: İmam Hasan (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.