Allah Resulü (s.a.a), Hz. Hatice’yi kaybettiği yıl, fedakâr amcası ve büyük desteği Ebu Talib’i de kaybetmişti.(1) Ebu Talib, Allah Resulü’nün (s.a.a) en samimî dostlarındandı.
Ebu Talib, Kureyş kabilesinin reisi ve Mekke’nin de büyüğü olması hasebiyle, Mekkeliler ve Kureyş kabilesi üzerinde etkin ve saygın bir konumdaydı. Bundan dolayı Ebu Talib’in varlığı, yüce Peygamber (s.a.a) ve Müslümanlar için önemli bir destekti. Çünkü Ebu Talib yaşadığı sürece Allah Resulü (s.a.a) güvencedeydi ve Kureyş kâfirleri ona dokunamıyordu.(2)
Ebu Talib, hayatı boyunca Allah Resulü’nü (s.a.a) korumuş, bu bağlamda elinden geleni esirgememiş, hatta Kureyş’ten gelebilecek tehditleri defetmek ve de tuzaklarını bozmak için imanını da, Müslüman oluşunu da saklamak ve takiyye ile yaşamak zorunda kalmıştı.(3)
Ebu Talib, sırf Peygamber’le (s.a.a) olan akrabalığından dolayı onu koruyor gibi davranıyordu. Ebu Talib bu tedbir ve yöntem sayesinde, hem Kureyş kâfirlerinin, onu kendilerinden bilmesini sağlayabilmiş, hem de onlardan kaynaklanabilecek tehlikeler karşısında Allah Resulü’nü (s.a.a) koruyabilmişti.
Ebu Talib’in fedakârlıkta bulunarak imanını gizlemiş ve takiyye ile yaşamış olması, İslâmî fırkalara mensup bazı yüzeysel düşüncelilerin, Ebu Talib’in İslâm ve imanında şüpheye düşmelerine ve hatta daha da ileriye giderek, bütün hayatı iman ve özveriyle geçen Ebu Talib gibi yüce bir insana, şirk ve küfür türünden yakıştırmalarda bulunmalarına neden olmuştur.(1)
Ebu Talib’in vefatıyla birlikte, Kureyş’in Allah Resulü (s.a.a) üzerindeki baskı, eziyet ve işkencesi öylesine şiddet kazanmıştı ki, alçakça bir plân kurarak Resulullah’ı terör etmeyi kararlaştırdılar. Bu şeytanca plân uyarınca, farklı kabilelere mensup savaşçıları, eş zamanlı olarak Allah Resulü’nün (s.a.a) evine saldırmak ve onu öldürmekle görevlendirdiler.
Böylece Allah Resulü’nün (s.a.a) öldürülmesi, birçok kabilenin üzerinde kalacaktı. Bu durumda ne Benî Haşim kabilesi, ne de Peygamber’in akrabaları intikam almaya girişemeyecek ve mecburen kan parası almaya razı olacaklardı…(2)
Yüce Allah bu komplo karşısında, Peygamber’ine (s.a.a) hicret emrini verdi.(3)
Bundan bir süre önce ise Medine halkının ileri gelenleri, Allah Resulü (s.a.a) ile görüştükten sonra İslâm’ı kabullenmiş ve Peygamber’in (s.a.a) Medine’ye gelmesi durumunda can, mal ve güçleriyle Peygamber’i (s.a.a) ve İslâm’ı savunacaklarına dair biat etmişlerdi. Böylece Allah Resulü (s.a.a), Kureyş kâfirlerinin şeytanî plânlarını uygulamaya koyacakları gece Mekke’den ayrıldı ve Ali (a.s) de Hz. Peygamber’in (s.a.a) yatağında yattı. Kureyş kâfirleri, gecenin bir vaktinde Peygamber’in (s.a.a) evine saldırmış ve Ali (a.s) ile karşılaşmışlardı…(1)
Allah Resulü (s.a.a), Mekke’den hicret ettikten on iki gün sonra Medine yakınındaki Kuba’ya vardı ve orada Ali’nin (a.s) gelmesini bekledi.(2)
Hz. Ali (a.s) de kısa bir süre Mekke’de bekledikten ve Allah Resulü’nün (s.a.a) kendisine verdiği görevleri yerine getirdikten sonra Peygamber (s.a.a) ailesini de alıp Medine’ye yöneldi.(3)
Ali (a.s) ve beraberindekiler, yolda Mekke müşriklerinden bazılarıyla karşılaştı ve onlar, bu yolculuğa engel olmaya çalıştılar. Bunun üzerine Ali (a.s), kılıcıyla bunlardan birini öldürdü ve diğerlerini de kaçmak zorunda bıraktı.
Ali (a.s), maiyetindekilerle birlikte birkaç gün sonra Hz. Peygamber’in (s.a.a) huzuruna vardı ve beraberce Medine’ye hareket ettiler.(4)
1- Keşfu’l-Gumme, c.2, s.77; Muntehe’l-Âmal, s.65; Yakubî Tarihi, c.2, s.35 (Beyrut Basımı). Bazı rivayetlere göre Ebu Talib, Hz. Hatice’den bir ay önce vefat etmiştir. (el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.79)2- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.79; Muntehe’l-Âmal, s.63–653- el-Emali, Şeyh Saduk, s.419–492 (Beyrut Basımı); Muntehe’l-Âmal, s.136; el-Fusulu’l-Muhtare, Şeyh Müfid, s.228–232.1- Ebu Talib hakkındaki bu yakıştırmaların, özellikle Muaviye ve diğer Ümeyye Oğulları’nın hükümet dönemlerinde üretildiğini ve yayıldığını gözden uzak tutmamak gerekir. Aslına bakılırsa Muaviye, Müminlerin Emîri Ali’ye (a.s) olan düşmanlığından dolayı bu yalan ve iftira kampanyasını başlatmıştı. 2- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.79–80; Menakıb, Şehraşub, c.1, s.158; el-Fusulu’l-Mühimme, İbn Sabbağ Malikî, s.46 (Necef baskısı)3- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.80.1- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.82–83; Menakıb, Şehraşub, c.1, s.156–158; Fusulu’l-Mühimme, İbn Sabbağ Malikî, s.45–47 (Necef baskısı)2- Ravzatu’l-Kafi, s.339 (Tahran, İslâmiyye basımı)3- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.84; Fusulu’l-Mühimme, İbn Sabbağ Malikî, s.52 (Necef baskısı)4- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.84–85; Menakıb, Şehraşub, c.1, s.159.
Kaynak: Hz. Fatıma (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.