Cemaziyelâhır ayının yirmisinde, cuma günü, Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberlikle görevlendirilişinin beşinci yılında,(1) Hicaz seması altında, Mekke dağlarının eteğinde, Kâbe’nin hemen yanı başında, vahiy evinde, Allah Resulü’nün (s.a.a) Kur’ân tilavetiyle nur yağdırdığı evde, meleklerin çok iyi tanıdığı ve inip kalktığı evde, Hz. Peygamber’in (s.a.a) kıldığı namazın ve okuduğu Kur’ân’ın yankılandığı ortamda, yeryüzünün gökyüzüyle birleştiği atmosferde, öksüzlerin ümit ufku olan evde, yoksulların medet umduğu evde, esirlerin sığındığı evde, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Hatice’nin evinde, bir kız çocuğu dünyaya gözlerini açtı.
Peygamber efendimizin (s.a.a) kızı, nübüvvet bağının ürünü, Allah’ın yeryüzündeki halifesinin siper arkadaşı ve eşi, dünya kadınlarının efendisi Fatıma (s.a) gelmişti dünyaya.
Hz. Fatıma’nın (s.a) doğumuyla birlikte, Allah Resulü’nün (s.a.a) evi daha bir sevgi ve şefkatle dolmuştu. Peygamberimizin (s.a.a) Mekke’deki acı ve sıkıntılı döneminde Fatıma’nın (s.a) varlığı, peygamberliğin zor günlerinin acısını dindirip acılı baba ve annenin yorgun yüzünü sabah akşam okşayan huzur verici bir nesim gibiydi âdeta.
Âlemlerin efendisi Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a), dünyaya gelen bu değerli kızının varlığıyla huzur buluyor, acılarını dindiriyor ve Hz. Fatıma (s.a) hakkında şöyle buyuruyordu:
Benim ruhumdur; onu kokladıkça cennetin kokusunu alıyorum.(1)
Allah Resulü’nün (s.a.a), Fatıma (s.a) hakkındaki buyruğuna hayret etmemek gerekir.
Çünkü Fatıma (s.a), yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de övgüyle andığı yüce insanlardan(2) biridir:
Ancak ve ancak Allah, siz Ehlibeyt’ten her çeşit pisliği, suçu gidermek ve sizi tam bir temizlikle tertemiz bir hale getirmek diler.(3)
Fatıma (s.a), Hz. Peygamber’in (s.a.a) varlık usaresidir. Hz. Fatıma’nın (s.a) bütün yaşantısı, semavî övgüye muhatap kılınmıştır ve Fatıma (s.a), Allah katındaki seçkinliğiyle kadının yüceliğini kanıtlayan örnek İslâm kadınıdır. Hz. Fatıma’nın (s.a) varlığı, semavî yüce insanların ulaştığı gibi kadının da maneviyat doruğuna ulaşabileceğini kanıtlayan en yüce kanıttır.
Hz. Fatıma’nın (s.a) babası, evrenin sahibi yüce Allah tarafından: “Sen, pek yüce ahlâk üzeresin.”(4) ve “(O) kendi dileğiyle söz de söylemedi. Sözü, ancak vahyedilen şeyden ibarettir.”(5) şeklinde övülen ve başkaca bir vasfa ihtiyaç duymayan bir babadır.
Hz. Fatıma (s.a), nur dolu hayatının tümünü vahiy ışığında ve ilâhî eğitici bir babanın kılavuzluğuyla geçirdi. Takriben iki yaşındaydı ki, Kureyş kâfirlerinin uyguladığı ekonomik ambargo altında kaldı; babası, annesi ve diğer Müslümanlarla birlikte “Ebu Talib Deresi”nde(1) en dayanılmaz açlık ve sıkıntı hâllerine katlandı.
Hz. Fatıma (s.a), bisetin onuncu yılında ve Ebu Talib Deresi’nden kurtulduktan kısa bir süre sonra(2) -on yıllık mücadelenin zorluklarına katlanan ve ekonomik ambargonun baskısıyla daha bir çöken- aziz annesini kaybetti.
Hz. Fatıma’nın (s.a) annesini kaybetmesi çok acı ve büyük bir musibetti; ama bu, babasına daha bir sığınmasına ve onun eğitimine sıkıca sarılmasına neden olmuştu. Sekiz yaşında ve Allah Resulü’nün (s.a.a) hicretinden çok kısa bir süre sonra Peygamber (s.a.a) ailesine mensup diğer kadınların yanında ve Ali (a.s) ile birlikte Mekke’den ayrıldı ve Medine’ye gelerek yeniden babasının yanında yer aldı.(3) Hz. Fatıma (s.a), şimdi daha farklı zorluklarla iç içe olan Allah Resulü’nün (s.a.a) Medine döneminde de babasının yanındaydı.
Uhud Savaşı sonrasında Müslümanlar, geri çekilerek dağa sığınmak zorunda kalmışlardı. Hz. Fatıma (s.a), bu haberi alır almaz Medine’den çıkarak Allah Resulü’nün (s.a.a) yanına gelmiş ve Müminlerin Emîri Ali (a.s) ile birlikte babasının yaralarını sarmıştı…(4)
Hz. Fatıma (s.a) İslâm ve Kur’ân ile büyümüştü; vahiy ve nübüvvet havasını soluyor ve bununla da iftihar ediyordu. Evlilik ve anneliği bile Hz. Fatıma’nın (s.a) hayatını, Allah Resulü’nün (s.a.a) hayatından ayırmamıştı ve evleri yan yanaydı.
Allah Resulü (s.a.a), en çok Fatıma’nın (s.a) evine giderdi; her sabah camiye gitmeden önce Fatıma’yı (s.a) görmeye giderdi.(1)
Resulullah’ın (s.a.a) hizmetinde olan şahıs şöyle rivayet etmektedir:
Allah Resulü (s.a.a) bir yolculuğa çıkmak istediği zaman en son görüştüğü Fatıma olurdu ve döndüğünde de herkesten önce Fatıma’yı görmeye giderdi.(2)
Allah Resulü’nün (s.a.a) mübarek ömrünün son saatlerinde de Fatıma (s.a), babasının yanı başında ağlıyordu ve babası da onun, herkesten önce kendi yanına geleceğini söyleyerek teselli veriyordu.(3)
Hz. Fatıma’nın Annesi
Hz. Fatıma (s.a) çocukluk döneminin beş yılını, Hatice (s.a) gibi değerli ve fedakâr bir annenin yanında ve gözetiminde geçirdi. Hz. Hatice, İslâm’a inanan ilk kadındı ve Allah Resulü (s.a.a), onun hakkında şöyle buyurmuştu:
Hatice, bu ümmetin en iyi kadınlarındandır.(4)
Allah Resulü (s.a.a), Hz. Hatice’yi öyle seviyor ve saygı duyuyordu ki, Hatice hayatta olduğu sürece başka bir evlilik yapmadı ve ölümünden sonra da hep iyilikle onu andı. Hatta Hatice’ye olan sevgi ve saygısından dolayı Hatice’nin arkadaşlarına da saygı gösteriyor ve kendisine takdim edilmek istenen bir hediyeyi:
“Falanca kadının evine götürün; çünkü o, Hatice’nin arkadaşıdır.”(1) buyuruyordu.
Aişe şöyle rivayet eder:
Peygamber, Hatice’yi hep iyilikle anardı. Bir gün ben buna karşı çıktım ve dedim ki:
“Ey Allah’ın Resulü! Hatice yaşlı bir kadından öte değildi; oysaki Allah, ondan daha iyisini sana vermiştir.”
Benim bu sözüm üzerine Peygamber öfkelenerek şöyle buyurdu:
Andolsun Allah’a ki, yüce Allah, ondan daha iyisini bana vermiş değildir. Başkaları küfürde iken Hatice bana iman etti, başkaları beni yalanlarken o doğruladı, başkaları beni mahrum tutarken o, bütün servetini benim yetkime sundu ve yüce Allah, benim neslimi onda kıldı.(2)
Allah Resulü (s.a.a) bu buyruğunda, İslâm tarihinde büyük bir yankı uyandıran ve İslâm dininin yayılmasında etkin olan Hz. Hatice’nin (s.a) fedakârlığına vurgu yapmaktadır. Bazı din bilginleri, bu hususta şöyle demişlerdir:
İslâm ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) nübüvveti, Ali’nin (a.s) cihadı ve Hatice’nin infakıyla ilerledi.
Yüce Allah, Peygamber’ini (s.a.a), bu iki yüce insan ile teyit etti. Ali’nin (a.s) cihadı ve Hatice’nin infakı, İslâm’ın ilerlemesini ve başarısını sağlayan iki büyük etken olmuştur. Bütün Müslümanlar, iman nimetini, Allah ve Resulü’nden (s.a.a) sonra bu iki yüce insana borçludurlar.
Böyle bir annenin yadigârı ve Allah Resulü (s.a.a) gibi bir babanın evladı olan Fatıma (s.a), bisetin onuncu yılında(1) aziz, şefkatli ve fedakâr annesini kaybettikten sonra aile ocağında, annesinin yerini doldurmaya gayret ediyordu.
1- Keşfu’l-Gumme, c.2, s.4; Menakıb, İbn Şehraşub, c.3, s.132; Muntehe’lÂmal, s.156 (Tahran, Hüseynî Matbaası basımı); Beytü’l-Ahzan, s.4.1- Keşfu’l-Gumme, c.2, s.24; Biharu’l-Envar, c.43, s.4–6 ve 54; Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.1, s.116 (Tahran, Cihan Yayınları)2- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.162, 172, 212 (Necef basımı)3- Ahzâb Suresi, 334- Kalem Suresi, 45- Necm Suresi, 3–4.1- Muntehe’l-Âmal, s.63–64. Ekonomik ambargonun uygulandığı dönemde Allah Resulü’nün (s.a.a) akrabaları ve Müslümanlarla birlikte ikamet ettiği Mekke yakınındaki derenin adıdır.2- Keşfu’l-Gumme, c.2, s.79–803- el-Emali, Şeyh Tusî, c. 2, s. 84–854- Menakıb, İbn Şehraşub, c. 2, s. 65; Muntehe’l-Âmal, s. 78–79 (Tahran, Hüseynî Matbuatı basımı).1- Keşfu’l-Gumme, c. 2, s. 132- Keşfu’l-Gumme, c.2, s.63- el-Emali, Şeyh Tusî, c.2, s.14–154- Tezkiretü’l-Havas, Sibt b. Cevzî, s.302 (Hicrî 1383 Necef basımı); Keşfu’lGumme, c.2, s.71.1- Sefinetü’l Bihar, c.1, s.3802- Tezkiretü’l-Havas, Sibt b. Cevzî, s.303; Keşfu’l-Gumme, c.2, s.78–79 (biraz farklı olarak); Kâmil, Behaî, c.2, s.7.1- Biharu’l-Envar, c.16, s.8–13.
Kaynak: Hz. Fatıma (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.