Aleni Davet
Hz. Muhammed’in (s.a.a) peygamberliğe seçilmesinden üç yıl geçmişti. Peygamberimiz (s.a.a), bu zaman zarfında, ahlâkî çöküntüye uğramış ve inanç sapıklığına düşmüş zavallı insanlara muhabbet ve mantıkla yaklaşarak onları kurtarmaya çalışıyor ve gizli olarak da tevhit dinine davet ediyordu.(1) Ancak getirmiş olduğu din evrensel olduğu için bütün dünyaya duyurulmalı ve ulaştırılmalıydı. Bu nedenle de aleni davetini başlatıp hedefini duyurmaya ve getirmiş olduğu dini tanıtmaya girişti.
Hz. Muhammed’in Safa Dağındaki Konuşması
Peygamberimiz (s.a.a) Allah’ın emri doğrultusunda, getirdiği dini yaymak ve bütün Arap kabilelerine duyurmak amacıyla davetini genelleştirmeye, alenileştirmeye ve dininin hakikatini halk kitlelerine açıklamaya karar vermişti.
Bu kararın ardından Safa dağına doğru ilerledi ve dağın yüksek bir noktasına çıktıktan sonra yüksek bir sesle kalabalığa şöyle seslendi: “Ya sabahah!”(2)
Hz. Muhammed’in (s.a.a) sesi Safa dağında yankılandı ve bir anda insanların dikkatini çekti. Farklı kabilelere mensup insanların oluşturduğu kalabalık ona doğru koşuştular. Hz. Muhammed’in (s.a.a) sözlerini duymak için dağın eteğinde toplanıp pürdikkat kesildiler. Peygamber efendimiz (s.a.a) kalabalığa şöyle seslendi:
Ey insanlar, düşmanlarınızın bir araya gelip bir sabah ya da akşam vakti ansızın size saldırmak istediklerini söyleyecek olsam beni doğrular mısınız?
Herkes bir ağızdan:
“Yaşamın boyunca senden bir yalan duymuş değiliz!” dedi.
Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdu ki:
Ey Kureyş kabileleri, sizi Allah’ın azabından sakındırıyor ve uyarıyorum. Kendinizi ateşten kurtarın…(1)
Bu uyarının ardından şöyle devam etti:
Ben, uzaktan düşmanı gözetleyen ve tehlikeyi halkına bildiren gözcü konumundayım. Bu durumda olan biri, kendi halkına yalan söyler mi hiç?(2)
Ebu Leheb, Hz. Peygamber’in sözlerinden insanların etkileneceği korkusuyla hemen sessizliği bozup o Hazret’e şöyle dedi: “Yazıklar olsun sana! Bunları demek için mi bizi buraya topladın?”
Ebu Leheb, edepsizce ve küstahça birtakım sözleriyle Hz. Muhammed’in (s.a.a) sözünü kesip konuşmasına engel oldu.
Yüce Allah da Ebu Leheb’in bu küstahlığı, inkârcılığı, düşmanlarla ve müşriklerle işbirliği karşısında: “Ebu Leheb’in iki eli kurusun.”(1) ayetini indirerek, ona acı akıbetini haber verdi.(2)
Hz. Peygamber’in Sözlerinin Yankısı
Hz. Muhammed’in (s.a.a), Safa dağındaki mantıklı ve sıcak sözleri birçok insanı etkilemiş ve getirdiği yeni din de Mekke halkının gündemine oturmuştu. Simdi artık bir-iki kişinin yan yana geldiği her yerde bu din hakkında konuşuluyordu.
Hz. Muhammed’in (s.a.a) bu sözleri, özellikle baskı ve zulüm altında inleyen, Mekke’de uygulanmakta olan haksızlık ve adaletsizlikten bıkıp usanan kesim için bir ümit ışığı olmuş ve can çekişmekte olan bu bedenlere yeni bir can katmıştı. Kureyş kabilesinin kötü düşünceli ileri gelenleri ise bir türlü bu hakikatlere teslim olmuyordu.
Bu meşum ve sömürü sınıfı, Hz. Muhammed’in (s.a.a) her fırsattan yararlanarak onların itikadî sapıklıklarını açıkladığını ve insanlara anlattığını görünce, ne pahasına olursa olsun bu fikrî inkılâbın önünü tıkamaya karar verdi.
Hz. Muhammed’in (s.a.a) getirmiş olduğu din, şirk ve putperestlikle taban tabana zıt olup insanları tek Allah’a kulluk sunmaya, dünya ve ahiret saadetini getiren İslâm dinini kabul etmeye çağırıyordu.
Bu dinin insanlar tarafından kabul görmesi durumunda şirk ve putperestlik düzeni yıkılacak ve bununla birlikte de Mekke’nin hâkim sınıfının sömürü çarkı işlemez hâle gelecek ve saltanatları altüst olacaktı.
Onlar, bunu çok iyi anlamışlardı ve bundan dolayı da mümkün olan her yola başvurarak bu düşünce akımının yularını ele almak istiyorlardı. Önce bir danışma heyeti kurup yeni dini, doğurduğu şartları ve Hz. Muhammed’in (s.a.a) sesini nasıl kısabileceklerini tartıştılar.
Bu müzakere ve fikir teatisi sonucunda, Kureyş’in büyüğü ve Peygamber’in (s.a.a) de babası konumunda olan Ebu Talib’in evine gidip uygun gördüğü bir şekilde Hz. Muhammed’i (s.a.a) engellemesini istemeye karar verdiler.Bu isteklerini bildirmek için Ebu Talib’in evine gittiler ve bir süre konuştuktan sonra Ebu Talib onları yatıştırdı.
Kureyş’in Şikâyeti
Kureyş kabilesinin önde gelenleri bir kez daha toplanarak Ebu Talib’in evine gittiler. Heyetin sözcüsü, Ebu Talib’e şöyle dedi:
Sen bizim aramızda ve Kureyş kabilesi nezdinde büyük bir makama sahipsin. Sen bizim reisimiz, büyüğümüz ve yol göstericimizsin. Bu yüce makamına hepimiz saygı duymaktayız. İlk ziyaretimizde senden, kardeşin oğlunun tavır ve davranışlarına engel olmanı istemiştik. Muhammed’i, babalarımızın dinine dil uzatmaktan, tanrılarımızı eleştirmekten, inanç ve düşüncelerimizi sorgulamaktan men etmeni ve sakındırmanı istemiştik senden. Sen ise, bizim talep ve sözlerimize hiç aldırış etmedin ve Muhammed’e de engel olmadın. Andolsun Allah’a ki, atalarımıza dil uzatılması, düşüncelerimizin küçümsenmesi ve tanrılarımızın eleştirilmesi karsısında daha fazla sabredemeyiz! Muhammed’i bundan sakındırmalısın; aksi takdirde o ve -onun destekçisi olan- sana karşı savaşacağız. Bunun sonucunda ya siz yok olacaksınız ya da biz.
Ebu Talib onlara karşı dost gibi görünme yolunu seçti ve onlar gittikten sonra olup bitenleri Hz. Muhammed’e (s.a.a) aktardı. Hz. Peygamber (s.a.a), Ebu Talib’e şöyle buyurdu:
Andolsun Allah’a, İslâm dininden ve amacımdan vazgeçmem karşılığında güneşi sağ elime ve ayı da sol elime verecek olsalar dahi bunu asla yapmayacağım; ya bu yolda can verecek, ya da amacıma ulaşacağım.
Sonra üzgün bir hâlde amcasının yanından ayrıldı. Ebu Talib, Hz. Muhammed’i (s.a.a) yanına çağırarak şöyle dedi:
Andolsun Allah’a ki, seni himaye etmekten el çekmeyecek ve sana el uzatmalarına izin vermeyeceğim.(1)
Kureyş’in ileri gelenleri bir başka defa ise, Ammare b. Velid’i de yanlarına alarak Ebu Talib’e gelip dediler ki: “Bu (Ammare b. Velid) güçlü ve yakışıklı bir gençtir; evlat edinmen için bunu sana bırakmaya hazırız, yeter ki kardeş oğlunu desteklemekten el çek!”
Ebu Talib bu teklifi şöyle yanıtladı:
Çok kötü bir teklif getirdiniz! Demek sizin evladınızı saklayıp büyütmemi, kendi evladımı ise öldürmeniz için size vermemi istiyorsunuz benden?! Andolsun Allah’a ki, böyle bir şey asla olmayacaktır.(2)
Kureyş’in Rüşvet Verme Girişimleri
Kureyş büyükleri, maddiyat vaadiyle ve gümüş-altın vererek Hz. Peygamber’e (s.a.a) engel olabileceklerini düşündüler ve bu teklifi sunmak için de o Hazret’in huzuruna varıp şöyle dediler:
Amacın servet sahibi olmak, mal-mülk edinmekse, Arab’ın en büyük servet sahibi yaparız seni. Eğer üstünlük ve makam peşindeysen, seni kendimize mutlak reis seçeriz. Saltanat istiyorsan, seni kendimize padişah yaparız. Vahiy olarak algıladığın bu durumdan kendini kurtaramıyorsan, tedavin için en usta tabibi ayağına getiririz. Sen, yeter ki inancını insanlara duyurmaktan vazgeç ve insanlar arasında daha çok bozgunculuk çıkarmaktan, atalarımızın tanrılarını, inançlarını ve düşüncelerini eleştirmekten sakın!
Allah Resulü (s.a.a) bu teklifi şöyle yanıtladı:
Ne malınızda gözüm var, ne de makam ve saltanat peşindeyim. Allah beni peygamberliğe seçmiş, bana kitap indirmiş ve sizleri sakındırmak ve müjdelemek için görevlendirmiştir. Ben sorumluluğumu yerine getirdim; bana itaat ederseniz, saadete ulaşırsınız ve eğer de davetimi kabul etmezseniz, aramızda Allah hükmedinceye kadar sabreder ve direnirim.(1)
Sonunda Kureyş büyükleri, kendi tanrılarını eleştirmekten vazgeçmesine karşılık Muhammed’e (s.a.a) müdahale etmemeye karar verdiler. Ebu Talib’in yanına gelip kararlarını bildirdiler ve bu hususta Muhammed (s.a.a) ile konuşmasını istediler.
Hz. Peygamber’in (s.a.a) buna cevabı ise şöyleydi:
Onları her yönüyle hayırlarına olan bir söze davet etmeyeyim mi?! Oysaki üstünlük ve mutlulukları bu sözün gölgesinde gerçekleşecektir.
Ebu Cehil dedi ki: “Bir söz ne ki, on tanesini bile söylemene razıyız. Söylemek istediğin söz nedir?
”Hz. Peygamber (s.a.a) buyurdu ki:
Allah’tan başka ilâh yoktur, demenizi istiyorum.
Hz. Muhammed’in (s.a.a) bu sözünü duyan Kureyş büyükleri şiddetle öfkelenip meyus oldular. Ebu Cehil şöyle dedi: “Bunun dışında bir şey iste!”
Hz. Muhammed (s.a.a), katiyen bunun dışında bir şey istemeyeceğini şöyle dile getirdi:
Güneşi bile elime verecek olsanız, bunun dışında bir şey istemeyeceğim sizden.(1)
Kureyş’in önde gelenleri, Muhammed (s.a.a) ile konuşmanın bir sonucu olmayacağını, tehdit ve servet vaadinin de onu, izlediği yoldan geri çevirmeyeceğini anlayınca, o Hazret karşısında şiddet kullanmaya karar verdiler.
1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.262; Tarih-i Yakubî, c.2, s.19, 1384 h.k Necef basımı.2- Bu, Araplar arasında önemli bir konuya dikkat çekmek ve halkı uyarmak (dikkatlerini bir şeye çekmek) için kullanılan bir ünlemdir. bk.
Mecmau’l-Bahreyn, «Subh» kelimesi.
1- Tarih-i Taberî, c.3, s.1170.
2- Sire-i Halebiyye, c.1, s.311, 1382 basımı.1- Mesed, 1.2- Tarih-i Taberî, c.3, s.1170; Menakıb, c.1, s.43–44.1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.265–266, 1375 Mısır basımı.2- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.266–267, 1375 Mısır basımı.1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.295–296.1- Tarih-i Taberî, c.3, s.1176.
Kaynak: Hz. Muhammed (s.a.a) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.