Me’mun’un İmam Rıza’ya (a.s) karşı uyguladığı başka siyasî komploları da vardı. İmam’ın (a.s) toplumdaki yüce makamından rahatsız olan Me’mun, ilminden yararlanma bahanesiyle İmam’ı rencide etmek ve yenilgiye uğratarak halkın gözünden düşürmek için âlimlerin onunla münazara etmelerini ve tartışma yapmalarını istiyordu.
Bunun için gerekli ortamı oluşturup İmam ile kendisinin güvendiği bilginleri karşı karşıya getiriyordu. Bütün çabası, İmam’ı yenilgiye uğratıp küçük düşürmekti. Aklınca toplumun İmam’a karşı sevgisini azaltacak, İmam’ı halkın gözünde düşürecek ve önemsiz biri olduğunu yansıtmış olacaktı.
Fakat Me’mun’un bu hilesi de tutmadı. İmam’ın daha da bir yücelmesi, Me’mun’un da alçalıp daha da bir mahcup olması dışında hiçbir işe yaramadı.
Her ilmî toplantıda İmam’ın (a.s) ilâhî ilim güneşi daha çok parlıyordu; her defasında Me’mun gibi hilekâr, düzenbaz yarasaları kıskançlık ateşi yakıp kavuruyor ve gözlerini kör ediyordu.
Yaklaşık bin yıl önce yaşamış büyük Şia fakih ve muhaddisi Şeyh Saduk şöyle diyor:
Me’mun çeşitli sapık gruplardan olan kelamcıları davet ediyor, İmam’a (a.s) duyduğu kin ve kıskançlıktan dolayı onların İmam’a (a.s) üstün gelmesini ve galebe çalmasını diliyordu. Fakat İmam (a.s) her kimle münazara yapsa, karşısındaki kişi onun (a.s) fazilet ve üstünlüğünü itiraf edip İmam’ın (a.s) istidlali (delilleri) karşısında teslim oluyordu.(1)
Nevfelî şöyle diyor:
Me’mun, Fazl b. Sehl’e Caselik, Re’su’l-Calut, Sabiînin ileri gelenleri, Hürbüzlerin büyüğü, Zerdüşt âlimleri, Nestas-i Rumî ve mütekellimler/kelamcılar(2) gibi çeşitli fırkaların önde gelen simalarını bir araya toplamasını emretti; Fazl da onları topladı.
Me’mun, İmam’a (a.s) hizmetçisi Yasir vasıtasıyla haber gönderdi; eğer isterse bu inançların ileri gelenleriyle konuşup tartışabilir diye bildirdi. İmam (a.s) da: “Yarın geleceğim.” buyurdu. Yasir dönünce İmam (a.s) bana: “Ey Nevfelî! Sen Iraklısın; Iraklılar da zeki olurlar. Me’mun’un, müşrikleri ve değişik inanç sahiplerini çağırıp toplamasından ne anlıyorsun?” diye sordu.
Ben: “Sana feda olayım, sizi imtihan edip bilgi seviyenizi öğrenmek istiyor.” dediğimde, İmam (a.s): “Onların benim delilimi çürütmelerinden korkuyor musun?” buyurdu.
Ben: “Hayır vallahi, kesinlikle böyle bir endişem yok; ben Allah’ın sizi onlara galip kılacağını umuyorum.” dedim.
İmam (a.s): “Ey Nevfelî! Me’mun’un bu hareketinden ne zaman pişman olacağını öğrenmek istiyor musun?” buyurdu.
Ben: “Evet.” diye arz ettiğimde, İmam (a.s) buyurdu ki:
Ben Tevrat’a inananlara Tevrat’la, İncil’e inananlara İncil’le, Zebur’a inananlara Zebur’la, Saibiîn’e kendilerinin konuştuğu İbranice ile diğerlerine de kendi delil ve dilleriyle cevap verdiğim zaman, herkese galip gelip delillerini çürütmem sonucu kendi inanç ve sözlerinden vazgeçip bana yöneldikleri zaman, Me’mun oturduğu makamın onun hakkı olmadığını anlayacak ve işte o zaman pişman olacaktır.
İmam (a.s) daha sonra: “La havle ve la kuvvete illa billahi’l-Aliyi’l-Azim/Ulu ve Yüce Allah’tan başka güç ve kudret sahibi yoktur.” dedi.
Ertesi gün sabahleyin İmam (a.s) onların meclisine gitti. Yahudi âlimi Hahambaşı dedi ki:
Biz senden Tevrat, İncil, Davud’un Zebur’u, İbrahim ve Musa’nın Suhuf’u dışında verdiğin hiçbir cevabı kabul etmeyeceğiz.(1)
İmam Rıza (a.s) onun bu şartını kabul etti ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini ispatlamak için onlara Tevrat, İncil ve Zebur’dan ayrıntılı deliller getirdi; onlar da İmam’ı onayladılar. Sonra İmam diğerleriyle tartıştı. Herkes sustuktan sonra da şöyle buyurdu:
Ey topluluk! Sizin aranızda muhalif ve sorusu olan varsa, korkmadan ve çekinmeden sorsun.
Bunun üzerine kelam ilminde ve tartışmada eşsiz bir kişi olan İmran Sabî şöyle dedi:
Ey bilgin kişi! Eğer kendin sormamızı istemeseydin sormazdım. Ben Kûfe, Basra, Şam ve Cezire’ye gidip oradaki mütekellimlerle tartıştım; fakat bana Allah’ın birliğini ispatlayacak birini bulamadım.
İmam Rıza (a.s) Allah’ın birliğini ispatlamak için ayrıntılı bir delil getirince,(1) İmran ikna oldu ve dedi ki:
Efendim! Anladım ve gerçekten Allah’ın böyle olduğuna, Muhammed’in Allah’ın kulu olduğuna ve onu insanları hidayet etmek için hak dinle gönderdiğine tanıklık ediyorum.
Sonra kıbleye doğru dönerek secde edip Müslüman oldu.
Mütekellimler İmran Sabî’nin sözlerini duyunca, artık bir şey sormadılar.
Günün son vakitlerinde Me’mun kalkarak İmam’la (a.s) birlikte eve gitti ve halk da dağıldı.(2)
1- Biharu’l-Envar, c.49, s.175 1762- Caselik, Hıristiyan papazların reisi, Patrik; Resul Calut, Yahudi bilginlerinin reisi, Hahambaşı; Saibiîn, meleğe tapanlar veya yıldızperestler ya da nübüvvet ve herhangi bir şeriata inanmayanlar; Horboz, “Horbod”un Arapça’sı olup ateşperestlerin tapınağının hizmetçisi ve kadılar; Nestas, Romalı tabip; Mütekellim ise, akait ilminde uzman olan kişiler demektir.
1- Hahambaşı Yahudi olup İncil’e inanmadığı hâlde onun hakkında bilgi sahibiydi. Onun için bu yolla da İmam’ı (a.s) Hıristiyanların karşısında imtihan etmek istiyordu. Bu nedenle İmam’ın İncil’le de cevap vermesini istedi.
1- İmam Rıza’nın (a.s) o mecliste sunduğu ayrıntılı ve derin delil Tevhid-i Saduk kitabında zikredilmiştir.2- Tevhid-i Saduk, s.427–429 ve İsbatu’l-Hidaye, c.6, s.45–49.
Kaynak: İmam Rıza (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.