İmam Musa Kâzım’ın (a.s) Allah Teâlâ’yı özel tanıyışı, Rabbiyle manevî ünsiyeti ve tertemiz Ehlibeyt İmamları’na (a.s) has olan zatî nuranîliği; bütün bunların hepsi onu sıcak bir ibadete ve Allah Teâlâ’yla âşıkane bir raz-u niyaza sevk ediyordu.
İmam (a.s) ibadeti, Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de yaratılışın hedefi olarak tanıttığı gibi biliyor ve toplumsal işleri bittiğinde hiçbir şeyi ibadetle eşit tutmuyordu. Harun’un emriyle zindana atıldığı zaman şöyle buyuruyordu:
Allah’ım! Uzun bir zamandan beridir sana ibadet etmem için bana boş zaman sağlamanı diliyordum. Şimdi duamı kabul ettin; o hâlde bundan dolayı sana hamd olsun.(1)
Bu sözler, İmam’ın (a.s) zindana düşmeden önce toplumsal işlerle ne kadar çok meşgul olduğunu da göstermektedir aynı zamanda.
* * *
İmam (a.s), Rabi’nin zindanında olduğu dönemlerde, Harun bazen zindanın içini görebileceği dama çıkar ve zindana bakardı. Her defasında elbise gibi bir şeyin zindanın bir köşesine düştüğünü, yerinden hiç hareket etmediğini görürdü.
Bir defasında: “O elbise kimindir?” diye sorduğunda, Rabi: “Elbise değil. Zamanının büyük bir bölümünü secdede ve Allah’a ibadette geçiren Musa b. Cafer’dir o.” dedi.
Bunun üzerine Harun: “Gerçekten o Haşimoğulları’nın çok ibadet eden kişilerinden biridir.” dedi.
Rabi: “O hâlde neden zindanda o kadar baskı yapmalarını emrediyorsun?” diye sorunca, Harun: “Heyhat; bundan başka bir çarem yok benim.” şeklinde karşılık verdi!(1)
Bir defasında, Harun ay parçası gibi güzel bir cariyeyi İmam’a (a.s) hizmetçi olarak gönderdi. Fakat içinden de, İmam ona eğilim gösterecek olursa, bunu ona karşı bir propaganda malzemesi olarak kullanmayı tasarlıyordu. İmam (a.s) cariyeyi getiren kişiye: “Siz bu hediyelerle ümitlenip onlarla övünüp duruyorsunuz. Hâlbuki bu hediyeye ve benzeri şeylere hiç ihtiyacım yok benim.” buyurdu. Harun bu söze öfkelenerek adama: “Cariyeyi zindana götür ve İmam’a: ‘Biz seni kendi rızanla zindana atmadık.’ de.” dedi. (Yani bu cariyenin zindanda kalması da senin rızana bağlı değildir.)
Çok geçmeden cariyeyle İmam’ın (a.s) durumunu gözetlemek için görevlendirilen Harun’un casusları, cariyenin vaktinin çoğunu secde hâlinde geçirdiğini haber verdiler. Harun: “Vallahi Musa b. Cafer onu büyülemiştir.” dedi.
Sonra cariyeyi çağırıp durumu ondan sordu. Cariyenin ağzından İmam’ı (a.s) öven sözlerden başka bir şey çıkmadı. Harun, görevlisine cariyeyi kendi yanında tutmasını ve bu olaydan kimseye bir şey söylememesini istedi. Cariye, İmam’ın (a.s) şahadetinden birkaç gün önce ölünceye kadar sürekli ibadet hâlindeydi.(1)
* * *
İmam (a.s) şu duayı çok okuyordu:
Allahumme innî es’eluke’r-rahete inde’l-mevt ve’l-afve inde’l-hisab.
Allah’ım! Ben ölüm anından senden rahatlık ve hesap anında ise bağışlanma diliyorum.(2)
* * *
Çok güzel Kur’ân okurdu; sesini duyan herkes ağlardı; Medine halkı ona “Zeynu’l-Muteheccidin” (teheccüt edenlerin/geceyi ibadetle geçirenlerin ziyneti) lakabını vermişlerdi.(3)
1- Hayatu’l-İmam, c.1, s.140; el-İrşad, Şeyh Müfid, s.281, az farkla.1- Hayatu’l-İmam Musa b. Cafer, c.1, s.140; el-İrşad, Şeyh Müfid, s.281, az farkla.1- Menakıb, İbn Şehraşub, Kum baskısı, c.4, s.297, biz özetle naklettik.2- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.2773- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.279.
Kaynak: İmam Musa Kâzım (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.