İmam Cafer Sadık’ın Doğumu ve Bazı Kişisel Özellikleri

21.01.2026 15:54
1
A+
A-

Doğumu

Hicrî 83. yılı rebiyülevvel ayının 17. günü Medine’de dünyaya geldi.(1)

Adı Cafer, künyesi Ebu Abdullah, lakabı Sadık’tır. Babası İmam Muhammed Bâkır (a.s), annesi de Ümmü Ferve Hatun’dur. İmam (a.s), annesini anlatırken: “İmanlı, takvalı ve pek iyilikseverdi.” der.(2)

Hz. Cafer Sadık (a.s) 65 yıllık ömrünün 34 yılını imam olarak sürdürdü.(3)

İmam Sadık’ın (a.s) imameti döneminde iktidardaki halife sultanlar Hişam b. Abdülmelik, Velid b. Yezid b. Abdülmelik, Yezid b. Velid, İbrahim b. Velid ve Emevîlerin ünlü içki düşkünü “Ayyaş Mervan”la, Abbasî halife sultanlarından Seffah’la Mansur Devanikî’dir.(4)

Yedisi erkek, üçü kız olan çocukları; İmam Musa Kazım (a.s),İsmail, Abdullah, Muhammed Dîbac, İshak, Ali Arızî, Abbas, Ümmü Ferve, Esma ve Fatıma’dır.(1)

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) Ahlâkı

Ehlibeyt İmamları yaşadıkları dönemlerde İslâm ahlâkının en mükemmel birer örneği olmuşlardır. Şiîlerine: “İnsanları dilinizle değil, güzel amel ve davranışlarınızla İslâm’a davet edin.”buyuran İmam Sadık’ın bizzat kendi hayatı da baştanbaşa İslâmî değerleri yansıtan bir ışık demeti gibidir. İslâm kanun ve hükümlerine uymada kimse onlardan daha ileri değildi. Bir iyiliği tavsiye edecek olsalar, önce ve herkesten fazla kendileri uygulardı onu. İnsanları sakındırdıkları bir kötü ameli kendileri asla yapmazdı. Nitekim bütün bunlar nedeniyledir ki, eğitip yetiştirdikleri insanlar, onların yaşamının her köşesinden iman ve amel dersi almışlar, onların yolunu izleyip kişiliklerini örnek alarak birer gerçek mümine dönüşmüşler, böylece her biri yaşadığı devirde topluma örnek olup birer numune olmuşlardı.

Ehlibeyt’in nuru İmam Cafer Sadık’ın (a.s) davranış ve ahlâkından bazı kesitleri aşağıya aktarıyoruz:

İş ve Çalışma

Abdulali şöyle anlatır:

Çok sıcak bir yaz günü İmam Sadık’ın (a.s) Medine çevresindeki yoldan çalışmaya gittiğini gördüm: “Canım size feda!” dedim, “Siz Allah’ın en sevgili kulu ve Resulullah’ın (s.a.a) biricik evladısınız. Bu sıcakta çalışmanızın ve kendinizi bunca zahmete düşürmenizin nedenini söyler misiniz?” Bana şöyle bir bakıp: “Senin gibilerine muhtaç olmamak için helâl rızk peşindeyim.” buyurdu.(1)

Ebu Amr Şeybanî anlatıyor:

İmam Sadık’ı (a.s), sırtında sert bir elbise ve elinde kürekle, bağda çalıştığını gördüm; bütün vücudu ter içinde kalmıştı. “Canım size feda; küreği verin, ben çalışırım; siz biraz dinlenin.” dedim. İmam (a.s) cevaben: “Rızk kazanmak için günün sıcağına tahammül etmeyi severim.” buyurdu.(2)

Ticaret ve Adaletli Kâr

İmam Cafer Sadık (a.s), yârenlerinden Müsadif’e bin dinar vererek ticaret yapması için Mısır’a gönderdi. Müsadif bu parayla mal alıp onları Mısır’a götürmek üzere bir grup tüccarla yola çıktı. Yolda, Mısır’dan gelen bir kervanla karşılaştılar. Götürdükleri genel tüketim malı hakkında Mısır piyasasını sorduklarında, malın Mısır piyasasında bulunmadığını öğrendiler. Kervandaki bütün tüccarlar mallarını yüzde yüz kârdan aşağı satmama kararı aldılar ve bu kararı uyguladılar. Dönüşte Müsadif tam bin dinar kârla İmam’ın yanına gidip iki keseyi onun önüne koydu ve “Canım size feda!” dedi, “Keselerden biri verdiğiniz sermaye, diğeriyse kârdır!”

İmam (a.s) bu kadar kârı nasıl kazandığını sorunca, Müsadif olayı anlatarak, satış konusunda kervandaki diğer tüccarlarla nasıl anlaştıklarını anlattı ve götürdükleri malın Mısır’da kara borsa olduğu için fazla kâr ettiklerini söyledi.

İmam (a.s) şaşırmıştı. Şöyle buyurdu:

Subhanallah! Mısır’daki Müslüman kardeşlerinizin zararına olacağını bildiğiniz hâlde aranızda iki kat kâr etmeden mal satmamaya anlaştınız ha?!

Sonra da, önündeki keselerden birini alıp: “Sadece sana verdiğim sermayeyi geri alıyorum.” buyurdu ve ekledi:

Bu şekilde insafsızlıkla edinilen bir kârı kabul edemem ben! Ey Müsadif! Bil ki, helâl yoldan para kazanmak pek zordur!(1)

İhtilafları Giderme Bütçesi

Adamın biriyle yakınları arasında miras konusunda anlaşmazlık vardı. Derken iş kavgaya vardı. Bu sırada İmam’ın (a.s) öğrencilerinden Mufaddal oradan geçmekteydi. Kavgayı yatıştırıp tarafları kendi evine götürdü. Aralarındaki ihtilafı 400 dirhemle giderip işi tatlıya bağladı ve parayı da kendisi ödedi.

Sonra taraflara: “Ödediğim para benim değil, İmam Sadık’ın (a.s) malından ödenmiştir. İmam Ehlibeyt dostları arasında ihtilaf olursa, bunu gidermemi emretti bana!” dedi.(2)

İmam (a.s) ve Şarap Sofrası

Harun b. Cehm şöyle anlatır: Kûfe yakınlarında, Mansur Devanikî’nin İmam Sadık’ı (a.s) zorla ikamete mecbur ettiği Hiyre şehrindeydik. Ordu mensuplarından biri, aralarında İmam’ın (a.s) da bulunduğu bir grubu şölene davet etti.

Davetlilerden biri yemekte su isteyince, bir kadeh şarap verdiler eline. Bunu gören İmam (a.s) hemen sofradan kalkarak: “Resulullah (s.a.a) şarap içilen sofrada oturan kimsenin, Allah’ın rahmetinden uzak ve melun olduğunu buyurmuştur.”dedi ve orayı terk etti.(1)

İçki İçilmesine Engel Oluyor

Halife Mansur’un emriyle beytülmalin kilitleri açılmış, herkese bir şeyler veriliyordu. Bu sırada Şegranî adlı biri de payını almak istedi. Ama kendisini tanıyıp kimliğini onaylayacak birini bulamıyordu. Dedelerinden biri, Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından azat edilmiş bir köle olduğundan Şegranî’yi de herkes, “Resulullah’ın azatlı kölesi” lakabıyla tanırdı. Şegranî bununla övünür, bunu Resulullah’a (s.a.a) ve Ehlibeyti’ne yakınlığının delili sayardı.

Kendisini tanıyacak birilerini ararken İmam Sadık’ı (a.s) gördü, hemen koşup durumunu anlattı. İmam (a.s) ona beklemesini söyleyip gitti ve çok geçmeden elinde Şegranî’nin payıyla döndü. Parayı verirken elini Şegranî’nin omzuna koyup sevgi ve şefkat dolu bir sesle buyurdu ki:

Ey Şegranî, İyi şeyler yapmak herkes için iyidir; hele kendisini bizim yakınımız sayan ve Resulullah’a (s.a.a) yakınlığıyla tanınan senin yapman çok daha iyi ve güzeldir. Aynı şekilde kötü iş de, kim yaparsa kötüdür; ama sözünü ettiğim yakınlığımız sebebiyle, maazallah, senin yapman çok daha kötüdür!

İmam (a.s) bunu söyledikten sonra sevgiyle gülümseyip oradan ayrıldı. Şegranî bunları duyunca, İmam’ın (a.s) onun sırrına agâh olduğunu, yani içki içtiğini bildiğini anlamıştı!

Evet, İmam (a.s) onun içki içtiğini bildiği hâlde bunu görmezden gelip ona yardımcı olmuş, sonra da sevgi ve şefkatle ve onu kırmamaya özen göstererek, hatasını anlamasını sağlamıştı. Şegranî de utanmış, mahcup bir hâlde oradan ayrılmıştı.(1)

Köleyi Azat Etmenin Şartı

İbrahim b. Bilal anlatır: İmam Sadık’ın (a.s) azat ettiği kölelerinden birinin azatlık belgesini okuduğumda, çok şaşırdım. Belgede şöyle yazıyordu:

Cafer b. Muhammed bu köleyi Yüceler Yücesi Rabbinin rızası ve hoşnutluğu için azat etmekte olup ondan namaz kılması, zekât vermesi, haccetmesi, ramazanda oruç tutması, Allah’ın dostlarını sevmesi ve O’nun düşmanlarından uzak durmasından başka hiçbir ücret ve karşılık beklemez!

Bu belgeyi üç kişi mühürleyip şahit olarak onaylamıştı.(2)

Allah’a Şükredip Yaratıcısını Tanıyan Fakir ile İmam

Misma’ b. Abdülmelik şöyle anlatıyor:

Mina’da İmam Sadık’la (a.s) oturmuş üzüm yiyorduk. Bir dilenci gelip yardım istedi, İmam (a.s) ona bir salkım üzüm vermek istedi. Ama adam almayıp: “Paranız varsa para verin.” dedi. İmam (a.s): “O zaman Allah versin!” buyurdu. Dilenci dönüp gitti. Birkaç adım sonra geri dönüp: “O üzümü ver.” dedi; ama bu defa da İmam: “Allah versin inşallah!” diyerek üzümü vermedi.

Bu sırada bir başka dilenci çıkageldi. İmam ona üç üzüm tanesi verdiği hâlde, adamcağız memnuniyetle alıp: “Âlemlerin Rabbine şükürler olsun, bana rızk verdi!” dedi. İmam (a.s) bu defa ona bir avuç dolusu üzüm verdi. Adam yine şükredip: “Âlemlerin Rabbine hamdolsun!” dedi. İmam bunu duyunca: “Hele dur.” dedi ve hizmetçisine: “Yanında ne kadar para var?”diye sordu. Sanırım yirmi dirhem para vardı, hepsini alıp dilenciye verdi. Adam yine şükredip: “Hamd Allah’a mahsustur.” dedi, “Ya Rabbim! Bu nimetin senden olduğunu bilirim. Sen birsin, teksin, eşin ortağın yoktur!”

İmam (a.s) yine onun gitmesini engelleyerek: “Biraz dur.” dedi ve sırtındaki gömleği çıkarıp ona verdi ve giymesini istedi. Dilenci pek sevinmişti, gömleği giyinip: “Bana elbise verip giydiren Rabbime şükürler olsun!” dedi neşeyle. Sonra da İmam’a (a.s) dönüp: “Allah sizden razı olsun, hayır görürsünüz inşallah!” diye teşekkür etti. Sanırım bu defa da sadece Allah’a şükretmekle yetinse ve İmam’a (a.s) duada bulunmasaydı, İmam (a.s) yine ona bir şeyler vermeye devam edecekti.(1)

İmam’ın (a.s) İbadeti

Malik b. Enes şöyle anlatır:

İmam Sadık (a.s) her zaman ya oruç tutar ya namaz kılar ya da zikirle meşgul olurdu. Devrinin en büyük abitleri ve zahitleri arasındaydı. Çok hoş sohbetti, çok hadis naklederdi, onun meclisleri pek faydalı olurdu. “Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur:…” diyerek bir hadis aktarmaya başladığında, yüzünün rengi değişirdi.

Bir hac yolculuğunda birlikteydik. İhrama girdiği sırada hâli değişti. “Lebbeyk” diyemiyordu âdeta, kendisinden geçecek gibiydi. Hatta bu hâli nedeniyle bir ara neredeyse bineğinden düşecek gibi oldu. “Ey Resulullah’ın (s.a.a) oğlu, ‘Lebbeyk’ de, bunu söylemek zorundayız!” dedim. “Nasıl lebbeyk diyeyim?” dedi, “Rabbimin: ‘Lâ lebbeyk’ diyecevap vermesinden korkuyorum!”(1)

Allah Karşısında Teslimiyet

İmam Sadık’ın (a.s) yârenlerinden Kuteybe şöyle anlatır:

İmam Cafer Sadık’ın (a.s) hasta oğlunu ziyarete gitmiştik. İmam’ı (a.s) evin önünde gördüm, mahzundu, pek üzgün görünüyordu. Çocuğun hâlini sordum. “Vallahi, ölmek üzere!”dedi, sonra da içeri girdi. Biraz sonra dışarı çıktığında rahatlamış gibiydi. Çocuk iyileşmiş olmalıydı. Tekrar çocuğun durumunu sorduğumda, “Rabbine kavuştu.” dedi. Hayretle! “Canım size feda!” dedim, “Hayattayken onun için pek üzgündünüz, şimdi üzgün değil misiniz?” Şöyle buyurdu:

Biz öyle bir aileden geliyoruz ki, bir musibetten önce üzgün ve tedirgin olur, ama Rabbimizin takdiri vuku bulduğunda da O’na tam bir rızayla teslimiyet gösteririz!(2)

Sabır ve Tevekkül

Hafs b. Ebu Ayşe şöyle rivayet eder:

İmam Cafer Sadık (a.s) hizmetçisini bir iş için yollamıştı. Hizmetçi epey gecikince, İmam (a.s) onun peşinden gitti ve onu bir köşede uyurken buldu! İmam (a.s) yanı başında oturup bir yelpazeyle onu serinletmeye başladı. Hizmetçi uyandığı zaman da şöyle buyurdu:

Vallahi, uyuman için hem gece ve hem gündüz sana ait değildir. Gecen senin, ama gündüzün bizimdir!(1)

Muhtaçlara Yardım

Mualla b. Huneys der ki:

Yağmurlu bir gecede İmam Sadık’ın Benî Saide’nin gölgeliğine gittiğini gördüm. Dilencilerle yoksulların sığındığı büyük bir çardaktı burası. İmam’ı (a.s) takip ettim. Sırtında taşıdığı torbadan bir şey düştü. İmam: “Allah’ım! Yere düşen o şeyi bize geri ver!” buyurdu. İleri çıkıp selâm verdim. “Mualla, sen misin?”dedi. “Evet. Canım size feda olsun, benim!” dedim. Ortalık karanlıktı. “El yordamıyla bir bak bakalım, yere düşen şeyi bulabilecek misin?” buyurdu. Aradım, birkaç ekmek bulup İmam’a (a.s) verdim; yanındaki büyük torbaya koydu. Torbanın ekmek dolu ve çok ağır olduğunu fark edince: “Efendim, izin verirseniz torbayı ben taşırım.” dedim. “Hayır.” buyurdu, “Bunu benim yapmam gerekiyor; ama istersen benimle gelebilirsin!”

Birlikte yürümeye devam ettik. Benî Saide gölgeliği denilen yere varınca İmam, uyumakta olan her garibanın elbisesinin altına bir veya iki ekmek bıraktı, kimseyi unutmamıştı. Ekmekler bitince geri döndük. Yolda: “Canım efendim!” dedim, “Bunlar Şianız mıydı?” Şöyle buyurdu: “Eğer Şiamız olsalardı, daha fazla yardım ederdik.”(2)

Hişam b. Salim de şöyle anlatır:

İmam Sadık (a.s) geceleri ekmek, et ve para dolu büyük bir torbayı sırtlayıp Medine’nin yoksullarına gider ve torbasındakileri onların arasında paylaştırırdı. Onlar, İmam’ın (a.s) kim olduğunu bilmez, onu tanımazlardı. İmam (a.s) öldüğünde bu yardımın kesildiğini görünce, geceleri kendilerine yiyecek taşıyan o meçhul iyilik meleğinin İmam Cafer Sadık olduğunu anladılar.(1)

1- İ’lamu’l-Vera, s.2662- Usul-u Kâfi, 1/4723- H.k. 114–1484- İ’lamu’l-Vera, s.266. Hişam hicrî 105’te halife olup tahta geçmiş ve Mansur Devanikî hicrî 158’de ölmüştür. bk. Tetimmetu’l-Munteha, Muhaddis Kummî.1- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.266; Menakıb, 4/280.1- Usul-u Kâfi, 5/74; Biharu’l-Envar, 47/552- Usul-u Kâfi, 5/76; Biharu’l-Envar, 47/57.1- Usul-u Kâfi, 5/161; Biharu’l-Envar, 47/592- Usul-u Kâfi, 2/209.1- Usul-u Kâfi, 6/268; Biharu’l-Envar, 47/39.1- Biharu’l-Envar, 47/349, İ’lamu’l-Vera ve Menakıb’dan naklen. Envaru’lBehiyye, İbn Cevzî’nin Tezkere’de Zemahşerî’nin Rebiu’l-Ebrar eserinden naklen. Biz bunu, Şehit Mutahharî’nin Dastan-ı Rastan’ından (Doğruların Öyküsü), c.1, s.174’ten aktardık.2- Usul-u Kâfi, 6/181; Biharu’l-Envar, 47/44.1- Usul-u Kâfi, 4/49.1- Biharu’l-Envar, 47/16, Hisâl, İlelu’ş-Şerâyi, Emâli ve Menakıb’dan naklen2- Usul-u Kâfi, 3/225; Biharu’l-Envar, 47/49.1- Menakıb, 4/274; Usul-u Kâfi, 2/1122- Usul-u Kâfi, 4/8; Sevabu’l-Amal, s.173; Biharu’l-Envar, 47/20.1- Usul-u Kâfi, 4/8 ve Biharu’l-Envar, 47/38.

Kaynak: İmam Cafer Sadık (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.