Ehlibeyt İmamları’nın dördüncüsü İmam Zeynelabidin’in (a.s) oğlu olan Zeyd, İslâm tarihinin önemli simalarından ve Şia’nın bilim, takva ve fazilette en parlak şahsiyetlerindendir. Zeyd, Emevîlerin en dehşet ve karanlık dönemlerinde yiğitçe kıyam etti, cesaretle savaştı ve bir mümine yaraşır bir onur ve şerefle şehit düştü. Zeyd’in (r.a) baştanbaşa nur ve takva dolu hayatı ve onun yepyeni bir tarih yaratan şanlı kıyamı ve nihayet onur ve iftihar dolu şahadeti, imamet ailesinde onun babasından ve kardeşinden aldığı eğitim ve terbiyenin en güzel belgesidir.
İslâm âlimleri, Hz. Zeyd’in (r.a) ilim, takva, fazilet ve büyüklüğü konusunda müttefiktirler. Ehlibeyt İmamları defalarca Hz. Zeyd’in fazilet ve yiğitliğini övmüşlerdir. Nitekim Zeyd hakkındaki rivayetler o kadar çoktur ki, Şeyh Saduk (r.a) Uyunu Ahbari’r-Rıza adlı ünlü eserinin bir babını bu rivayetlere ayırmıştır.(1)
Şeyh Müfid şöyle der:
Zeyd, İmam Seccad’ın (a.s) İmam Bâkır (a.s) dışındaki bütün evlatlarından üstün ve ileridir. Son derece dindar, takvalı, abid, fakih, bağışlayıcı ve cesurdu. İnsanları iyiliğe çağırır, kötülükten menederdi.(2)
Ebu Carud şöyle der:
Medine’de bulunduğum günlerde ne zaman Zeyd’i sorsam, Kur’ân’la meşgul olduğunu söylerlerdi.(1)
Hişam şöyle der:
Halid b. Safvan, Zeyd’den söz ediyordu. Onu nerede gördüğünü sordum. “Kûfe köylerinden birinde.” dedi. Onu nasıl bulduğunu sordum. “Allah korkusuyla pek ağlayan biri olarak gördüm onu!” dedi.(2)
Şeyh Müfid şöyle anlatır:
Şia içinde bir grup (Zeydîler) Zeyd’in, babasından sonra imam olduğuna inanırlar. Bu inancın nedeni, onun silahlı kıyamda bulunması ve halkı açıkça Hz. Muhammed’in Ehlibeyti’ne (a.s) uymaya davet etmesidir. İşte bu, bazılarınca onun imametinin ilanı olarak telakki edilmesine yol açtı. Oysa gerçek bu değildi; Zeyd asla imamet iddiasında bulunmamıştır. Babasından sonra imamın, sevgili kardeşi Bâkıru’l-Ulum (a.s) olduğunu biliyordu. İmam Bâkır (a.s) da vefatından önce İmam Sadık’ın (a.s) imam olduğunu açıklamıştır.(3)
Zeyd’in Kıyamı
Zeyd, Medine valisi Halid b. Abdülmelik’i şikâyet etmek için Şam’a, Emevî sultanı Hişam b. Abdülmelik’i görmeye gitti. Ancak Hişam, Zeyd’i küçük düşürmek için onu sarayına kabul etmedi. Zeyd, şikâyetini yazılı olarak Hişam’a bildirip ondan adaleti uygulamasını istediyse de, Hişam yine aldırmayıp Zeyd’in mektubunun altına: “Geldiğin yere dön.” notunu düştü. Zeyd: “Vallahi geri dönmeyeceğim.” dedi ve Hişam’dan görüşmek için vakit alıncaya kadar Şam’dan ayrılmadı. Sonunda Hişam ona vakit vermiş, ama Şam’ın ileri gelenlerini de davet ederek Zeyd’i sürekli oyalamalarını ve onu kendisinden uzak tutmaya özen göstermelerini tembihlemişti.
Zeyd, Hişam’ın bulunduğu meclise girer girmez hemen konuşmaya başlayarak Hişam’a hitaben şöyle dedi:
Allah’ın kulları arasında, takvaya davet edilmeyecek kadar büyük kimse yoktur ve takvaya davet etmeyen kimseden daha aşağılığı da yoktur! Ben seni takvalı olmaya ve Allah’tan korkup O’nun dinine uymaya davet ediyorum!
Hişam, kırıcı ve alaycı bir ses tonuyla: “Senin asıl amacın halife olmak!” dedi, “Kendini halifeliğe pek uygun görüyorsun; ama buna lâyık değilsin ve alt tarafı bir cariyenin oğlusun!”
Zeyd soğukkanlılıkla şöyle dedi:
Peygamberlikten daha üstün bir makam olmadığını bilmez misin?! İbrahim’in (a.s) oğlu İsmail (a.s) gibi bazı peygamberler de cariyeden dünyaya gelmiştir. Eğer cariyeden dünyaya gelmiş olmak bir kusur olsaydı, bil ki İsmail’e (a.s) asla peygamberlik görevi verilmezdi! Peygamberlik mi daha üstündür sence, yoksa halifelik mi?! Kaldı ki, ecdadı Resulullah (s.a.a) ve İmam Ali (a.s) olan biri için, annesinin cariye olup olmaması nasıl kusur telakki edilebilir?!
Bu yerinde cevap, Hişam’ı çok öfkelendirmişti. Hışımla yerinden kalkıp, Zeyd’in hemen dışarı çıkarılmasını emretti. Zeyd dışarı çıkarken: “Kılıcın acısını dayanılmaz bilip korkanlar, zilletle yaşamaya mahkûmdurlar!” dedi.
Zeyd’in bu sözünü Hişam’a aktardıklarında, Hişam onun Emevîlere karşı kıyam edeceğini anladı. Saray erkânına şöyle dedi:
“Siz, Ali’nin soyu kurumuş, mahvolmuş diyordunuz. Yemin ederim ki, Zeyd gibilerinin olduğu bir ailenin soyu kurumaz!”
Zeyd Şam’dan Kûfe’ye döndü. Olayı duyan Şiîler etrafına toplanarak ona biat ettiler. Sadece Kûfe’den biat edenlerin sayısı 15 bini bulmuş; Medain, Basra, Vâsıt, Horasan, Rey, Musul ve diğer şehirlerden de çok sayıda Müslüman onlara katılmıştı. Bunu gören Zeyd kıyam etti.(1)
Savaş başladığında, Zeyd’e biat edenlerin çoğu namertçe onu yalnız bırakıp kaçtı. Zeyd, çok az sayıda adamı kaldığı hâlde savaştan kaçmadı ve beklenmedik bir yiğitlikle çarpıştı. Ancak savaşta alnına isabet eden bir ok nedeniyle birkaç gün sonra şehit oldu. Allah’ın ve meleklerinin selâmı bu yiğit ve fedakâr müminin üzerine olsun. Zeyd’in şahadeti Hicret’in 120 veya 121. yılı safer ayına rastlar.
Zeyd’in adamları onun cesedini bir nehrin yatağına gömüp üzerinden su geçirdilerse de, düşman mezarın yerini bulmakta gecikmedi ve aşağılık bir girişimle o büyük şehidin mübarek naşını mezarından çıkarıp bedeninden ayırdıkları başını Şam’a göndererek Hişam’a takdim ettiler. Sonra başsız bedenini, Hişam’ın emriyle Kûfe şehrinin çöplüğünde darağacına astılar. Bu mübarek beden, birkaç yıl tıpkı şahadet sancağı gibi darağacında asılı kaldı. Nihayet bizzat Emevî sultanı Hişam’ın emriyle şehidin pak naşını darağacından indirip yaktılar ve külünü rüzgâra savurdular.(2) Zira zalimler, Zeyd’in başsız vücudundan da korkmaktaydılar.
Zeyd’in şahadet haberi İmam Cafer Sadık’a (a.s) ulaştığında hüzne boğuldu; duyduğu keder yüzünden okunuyordu. Zeyd’le birlikte savaşıp onun safında şehit düşenlerin aileleri arasında paylaştırılması için Ebu Halid Vâsıtî’ye 1000 dinar verdi.(1)
Fudayl Ressan şöyle anlatır:
Zeyd’in şahadetinden sonra İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna vardım. Söz Zeyd’den açılınca, İmam şöyle buyurdu:
Allah amcama rahmet etsin. Mümin ve arifti (bizim imametimize inanırdı); bilge, dürüst ve doğru sözlüydü. Eğer savaşta galip gelseydi, vefa ederdi.(2)
Yani Zeyd, İmam Sadık’ın (a.s) hilafeti için mücadele ediyordu ve savaşı kazanması hâlinde onun imam ve hak halife olduğunu ilan edecekti.
İmam Sadık’ın (a.s) bu sözleri, Zeyd’in aslında İmam’ı (a.s) hilafete getirmek için kıyam ettiğini apaçık ortaya koymaktadır. Zeyd, İmam Bâkır’la İmam Sadık hazretlerinin imametini kabul etmiş bir mümindi.
Ehlibeyt’in 8. nuru İmam Rıza (a.s) sultan Me’mun’a şöyle der:
Zeyd, Âli Muhammed’in (a.s) âlimlerindendi. Allah rızası için öfkelendi, Allah’ın yolunda şehit oldu. Babam Musa b. Cafer (a.s), babası Cafer b. Muhammed’in (a.s) şöyle buyurduğunu söylerdi:
“Allah, amcam Zeyd’e rahmet eylesin. İnsanları Ehlibeyt’e itaate çağırıyordu. Savaşı kazansaydı, yaptığı davete sadık kalacaktı. (Yani iktidarı İmam’a bırakacaktı.) Zeyd kıyam için benimle meşverette bulundu: ‘Amcacığım, eğer öldürülmeye ve cesedinin asılmasına razıysan, kıyam et.’ dedim.”Me’mun: “Zeyd imam olduğunu iddia etmiyor muydu yani?” diye sorunca, İmam: “Hayır, o halkı Resulullah’ın Ehlibeyti’nin imametine davet ediyordu.” buyurdu.(1)
Şeyh Saduk (r.a) Zeyd b. Ali’nin (a.s) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
Yeryüzü var oldukça, Âli Muhammed’den biri mutlaka imam ve yeryüzünde Allah’ın halifesi olarak bulunacaktır. Bu zamanda da Allah’ın yeryüzündeki hücceti, kardeşimin oğlu Cafer b. Muhammed’dir; ona uyan asla sapmaz, ona karşı çıkan da asla hidayet bulmaz!(2)
1- Uyunu Ahbari’r-Rıza, 1/2482- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251.1- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.2512- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.2513- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.251.1- Umdetu’t-Talib, s.2282- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.252; Umdetu’t-Talib, s.230; Muntehe’l-Amal, 2/34.1- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.2522- Rical-i Mamaganî, 1/468; Rical-i Keşşî’den iktibasla.1- Rical-i Mamaganî, 1/468; Uyunu Ahbari’r-Rıza, 1/2492- Biharu’l-Envar, 47/19; Şeyh Saduk, el-Emali’den iktibasla.
Kaynak: İmam Cafer Sadık (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.