Hz. Muhammed’in Çocukluk ve Gençlik Yıllarından Alıntılar

Ebu Talib’in Gözetim ve Desteği

Öksüzlüğünün acı ve sıkıntısına rağmen Muhammed’in (s.a.a) çocukluk dönemi, değerli büyükbabası Abdulmuttalib ve sevgili amcası Ebu Talib’in himayesi gölgesinde geride kalmıştı. Ancak Muhammed’in (s.a.a) yüce kişiliğinin alt yapısını oluşturması, acı olaylar karşısında sabır dersi vermesi ve ileride üstlenmesi gereken peygamberliğin ağır yükünü taşıyabilmeği öğretmesi bakımından -her açıdan daha can alıcı ve latif ruhunu incitici olan- öksüzlük acısını bütün çocukluğu boyunca tatması gerekli görünüyordu adeta.

Gün geçtikçe Muhammed (s.a.a) büyüyordu ve buna paralel olarak da güdü ve güçlerin olgunlaşmaya başladığı dönemden ibaret olan gençlik çağına da adım atmak üzereydi.

Muhammed (s.a.a) her ne kadar anne şefkatinden ve baba sevgisinden yoksun idiyse de, Ebu Talib, ahlâkî görevi ve babası Abdulmuttalib’in ısrarlı tavsiyesi gereği onu koruyor ve kolluyordu.

Aslına bakılırsa Muhammed (s.a.a), Ebu Talib’in hem oğlu konumundaydı, hem kardeşi Abdullah’ın ve hem de babası Abdulmuttalib’in emanet ve hatırasıydı. Bu sebeple Muhammed (s.a.a), Ebu Talib’in ailesinin bir ferdi sayılmaktay-26dı; diğer çocukları gibi onun sofrasında oturuyor ve onun evinde yaşıyordu.

Ebu Talib, Muhammed’in (s.a.a) şefkatli babası, vefalı amcası ve de samimî eğitmeni oluvermişti. Bu amca ve yeğen, birbirlerine öylesine düşkün ve bağlıydılar ki, adeta hayat ipleri birbirine düğümlenmişti. Ebu Talib, Muhammed’e (s.a.a) duyduğu bağlılık ve düşkünlüğü nedeniyle asla onu yanından ayırmıyordu; onun elinden tutup Araplar arasında Ukaz, Mucne ve Zi’l-Mecaz diye bilinen halk pazarlarına götürüyordu ve hatta Mekke’nin ticaret kervanıyla Şam’a gitmek istediği zaman bile ayrılığına dayanamayacağından dolayı onu da yanına alıp Şam’a doğru yola koyuldu. Muhammed (s.a.a) deve üzerinde Yesrib ve Şam’ın uzun yolunu kat ediyordu.(1)

Bahira’nın Muhammed (s.a.a) İle Görüşmesi

Kureyş kafilesinin Busra’ya(2) yaklaştığı gün, kendi manastırında bir köşeye çekilen Bahira isminde bir zahit, ansızın bir kervanın geldiğini ve başlarının üstünde de bir parça bulutun onlara gölge ederek onlarla birlikte hareket ettiğini gördü. Hemen aşağıya inerek bir köşede durdu ve hizmetçisine de şöyle dedi: “Git onlara de ki, bugün hepiniz benim misafirimsiniz.”

Herkes davete icabet edip Bahira’nın yanına gitti ve Muhammed (s.a.a) de malların başında bekledi. Bahira, bulut parçasının olduğu gibi yerinde kaldığını ve hareket etmediğini görünce:

– Kafilenin tümü burada mevcut mudur? diye sordu.

– Yaş olarak herkesten küçük olan bir genç dışında herkes buradadır, dediler. Bahira:

– Söyleyin o da gelsin, dedi.

Muhammed’i (s.a.a) de getirdiler ve bulut da onunla birlikte harekete geçti. Rahip Bahira şaşkınlığını gizleyemiyor ve sürekli ona bakıyordu.

Yemekten sonra ona yönelerek dedi ki:

– Sana bir şey sormak istiyorum ve benim cevabımı vermen için seni Lat ve Uzza’ya(1) ant verdiriyorum!

Muhammed (s.a.a):

– En nefret ettiğim iki isme beni yemin verdirdin.

Bahira:

– Seni Allah’a ant veriyorum ki benim cevabımı ver!

Muhammed (s.a.a):

– Sorunu sor!

Bahira, Muhammed (s.a.a) ile yaptığı kısa sohbetten sonra onun eline-ayağına düşüp öptü ve dedi ki:

– Eğer senin zamanında yaşayacak olsam, herkesin önünde senin düşmanlarınla savaşacağım; sen insanoğlunun büyüğüsün…

Bahira sordu:

– Bu genç kimin oğlu?Kafiledekiler, Ebu Talib’i göstererek onun oğlu olduğunu söylemek istediler.

Bahira:

– Hayır, bu gencin babası hayatta olmasa gerek!

Ebu Talib:

– Doğru; o, kardeşimin oğludur.

Bahira:

– Bu gencin geleceği çok parlak ve önemlidir. Eğer benim onda gördüğümü Yahudiler de görecek olsa, onu ortadan kaldıracaklardır. Yahudilerin zarar vermemesi için ona dikkat et!

Ebu Talib:

– O ne yapacak ki?

Yahudilerin onunla ne işi olabilir ki?

Bahira:

–O, geleceğin peygamberidir ve vahiy meleği ona inecektir.

Ebu Talib:

– Allah onu kendi başına bırakmayıp, düşmanlarından ve Yahudilerden koruyacaktır.(1)

Muhammed’in Çalışması ve Tefekkürü

Ebu Talib, Kureyş’in önde gelenlerinden olmasına rağmen ailesinin yüklü giderini karşılayacak durumda değildi. Olgunluk ve gençlik çağına adım atan Muhammed (s.a.a) de doğal olarak amcasının giderler yükünü hafifletmek için çalışmak istiyordu. Ancak yapı ve ruhiyesi ile daha uyumlu olabilecek bir işle meşgul olmayı düşünüyordu. Ne yapmalıydı? Muhammed (s.a.a) geleceğin büyük peygamberi ve aziz önderi olacağından, hak-hukuk tanımayan ve haddini aşan inatçı insanlarla karşılaşacağından, cahiliyet döneminin hurafî inançlarıyla ve yanlış gelenekleriyle mücadele edeceğinden, yüce adalet divanını kuracağından ve insanca yaşamanın doğru kural ve yasalarının temelini atacağından dolayı çobanlık onun için en uygun işti.

Muhammed (s.a.a) akrabalarının ve Mekke halkının hayvanlarını etraftaki çöllerde otlatıyor, koruyor ve almış olduğu ücretle de Ebu Talib’e yardım ediyordu.(1) Ayrıca şehir halkının gürültüsünden, kavga ve çekişmesinden uzak çöl ortamında bulduğu uygun fırsatı değerlendirerek güzel tecrübeler ediniyordu ki, bunlar, Muhammed’in peygamberliği ve önderliği döneminde kendini gösterdi.

Muhammed (s.a.a) bu zaman zarfında mertlik, dürüstlük, yiğitlik, cömertlik, güzel ahlâk, komşuyla iyi geçinme, sabır, doğru sözlü olma, emaneti koruma, kötülüklerden korunma… gibi erdemlerde öylesine başı çekmekteydi ki, insanlar arasında “Emin” lakabıyla meşhur olmuştu.(1)

Muhammed’in İffeti

Ergenlik çağıyla eş zamanlı olarak gizli içgüdü ve güçler kendini hissettirdiğinde çocuklar, çocukluk dönemini geride bırakarak heyecan dolu bir döneme girmiş olur ve kendilerini başka bir dünya içinde görürler. Bu dönüm noktasında her türlü sapıklığın, çirkinliğin, iffetsizliğin ve kayıtsızlığın akınına uğrayan genç nesil, olması gerektiği gibi gözetlenmez veya onların kendisi bu güdülerini koruma ve dengeli tutma yönünde gayret sarf etmez iseler, bedbahtlık ve zavallılığın korkunç uçurumlarına yuvarlanacak ve mutluluğu yakalayabilme olasılıkları oldukça zayıflayacaktır.

Muhammed (s.a.a) de farklı ahlâkî rezillik ve günahlarla seması kararan bozuk bir toplumda yaşıyordu. Değil Hicaz’ın gençleri, yaşlıları bile yüz kızartacak düzeyde iffetsizliğe ve cinsel sapıklığa yönelmişlerdi. Öyle ki, fesadı simgeleyen siyah bayraklar her sokakta bazı evlerin üstüne dikilmiş ve kayıtsız insanları oraya yönlendirmedeydi.

Muhammed (s.a.a) böyle bozuk bir toplumda çocukluk dönemini geride bırakıp gençlik çağına girmişti ve yirmi beş yaşına kadar evlenmemiş olmasına rağmen yaşadığı çevreden etkilenmemiş ve en küçük bir hatası dahi görülmemişti. İşte böyle bir toplumda hem dost, hem de düşman, erdem ve ahlâkın en güzide ve en yüce örneği olarak tanıtıyordu Muhammed’i (s.a.a).

Hatice ile evliliği olayında Muhammed’in (s.a.a) hakkında okunan şiirler, onun üstün sıfatlarını ve özellikle de iffetini haykırmaktaydı. Bir şair, Hatice’ye hitapla şöyle demekteydi:

…Ey Hatice, Muhammed ile evlenmekle dünyadaki insanlar arasında büyük bir makama ulaştın ve insanlar içinde yüceldin. Çünkü hiçbir kadın onun gibisini doğurmamıştır ve de güzel ahlâk, yücelik, iffet sahibidir ve her zaman da böyle olacaktır.(1)

Bir başka şair şöyle diyordu:

Eğer Ahmed yaratılmışların tümüyle dahi ölçülecek olsa, üstünlük ondan yana olacaktır. Şüphesiz ki onun erdemleri, Kureyş için apaçık ortadadır.(2)

1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.1802- Şam bölgesinde küçük bir şehir.1- Arapların taptıkları ve gerekli zamanlarda da onlar üstüne yemin ettikleri iki putun adıdır.1- Sire-i İbn Hişam’dan alıntıdır, c.1, s.181; A’lamu’l-Vera, s.26; Biharu’lEnvar, c.15, s.193–204.1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.167. Ancak Ehlibeyt İmamları’ndan, Hz. Peygamber’in (s.a.a) çocukluğunda koyun çobanlığı yaptığına dair bir bilgi bize ulaşmamıştır. Fakat İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen bir hadiste genel olarak bütün peygamberlerin bir süre çobanlık yaptıkları bildirilmekte ve bunun hikmeti açıklanmaktadır. (bk. İlelü’şŞerayi, s.23) Gerçi bazı tarihçiler Sahih-i Buharî’de yer alan bir hadise dayanarak Hz. Peygamber’in (s.a.a) [ücret karşılığında] Mekkelilerin koyunlarının çobanlığını yaptığını ileri sürmüşlerdir. Sonuç olarak, Hz. Peygamber’in (s.a.a) çocukluğunda veya gençliğinin başlarında koyun çobanlığı yaptığı kesinlik kazanırsa şayet, bunu İmam Sadık’tan (a.s) gelen hadiste belirtilen gerekçe ile açıklayabiliriz. İmam’ın belirttiği gerekçe, Hz. Peygamber’i yüce mertebeye çıkmasında etkili faaliyetlerle meşgul etmek suretiyle Kur’ân’daki: “Sen kesinlikle yüce bir ahlâk üzeresin.” nitelemesinde kastedilen yüce kemale hazırlamaktır. O yüce kemal mertebesi ki, sahibinin halkı gözetmesini, onları eğitmesini, onlara doğru yolu göstermesini ve o yola yöneltmenin zorluklarına katlanmasını gerektiren ilâhî risaletin yükünü taşımaya hazırlanmasını sağlar. Konuyla ilgili bk. Hidayet Önderleri, Hz. Muhammed Mustafa, c.1, s.81–82. (Kevser Yay.).1- Sire-i İbn Hişam, c.1, s.183.