Hz. Fatıma’nın AhlÂk, Davranış veYaşamına Kısa Bir Bakış (4)

21.12.2025 14:47
0
A+
A-

Açlık ve Gökten İnen Yemek

Ebu Saidi Hudrî şöyle diyor:

Bir gün Ali b. Ebu Talib (a.s) çok acıkmış ve Fatıma’ya (s.a): “Bana verebileceğin yemek var mı?”demişti.

Fatıma (s.a) da demişti ki:

Babamı peygamberliğe, seni de vasiliği seçmekle üstün kılan Allah’a andolsun, yiyecek hiçbir şeyimiz yok ve iki gündür sadece az bir yiyecek vardı ki onu da sana verdim ve seni hem kendimden, hem de iki oğlum Hasan ve Hüseyin’den önde tuttum.

Bunu duyan Ali (a.s) ise şöyle demişti:

Neden bana yiyecek bir şeyler temin etmem için bunu bildirmedin?

Fatıma (s.a) da demişti ki:

Ey Ebu’l-Hasan! Yapamayacağın bir şeyi sana yüklemek hususunda Allah’ımdan utanırım.

Hz. Ali (a.s), Allah’a dayanarak ve güvenerek Fatıma’nın (s.a) yanından ayrıldı ve bir dinar borç aldı. Dinarı elinde tutup ailesi için bir şeyler almak isterken, Mikdad b. Esved ile karşılaşmıştı. Öyle sıcak bir gündü ki güneş tepeden kavurmakta ve yerin sıcaklığı da Mikdad’ın ayaklarını yakmaktaydı. Ali (a.s), onun bu üzücü hâlini görünce sormuştu:

Mikdad! Bu saatte seni evinden ve ailenin yanından ayırıp dışarı çıkmaya zorlayan nedir?

Mikdad: “Ebu’lHasan! Beni kendi hâlime bırak ve hâlimi sorma!” dedi. Ali (a.s) buyurdu ki:

Kardeşim! Bu mümkün değil; durumunu öğrenmedikçe, seni bir yere bırakmam!

Mikdad: “Allah aşkına kardeşim, beni bırak ve nedenini sorma!” diye karşılık verdi.

Ali (a.s) ise ısrarla dedi ki:

Kardeşim! Bunun nedenini benden saklaman imkânsızdır!

Mikdad da mecburen dedi ki:

Ebu’l-Hasan! Madem ısrarla öğrenmek istiyorsan, söylerim. Muhammed’i peygamberlikle ve seni de vasilikle onurlandıran Allah’a andolsun ki, benim dışarı çıkmamın nedeni, yiyecek bir şeyler bulma gayretidir. Ailem açlıktan kıvranıyordu, onların açlıktan ağlamalarını duyunca dayanamadım ve kahrolurcasına çıktım. İşte budur, bu saatte dışarıda olmamın nedeni.

Ali’nin (a.s) gözleri yaşla dolup yanaklarına süzüldü ve Mikdad’a şöyle buyurdu:

Senin yemin ettiğine andolsun ki, benim de evden çıkmamın nedeni aynı şeydir. İşte bu bir dinarı borç almıştım ve seni kendimden önde tutarak onu sana veriyorum.

Ali (a.s) bir dinarı Mikdad’a verdikten sonra Mescidü’n-Nebi’ye gitti. Öğle, ikindi ve akşam namazlarını kıldı. Allah Resulü (s.a.a), akşam namazını bitirdikten sonra -ön safta duran- Ali b. Ebu Talib’in (a.s) yanından geçerken ona işaret etti. Ali (a.s) yerinden kalkıp Allah Resulü’nün (s.a.a) peşinden yola koyuldu ve caminin kapılarının birinin önünde Peygamber’in yanına gelip selâm verdi. Allah Resulü (s.a.a) selâmı cevapladıktan sonra şöyle buyurdu:

Ebu’l-Hasan! Akşama yemek için evinde bir şey varsa, biz de gelelim?

Ali (a.s) başını aşağı dikti ve sessiz kaldı, utancından ne diyeceğini bilemiyordu. Allah Resulü (s.a.a), Ali’nin (a.s) kimden bir dinar alıp kime verdiğini biliyordu. Yüce Allah, Peygamber’ine (s.a.a) vahiy indirerek bu geceyi Ali’nin (a.s) yanında olmasını bildirmişti. Allah Resulü (s.a.a), Ali’nin (a.s) sessizliğini görünce buyurdu:

Ey Ebu’l-Hasan! Ya “hayır” de ve ben de dönüp gideyim veyahut “evet” de, ben de seninle geleyim.Ali (a.s) utancından ve de Allah Resulü’ne (s.a.a) saygısından, “Buyurun, emrinizdeyiz.” dedi. Allah Resulü (s.a.a), Ali’nin (a.s) elini tutarak Fatıma’nın (s.a) evine geldi. Fatıma namazını bitirmiş ve mihrabında oturmuştu. Arka tarafta ise buharı çıkmakta olan bir kazan vardı. Fatıma (s.a), Allah Resulü’nün (s.a.a) sesini evinde duyunca mihrabın dışına çıkıp selâm verdi. Allah Resulü (s.a.a) de selâmı cevapladıktan sonra mübarek ellerini Fatıma’nın (s.a) başına çekerek okşadı ve şöyle buyurdu: Kızım, gününü nasıl geçirdin?

Yüce Allah’ın merhameti seninle olsun. Bize yemek getir; Allah seni bağışlasın ve nitekim de bağışlamıştır.

Fatıma (s.a), kazanı alarak Allah Resulü’nün (s.a.a) ve Ali’nin (a.s) yanına getirdi. Ali (a.s), yemeği görüp nefis kokusunu alınca, hayretle Fatıma’ya (s.a) baktı ve buyurdu ki:

Fatıma, bu yemek nereden gelmiş?

Şimdiye kadar ne böyle nefis bir yemek görmüşüm, ne böyle hoş bir koku duymuşum ve ne de böyle temiz bir yemek yemişim!

Allah Resulü (s.a.a), Ali’nin (a.s) göğsüne elini koyarak bir işaret etti ve şöyle buyurdu:

Ey Ali! Bu, senin bir dinarının karşılığı ve Allah tarafından verilen mükâfattır. Yüce Allah: “Şüphe yok ki, Allah dilediğini sayısız rızklarla rızıklandırır.”(1)

buyurmaktadır.Allah Resulü (s.a.a) bunu dedikten sonra (şükür ve sevinçten) ağladı ve şöyle buyurdu:

Hamdolsun Allah’a ki, ben dünyadan göçmeden önce sizi mükâfatlandırdı. Ey Ali, seni Zekeriya’nın ve Fatıma’yı da Meryem’in konumunda kıldı.(2)

Yüce Allah: “Zekeriya, ne vakit mihraba girse, onun yanında bir yiyecek bulurdu.”(3)buyurmaktadır.(4)

1- Reyahinu’ş-Şeriat, c.1, s.148; Beytü’l-Ahzan, s.28–29. 1- Âl-i İmrân Suresi, 372- Bu hadis, Hz. Ali’nin (a.s) her açıdan Hz. Zekeriya (a.s) gibi ve Hz. Fatıma’nın (s.a) da her açıdan Hz. Meryem (s.a) gibi olduğu yönünde değerlendirilmemelidir. Çünkü yüce Allah Resulü (s.a.a) hariç kimsenin Ali (a.s) ile ve hiçbir kadının da Fatıma (s.a) ile aynı konumda olmadığını kanıtlayan hadisler vardır. Ayrıca Resulullah’ın (s.a.a) o ayeti tilavet etmesi, benzerlik yönüne (semavî yemeğin indirilişi) dikkat çekmektir. Ali (a.s) ile Fatıma (s.a), bu fazilette Hz. Zekeriya (a.s) ve Meryem (s.a) konumundadırlar. Kur’ân’ın bazı ayetlerinin diğer bazı ayetlerini açıkladığı gibi, hadisler de birbirlerini açıklamaktadır; sadece bir hadisle yetinmemek gerekmektedir. 3- Âl-i İmrân Suresi, 374- Keşfu’l-Gumme, c.2, s.26–29; Emalî, Şeyh Tusî, c.2, s.228–230; Biharu’lEnvar, c.43, s.59–61; ve s.29; Menakıb, Şehraşub, c.3, s.117.

Kaynak: Hz. Fatıma (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.