Gayb Dünyasıyla İrtibatı

23.01.2026 21:48
0
A+
A-

Resulullah’ın (s.a.a) hak vasileri ve onun Allah vergisi ilminin vârisleri olan Ehlibeyt İmamları (a.s), Yüce Allah’ın resullerine ve kimi evliyasına bağışlamış olduğu bazı nadide özelliklere sahiptirler. Bu özelliklerden biri de, gayb âlemiyle irtibatlı olma ve hayalle vehimden tamamen uzak olan ve tıpkı peygamberlerin vahyi gibi her nevi yalan ve sahtekârlıktan berî bulunan özel gayb ilimlerine vâkıf olmaktır.

Ancak şu noktayı hemen belirtelim ki, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) vasileri olan Ehlibeyt İmamları (a.s), peygamber değildirler ve asla yeni bir din getirmemişlerdir. Bilakis onlar, peygamberler zincirinin son mübarek halkası olan Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) getirmiş olduğu İslâm dininin en sadık savunucuları olmuş ve İslâm ümmetine liderlik ve imamet etmişlerdir. Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) şu hadis-i şerifi, onların mezkûr konumunu en güzel ibareyle açıklamaktadır:

Ya Ali! Harun Musa için hangi konumdaysa, sen de benim için o konumdasın. Şu farkla ki, benden sonra peygamber yoktur!

İslâmî rivayet ve kaynaklarda Ehlibeyt İmamları’nın, doğaüstü ilimleriyle ilgili sayısız olaylar ve örnekler kayıtlıdır. Garazı olmayan bilinçli hiçbir Müslüman, onların bu özelliğinden şüphe etmemiş ve o büyük velilerin, derin ilahî bilgiyle donatılmış oldukları gerçeğini teyit etmiştir. Nitekim gerekli gördükleri zaman insanların hidayete kavuşması amacıyla gaybî bilgilerinden bir nebzesini aşikâr ettikleri bilinmektedir.

Burada, İmam Sadık’ın (a.s) genellikle toplumdan saklamayı tercih ettiği özel bilgi ve gaybî ilmiyle ilgili birkaç örnek aktarmamızın yeterli olacağını sanıyoruz:

1- Zeyd b. Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra büyük oğlu Yahya gizlice İran’a gitti ve bir süre sonra İran’ın doğusunda bir grup Müslüman’a liderlik ederek zalim Emevî halifesine karşı kıyama girişti, zulüm düzeniyle yiğitçe çarpıştı ve kahramanca şehit düştü. Babası Zeyd gibi onun da mübarek naşını darağacına astılar. Yıllarca darağacında asılı kalan naşı, Ebu Müslim’in kıyamından sonra onun tarafından darağacından indirilip saygıyla toprağa verildi.

Yahya’nın Horasan’a doğru gittiği günlerde, hac yolculuğundan dönmekte olan ve Medine’de İmam Sadık’la (a.s) görüşmüş bulunan Mütevekkil b. Harun adlı bir Şiî Müslüman, yolda Yahya’yla karşılaştı. Selâmlaştıktan sonra Mütevekkil, Yahya ile arasında şu konuşmanın geçtiğini anlatır:

– Ey Mütevekkil, nereden geliyorsun?

– Hac’dan.

– Ailem, amcaoğullarım ve İmam Sadık’tan ne haber?Olanları anlattım ve babası Zeyd’in şahadetinin herkesi hüzne boğduğunu söyledim.

Onaylarcasına başını sallayarak şöyle dedi:

– Amcam Muhammed b. Ali (İmam Bâkır -a.s-) babama akıbetinin nasıl olacağını ve başına neler geleceğini söylemişti. Sahi, amcaoğlum Cafer b. Muhammed’i gördün mü?

– Evet.

– Benim hakkımda bir şey söyledi mi?

– Evet.

– Ne söylediğini anlatır mısın?

Ne diyeceğimi bilemiyordum. Üzgün bir şekilde:

– Ondan duyduklarımı size anlatmam çok zor, dedim.

– Benim, ölümden korktuğumu mu sanıyorsun, dedi kırgınca. İmam’ın benim için ne söylediğini bilmek istiyorum!

– Babanız gibi sizin de şehit edileceğinizi ve tıpkı onun gibi naşınızın asılacağını haber verdi.

Yahya, Mütevekkil’le biraz daha sohbet etti. Sonra yanındaki Sahife-i Seccadiye nüshasını Mütevekkil’e emanet edip onu Medine’ye götürmesini ve oradaki bir yakınına vermesini tembihleyerek: “Vallahi! Amcaoğlum İmam Sadık şehit düşeceğimi haber vermemiş olsaydı, benim için çok değerli olan bu Sahife-i Seccadiye nüshasını sana emanet etmezdim! Ama onun verdiği bir haberin hak olduğunu bilirim ben; çünkü bu tür haber ve bilgiler, atalarından ulaşmıştır ona!” dedi.(1)

Çok geçmeden İmam Cafer Sadık’ın (a.s) önceden haber verdiği olay vuku buldu ve her şey tıpkı onun söylediği gibi oldu!

2- Safvan b.Yahya şöyle anlatır: Cafer b. Muhammed b. Eş’as bir gün bana: “Aramızda pek bahsi edilen bir mevzu olmadığı ve hakkında başkalarının bildiği şeyleri biz bilmediğimiz ve başkaları kadar tanımadığımız hâlde, neden Şiî olduğumuzu biliyor musun?” diye sordu. Bilmediğimi söyleyince, şöyle anlattı:

Bir gün Mansur Devanikî babamdan çok özel bir görev için becerikli ve güvenilir bir adam istedi. Babam da dayısını önerdi. Mansur, babamın dayısını çağırtarak ona yüklüce bir para veriyor ve bu parayla Medine’ye gidip Abdullah b. Hasan b. Hasan ve aralarında Cafer b. Muhammed’in de bulunduğu akrabalarıyla görüşmesini, onlara kendisinin Horasan’dan gelen bir garip olduğunu, orada çok güvenilir Şiîlerin bulunduğunu ve onlara para gönderdiğini söyleyip bu paraları belirlendiği meblağlarda aralarında paylaştırmasını ve parayı aldıklarına dair de onlardan kendi el yazılarıyla birer makbuz almasını istiyor.

Babamın dayısı söyleneni yapıp bir süre sonra geri dönüyor. Mansur onu çağırtıp yaptıklarını anlatmasını isteyince: “Hepsiyle görüşüp paraları söylediğiniz üzere onlara verip makbuz da aldım.” diyor, “Ancak, sadece Cafer b. Muhammed hariç. O, Mescidu’n-Nebi’de namaz kılıyordu, arkasında oturup namazını bitirmesini bekledim. Namazını bitirince daha ben ağzımı açıp tek kelime etmediğim hâlde o âdeta aklımdan geçenleri okurcasına bana dönüp: ‘Allah’tan kork!’ dedi, ‘Peygamber’in Ehlibeyti’ni aldatmaya kalkışma ve Mansur’a da Allah’tan korkmasını ve Ehlibeyt’e oyun oynamaktan vazgeçmesini söyle!’ dedi.”

Ben olayı bilmiyormuş gibi davranarak: “Anlayamıyorum efendim, ne demek istiyorsunuz?” diye sorunca, beni yakınına çağırdı ve sizinle aramızdaki gizli konuşmaları ve bana verdiğiniz görevi en ince ayrıntılarıyla anlattı. Duyduklarıma inanamıyordum, o sırada sanki bizim yanımızdaymış gibiydi!(1)

3- Ebu Basir şöyle anlatır: İmam Sadık’ın (a.s) huzurundaydım, Mualla b. Huneys’ten söz açıldı. İmam: “Ey Ebu Basir!” dedi, “Mualla hakkında sana söyleyeceklerim var, şimdilik gizli kalsın!”

“Baş üstüne efendim, gizli kalır!” dedim. Bunun üzerine: “Mualla, Davud b. Ali’nin onun başına getireceği şey vuku bulmadan kendisi için takdir edilen yüce makama ulaşamayacaktır!”buyurdu.

Davud’un ona ne yapacağını sordum. “Onu çağırtıp boynunu vurduracak. Bununla da yetinmeyip onun cansız bedenini darağacında sallandıracak ve bu iş gelecek yıl vuku bulacaktır!” buyurdu.

Bir yıl sonra Davud b. Ali Medine valiliğine atandı ve ilk işi Mualla b. Huneys’i çağırmak oldu. Ondan, İmam Sadık’ın (a.s) Şiîlerinin isimlerini vermesini istedi. Mualla boyun eğmeyince, onu öldürtmekle tehdit etti. Mualla: “Beni ölümle mi tehdit ediyorsun be adam!” diye haykırdı, “İmam Sadık’ın Şiîlerini hemen şuracıkta, elimin altında olsalar da söylemen sana! Beni öldürmen durumunda ise beni mutlu, kendini de yazık etmiş olursun!”

Davud da onu şehit etti.(1)

4- Ali b. Hamza şöyle anlatır: Emevî devletinin memurlarından bir gençle arkadaştım. Kendisini İmam Sadık’la (a.s) görüştürmemi rica etti. Onu İmam’a götürdüm. “Canım size feda olsun!” dedi, “Ben Emevîlerle çalışıyorum ve bu yoldan epey de para kazandım.”

İmam (a.s) onunla biraz konuştu. Dedikleri özetle şuydu:

Emevîlerin sizin gibi adamları olmasa, bizim hakkımızı böyle ayaklar altına alamazlardı.

Eğer başkaları onlara yardım etmeyip onları yalnız bıraksalardı, hiçbir şey yapamazlardı!

Genç adam: “Canım efendim! Benim için bir kurtuluş yolu var mıdır?” diye sordu.

İmam: “Evet! Söylersem, yapacak mısın?” buyurdu.

Genç: “Tabii!” dedi.

İmam: “Bu yolda kazandıklarını asıl sahiplerine geri ver. Sahiplerini tanımadığın miktarları da sadaka olarak ver. Bunu yapabilirsen, ben de seni cennetle müjdeler, bunu garantilerim!” buyurdu.

Genç adam başını yere eğip biraz düşündükten sonra: “Canım size feda olsun, söylediğiniz gibi yapacağım!” dedi.

Bu genç, bizimle Kûfe şehrine geldi ve nesi var nesi yoksa hatta elbiselerini bile sahiplerine geri verdi. Sahibini bulamadıklarını da sadaka olarak fakirlere dağıttı. Kısa zamanda o kadar yoksullaştı ki, biz ona elbise alıp geçimini sağlar olduk. Birkaç ay sonra hastalandı. Onu ziyarete gittiğim günlerden birinde, durumunun pek ağır olduğunu gördüm; can vermek üzereydi. Güçlükle gözlerini açıp bana baktı ve “İmam Sadık verdiği sözü tuttu, vallahi ahdini yerine getirdi!” dedi ve can verdi.

Onu toprağa verdikten kısa bir süre sonra Kûfe’den döndüm. İmam’a (a.s) uğrayıp kendisini gördüm. Beni görür görmez: “Andolsun ki o gence verdiğim söz yerine getirildi ve ben ahdime vefa ettim.” dedi! Hayretten ne diyeceğimi şaşırmıştım. “Canım size feda!” dedim, “Doğru söylüyorsunuz! O da aynı şeyi söyledi çünkü bana!”(1)

5- Sedir Sayrafî şöyle anlatır:

İmam Cafer Sadık için (a.s) emanet edilen bir para benim yanımdaydı. Emaneti verirken, Şiîlerin Ehlibeyt İmamları (a.s) hakkında anlattıklarının doğru olup olmadığını anlamak için bir dinarını vermeyip sakladım. İmam (a.s) hemen: “Ey Sedir! Emanetin hepsini vermedin; ama bunu, bizden koptuğun için de yapmış değilsin!” dedi. “Canım size feda! Mesele nedir, ne oldu ki?” diye sordum. “Bizi denemek için emanetten birazını alıkoymuşsun!” buyurdu.

“Canım size feda!” dedim, “Doğru söylediniz! Şiîlerinizin sizin için söylediklerinin hak olduğuna bizzat tanık olmak istedim.” İmam buyurdu ki:

Gerekli her şeyi bizim bildiğimizi bilmez misin? Peygamberlerin ilmi bizim yanımızda mahfuzdur, hepsi bizde toplanmıştır; bizim ilmimiz peygamberlerin ilmidir!(1)

1- Munhtehe’l-Amal, İmam Seccad’ın (a.s) Hayatı bölümünde; Yahya b. Zeyd’in Maktal adlı eseri, Sahife-i Seccadiye’nin mukaddimesinde.1- Usul-u Kâfi, 1/475; Besairu’d-Derecat, s.245; Menakıb, 4/220; Biharu’lEnvar, 47/74; Haraic-i Ravendî’den iktibasla.1- Biharu’l-Envar, 47/129; Menakıb, 4/225.1- Biharu’l-Envar, 47/138; Menakıb, 4/130.1- Menakıb, 4/227; Biharu’l-Envar, 47/130.

Kaynak: İmam Cafer Sadık (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.