Resulullah (s.a.a), sevgi deryası gözlerini zahirde dünyaya yumarak beka âlemine göçünce bazı kara kalpliler Benî Saide Sakifesi’nde toplandılar ve Hz. Peygamber (s.a.a) Allah’ın emriyle kendisinden sonra İmam Ali’yi (a.s) vasi, vekil ve velî olarak tayin ve ilan etmiş olduğu hâlde, Ebu Bekir’i halife tayin edip iktidarın Hz. Ali’nin (a.s) eline geçmesini önlediler. Ondan sonra da benzeri plânlarla halifelik sırasıyla Ömer ve Osman’a verildi. Böylece Hz. Peygamber-i Ekrem’den (s.a.a) sonra 25 yıla yakın bir zaman iktidarı kendi ellerinde tuttular.
İktidarın gerçek sahibi olup bizzat Hz. Peygamber (s.a.a) tarafından tekrar tekrar vasi ve vekil tayin edilmiş olan ümmetin en âdil, en bilge ve en cesur insanı İmam Ali (a.s), henüz temelleri atılmakta olan İslâm düzeninin parçalanmaması ve ümmetin birbirine düşmemesi için, gerekli uyarı ve itirazlarda bulunduktan sonra, bütün bu süre zarfında inanılmaz bir sabır ve büyüklük sergileyip İslâm’a ve İslâm ümmetine, zahirî halifelik dışında her türlü hizmete devam etti ve gerçek bir imam ve vasi olarak yürekleri ve akılları yüce İslâm’a yöneltmeye çalıştı.
Bu vaka, insanlık tarihinin en acı ve en hayıflanacak vakasıdır. İnsaf sahibi Müslüman ve hele Ehlibeyt âşıkları bir tarafa; gayrimüslimler ve dinsizler bile İslâm tarihini inceleyip de İmam Ali’nin (a.s) İslâm davası uğruna atıldığı tehlikeler, gösterdiği cesaret, fedakârlık ve serdengeçtilikler, sahip olduğu fevkalâde derin ilim, düşünce, yargı gücü ve yönetim kabiliyeti gibi özelliklerini ve vasıflarını gördüklerinde, İslâm ümmetinin 25 yıl boyunca böyle bir nimetten mahrum bırakılmasına ve İslâm ümmetinin kaderine karşı böylesine bir zulüm ve insafsızlığın reva görülmüş olmasına teessüf etmekte, bundan duydukları şaşkınlığı gizleyememektedirler. Böylesi bir zulmün ümmete reva görülmüş olmasının vereceği acı, elbette sıradağları aşacak kadar büyük ve elimdir.
* * *
Ebu Bekir, Hicret’in 10. yılında halife yapıldı ve hicrî 13. yılda 63 yaşındayken vefat etti. Hilafeti 2 yıl, 3 ay, 10 gün sürmüştür.(1)
Ondan sonra Ömer b. Hattab halife oldu ve hicrî 23. yılı zilhiccesinin sonlarında Ebu Lu’lu’ Firuz tarafından öldürüldü. Hilafeti 10 yıl, 6 ay, 4 gün sürmüştür.(2)
Ömer, kendisinden sonraki halifeyi tayin için bir şûra hazırladı ve bunun sonucu Osman’ın lehine oldu. Böylece Ömer’den sonra, hicrî 24. yılı muharrem ayının başlarında Osman halifeliğe geçirilmiş oldu ve hicrî 35. yılı zilhiccesinde, adaletsizliklerinden galeyana gelen halk tarafından linç edilerek öldürüldü. Halifeliği 12 yıldan birkaç gün azdır.(3)
* * *
Resulullah’ın (s.a.a) vefatından sonra zulme uğrayan ve hakkı gasp edilen İmam Ali (a.s), kendisine bu zulmü reva görenlerin karşısına dikildi ve İslâm ümmetinin maslahatının elverdiği ve güç yetirebildiği yere kadar ifşaatta ve itirazlarda bulunup halkın gerçekleri görmesini ve halifelik makamının kendisinden zorla alınıp gasp edildiğini herkesin anlamasını sağladı. Resulullah’ın (s.a.a) biricik kızı Hz. Fatıma Zehra (a.s) da bu konuda ciddi ifşaatlar da bulunarak İmam Ali’ye (a.s) destek oldu ve halka yaptığı konuşmada Ebu Bekir iktidarını gayrimeşru ilan etti.
Selman, Ebuzer, Mikdad ve Ammar Yasir gibi Resulullah’ın (s.a.a) sahabesinin ileri gelenleri de halka hitaben yaptıkları etkili konuşmalar ve hutbelerinde Hz. Resulullah’ın (s.a.a) mükerrer açıklama ve sarih beyanatlarına binaen Hz. Ali’nin (a.s) halife olduğunu belirterek Ebu Bekir’in bu makamı gasp ettiğini ve onu en ehil olan Hz. Ali’ye iade etmesi gerektiğini söylediler.
Ancak, İslâm’ın henüz gelişme çağında olması hasebiyle çıkacak bir iç savaşın İslâm’a ve ümmete çok pahalıya mal olacağını gören Hz. Ali (a.s) bu iç ihtilafın körüklenmesine izin vermedi. İslâm dininin maslahat ve geleceğini kendi hakkına tercih ederek kılıcına el atmadı ve çok sevdiği Hz. Resulullah’ın (s.a.a) onca zahmetlerinin bir çırpıda boşa gitmemesi için, hakkını gasp edip makamını elinden alanlara, gerektiğinde yol bile gösterip İslâm maslahatları doğrultusunda kılavuzluklarda bulundu. Nitekim Ömer’in defalarca “Ali olmasa, Ömer helâk olurdu.” Dediği, bütün önemli kaynaklarda kayıtlıdır.
İmam Ali’nin (a.s) dinî, siyasî ve ilmî konulardaki yardım ve kılavuzlukları, onları o kadar hayran bırakmıştı ki, İmam’ın (a.s) bilgelik ve büyüklüğünü itiraf etmekten kendilerini alamıyor ve başları ne zaman sıkışsa hemen ona koşuyorlardı. Şimdi, İslâm tarihi sayfalarındaki bu acı ve düşündürücü vakalardan birkaç örnek aktaralım:
Ebu Bekir Dönemi
Yahudilerin büyük din adamları Ebu Bekir’e gelerek: “Eğer sen son Peygamber’in gerçek halifesi ve vasisi isen, bizim Tevrat’ımızda belirtildiği üzere insanların en bilgesi olman gerekir! O zaman söyle bakalım, Allah gökte midir, yerde mi?!” diye sordular. Ebu Bekir: “Allah gökte, arşın üstündedir.” dedi. Yahudi din adamları: “O hâlde Allah yeryüzünde yok! Yani bir mekânda var, diğerinde yok, öyle mi?!” dediklerinde, Ebu Bekir: “Bu, kâfirlerin sözleridir; buradan hemen çıkıp gidin, yoksa öldürülmenizi emrederim!” dedi.
Bunun üzerine Yahudi din adamları geri dönüp İslâm ile alay etmeye başladılar.
İmam Ali (a.s) Ebu Bekir’le muhatap olan söz konusu Yahudi din adamlarından birini çağırtıp onunla görüştü ve şöyle dedi:
Ne sorduğunu ve cevap olarak ne duyduğunu biliyorum. Bil ki İslâm’a göre Allah, mekânın yaratıcısıdır; o hâlde mekânı yoktur ve mekânın onu kuşatmasından münezzehtir. O, mekânı olmaksızın ve onunla teması olmaksızın her yerde vardır; O, her şeyi ilmiyle kapsar…
Yahudi, Müslüman olup şöyle dedi:
Peygamber’in vasi ve halifesi olmaya sen lâyıksın, başkaları değil!(1)
Ömer Dönemi
Kudame b. Maz’un adlı biri şarap içmişti. Ömer, şeriat hükmünce ona had uygulamak istedi. Kudame dedi ki:
Bana had uygulanması farz değildir. Çünkü Kur’ân’da: “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar için korkup-sakındıkları, iman ettikleri ve salih amellerde bulundukları, sonra korkup sakındıkları ve iman ettikleri ve sonra (yine) korkup sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde (yasaklanmadan önce) yedikleri dolayısıyla bir sorumluluk yoktur. Allah, iyilik yapanları sever.”(1) buyrulmaktadır.
Ömer ona had vurdurmayıp serbest bıraktı. İmam Ali (a.s) haberi duyar duymaz Ömer’e gidip: “Neden Allah’ın hükmünü uygulamadın?” diye sordu. Ömer, Kudame’nin okuduğu ayeti okuyunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:
Kudame bu ayetin kapsamına girmiyor! Çünkü Allah’a inanıp da iyi amel işleyen biri asla Allah’ın haramını helal bilmez. Kudame’yi çağırt ve tövbe etmesini iste. Tövbe ederse had vurdur, etmezse öldürülmesi gerekir; zira şarap içmenin haram olduğunu inkâr ederek İslâm dininden çıkmıştır!
Kudame bunu duyunca, hemen gelip tövbe etti ve günah işlemeyi bıraktı. Ancak, bu sefer de Ömer ona ne kadar had vurulacağını bilemiyordu. İmam’dan (a.s) sordu, İmam: “Seksen kırbaç.” buyurdu.(2)
Osman Dönemi
Allâme Meclisî; el-Keşşaf, Sa’lebî ve Erbein-i Hatib’den şöyle nakleder:
Osman döneminde bir Müslüman kadın 6 aylık hamileyken doğum yaptı. Osman onun, kocasından önce başkasıyla zina yapmış olduğu hükmüne vararak recmedilmesi/taşlanarak öldürülmesi emrini verdi.
Haberi duyan İmam Ali (a.s), Osman’a giderek şöyle buyurdu:
Ben seninle Allah’ın Kitabı ile konuşacağım! Allah Teâlâ bir ayette, süt emzirme ve hamilelik döneminin toplam 30 ay olduğunu belirtmekte ve “Gebelik müddetiyle sütten kesilme müddeti, otuz ay tutar…”(1) buyurmaktadır.
Bir başka ayette de, bebeği emzirme süresinin 2 yıl, yani 24 ay olduğunu belirtmekte ve “Analar, emzirme zamanını tamamlamak isterlerse, tam iki yıl, çocuklarına süt verirler.”(2)buyurmaktadır.
Bu durumda, emzirme süresi 24 ay ise, emzirme ve hamileliğin 30 ay olduğunun belirtildiği önceki ayete binaen, hamilelik dönemi en az 6 ay demektir!
Yani Kur’ân’ın hükmüne göre, bu kadıncağıza zina isnadında bulunulamaz!
Bunun üzerine Osman, kadıncağızın serbest bırakılmasını emretti.(3) Ehlibeyt Mektebi’ne mensup Şia uleması bu iki ayetin hükmüne binaen hamilelik süresini en az 6 ay kabul eder. Yani bebeğin şer’î babasının sulbundan 6 ayda dünyaya gelebileceğini, ancak bundan daha kısa bir sürenin mümkün olamayacağını belirtirler.
1- Murûcu’z-Zeheb, 2/2982- Murûcu’z-Zeheb, 2/3043- Murûcu’z-Zeheb, 2/331.1- İhticac-ı Tabersî, 1/312, yeni baskısı.1- Mâide Suresi, 932- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.97.1- Ahkâf Suresi, 152- Bakara Suresi, 2333- Menakıb, 2/192, Necef basımı.
Kaynak: İmam Ali (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.