İmam Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra Hamdan kabilesinden Ammar’ın kızı Sevde, bir şikâyette bulunmak üzere Şam’a, Muaviye’nin yanına gitmişti.
Sevde, Sıffin Savaşı’nda İmam Ali’nin (a.s) yanında yer almış ve o Hazreti desteklemişti.
Muaviye görüşme sırasında bunu hatırlatarak Sevde’yi kınayıp küçük düşürmeye çalıştı, sonra da bu ziyaretinin sebebini sordu. Sevde şu cevabı verdi:
Ey Muaviye! Yüce Allah, bizim haklarımızı elimizden aldığın için hesaba çekecektir seni! Bize sürekli öyle yöneticiler gönderiyorsun ki olgunlaşmış mahsul gibi âdeta biçip tırpanlıyorlar bizi, üzerlik otu taneleri misali ezip ölümü tattırıyorlar bize. Şimdi de Busr b. Ertat denilen adamı (vali olarak) göndermişsin (bize); erkeklerimizi öldürüp mallarımızı yağmalıyor. Merkez hükümete uymak istemesek, şimdi daha onurlu ve güçlüydük şüphesiz! Onu azledersen ne âlâ; aksi takdirde Hamdan kabilesi olarak sana karşı kıyam edeceğiz, bilmiş ol!
Muaviye, bir kadının ona böylesine pervasızca tehdit savurmasına pek öfkelenmişti. “Beni kabilenle mi tehdit ediyorsun sen?!” diye bağırdı, “Seni feci bir hâlde o Busr dediğin adama göndereyim de gör; dilediğini yapsın sana!”
Sevde bir lahza susmuş, gözleri uzaklara dalmıştı, görkemli bir hatıra canlanıvermişti zihninde. Gayri ihtiyarî şu şiir döküldü dudaklarından:
Allah o büyük insanın ruhuna rahmetler etsin. Onunla birlikte adalet ve insaf da toprağa gömülüp gitti. Haktan ve dürüstlükten yanaydı daima. Hakkı hiçbir şeye değişmezdi. Hak ile iman bir arada toplanmıştı onda.
Muaviye: “Kimden söz ediyorsun?” diye sorunca, Sevde şöyle dedi:
Hz. Ali’den tabi, bir defasında zekât memurlarından şikâyete gitmiştim. Namaza durmak üzereydi. Beni görünce namaza başlamaktan vazgeçip güler bir yüzle: “Ne var, bir şey mi istiyorsun?” diye sordu. Zekât memurundan şikâyetçi olduğumuzu söyleyip, onun yaptıklarını anlattım. Beni dinlerken ağladı, gözyaşları içinde: “Ya Rabbim!” dedi, “Sen de bilirsin ki, kullarına zulmetmesini söylemiş değilim ona!” Hemen bir kâğıt çıkarıp besmele ve bir ayetten sonra şunu yazdı: “…Bu mektup eline ulaşır ulaşmaz sendeki zekât emanetlerini derleyip toparla ve daha sonra göndereceğim adama teslim etmeye hazırlan!…” Ardından mektubu da bana verdi. Yemin ederim ki mektubu ne kapattı, ne de mühürledi. Ben de mektubu öylece götürüp o zekât memuruna verdim. Görevinden alındı ve bizim oradan çıkıp gitti.
Muaviye bunları duyunca mecburen: “Şu kadın ne istiyorsa yazıp verin, götürsün.” demek zorunda kaldı.(1)
1- Sefinetu’l-Bihar, 1/671–672
Kaynak: İmam Ali (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.