Mucize ve Gaybî Haberlerden Bir Kısmı (2)

31.01.2026 16:37
1
A+
A-

Hapisteki Adamın Kurtuluşu

9- Ali b. Halid şöyle diyor:

Samarra’da, bir adamı eli-kolu bağlı Şam’dan getirip orada zindana attıklarını ve peygamberlik iddiasında bulunduğunu haber aldım. Bunun üzerine zindana giderek zindancıya hoş davranıp sohbet ettikten sonra beni o adamın yanına götürdüler. Ben onun akıllı ve şuurlu bir kişi olduğunu görünce, olayın ne olduğunu sordum kendisine.

Adam dedi ki: “Şam’da, Şehitler Efendisi Hüseyin b. Ali’nin (a.s) mübarek başının asıldığı söylenen yerde(2) ibadet ediyordum. Bir gece zikirle meşgulken karşımda duran bir adamın bana: ‘Ayağa kalk!’ dediğini gördüm.”

“Ayağa kalkıp onunla birlikte birkaç adım yürüdük. Ansızın Kûfe Mescidi’nde olduğumuzu gördüm. Bana: ‘Bu mescidi tanıyor musun?’ diye sordu. Ben: ‘Evet, Kûfe Mescidi’dir.’ dedim. Orada namaz kılıp dışarı çıktık. Yine biraz yürüdükten sonra, Medine’de Mescid-i Nebi’de olduğumuzu gördüm. Resulullah’ın (s.a.a) kabrini ziyaret ettik ve mescitte namaz kıldıktan sonra dışarı çıktık. Biraz daha yürüdük. Bu defa gördüm ki, Mekke’de, Kâbe’deyiz. Tavaf edip dışarı çıktık.

Biraz daha yürüdükten sonra kendimi Şam’da önceki yerimde buldum; o adam da gözden kayboldu.”

“Bu gördüklerime şaşırıp kaldım. Bu olay üzerinden bir yıl geçtikten sonra yine aynı adam geldi ve önceki yıl yapmış olduğumuz yolculuğu aynen tekrarladık. Fakat bu defa ayrılmak istediğinde, kendisini tanıtması için onu Allah adına yemine verdim. Bunun üzerine: ‘Ben Muhammed b. Ali b. Musa b. Cafer b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib’im.’ dedi.”

“Ben bu olayı bazı kişilere anlattıktan sonra haber Mu’tasım’ın veziri Muhammed b. Abdülmelik Zeyyat’a ulaştı. O da beni eli-kolu bağlı buraya getirip zindana atmalarını emretti. Peşinden de benim peygamberlik iddiasında bulunduğumu yaydılar halka.”

Ali b. Halid diyor ki:

Ona: “Gerçeği bilmiyorsa, öğrenmesi için Zeyyat’a yazmamı ister misin?” dedim. Adam: “Yaz.” dedi. Ben olayı Zeyyat’a yazdım. Zeyyat benim mektubunun arkasına şöyle yazdı: “Ona de ki, kendisini bir gecede Şam’dan Kûfe’ye, oradan Medine ve Mekke’ye götüren, sonra tekrar geri getiren kişiden kendisini zindandan kurtarmasını istesin.”

Ben bu cevaba üzüldüm. Ertesi gün mektubun cevabını kendisine bildirmek, onu sabırlı olmaya davet etmek için zindana gittim. Fakat zindancı, bekçiler ve diğer birçok kişilerin rahatsız ve endişeli olduklarını gördüm. “Ne oldu?” diye sorunca, dediler ki: “Peygamberlik iddiasında bulunan adam dün gece zindandan çıkıp gitmiş! Nasıl gittiğini, yerin dibine mi girdiğini, yoksa göğe mi çıktığını anlayamıyoruz!” Ne kadar aradılarsa da ondan bir eser bulamadılar.(1)

Ebu Salt’ın Kurtuluşu

10- İmam Rıza’nın (a.s) yakın ashabından olan ve İmam Rıza’nın (a.s) şahadetinden sonra Memun’un emriyle zindana atılan Ebu Salt Herevî şöyle diyor:

Bir yıl zindanda kaldım; içim sıkıldı. Bir gece uyanık kalıp dua ve ibadetle meşgul oldum. Resulullah (s.a.a) ve Ehlibeyti’ni şefaatçi kılıp Allah Teâlâ’ya onların hakkına tevessül ederek yalvardım. Daha duam bitmeden İmam Muhammed Taki’nin (a.s) zindanda benim yanımda olduğunu gördüm. İmam (a.s) bana: “Ey Eba Salt! Sıkıldın mı?” buyurdu. Ben: “Vallahi evet.” dedim. İmam: “Ayağa kalk.” dedi ve ardından elini zincirlerime vurdu. Zincirler çözüldü. Elimden tutarak beni zindandan dışarı çıkardı. Bekçiler beni gördükleri hâlde, İmam’ın kerametiyle konuşamadılar. İmam beni dışarı çıkardıktan sonra: “Allah’ın güvencesiyle git.” buyurdu, “Bundan sonra hiçbir zaman Memun’u görmeyeceksin. O da seni görmeyecek.” Gerçekten de İmam’ın buyurduğu gibi oldu.(1)

Mu’tasım’ın Meclisinde

11- İbn Ebu Davud(2) ile samimî olan Zerkan şöyle diyor:

Bir gün İbn Ebu Davud’u, Mu’tasım’ın meclisinden dönerken üzgün olduğunu gördüm.

Neden üzgün olduğunu sorunca, dedi ki: “Bugün yirmi yıl önce ölmüş olmayı arzuladım.” dedi!

Ben: “Neden, ne oldu ki?” diye sordum. “Ebu Cafer’in -İmam Muhammed Taki- Mu’tasım’ın meclisinde başıma getirdiği bela yüzünden.” dedi! “Neden, ne oldu ki?” diye sorunca da şöyle dedi:

“Biri hırsızlık yaptığını itiraf etti ve halifeden -Mu’tasım- hakkında ilâhî hükmü uygulayarak kendisini temizlemesini istedi. Halife tüm fakihleri topladı. Muhammed b. Ali’yi (İmam Muhammed Taki -a.s-) de çağırdı. Bizden: ‘Hırsızın eli nereden kesilmelidir?’ diye sordu.’ Ben: ‘Bilekten.’ dedim.

Mu’tasım: ‘Hangi delille?’ diye sordu. Ben: ‘Çünkü teyemmüm ayetinde: ‘Yüzünüze ve ellerinize mesh edin.'(1) buyurmaktadır. Burada elden maksat bilektir.’ dedim.””Bu konuda fakihlerden bir grup da benim görüşümü savunup, hırsızın eli bilekten kesilmelidir, diyorlardı. Fakat bir grup da: ‘Dirsekten kesilmelidir.’ dediler. Mu’tasım onların delilini sorunca: ‘Abdest ayetinde: ‘Yüzünüzü ve dirseklerle birlikte ellerinizi yıkayın.'(2) buyurmaktadır. Bu ayette elden maksat dirsektir.’ dediler.”

“Mu’tasım daha sonra Muhammed b. Ali’ye (İmam Muhammed Taki -a.s-) dönerek: ‘Bu konuda sizin görüşünüz nedir?’ diye sordu. Muhammed b. Ali: ‘Bunlar görüş belirttiler; beni muaf görün.’ dedi. Fakat Mu’tasım ısrar etti ve görüşünü söylemesi için yemine verdi. Bunun üzerine Muhammed b. Ali şöyle dedi: Yemine verdiğin için görüşümü söylüyorum. Bunlar yanılıyorlar; çünkü hırsızın sadece parmakları(3) kesilmeli, geri kalan kısmına dokunulmamalıdır.”

“Mu’tasım: ‘Bunun delili nedir?’ diye sorunca şöyle dedi: ‘Çünkü Resulullah (s.a.a) secdenin; yüz (alın), iki elin ayası, iki diz ve iki ayak (ayaktaki iki büyük parmak) olmak üzere yedi uzuvla yapılması gerektiğini buyurmuştur. Dolayısıyla hırsızın eli bilekten veya dirsekten kesilecek olursa, secde etmek için eli kalmaz. Ve yine Allah Teâlâ: ‘Secde yerleri Allah’a hastır. Allah ile birlikte bir başkasına dua etmeyin.'(1) buyuruyor. Allah’a has olan bir şey de kesilmez.”(2)

2- “Re’su’l-Huseyn/Hüseyin’in Başı” diye meşhur olan bir yerdir. 1- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.304; İ’lamu’l-Verâ, s.332; İhkaku’l-Hak, c.12, s.427; el-Fusulu’l-Muhimme, s.289. 1- Muntaha’l-Amal, İmam Rıza’nın (a.s) Hayatı, s.67; Uyunu Ahbar, c.2, s.247; Biharu’l-Envar, c.49, s.3032- İbn Ebu Davud: Memun, Mu’tasım, Vasık ve Mütevekkil’in döneminde Bağdat kadılarından biriydi.1- Mâide Suresi, 52- Mâide Suresi, 63- Maksat dört parmaktır; çünkü başparmak kesilmemelidir.

1- Ayetin orijinalinde geçen ve çoğulu “mesacid” olan “mescid” veya “mesced”, secde yeri anlamındadır. Allah’ın beyti, camiler ve secdeye gidildiğinde alnın değdiği zemin, secde yerleri olduğu gibi, alın ve kendileriyle secde ettiğimiz diğer altı uzuv da secde yeri sayılmaktadır. İşte bu nedenle bu rivayette “el-mesacid”, kendisiyle secde yapılan yedi uzuv olarak tefsir edilmiştir. Yine Usul-i Kâfî kitabında İmam Cafer Sadık’tan (a.s) nakledilen diğer iki rivayette ve Ali b. İbrahim Kummî’nin tefsirindeki bir rivayette “el-mesacid”, yedi uzuv olarak tefsir edilmiştir. Şeyh Saduk da “Fakih” adlı kitabında “el-Mesacid” kelimesini, yedi secde uzvu olarak yorumlamıştır. Bu anlamı; Said b. Cübeyr, Zeccac ve Ferra’dan da nakletmişlerdir.Yine dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da, eğer “el-mesacid” kelimesinin yedi uzuv olarak tefsir edilmesi yanlış olsaydı, Mu’tasım’ın meclisindeki fakihler kesinlikle İmam’ın bu sözünü eleştirirlerdi. Mu’tasım’ın kendisinin de Arap olup “el-mesacid” kelimesinin anlamını anladığını dikkate alarak, İmam’ın buyurduğu mana yanlış olsaydı, Mu’tasım da itiraz ederdi. Dolayısıyla meclisteki fakihlerin hiçbiri buna itiraz etmediklerine ve Mu’tasım’ın kendisi de İmam’ın yorumunu beğenip ona uygun davrandığına göre, onların da “el-mesacid” kelimesinden maksat kendileriyle secde edilen yedi uzuv olduğu veya bu kelimenin bir anlamının böyle olduğunu kabul ettikleri anlaşılmaktadır. (bk. Tefsir-i Safî, c.2, s.752; Tefsir-i Nuri’sSekaleyn, c.5, s.440; Tefsir-i Mecmau’l-Beyan, c.10, s.372)2- Tefsir-i Ayyaşî, c.1, s.319; Biharu’l-Envar, c.50, s.5.

Kaynak: İmam Muhammed Taki (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.