Dediğimiz gibi, Me’mun siyasî amaçlarına ulaşmak ve sürekli aralarında birçok yiğit, bilgili ve takvalı kişiler bulunan, toplumun ve özellikle İranlıların eğilim gösterdiği Alevîlerin gönlünü kazanmak, ayrıca kendini Alevî ve İmam Rıza’yı sevenlerden göstermek için İmam Rıza’yı (a.s) Merv’e getirme kararı aldı. Me’mun bu rolü öyle sinsice oynuyordu ki, buna bazı temiz ve saf Şiîler bile aldanıyordu. İşte bu yüzden İmam Rıza (a.s), Me’mun’un bu gösteriş ve riyakârlığından etkilenebilecek bazı yârenlerine şöyle buyurdu:
Onun sözlerine aldanmayın! Allah’a andolsun ki, beni Me’mun öldürecektir; fakat ben vakti gelinceye kadar sabretmek zorundayım.(1)
Me’mun, İmam Rıza’yı (a.s) kendine veliaht yapmak için hicrî 200 yılında Medine’den Merv’e getirmelerini emretti.(2)
Me’mun’un özel elçisi Recâ b. Ebu Dahhak şöyle diyor:
Me’mun beni Medine’ye gidip Ali b. Musa Rıza’yı Merv’e getirmekle görevlendirdi. Bana gece-gündüz onu göz önünde bulundurmamı ve bu işi başkasına bırakmamamı emretti. Ben Me’mun’un emri gereğince Medine’den Merv’e kadar yol boyunca ondan ayrılmadım. Allah’a andolsun ki Allah katında ondan daha takvalı, ondan daha çok Allah’tan korkan ve ondan fazla Allah’ı zikreden birini görmedim.(1)
Medine’den Merv’e kadar hangi şehre girdiysek, şehrin halkı huzuruna gelerek dinî sorular soruyor ve o da doyurucu cevaplar veriyordu, onlara değerli babaları kanalıyla Resulullah’a (s.a.a) ulaşan rivayet zincirleriyle birçok hadis aktarıyordu.(2)
Ebu Haşim Caferî şöyle diyor:
Recâ b. Ebu Dahhak İmam’ı (a.s) Ahvaz güzergâhından Merv’e götürüyordu. İmam’ın (a.s) geldiğini öğrenince Ahvaz’a gelerek huzuruna çıkıp kendimi tanıttım. Bu, onu ilk görüşümdü. Yaz mevsiminin en sıcak dönemiydi; İmam (a.s) da hastaydı; bana: “Benim için bir tabip getir.” buyurdu. Tabibi getirdiğim zaman İmam (a.s) ona bir bitkiyi tavsif etti. Tabip:
– Sizden başka bu bitkiyi tanıyan hiç kimseyi tanımıyorum; bu bitki hakkında bu bilgiyi nereden aldınız? Bu bitki bu mevsimde ve buralarda bulunmaz, dedi.
İmam (a.s):
– Öyleyse şeker kamışı getirin, buyurdu.
Tabip:
– Şeker kamışını bulmak şu bahsettiğiniz bitkiyi bulmaktan daha zordur; bu mevsimde şeker kamışı bulmak imkânsızdır, dedi.
İmam (a.s) buyurdu ki:
– Her iki bitki de bu mevsimde sizin bölgenizde vardır.
Ardından Ebu Haşim’e işaret ederek şöyle dedi:
Bununla göle doğru gidin; gölü geçtikten sonra büyük bir harmanla karşılaşacaksınız. O semte doğru hareket edin. Orada bir zenciyle karşılaşacaksınız. O adamdan şeker kamışıyla bitkinin yerini sorun.
İmam’ın (a.s) buyurduğu yere giderek şeker kamışı bulup getirdik; İmam (a.s) bunun üzerine Allah’a şükretti.
Tabip:
– Bu adam kimdir? diye sordu bana.
– Peygamberlerin efendisinin (Hz. Muhammed’in) oğludur, dedim.
– Peki, peygamberlerin ilim ve esrarını biliyor mu? diye sordu.
– Evet, dedim.
Ondan böyle şeyler gördüm; fakat o peygamber değildir.
– Peki, Peygamber’in vasisi midir? dedi.
– Evet, Peygamber’in vasilerinden biridir, dedim.
Bu olay Recâ b. Dehhak’a ulaşınca kendi arkadaşlarına: “İmam burada kalacak olursa, halk ona yönelecektir.” dedi ve bu yüzden hemen hareket ederek İmam’ı Ahvaz’dan uzaklaştırdı.(1)
İmam Rıza (a.s) Nişabur’da
İmam Rıza’nın (a.s), Nişabur’da dedesinin evine konuk olduğu kadın şöyle diyor:
İmam Rıza (a.s) Nişabur’a geldi ve Laşaba diye bilinen batı mahallesinde dedem Pesende’nin evine konuk oldu.
Dedeme “Pesende (beğenilmiş)” denilmesinin nedeni, İmam Rıza’nın (a.s) onu beğenerek evine gelmesidir. İmam (a.s), mübarek elleriyle bahçemize bir badem fidanı dikti. İmam’ın (a.s) bereketiyle bu fidan bir yıl içerisinde olgunlaşıp meyve verdi. Öyle ki halk bu ağacın bademinden şifa diliyordu ve bu ağacın bademinden şifa amacıyla yiyen her hasta iyileşiyordu.(1)
İmam Rıza’nın (a.s) yakın yârenlerinden olan Ebu Salt el-Herevî şöyle diyor:
İmam Ali b. Musa Rıza (a.s) ile birlikteydim. Kül renginde bir katırın üzerinde Nişabur’dan ayrılıp gitmek isteyince, Muhammed b. Rafi, Ahmed b. Hars, Yahya b. Yahya, İshak b. Raviye ve bir grup ulema etrafını sardılar. İmam’ın (a.s) katırının yularını tutarak: “Tertemiz babalarının hürmetine bize babanızdan duyduğunuz bir hadis söyleyin.” dediler. İmam Rıza (a.s) tahtırevandan başını dışarı çıkararak şöyle buyurdu:
“Allah’ın salih kulu babam Musa b. Cafer, babası Cafer b. Muhammed Sadık’tan, Peygamberlerin ilimlerini yaran babası Muhammed b. Ali’den, babası Ali b. Hüseyin Zeynelabidin‘den, babası cennet gençlerinin efendisi Hüseyin’den, babası Ali b. Ebu Talib’den, Resulullah’tan, Cebrail’den, Allah Tebarek ve Teâlâ’dan bana şöyle nakletti:
Gerçekten ben Allah’ım! Benden başka ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet edin! Sizden kim samimî olarak: ‘Allah’tan başka ilâh yoktur.’ diye şahadet ederse, benim sağlam kaleme girer ve kim de benim sağlam kaleme girerse, azabımdan emin olur.”(2)
Başka bir rivayette, o topluluğun içerisinde bulunan İshak b. Raheveyh’den şöyle nakledilmektedir:
İmam (a.s): “Allah Teâlâ: ‘Allah’tan başka ilâh yoktur, sözü benim sağlam kalemdir; kim benim sağlam kaleme girerse, azabımdan kurtulur.’ buyurdu.” dedikten sonra merkebiyle biraz ilerledi ve sonra bize dönerek şöyle buyurdu: “Ancak bunun birtakım şartları vardır ve bu şartlardan biri benim.”(1)
(Yani azaptan güvende olmaya neden olan Allah’ın birliğine inanmanın birtakım şartları vardır ve benim imametimi [ve Ehlibeyt İmamları’nın velâyetini] kabul etmek, bu şartlardan biridir.)
Diğer tarih kitaplarında ise şöyle nakledilmiştir:
İmam Rıza (a.s) bu hadisi buyurduğu zaman, Nişabur halkı(2) İmam’ı (a.s) görme şevkiyle toplanmış ve çok kalabalık olmuşlardı. Feryat ve ağlamalarından dolayı ta öğlene kadar hadis söyleme imkânı olmadı. Halkın önde gelenleri ve kadılar: “Ey insanlar! Dinleyin; Ehlibeyt’i inciterek Resulullah’ı (s.a.a) incitmeyin; susun…” diyorlardı. Sonunda İmam Rıza (a.s) halkın iştiyakı arasında yukarıdaki hadis buyurdu ve yirmi dört bin kişi İmam’ın (a.s) sözlerini yazmaya koyuldu.(3)
Herevî şöyle diyor:
İmam Rıza (a.s) Nişabur’dan çıktı ve Dehsorh köyünde(4) kendisine: “Öğle oldu, namaz kılmayacak mısınız?” diye sordular. İmam (a.s) merkebinden aşağı inip su istedi. Ama bizim yanımızda su yoktu. İmam (a.s) mübarek eliyle yeri eşti ve oradan bir su kaynamaya başladı. O sudan İmam (a.s) ve beraberindeki herkes abdest aldı. Bu suyun çıktığı yer, günümüzde de belli ve bilinmektedir.(1)
Senabad’a ulaştığı zaman halkın taşlarından kap yaptıkları bir dağa yaslanarak: “Allah’ım! Halkı bu dağdan yararlandır ve bu dağdan yonttukları kaplara bırakılan şeylere bereket ver.” buyurdu. Sonra o dağın taşından kendisine kazan getirmelerini ve yemeğini o kazanın dışında başka bir şeyde pişirmemelerini emretti.(2)
İmam (a.s) zahmetsiz ve az yemek yerdi.(3)
Sonra Tûs şehrinde Humeyd b. Kahtabe Taî’nin evine inip Harun Reşid’in defnedildiği kubbenin altına girdi.(4)
Sonra Harun’un mezarının bir tarafına bir çizgi çizerek şöyle buyurdu:
Burası benim toprağımdır; ben burada defnedileceğim. Yakında Allah Teâlâ burasını Şiîlerime ve beni sevenlere ziyaretgâh kılacaktır…(5)
Sonunda İmam Rıza (a.s) Merv’e ulaştı ve Me’mun onu başkalarından ayırarak özel bir eve yerleştirip çok saygı gösterdi.(6)
1- Biharu’l-Envar, c.49, s.1892- Usul-i Kâfî, c.1, s.498 ve Muntehe’l-Amal.1- Biharu’l-Envar, c.49, s.91; Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.1782- Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.181 182.1- Biharu’l-Envar, c.49, s.118.1- Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.1312- Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.132 133.1- Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.1342- Nişabur, o dönemde Horasan’ın büyük şehirlerinden birisiydi. Çok kalabalık ve bayındır bir yerdi; bu şehir daha sonra Moğolların saldırısında yerle bir edildi.3- Biharu’l-Envar, c.49, s.1274- Dehsorh, Şerifabad’ın yaklaşık 3 km. ve Meşhed şehrinin yaklaşık 39 km. uzaklığında bir köydür. bk. Muntahab-i Tevarih, s.544.1- Biharu’l-Envar, c.49, s.125; Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.1352- Meşhed’in meşhur hediyelerinden sayılan kaplar ve diğer eşyalar, bu dağın taşlarından yapılmakta ve günümüzde de bu yapım sürdürülmektedir. Meşhed halkının geneli İmam’ın (a.s) bu dağ hakkındaki duasından ve onun bereketinden haberdardır.3- Biharu’l-Envar, c.49, s.125; Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.1354- Günümüzde İmam Rıza’nın (a.s) türbesinin bulunduğu yerdir.5- Biharu’l-Envar, c.49, s.125; Uyunu Ahbari’r-Rıza, c.2, s.135–1366- el-İrşad, Şeyh Müfid, 290.
Kaynak: İmam Rıza (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.