İmam Ali b. Musa er-Rıza’nın (a.s) imameti Harun Reşid ve onun iki oğlu Emin ve Me’mun’un hilafeti dönemine rastlamaktadır. Bunun on yılı Harun’un hilafetinin sonlarında, beş yılı Emin’in hilafetinde ve beş yılı da Me’mun’un hilafeti dönemindedir.
Harun Dönemi
İmam Rıza (a.s), İmam Kâzım’ın (a.s) şahadetinden sonra imamet ve davetini açıkça ilan etmiş ve korkmadan ümmete önderlik etmiştir. Harun’un döneminde toplumun siyasî ortamı öyle bozuktu ki İmam’ın (a.s) en samimî bazı ashabı bile bu açıklık ve korkusuzluğundan dolayı ona bir zarar gelmesinden endişe ediyordu.
Safvan b. Yahya şöyle diyor:
İmam Rıza (a.s) babasının şahadetinden sonra öyle şeyler buyurdu ki, biz canının tehlikeye girmesinden endişelenerek: “Çok önemli bir konuyu açığa vurdunuz; biz bu tağutun -Harun- size bir zarar vermesinden korkuyoruz.” dedik. Fakat İmam (a.s): “İstediği kadar uğraşsın; bana bir zarar veremez.” buyurdu.(1)
Muhammed b. Sinan şöyle diyor:
Harun’un hilafeti döneminde İmam Rıza’ya (a.s): “Harun’un kılıcından kan damladığı hâlde siz herkese bu işinizi (imametinizi) ilan edip babanızın yerine oturdunuz!” diye arz ettim.
İmam (a.s) şöyle buyurdu:
Beni bu konuda pervasızlaştıran Resulullah ‘tır; “Ebu Cehil başımdan bir kıl dahi koparabilirse, ben peygamber değilim!”buyurmuştur. Ben de, Harun başımdan bir kıl koparabilirse imam değilim, diyorum.(1)
Nihayet İmam’ın (a.s) buyurduğu gibi de oldu. Çünkü Harun hiçbir zaman İmam’a (a.s) zarar verme fırsatını bulamadı. İran’ın doğusunda karışıklıklar meydana gelince, bizzat ordusuyla birlikte Horasan’a gitmek zorunda kaldı ve yolda hastalanarak hicrî 193 yılında Tus’ta öldü ve böylece İslâm ve Müslümanlar onun şerrinden ve alçak varlığından kurtuldular.
Emin Dönemi
Harun’dan sonra hilafet konusunda Emin ile Me’mun arasında büyük bir ihtilaf çıktı. Harun kendisinden sonra Emin’i halife olarak tayin etmiş, ondan sonra da Me’mun’un halife olacağına ve yine Emin’in hilafeti döneminde Horasan eyaleti yönetiminin tamamen Me’mun’un elinde olacağına dair kendisinden taahhüt almıştı. Fakat Emin hicrî 194 yılında kardeşi Me’mun’u veliahtlıktan azlederek yerine oğlu Musa’yı veliaht tayin etti.(2)
Nihayet Emin’le Me’mun arasında çıkan kanlı çarpışmalardan sonra Emin hicrî 194 yılında öldürüldü ve hilafete Me’mun geçti.
İmam Rıza (a.s) bu süre içerisinde hilafet sarayının çatışmalarından ve birbirleriyle uğraşmalarından yararlanarak rahat bir şekilde izleyicilerini bilinçlendirip, onların eğitim ve öğretimiyle ilgilendi.
Me’mun Dönemi
Me’mun, Abbasî halifelerinin en bilgini ve en kurnazı idi. Eğitim görmüştü; fıkıh ve diğer ilimler hakkında bilgi sahibiydi. Hatta âlimlerle tartışmaya girer, münazara ederdi. Elbette zamanın ilimlerinden haberdar olması, onun insanlık dışı siyasetlerini daha ileri götürmesine sebep olmuştu. Dine ve İslâm’a bağlı bir kişi değildi asla; ayyaşlık, fısk-u fücur ve diğer çirkin amellerde önceki halifelerden eksik kalır bir yanı yoktu. Geçmiş halifelerden onu ayıran tek fark; fazla ihtiyatlı davranması, gösteriş ve riyakârlıkla da halkı daha fazla aldatmasıydı. Hükümetinin temellerini sağlamlaştırmak için fakihlerle de oturur kalkar, dinî konular üzerinde bahsederdi.
Me’mun’un, Kadı Yahya b. Eksem gibi zalim, rezil ve iğrenç bir kişi ile samimî olması, oturup kalkması; onun ne denli dinsiz, fasık, rezil biri olduğunun en güzel kanıtıdır. Yahya b. Eksem, toplumda kalemin yazmaktan bile utandığı çirkin amelleri işlemekle meşhurdu. Me’mun’un kurmuş olduğu samimiyet öyle bir hadde ulaştı ki, bu adam onun “cami, hamam ve gülistan arkadaşları” arasına girmişti. Bundan daha kötüsü ise, onu İslâm ümmetinin “Baş Kadılığı”na atayıp devlet işlerinde de onunla meşveret etmesi ve görüş alışverişinde bulunmasıydı!(1)
Me’mun döneminde ilim ve bilgi görünüşte yayılıyor ve ulema hilafet merkezine davet ediliyordu. Me’mun’un ulema ve bilginleri teşvik etmesi, ilim sahiplerinin ona doğru yönlenmesine neden oluyordu. Ders, sohbet ve tartışma toplantıları düzenleniyordu. Zira o dönemde ilmî müzakereler canlı bir pazara sahipti.
Ayrıca Me’mun bazı işlerle İmam’a (a.s) ve taraftarlarına kendini iyi gösterip sevdirmeye çalışıyordu. Örneğin, Hz. Ali’nin (a.s) Resulullah’ın (s.a.a) halifesi olmaya diğerlerinden daha lâyık olduğunu söyler; Muaviye’ye açıkça lanet ederdi. Hz. Fatıma’dan (s.a) gasp edilen Fedek arazisini Alevîlere (Hz. Ali’nin soyundan gelenlere) iade etmiş ve zahirde Alevîlere eğilim ve sevgi göstermekteydi.(1)
Esasen Me’mun, Harun’un davranış ve cinayetlerinin halk üzerindeki olumsuz ve kötü etkisini dikkate alarak hilafet merkebine binebilmek ve orada kalabilmek için öncelikle halkı razı etmek, inkılâp ve ayaklanma etkenlerini yok etmek istiyordu. İşte bu nedenle, mevcut durum; onun eksiklik ve hoşnutsuzlukları giderip işleri düzeltmeye çalıştığını ve diğer halifelerle farklı olduğunu göstermesini gerektiriyordu.
1- Usul-i Kâfî, c.1, s.487.1- Usul-i Kâfî, c.8, s.2572- Tarih-i İbn-i Esir, c.6, s.227.1- bk. Me’mun’un hilafeti ve Yahya b. Eksem’in tarihini anlatan tarih kitapları. Murucu’z-Zeheb, Mes’udî ve Tarih-u İbn Hallikan kitaplarını bunlardan sayabiliriz.1- el-İmamu’r-Rıza, Muhammed Cevad Fazlullah, s.91, Suyutî’nin Tarih-i Hulefa’sından naklen, s.284–308.
Kaynak: İmam Rıza (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.