İmam Rıza (a.s) hicrî 183 yılında, İmam Musa Kâzım (a.s) Harun’un zindanında şahadetinden sonra otuz beş yaşında ilâhî imamet makamına ulaşıp ümmetin önderlik sorumluluğunu üzerine aldı.
İmam Rıza (a.s) da diğer Ehlibeyt İmamları gibi Resulullah (s.a.a) tarafından imam olarak tayin edilmiş ve babası İmam Musa Kâzım (a.s) tarafından tanıtılmıştır.
İmam Musa Kâzım (a.s) tutuklanıp zindana atılmadan önce sekizinci imamın ve kendisinden sonra yeryüzünde Allah’ın hüccetinin kim olduğunu belirtmiş, böylece izleyicilerinin ve hak peşinde olanların karanlıkta kalmamalarını, hak ve hakikatten sapmamalarını sağlamıştır.
Mahzumî bu konuda şöyle diyor:
İmam Musa b. Cafer (a.s) bizi yanına çağırtarak: “Sizi neden çağırttığımı biliyor musunuz?” buyurdu.
Biz: “Hayır!” dedik.
İmam (a.s): “Sizin, (İmam Rıza’yı -a.s- işaret ederek) bu oğlumun benim vasim ve halifem olduğuna tanık olmanızı istedim…”buyurdu.(1)
Yezid b. Sulayt ise şöyle diyor:
Umre yapmak için Mekke’ye gitmiştik. Yolda İmam Musa Kâzım’la (a.s) karşılaştık; İmam’a: “Burayı tanıyor musunuz?” diye sorduk.
İmam (a.s): “Evet!” buyurdu, “Sen de tanıyor musun?”
Ben: “Evet” dedim, “Babamla birlikte sizinle ve babanız İmam Cafer Sadık’la (a.s) burada görüşmüştük. O sırada diğer kardeşleriniz de vardı yanınızda. Babam İmam Sadık’a (a.s) şöyle arz etti: “Anam-babam size feda olsun; sizin hepiniz bizim tertemiz imamlarımızsınız; hiç kimse ölümden kaçamaz. Bana bir şey söyleyin ki, sapmamaları için diğerlerine anlatayım.”
İmam Cafer Sadık (a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu:
Ey Ebu Ümare! Bunlar benim oğullarımdır, (size işaret ederek) büyükleri ise budur. O; ilim, anlayış ve bağış sahibidir; insanların ihtiyaç duyduğu şeyler hakkında yeterli ilim ve bilgisi var ve yine insanların ihtilaf ettikleri bütün din ve dünya işlerini bilmektedir; güzel ahlâka sahiptir. O, Allah’ın kapılarından bir kapıdır…
Sonra İmam Musa Kâzım’a (a.s) şöyle arz ettim: “Anambabam size feda olsun; siz de babanız gibi bu konuda beni bilgilendirin. (Kendinizden sonraki imamı tanıtın.)”
İmam (a.s), imametin ilâhî bir makam olduğunu ve Allah Teâlâ tarafından seçilmesi gerektiğini açıkladıktan sonra şöyle buyurdu:
Benden sonra imamet, Ali b. Ebu Talib ve Ali b. Hüseyin’le aynı ismi taşıyan oğlum Ali’ye geçecek.
O dönemde İslâm toplumuna büyük bir baskı ortamı hâkimdi. İşte bu nedenle İmam Musa Kâzım (a.s) buyruğunun sonunda Yezid b. Suleyt’e şöyle diyor:
Ey Yezid! Bu söylediklerim, yanında bir emanet olarak kalsın. Bunu, samimiyetlerine emin olmadığın kimselerin yanında anlatma.
Yezid b. Suleyt diyor ki: İmam Musa b. Cafer’in (a.s) şahadetinden sonra İmam Rıza’nın (a.s) huzuruna çıktım. Daha ben bir şey söylemeden, İmam (a.s): “Ey Yezid! Bizimle umreye geliyor musun?” buyurdu.
Ben: “Anam-babam size feda olsun! Siz bilirsiniz; fakat yol harçlığım yok.” dedim.
İmam (a.s): “Yol masraflarını ben karşılayacağım.” buyurdu.
Böylece İmam (a.s) ile birlikte Mekke’ye doğru hareket ettik. İmam Sadık ve İmam Kâzım’la (a.s) buluştuğumuz yere vardığımızda, İmam Musa b. Cafer’le (a.s) görüşmemizi ve ondan duyduklarımı anlattım kendisine.(1)
1- İ’lamu’l-Vera, s.304.1- İ’lamu’l-Vera, s.305; Usul-i Kâfî, c.1, s.316.
Kaynak: İmam Rıza (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.