İmam’ın Öğrencileri ve İmam’dan Eğitim Alanlar (2)

28.01.2026 15:36
1
A+
A-

Ali b. Yaktin

Ali b. Yaktin, hicrî kamerî 124 yılında Kûfe’de dünyaya gelmiştir.(5) Şiî olan babası, İmam Cafer Sadık’a (a.s) kendi malından gönderiyordu. Mervan onu takip altına alınca kaçmak zorunda kaldı. Bunun peşinden eşi ile Ali ve Abdullah ismindeki iki oğlu Medine’ye gittiler. Emevî saltanatı yıkılıp Abbasî hükümetinin kurulması üzerine Yaktin ortaya çıkıp eşi ve iki oğluyla birlikte Kûfe’ye geri döndü.(6)

Ali b. Yaktin, Abbasîlerle yakın bir bağlantı kurdu ve Abbasî hükümetinin bazı önemli makamlarını ele geçirdi. O dönemde Şiîlerin sığınağı ve yardımcısı olup onların sıkıntılarını gideriyordu.

Harun Reşid, Ali b. Yaktin’i kendisine vezir seçince, Ali b. Yaktin, onların işlerine iştirak etme konusunda İmam Kâzım’ın (a.s) görüşünü sordu. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

Bir şey yapmaya mecbur kalırsan, yakınlarımızın mallarından sakın.

Ravi diyor ki: “Ali b. Yaktin bana: ‘Görünüşte malları Şiîlerden alıyordum, fakat daha sonra gizlice onlara iade ediyorum.’ dedi.”(1)

Bir defasında İmam Musa Kâzım’a (a.s) şöyle yazdı: “Sultanın işlerine tahammülüm kalmadı; Allah beni size feda etsin, müsaade ederseniz bu işten çekilmek istiyorum.”

İmam (a.s), ona şöyle cevap yazdı:

İşinden çekilmene izin vermiyorum; Allah’tan kork!(2)

Ve yine bir defasında ona şöyle buyurdu:

Bir şeyi taahhüt edersen, ben de senin için üç şeyi taahhüt ederim. Benim taahhüt edeceğim üç şey şunlardır:

Kılıçla öldürülmeyecek, fakirlik görmeyecek ve zindana düşmeyeceksin.

Ali b. Yaktin: “Benim taahhüt edeceğim şey nedir?” diye sorunca, İmam (a.s) şöyle buyurdu:

Bizim dostlarımızdan birisi sana gelirse, ona ikramda bulunmanı istiyorum.(3)

Abdullah b. Yahya Kahilî şöyle diyor:

Bir gün İmam Musa Kâzım’ın (a.s) huzurundaydım. O sırada Ali b. Yaktin İmam’a doğru geliyordu. İmam (a.s) yârenlerine şöyle buyurdu: “Kim Resulullah’ın (s.a.a) ashabından birini görmek istiyorsa, bize doğru gelen şu adama baksın!”

Oradakilerden biri: “Öyleyse o cennetliktir, değil mi?” diye sordu. İmam (a.s): “Ben onun cennetlik olduğuna tanıklık ediyorum.” buyurdu.(1)

Ali b. Yaktin İmam’ın (a.s) emirlerini yerine getirme konusunda hiçbir şekilde kusur etmiyor, gevşek davranmıyordu. İmam neyi emretseydi, hikmetini bilmese bile hemen yerine getirirdi.

Bir defasında Harun Reşid, Ali b. Yaktin’e hediye olarak bazı giysiler verdi. Onların arasında göz alıcı, pahalı bir cüppe vardı. Ali b. Yaktin o elbiselerle cüppeyi başka mallar da ekleyerek İmam Musa Kâzım’a (a.s) gönderdi. İmam (a.s) o cüppe dışında bütün malları kabul etti ve Ali b. Yaktin’e: “Yakında bu cüppeye ihtiyacın olacak, onu kendi yanında sakla ve kimseye verme.” diye yazdı.

Ali b. Yaktin, İmam’ın (a.s) o elbiseyi neden geri gönderdiğini anlayamadı. Fakat buna rağmen onu sakladı. Birkaç gün sonra Ali b. Yaktin kendisiyle içli-dışlı olan bir kölesine öfkelenerek onu dışarı attı. Ali b. Yaktin’in İmam Musa Kâzım’a (a.s) karşı sevgi beslediğini ve İmam’a (a.s) elbise gönderdiğini bilen köle, Harun’un yanına giderek bildiklerini anlattı. Harun öfkelenerek: “Bu konuyu araştıracağım; dediğin gibi olursa, onu öldüreceğim.” dedi. Derhâl Ali b. Yaktin’i çağırtıp: “Sana verdiğim şu cüppe nerededir?” diye sordu.

Ali b. Yaktin: “Ona koku sürüp özel bir yerde sakladım.” dedi.

Harun: “Hemen onu buraya getir!” dedi.

Ali b. Yaktin hizmetçilerinden birini göndererek elbiseyi getirtip Harun’un önüne koydu. Harun elbiseyi görünce, yatıştı ve Ali b. Yaktin’e: “Elbiseyi götür yerine bırak; kendin de selametle geri dön; bundan böyle senin hakkında hiç kimsenin çekiştirmesini kabul etmeyeceğim.” dedi ve sonra o köleye bin kırbaç vurmalarını emretti. Köle beş yüz kırbaç yedikten sonra can verdi.(1)

Ali b. Yaktin, hicrî kamerî 182 yılında, İmam Musa b. Cafer (a.s) zindandayken vefat etti.(2)

Onun kaleme aldığı bazı kitapları vardı. Şeyh Mufid ve Şeyh Saduk onlardan bazılarının isimlerini kaydetmişlerdir.(3)

Müminu’t-Tak(4)

Künyesi Ebu Cafer olan Muhammed b. Ali b. Nu’man’ın lakabı Müminu’t-Tak’tır. İmam Cafer Sadık ve İmam Musa Kâzım’ın (a.s) ashabından olup, İmam Cafer Sadık’ın (a.s) yanında yüce bir makama sahipti. İmam onu ashabının ileri gelenleri arasında saymıştır.(5) Müminu’t-Tak, hangi bir muhalifle tartışsaydı, ona galip gelirdi.

İmam Cafer Sadık (a.s), ilmî gücü ve istidadı olmayan bazı yârenlerini kelâmî tartışmalara girmekten alıkoyarken, Müminu’t-Tak’ın bu tartışmalara girmesini tavsiye ediyordu. İmam Cafer Sadık (a.s) onun hakkında Halid’e şöyle buyurmuştur:

Tak sahibi, halkla tartışır ve bir doğan gibi avın üzerine iner. Oysa senin kanatlarını yolacak olurlarsa, kesinlikle uçamazsın.(1)

İmam Cafer Sadık (a.s) şahadet mertebesine ulaşınca, Ebu Hanife, kinayeli bir üslupla Müminu’t-Tak’a: “İmam’ın öldü!” dedi.

Müminu’t-Tak bu söze karşı hemen: “Fakat senin imamına zamanın belli olan gününe kadar mühlet verilmiştir.” dedi.(2)

Yani senin imamın Allah Teâlâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de hakkında: “Haydi, dedi, sen ertelenmişlerdensin! O bilinen vaktin gününe kadar!”(3) buyurduğu şeytandır.

Hişam b. Hakem

Hişam b. Hakem tartışma, münazara ve kelam ilminde bir dâhiydi. Bu konuda diğerlerinden üstündü. İbn Nedim şöyle yazıyor:

Hişam, Şiî mütekellimlerinden olup imamet hakkında tartışmayı tüm detay ve incelikleriyle ortaya koyan bir kişiydi. O, kelam ilminde uzman ve hazır cevap biriydi.(4)

Hişam çok sayıda kitap yazmış, çeşitli din ve mezheplerin önderleriyle ilginç tartışmalar yapmıştır. Yahya b. Halid el-Bermekî, Harun Reşid’in huzurunda Hişam’a:

– Hakkın iki zıt kutupta olması mümkün müdür? diye sordu.

Hişam: – Hayır, dedi.

Yahya: – İki kişi bir konuda ihtilaf edince ikisi de hak üzere veya ikisi de batıl ya da biri hak ve diğeri batıl değil midir? dedi.

– Evet, bu konuda ancak bu üç şık düşünülebilir; fakat birinci şık imkânsızdır; çünkü her ikisinin de hak üzere olması imkânsızdır.

Bunun üzerine Yahya şöyle sordu:

– Bir din hükmünde ihtilafa düşen kişilerden her ikisinin de hak üzere olması imkânsızsa, o hâlde Resulullah’ın (s.a.a) mirası üzerinde ihtilafa düşerek Ebubekir’in yanına giden Ali ve Abbas’tan hangisi hak üzereydi?

Hişam dedi ki:

– Bu konuda hiç birisi hatalı değildir. Onların bu kıssasının Kur’ân’da da örneği vardır. Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Davud’un kıssasında iki meleğin tartışarak Davud’un (a.s) yanına gelip ondan aralarındaki ihtilafı halletmesini istediler. Acaba bu iki melekten hangisi hak üzereydi?

Yahya dedi ki:

– İkisi de hak üzereydiler; aralarında bir ihtilaf yoktu. Onların ihtilafları şeklîydi ve bu hareketle Hz. Davud’un dikkatini bir şeye çekmek istiyorlardı.(1)

Hişam: – Ali’yle (a.s) Abbas’ın ihtilafı da böyleydi, dedi. Onların arasında bir ihtilaf yoktu. Onlar sadece Ebubekir’e yaptığı hatayı bildirmek için böyle yaptılar. Onlar böylece Ebubekir’e:

“Kimse peygamberlerin mirasçısı olmaz.” sözünün doğru olmadığını ve kendilerinin Peygamber’den miras aldıklarını anlatmaya çalıştılar.

Yahya şaşırarak cevap veremedi. Bunun üzerine Harun Reşid, Hişam’ı övdü.(1)

Yunus b. Yakub şöyle diyor:

Aralarında Hamran b. A’yen, Müminu’t-Tak, Hişam b. Salim, Tayyar ve Hişam b. Hakem de bulunan İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ashabından bir grup İmam’ın (a.s) yanında olduğu bir sırada İmam genç yaştaki Hişam’a: “Amr b. Ubeyd’e ne yaptığını ve ona neler sorduğunu anlatmak istemez misin?” buyurdu.

Hişam: “Sizden utanıyorum; sizin huzurunuzda konuşamıyorum!” dedi.

İmam (a.s): “Size emrettiğimiz zaman emrimizi yerine getirin!”buyurdu. Bunun üzerine Hişam şöyle dedi:

Amr b. Ubeyd’in, Basra mescidinde oturup halka konuşma yaptığını duymuştum. Bu konu bana ağır geldi. Cuma günü Basra’ya gidip mescide girdiğimde Amr b. Ubeyd’in mescitte oturduğunu ve halkın da etrafını sarıp ondan bazı konuları sorduklarını gördüm. Kalabalığı yarıp onun yanına oturduktan sonra: “Ey bilgili kişi! Ben yabancı bir adamım. Müsaade ederseniz bir soru sormak istiyorum!” dedim.

Amr izin verince ben:

– Acaba senin gözün var mı?” diye sordum.

Amr: – Ey çocuğum! Bu ne biçim bir soru? dedi.

– Ben böyle soracağım, dedim.

Amr: – Her ne kadar aptalca bir soruysa da, olsun, yine de sor, dedi. Ben yine sordum:

– Gözün var mı?

– Evet.

– Onunla neyi görüyorsun?

– Renkleri ve şekilleri.

– Burnun var mı?

– Evet.

– Onunla ne yapıyorsun?

– Kokuları alıyorum.

– Ağzın var mı?

– Evet.

– Onunla ne yapıyorsun?

– Yemekleri tadıyorum.

– Peki, beynin var mı?

– Evet, var.

– Peki, onunla ne yapıyorsun?

– Onunla uzuvlarıma gelen her şeyi teşhis ve ayırt ediyorum.

– Bu uzuvların, senin bu duyu merkezine olan ihtiyacını gidermiyor mu?

– Hayır!

– Nasıl olur bu? Hâlbuki senin bütün uzuvların sapasağlamdır!

– Bu uzuvlarım, bir şeyde şüphe ettiği zaman şüpheyi giderip yakin edinmek için beyin ve duyu merkezine müracaat ederler.

– O hâlde Allah Teâlâ beyin ve duyu merkezini bu uzuvların şüphelerini gidermek için yaratmıştır, değil mi?

– Evet.

– Öyleyse kesinlikle beyin ve duyu merkezine ihtiyacımız var, değil mi?

– Evet.

– Allah Teâlâ senin uzuvlarında doğruyla yanlışı ayırt edecek bir imam koymuşken, bütün bu insanları ihtilaf ve şüphe anında kendisine müracaat edecekleri bir imam olmadan kendi hâllerine mi bırakmıştır?!!

Amr b. Ubeyd sustu ve bir şey söylemedi.

Sonra bana dönerek:

– Nerelisin? dedi.

– Kûfeliyim, dedim.

– Öyleyse sen Hişam’sın, dedi. Sonra beni alıp kendi yerine oturttu ve ben kalkıncaya kadar da artık bir şey söylemedi.

İmam Cafer Sadık (a.s) tebessüm ederek: “Bu istidlali sana kim öğretti?” diye sordu.

Hişam: “Ey Resulullah’ın (s.a.a) torunu!” dedi, “Kendiliğinden dilime aktı.”

Bunun üzerine İmam (a.s) şöyle buyurdu:

Ey Hişam! Allah’a andolsun ki, bu istidlal İbrahim ve Musa’nın Suhufu’nda yazılmıştır.(1)

5- el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.1176- el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.117.1- Usul-i Kâfî, s.1102- Kurbu’l-Esnad, s.126, taş baskı3- Rical-i Keşşî, s.433.1- Rical-i Keşşî, s.431.1- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.2752- Rical-i Keşşî, s.4303- el-Fihrist, Şeyh Tusî, s.1174- Müminu’t-Tak’ın dükkânı, Kûfe’de bir tavanın altında yer aldığı için ona bu isim verilmiştir.5- el-İrşad, Şeyh Müfid, s.135, 239 ve 240.1- Rical-i Keşşî, s.1862- Rical-i Keşşî, s.1873- Hicr Suresi, 384- el-Fihrist, İbn Nedim, s.263, Mısır baskısı.1- Hz. Davud’la (a.s) iki meleğin kıssası Sâd Suresi, 21 ve 26. ayetlerde zikredilmiştir. Bunu açıklamasını tefsir kitaplarında bulabilirsiniz.1- el-Fusulu’l-Muhtare, Seyyid Murtaza, s.26, Necef baskısı, (özetle).1- Rical-i Keşşî, s.271 273; Usul-i Usul-i Kâfî, c.1, s.196, biraz farkla; Murucu’z-Zeheb, Mesudî, içeriğe zarar vermeyecek fazla bir farkla.(Bir şükran ifadesi olarak şunu da belirtelim ki, bu yazının hazırlanıp düzenlenmesinde Merhum Kâzım Kureyşî’nin Hayatu’l-İmami’lKâzım -a.s- adlı eseri esas alınmıştır.)

Kaynak: İmam Musa Kâzım (a.s) (Ehlibeyt Serisi-1)/ Telif Komisyonu.